9. bölüm · Bizim Savaşımız

Bölüm 8: Kanlı Mektup

Kitapyazar23 ~*

Elina kendine aralıksız yumruk geçiren adamı üzerinden atmayı başarmıştı fakat daha kalkar kalkmaz adamlardan öbürü gelmişti. Ve bu böyle devam ediyordu; birini yere serse öbürü geliyordu ve bu arada yere yığılan adam tekrar kalkıyordu. Elina'nın gücü gitgide tükeniyordu. Benim de kulaklarım ağrıyordu çünkü dövüş başladığından beri Mirza kulağımın dibinde bağırarak Elina'ya destek olmaya çalışıyordu.

"Vursana ona Nagehan, bitir onun işini!" Yakınındaki insanların sinirli bakışlarını umursamadan devam ediyordu. Elina adamlardan ikincisini yüzüne attığı tekmeyle bayıltmıştı. Geriye iki adam kalmıştı.

"Evet, işte bu!" Mirza'nın bağrışı üzerine sağımda duran Pera ona baktı. "Arkadaşı olmadığına emin misin?" diye sorunca Mirza onu duymazdan geldi. Ya da duymadı ve bağırmaya devam etti. Etraftaki kulak tırmalayan sesin üstünden Pera'nın "Hadi be kızım, son bir adam kaldı," diye mırıldandığını duydum çünkü

Elina artık ciddi ciddi tüm gücünü kaybetmişti ve adeta sürünüyordu. Mirza ise bağırmayı bırakıp çatık kaşlarla ona bakıyordu. Aniden Pera'ya döndü ve "Ben de dövüşe katılırsam ödül kazanıyor muyum?" diye sordu. Pera bir an düşündü ve sonra başını onaylarcasına salladı.

"Şimdi katılabilir miyim o zaman?"

Bu sefer Pera daha uzun düşündü. Yüzü gözü kan olan Elina'ya baktı. Aslında cevap evetti ama o arkadaşını düşünüyordu. Başını yine sallayınca Mirza hiç düşünmeden ringe girdi ve adamdan merhamet dilercesine gülümsedi.

İki dakika önce yanımda duran Mirza şimdi ringde hem adamın hem Elina'nın afallamış bakışları altındaydı. Adam omuzlarını silkip Mirza'ya sert bir hamle yapmıştı, o ise kendisinden beklenmeyen bir hızla kaçınmayı başarmıştı. Adam sinirle ona bakınca Mirza araya mesafe koydu. Hamle yapmıyordu, adamı dövmeye çalışmıyordu, sadece adamın yumruklarından kaçmaya çalışıyordu. Adamı yormaya çalışıyordu. Elina'ya istediği zaferi vermeye çalışıyordu. Adamın dikkatini Elina'nın üzerinden alıyordu. Bu sayede Elina birkaç dakika dinlenecek, sonra yine devreye girip adamı yenecekti.

Elina bunu anlayınca yüzünde ilk defa gördüğüm bir tebessüm belirdi. Alaycı bir gülümseme değildi, içten bir gülümsemeydi.

Pera iyice heyecanlanmıştı. "Ooo çok iyi bu, bunlar harika bir takım olur. Bundan sonra şu çocuğu da çağıracağım, Elina'yla beraber dövüşsün," dedi gülerek.

Ben ise gözlerimi ringdeki ikiliden alamıyordum: yüzü kan içinde kalan Elina ve yorgunluktan ter içinde olup adamdan kaçan Mirza. Etrafıma bakınca Mirza'nın girişine sadece bizim heyecanlanmadığımızı anladım. Tüm seyirciler iyice coşmuştu. Bir adam hariç. İki çift kahverengi göz ölümcül bir şekilde Elina'ya bakıyordu. Arvin.

Elina sanki kuzeninin öfkeli bakışlarını hissediyormuş gibi aniden kaşlarını çattı ve birini arıyormuş gibi etrafına bakmaya başladı.

"Nagehan yardım etsene!" Mirza'nın haykırışıyla Elina aramayı bırakıp ayağa kalktı. Adamın arkasına geçer geçmez ayağını kancalayarak dengesini bozup düşmesini sağladı. Yere devrilen adam daha neler olduğunu anlamadan Elina yumruk yaptığı elini art arda yüzüne geçirdi ve böylece o son adamı da etkisiz hale getirmeyi başarmıştı.

