10. bölüm · Bizim Savaşımız

Bölüm 9: Şantajcının Bakış Açısından

Kitapyazar23 ~*

Hepinize merhabaa, canlarım! 🫶🏻
Bu kadar uzun beklettiğim için hepinizden özür dilerim. 💕
9. bölüm iki farklı bakış açısından oluşuyor. İlk bakış açısı şantajcının bakış açısı olacak. Bu bakış açısı biraz ilahi bakış açısıyla yazıldığı için daha kısa olacak. İkinci bakış açısı ise her zamanki gibi Lara'nın bakış açısından oluşacak.

İyi okumalarrr! Hepinizi çok seviyorum. 💖

Siyah kapüşonumu başıma geçirip etrafı gözetledim. Sokak sanki birazdan bu evden bir cesedin çıkacağını biliyor gibiydi. Bomboş ve kapkaranlıktı ve hüzünlü bir havası vardı. Şu an dışarıdaydım ve hâlâ Lara'yı ve diğerlerini seviyordum. Fakat içeriye ilk adımımı attığım an ondan nefret eden, acımasız bir düşman olmalıydım.

Yatak odasının penceresine bakıp gözümden akan yaşı sildim. Fakat birazdan yaşayacağı korkuyu düşününce yaşlar tekrar akmaya başladı. Cebimdeki telefonu çıkarıp son gelen mesaja baktım.

- İçeri girme zamanı, kurban.

- Ne yapman gerektiğini biliyorsun.

Affet beni, Lara. Yapmam gerekiyor. Buradaki tek kurban sen değilsin. Affet.

Son kez etrafa bakıp kimsenin olmadığına emin olunca saklandığım yerden çıkıp evin kapısına doğru yöneldim. Verilen anahtarı alıp sessizce kapıyı açtım. Eve girince içimdeki tüm duygular bedenimi terk edip yerine derin bir öfke ve nefret bıraktı. İçimdeki tüm kararsızlığı hırsla doldurdum. Kapıyı sertçe çarpmamak için zor duruyordum.

"Trafik kazası," diye Elina'nın sesini duydum. Burada olmaması gerekiyordu. Onu uyarmıştım. Dinlemeyip kendi bildiğini yaptığı için gururla gülümsedim. Bir sanatçının sözünü dinlememek büyük aptallıktı. Güçlü ucubeye yazık oldu. O işime yarayabilirdi.

"Yani herkes trafik kazası diye biliyor."

Güçlü ucube konuşmaya devam edince bu konu ilgimi çekmeye başlamıştı. Cinayet mi işlenmişti? Ne zaman? Kim öldürüldü?

"Trafik kazası değil mi?"

İşte bu kendini gerçekten bir şey sanan salağın sesini duyunca içeri girip onu ellerimle boğmamak için kendimi zor tutuyordum.

"Bence değil. Onu bulduklarında gözleri bağlıydı. Biri neden araba kullanırken gözlerini bağlar ki?"

Şu an derhal yukarı çıkıp saklanmam gerektiğini biliyordum fakat olanları fazlasıyla merak ediyordum. Bir süreliğine daha onları dinlemeye karar verdim.

"Annem kendi içine çekildi. Onu kafasında yaşattı ve yaşamaya zihninin içinde devam etti. Babamla birlikte o da ölmüştü ama sadece babam toprağa gömülmüştü. Nefes alıyordu ama ölüydü. Yürüyordu ama attığı her adımda daha fazla çöküyordu. Bir zaman sonra tekrar yemeklerini yiyordu ama yememiş gibi durmadan zayıflıyordu. Ben ise onların kâbuslarındaki kıza dönüştüm. Kendimi tanıyamaz hâle geldim. İnsanların acısından zevk almaya başladım. Kendi acımı onlarda görmek istedim. Bencilleştim. Buna engel olan bir aile aradım, olsaydı bu hâlde olmazdım ama yoktu. Yalnızdım, Lara."