Pera sevinçle çığlıklar atmaya başlayınca insanların bazıları homurdanırken öbürleri Pera gibi bağırıp alkışlıyordu. Elina kazanmıştı. Dördüncü adamı biraz da olsa Mirza'nın yardımıyla kazanmış olsa bile diğer üç adamı kendi başına yenmişti ve bu ona karşı duyduğum hayranlığı derinleştirmişti. Pera hemen ringe girip Elina'nın kolunu tuttu ve havaya kaldırdı. Sonra Mirza'ya baktı ve onun da kolunu kavrayıp havaya kaldırdı.

Mirza gururla güldü ve bana bakıp "Gördün mü ne kadar iyi dövüşüyorum," diye dudaklarını oynatınca gülerek başımı salladım.

Göz ucuyla Arvin'in bana doğru gelmeye çalıştığını gördüm. Kalabalığın arasından önüne geleni itip gelmeye çalışıyordu. "Sizin burada ne işiniz var?" dedi yanıma gelince.

"Senin burada ne işin var?" sorusunu aynı soruyla cevaplamam üzerine burnundan soludu.

Tam bir şey diyecekken Mirza heyecanla aramıza geldi.

"Arvin gördün mü adamı nasıl yendiğimi," diye atıldı ama yanında duran Elina'yı görünce "yendiğimizi," diye düzeltti.

Arvin ise onu duymazdan gelip Elina'ya döndü.
"Onları nasıl buraya getirirsin!" dedi sinirle.

"Onu ben getirmedim," dedi Mirza'yı işaret ederek. "Lara'yı da güvenliği için getirdim."

"Sence Lara burada güvende mi?"

"Yanımdan ayırmamam gerektiğini söylemiştin."

Arvin onunla baş edemeyeceğini anlayınca bana baktı.

"Sen neden hayır demedin?"

"Onu dövüşürken görmek istedim," diye gülerek cevaplayınca bu sefer Mirza'ya baktı. Mirza neyin geleceğini anlayınca hemen başını iki yana salladı.

"Beni kavganıza karıştırmayın, buradaki tek suçlu bu ikisi!" deyip bir adım uzaklaştı.

Arvin de dudaklarını birbirine bastırıp kendi arabasına doğru gitti.

"Sandığım kadar da kızmadı," dedi Elina düşünceli bir şekilde.

"Ödülünü aldın mı Mirza?" diye sordum konuyu saptırmak için. Heyecanla başını sallayıp cebinden bir zarf çıkardı.

"İşte burada. Çabaladım ve karşılığını aldığımı düşünüyorum," dedi saf bir mutlulukla.

"Evet, tebrik ederim Emirhan. Senden beklemediğim cesaretti doğrusu," dedi Elina. Bu Elina'nın iltifat etme şekliydi galiba.

"Senin evine gidelim mi Lara, Arvin de galiba oraya gidecek?"

Başımı sallayarak Elina'yı onayladım. Arabaya bindiğimde bir şeyin üstüne oturduğumu fark ettim. Bir zarftı. Üstünde koca harflerle ismimi görünce ellerimin titrediğini hissettim. Hızla zarfı açıp içindeki notu okumaya başladım.

Dövüşü beğendin mi Lara? Belki bir gün ben de seninle böyle dövüşürüm. Sen hayatta kalabilmek için, ben ise seni öldürebilmek için dövüşürüm. Küçük bilgilendirme: Sende kalan kız seni benden kurtaramaz, onu da tehlikeye atıyorsun. Bu küçük oyunumuzun ikimiz arasında kalmasını isterdim doğrusu. Yaptığın her şeyi biliyorum, görüyorum, duyuyorum, sandığından daha yakınım. Kimim ki ben?

"Bu sefer de not mu göndermiş?" diye sordu yanımda oturan Elina. Başımı sallayınca notu vermem için elini uzattı. Nota gereğinden fazla baktı ama sonra kahkahalara boğuldu ve notu bana geri verdi.

"Tehditçi bizi korkutmak için mesajları bırakıp nota geçiş yaptı," derken gözlerinde korkunun en ufak bir izi bile yoktu. Aksine olayı komik buluyor gibiydi.

"Senin arabanı açtı Elina, anahtar senden başka kimsede var mı?"

Biraz düşündükten sonra "Arvin'de var sadece," dedi.

Aklıma direkt Mert Bey'in karakolda dedikleri geldi: "İki tehdit geldiğinde de yakınlardaydınız. Üstelik onun telefonuna da kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Bu sizi şüpheli durumuna düşürüyor."

Hadi ama Arvin'in bununla hiçbir alakası yok, diye geçirdim içimden.

"Emirhan'ın getirdiği panoya asalım bu notu, dedektiflik zamanı," diyerek beni düşüncelerimden böldü.

Son kısmı beni güldürme amaçlı söylese de bu kez başaramamıştı.

"Sence bu kişi tanıdığım biri mi?" Uzun süre kafamda dolanan soruyu sonunda birine sorabildiğim için rahatlamıştım.

Derin bir iç çekip direksiyondaki ellerini sıktı.
"Bilmiyorum. Tanımasan da ya seni iyice araştırmış ya da seni tanıyan birisinden bilgi alıyor," diye cevap verdi.

Bu konu açılınca kendimi hep parmaklarımı yoğururken buluyordum ve şimdi yine aynısını yapıyordum.

"Beni tehdit edecek kadar ne yaptım ki?"

"Kendi yaptığın bir şeyi neden bana soruyorsun ki?"

"Elina, ben kimseye bir şey yapmadım," diye kendimi savunmaya geçtim.

"Haklısın, birilerinin canı sıkılmış ve birini tehditleriyle rahatsız etmek istedi. Sekiz milyar insanın içinden de seni seçti tabii."

Böyle dese kulağa çok saçma geliyordu evet ama ben gerçekten kimseye bir şey yapmamıştım.

"Elina lütfen, ben yabancı insanlarla konuşurken bile elleri titreyen biriyim, ne yapabilirim ki?"

"Biraz utangaçsın doğru ama zaten insanlığın en kötüler utangaç gözüken insanlar değil mi?"

"Sence ne yapmış olabilirim Allah aşkına ya?"

"Orasını sen biliyorsun sorun paketi."

Abartılı bir şekilde oflayarak sinirlendiğimi belli etmeye çalıştım.

Eve vardığımızda Defne ve Nehir de gitmişlerdi. Ben, Mirza, Elina ve Arvin vardık.

"Not mu, bu sefer de not mu göndermiş?" Mirza'nın sorduğu soruyu başımı sallayarak cevapladım.

Arvin derin bir iç çekti. "Notu ver," dedi. "Kâğıda basmış, zekice." dedi notu incelerken.

Doğru, el yazısını tanımamamız için kâğıda basmıştı.

"Zeki bir insanla karşı karşıyayız," dedim boğuk bir sesle.

"Tek kişi olduğunu nereden biliyorsun?" diye sordu Elina. "Belki daha fazladır."

"Bence daha fazladır," diye Elina'yı onayladı Mirza.

Hepimiz Arvin'in tahminini duymak için bakışlarımızı ona çevirdik. Bana bakıp, "Orasını bilemem. Belki tek kişidir, belki de daha fazladır." dedi.

Cidden mi? Gerçekten bilmediğimiz bilgilerdi bunlar.

"O zaman dedektiflik zamanı." Mirza, Arvin'in elindeki notu alıp salonun tam ortasında duran panoya astı.

"Yalnız bir sorun var." Hepsi bana bakınca devam ettim. "Ailem bu panoyu fark eder."

"Bende kalsın?" dedi Arvin hemen.

Bu iyi bir fikirdi. Arvin'in evine Elina dışında kimse girmiyordu. Onunla on bir yıldır arkadaştım, evine sadece iki kez almıştı.

Mirza şiddetle başını iki yana salladı. "Hayatta izin vermem abi."

Arvin kaşlarını çatıp ona baktı. "Sebep?"

"Bu adam şimdi bir şeye kızar, gider sinirini benim panomdan çıkarır."

"Evimde boks torbası dururken?"

"O zaman Nagehan gelir kırar, hem zaten kendisi benden nefret eder."

Elina bu sözleri ne doğruladı ne de reddetti, sadece sessizliğini korumayı tercih etti.

Büyük bir itiraz ve kavgadan sonra Mirza sonunda Arvin'e panosunu verdi. O ise hiç oyalanmadan evine yollandı.

"Yazıklar olsun senin kuzenin olacak o adama. On yıllık arkadaşız, bir kere teşekkür etmedi."

"Bana niye söylüyorsun Emirhan, git ona söyle."

"Sence o beni ciddiye alıyor mu?"

"İnsanlar seni ciddiye almazsa ciddiye almalarını sağla o zaman."

"Hmm, peki sence insanların beni ciddiye almaları için ne yapmalıyım?"

"Hayatından at gitsin, Emirhan."