Güçlü ucube kendini biraz daha acındırırken gözlerimi irice açıp kocaman gülümsedim. Kahretsin, kahretsin, kahretsin. Bu bilgiyi çok iyi kullanabilirdim. Üstelik beni daha iyi bir şekilde ödüllendirirlerdi.

- İçerideyim.

Diye bilgilendirdim.

Onlar konuşmaya devam ederken parmak uçlarımın üstünde yukarı çıktım. Kahretsin, ayağım çok fena ağrıyordu. Ses yapar diye ayakkabı giymeme bile müsaade etmediler. Karşıma çıkan ilk kapıyı açtım ve iki kişilik büyük bir yatakla karşılaştım. Hanımefendimizin anne ve babasının odası. Benden aldığını ondan alacaktım.

- Yakalanırsan telefonu kır.

- Bizi satmanın cezasını çok iyi biliyorsun, bu yüzden ona göre davran.

Tehdit dolu mesaja bakıp gülümsedim. Ben yanarsam peşimden tüm dünyayı yakarım. Bedeli her ne olursa olsun.

Odanın içinde saklanacak yerleri süzdüm. Gözlerim onaylarcasına duvarın köşesinde duran boy aynasında duraksadı. Harika! Saklanacak yerimi bulmuştum.

Eldivenlerimi takıp cebimdeki malzemeleri çıkarttım ve hepsini tek tek kontrol ettim. Enjektör. Bunu alırken çok kararsız kalmıştım çünkü o aptal bana karşı direnemeyecek kadar güçsüzdü veya ben onu yenebilecek kadar güçlüydüm. Bıçak ve siyah bir poşet.

Onları beklerken bir anda kendi kendimi düşünürken buldum. O dışarıdaki hassas, duygusal ve zayıf hâlimi. Bu görevi yaparken o hâlimden nefret ediyordum. Fazla güçsüzdü o. Hep böyle kalmak istiyordum fakat bu evden çıkar çıkmaz o hâle döneceğimi biliyordum. Kesin yine ağlayarak yatacaktım. Böyle türler uzun yaşamaz. Kendi ölümünü kendi getirir. O kişiliğimde onlardan biriydi.

Aşağıdan sesler gelmeye başlayınca yukarı çıktıklarını anladım. Hemen aynanın arkasındaki yerime geçtim. Tam zamanında, çünkü kapı açılınca içeri güçlü ucube girdi. Biraz sonra olacaklardan habersiz kapıyı kapattı ve yatağa sırıttı.

Baban hakkındaki o bilgiyi sana karşı öyle bir kullanacağım ki çıldıracaksın.

Beni görmüyordu. Karanlığa bir kez daha içtenlikle teşekkür ettim. Üstündeki kazağı çıkarmak üzereydi. Arkasının bana dönük olmasını fırsat bilip daha ne olduğunu anlamasına izin vermeden üzerine atlayıp bıçağı sırtına sapladım. Acı dolu bir çığlık evi yankılayınca günler sonra ilk kez nefes alabiliyormuşum gibi rahatladım.

"KAPINI KİLİTLE, LARA!" Bu hâldeyken bile Lara'yı düşünmesi komikti.

"KAPINI KİLİTLE! O BURADA!"

Yumruğumu sıkıp ona doğru hareket etmiştim ki benden önce davranıp sol yumruğunu burnuma, hemen ardından sağ yumruğunu yanağıma vurmuştu. Burnumdan "kıt" diye bir ses gelince büyük ihtimalle kırıldığını anladım. İçimdeki öfke büyürken ona doğru tekrar bir hamle yapmıştım fakat bu sefer de yumruğumu havada yakalayıp ayağını karnıma sertçe geçirip arkaya doğru sürünmeme izin verdi.

"ELİNA, LÜTFEN AÇ ŞU KAPIYI!"

Güçsüz ucubemizin sesi kapının diğer tarafından gelince Elina'nın kapıyı kilitlediğini anladım. Ne fedakârlık ama!