"O zaman hayatımda biri kalmaz."

"O zaman sıkıntı sende, ne yapayım."

Mirza ona ters ters baktı ve "Aman, senden tavsiye isteyende kabahat zaten," deyip bana döndü.

"Evet Lara, senin bana verebilecek tav..." diyordu ki vazgeçti.

"Aman boş ver, senin kendine hayrın yok," deyince şok içinde ona baktım.

"İnsanların seni neden ciddiye almamasını şimdi daha iyi anlıyorum," diye mırıldandım.

"Nedenmiş?"

"Hıyar gibi adamsın abi, insanlar seni nasıl turşu yerine koysun," dediğimde Elina büyük bir kahkaha patlattı.

"Benzetmelerin mükemmelmiş Lara," dedi zar zor.

Mirza anlamayarak bana bakınca güldüm. "Anlayana artık."

"Abarttığınız kadar komik değildi."

"Bence komik," diye karşı çıktım.

Elina beni "Bence de komik," diye onaylayınca Mirza,

"Mizah anlayışınız batsın sizin," deyip sinirle evden çıktı.

"Bence abartıyor," dedim o gittikten sonra.

Elina gülerek başını salladı. "Bence de abartıyor."

Yarım saat sonra uyumak için odama girmiştim ki Elina benim geceliklerimle yatağımda uzanıyor ve komodinimden aldığı şiir defterimi inceliyordu.

"Birileri âşık mı olmuş ne."

"Ben mi?"

"Senin şiir defterin olduğuna göre evet, sen."

"Âşık değilim."

"Yazdıkların öyle demiyor ama," diye karşı çıkınca

"Âşık değilim," diye tekrarladım.

"Ölümü isteyecek kadar sevmedim seni, ama senden sonra yaşamak canımı yaktı," diyerek şiir defterimden yazdığım bir alıntıyı okudu. Bu alıntıyı ilk defa benden başkası okumuştu ve kulağa gerçekten âşık birinin sözleri gibi geliyordu fakat ben hiçbir zaman âşık olmamıştım. Bu tür alıntıları yazabilmek için sadece düşünmem yeterliydi.

"Yazarken kalbimi değil, beynimi kullanıyorum," deyince güldü.

"Beynin mi vardı senin," diye beni azarladı.

Sinirle ona baktığımı görünce "Aman be, niye hemen kızıyorsun, şakalaşıyorum sadece," dedi.

Tam bir şey diyecektim ki çalan telefonum buna izin vermedi.

Telefonumda "Annem" yazısını Elina'ya gösterdim.

"Efendim anne," diyerek telefonu açtım.

"Alo kızım nasılsın?"

"İyiyim anne, sen nasılsın?"

"Ben de iyiyim, amcan da iyi, bilinci yerine geldi," diyerek günün haberini verdi.

"Sıkılmıyorsun değil mi kızım?"

Bunu duyan Elina kaşlarını çattı. "Ben varken?"

Onu duyan annem "O kız kim?" diye sordu

"Arkadaşım anne, Elina adı," diye cevap verdim.

"Versene ona, bir onunla da konuşayım," deyince kafasını şiddetle iki yana sallayan Elina'ya baktım. Telefonu ona uzatırken gülmemek için yanaklarımın içini ısırıyordum.

"Alo ablacığım merhaba, ben Elina. Bu birkaç gün burada Lara sıkılmasın diye kalıyorum, umarım bu sizin için de bir sıkıntı değildir," deyip benim de duyabilmem için telefonu hoparlöre aldı.

"Yok kızım estağfurullah, sadece tanımak istedim seni, hatırlayamadım da."

"Elina, ben Arvin'in kuzeniyim, onu tanırsınız."

"Hımm."

"Allah amcamıza şifa versin bu arada ablacığım."

"Amin kızım amin. Lara'ya verir misin telefonu?"

Elina rahatlayarak telefonu bana geri verdi.

"Ne oldu anne?"

"Kızım, benle baban yarın akşam yine evdeyiz, ona göre evi falan toparla, temizle biraz," deyince gözlerimi devirdiğimi göremediği için sevindim.

"Tamam anne, tamam."

Telefonu kapattığımda Elina anlam veremediğim bir ifadeyle bana bakıyordu. "O zaman bugün buradaki son günüm."

"Belki de sorsak bir süre daha kalabilirsin," gitmesini istemiyordum çünkü o buradayken normalde sıkıcı gelen şeyler bile eğlenceli oluyordu.

"Benim de annem var Lara, evde beni bekliyor."

"Baban?" Şimdiye kadar annesinden az da olsa bahsetmişti, onun hakkında konuşunca hemen yüzü düşüyordu ve sessizleşiyordu. Annesiyle bağlarının iyi olmadığını anlamıştım fakat babasından hiç bahsetmediği için bende merak uyandırmıştı.

"Öldü, ben küçükken öldü," deyince yutkundum.

"Ben... özür dilerim, bilmiyordum... başın sağ olsun," dediğimde güldü. Gözlerine ulaşamayan bir gülüş.

"Sorun değil, nereden bilebilirdin ki."

Bu sözleri pişmanlığımı dindirememişti çünkü az önceki neşeli halinden eser yoktu.

"Atıştırmalık bir şeyler yiyelim mi?" diye sorarak konuyu değiştirmeye çalıştım.

"Gerek yok, aç değilim."

"Tiramisu yapmıştım, daha var."

Gözlerini büyütüp bana parlayan gözlerle baktı. "Ben tiramisu çok severim," dedi ve beni beklemeden mutfağa koştu. Gerek yokmuş diye düşündüm gülerek.

Peşinden aşağı indiğimde tiramisu tabağını mutfak masasına koymuştu ve afiyetle yiyordu. Geçip onun karşısında oturdum.

"Bana da biraz yapsana sorun paketi, kendim yapamam ben."

Gülerek "Sorun değil, ben yaparım sana," dedim.

Tabii ki yapmazdım. Bunun için fazla üşengeçtim.

"Yapmazsın sen," dediğinde bozulmuş gibiydi.

"Yapmam ben," diye onu onayladım. Kendime zor zaman buluyorken ona neden tatlı yapayım ki.

Ona babasının nasıl öldüğünü sormak ve sormamak arasında kalmıştım. Nasıl olduğunu deli gibi merak ediyordum ama yeniden keyfini kaçırmak istemiyordum. Şimdilik bu konuyu kapatmaya karar vermiştim ki Elina, "Söyle, ne söyleyeceksen," dedi.

Tedirginlikten alt dudağımı ısırırken o bu halime güldü.

"Nasıl öldü," diye sorunca gülüşünün yok olması saniyeler sürdü ve ben yine bu dilime hâkim olamadığım için kendimden nefret ettim.

"Trafik kazası," dedi, tekrar tebessüm etmeye çalışarak.

"Hımm," diye bir ses çıkarıp nasıl olduğunu kafamda canlandırmaya çalıştım.

"Yani herkes trafik kazası diye biliyor," diye devam edince afallayarak ona baktım.

"Trafik kazası değil mi?" diye sorunca başını iki yana salladı. "Bence değil."

Devam etmesi için sustum ama konuşmayınca "Neden?" diye sordum.

"Onu bulduklarında gözleri bağlıydı. Biri neden araba kullanırken gözlerini bağlar ki?"

Bu sözleri içimi ürpertti. Elina'ya göre babası ölüme gönderilmişti. Tabii bu garip bir intihar şekli de olabilirdi.

Onu daldığı düşüncelerden bölmemek için sessizliğimi korudum.

"Onun ölüm haberini alınca ufak ailemiz paramparça oldu." Beklenmedik bir anda tekrar onun sesini duyunca yine ufak bir afallama yaşadım.

"Annem kendi içine çekildi. Onu kafasında yaşattı ve yaşamaya zihninin içinde devam etti. Babamla birlikte o da ölmüştü ama sadece babam toprağa gömülmüştü. Nefes alıyordu ama ölüydü. Yürüyordu ama attığı her adımda daha fazla çöküyordu. Bir zaman sonra tekrar yemeklerini yiyordu ama yememiş gibi durmadan zayıflıyordu. Ben ise onların kabuslarındaki kıza dönüştüm. Kendimi tanıyamaz hale geldim. İnsanların acısından zevk almaya başladım. Kendi acımı onlarda görmek istedim. Bencilleştim. Buna engel olan bir aile aradım, olsaydı bu halde olmazdım ama yoktu. Yalnızdım Lara." Gözleri daha önce görmediğim büyük bir kederle doldu.

"Psikoloğa gitmeyi denedin mi?" Bu laflarım onu kelimenin tam anlamıyla cinnet geçirtmişti. Kaşlarını havaya kaldırıp bana baktı. "Delirdiğimi mi düşünüyorsun?" tamamen yanlış anlamıştı beni.