"BU BOŞUNA GİDERSE GÖRÜRSÜN! ODANA GİT VE ARVİN'İ ARA!"

Gülümsedim. Arvin'e fazla güveniyordu.

Elina kısa bir anlığına arkasını döndüğünde hemen cebimden iğnemi çıkartıp boynuna sapladım. Tekrar çığlık attı ve sonra aniden sessizleşti. Sadece bana baktı. Beni görmeye çalıştı fakat gözleri kararmaya başlamıştı bile. Bir şeyler söylemeye çalıştı fakat dudaklarını bile hareket ettiremedi. Yere yığılırken onu son anda tutup kapıdan uzaklaştırdım. Odanın tam ortasına karnının üstünde bırakırken sırtındaki bıçak hâlâ oradaydı. Bıçağı alıp biraz daha derine bastırdım ama şimdi az öncekinin aksine hiçbir ses yoktu. Kana bakarken dalıp gittiğimi fark ettim.

Hemen ayağa kalkıp eldivendeki kanla duvara bana verilen tehdit mesajını yazdım. Lara'nın tepkisini görmek için nelerimi vermezdim. Tam camı açıp atlayacakken son kez yerde yatan kıza baktım. Tereddüt ettim.

Kahretsin.

Hemen geri dönüp kilidi açtım ve güçsüz ucubenin içeriye girmesine izin verdim. Henüz canım bir katil olmak istemiyordu. Onların canlarını yakmak istiyordum, öldürmek değil. O kadar çok acıtmak istiyordum ki benim yapmama gerek kalmadan kendileri kendi hayatlarına son versinler. Özellikle o güçsüz ucube. Acıyı umursamadan hızla evden uzaklaştım. Adrenalin tüm vücudumu ele geçirirken ben bana verilen konuma doğru koştum.

Dedikleri gibi sokak bomboştu. Sadece koyu gri bir araba vardı. Onların arabasıydı bu. Rahatlayarak arka koltuğa geçtim ve şoföre gülümsedim. Daha onun ismini bile bilmiyordum fakat o benim hakkımda çok bilgiliydi. Gelecek hayallerime dâhil her şeyimi biliyordu.

"Yapman gerekeni yaptın mı?"

Başımı onaylarcasına sallayınca tek kaşını kaldırarak bana baktı.

"Senin gibi masum gözüken biri nasıl böyle bir şey yapar?"

Söz konusu nefretse insan her şeyi yapardı. Bunu bana onlar öğretmişti. Tıpkı bu dünyanın ilk başta düşündüğüm gibi toz pembe olmadığını öğrettikleri gibi.

Telefonu alıp görevi tamamladığım haberini ilettim.

- Ödülün odanda.

Sinirle kıkırdadım. Bu para yeterli değildi. Durumumu bilmelerine rağmen fazlasıyla az para veriyorlardı.

- Bir dahakine daha fazlasını istiyorum. Yaptığımın karşılığı bu olamaz.

Cevabım fazla gecikmedi.

- Bu konuda söz hakkın yok.

Kıkırdamalarım kahkahaya dönüşünce öndeki adam bir anlığına bana ters ters baktı. Onun o şaşırmış yüz ifadesine daha çok güldüm. Kahkahalarım aniden yarım kaldı.

Kahretsin.

Gözlerim dolmaya başladı ve kendimi bir anda sorgularken buldum. Aldığım az miktar para birini öldürmeye değmezdi! Ne hakla birinin hayatını elinden alıyordum ki ben?

Allah'ım, ne olur ölmesin, diye yalvardım. Umarım Lara fazla paniklemeyip ne yaptığının farkındadır. Gerçekten iyi değildim. Dakikalar önce acımasızca bıçakladığım kız için üzülüyor, ölmemesi için dua ediyordum. Dudağımdan kopan hıçkırığa engel olmaya çalışmadım ve bir gece yarısı yüzümü, bıçakladığım kızın kanıyla bulaşmış ellerimle kapattım ve kendimden geçene kadar hıçkıra hıçkıra ağladım.