"Tabii ki hayır, sadece olanları birisiyle konuşmaya ihtiyacın vardır. Küçüktün, içinde tutmasaydın keşke."

Bir an bana öyle bir baktı ki geri adım atmam gerektiğini hissettim, sonra aniden başını arkaya doğru atıp sinirle kahkaha attı. Ona şimdi gerçek bir deli gibi gözüktüğünü söylememek için dilimi ısırdım.

"Ben senin gibi değilim, sorun paketi. Kimseye içimi dökmeye ihtiyacım yok," içtenlikten uzak bir şekilde gülümsedi.

"Ama şu an döküyorsun," dedim elimle kendimi işaret ederek.

"Merakını gideriyorum sadece," diye düzeltti beni. Kaşlarımı çatınca eski alaycı gülümsemesi geri döndü. "Yoksa beni o bakışlarla rahatsız edip dursun," diye devam etti.

"Ben mi seni bakışlarımla rahatsız ediyorum," diye söylendim.

"Bugün ben annenin odasında yatacağım," diye konuyu değiştirdi.

Arvin'e benzerliği beni kıkırdattı. "Kurban olduğum ya, kuzeni gibi ne güzel izin alıyor."

Gülerek başını iki yana salladı. "Haberin yok değil mi?"

"Neyden haberim yok?" birazdan söyleyecekleri beni sinirlendirecekmiş gibi hissediyordum.

"Arvin'in seni korumak için burada kaldığı gün var ya."

"Eee?"

"Gizlice annenlerin yatağında yatmış, öyle dedi."

Kaşlarımı çatıp düşünceli bir şekilde ona baktım. Ama doğruyu söylüyordu.

"Nasıl koltukta yatmasını bekledim ki ben ondan zaten," diye homurdanınca kıkırdamaları kahkahaya dönüştü.

"Arkadaşını çok kötü tanıyorsun," dedi eğlenerek.

Daha fazla dalga geçmesine dayanamadığım için kalktım. "Ben yatıyorum."

"Peki ben?"

Tebessüm ederek ona baktım. "İstediğin yerde yatabilirsin." Onu burada tutsak ediyormuşum gibi hissediyordum, zaten bir de yattığı yere karışmak istemiyordum.

Zafer kazanmış gibi bana baktı. "İşte bu be. Hem ben seni burada nasıl koruyorsam yukarıda da korurum."

Gülerek başımı salladım ve odama, yukarıya doğru yöneldim.

"İyi geceler," dedim arkama bakmadan.

"Iyi geceler sorun paketi." Artık bana böyle seslenmesi sinirimi bozmuyordu. Aksine komiğime gidiyordu fakat başkası bana böyle seslenseydi o zaman kızardım.

Tam yatağıma uzanıp kitabımı elime almıştım ki aniden Elina'nın acı dolu haykırışı tüm evde yankılandı.

"KAPINI KİLİTLE LARA."

Korkudan havaya sıçrayınca henüz neler olduğunu anlamamıştım.

"KAPINI KİLİTLE, O BURADA."

Burada... burada... burada... Neler olduğunu sonunda idrak etmiştim. Korku ve panik tüm bedenime yayılmıştı. Titreyen bacaklarımı umursamadan annemlerin odasına koştum. Tam kapı koluna uzanmıştım ki kapı kilitlendi.

"SANA ODANA GİT VE KAPINI KİLİTLE DEDİM!"

Kapının tam diğer tarafından öfkeli sesini duyunca içimdeki korku öfkeye dönüştü. Bu kız kafayı sıyırdığını kapıyı kilitleyerek ispatlamıştı.

"AÇ ŞU KAPIYI," diye kükredim fakat hiçbir şey olmadı.

"ELINA, LÜTFEN AÇ ŞU KAPIYI," diye bağırdım, ağlamaklı bir sesle. Gözlerim dolmuştu. Neler oluyordu içeride?

"LARA, BU BOŞUNA GİDERSE GERÇEKTEN GÖRÜRSÜN. ODANA GİT VE ARVİN'İ ARA."

Odadan Elina'nın son acı dolu feryadı geldi ve sonrası sadece sessizlikti. Odadan artık hiçbir ses gelmiyordu. Ev ürkütücü bir şekilde sessizdi.

"ELINA," diye bağırdım fakat cevap yoktu. Kapının kilidi açılınca hemen içeri girdim ama oda zifiri karanlıktı. Karanlığın içinde cama doğru koşup atlayan bir gölge gördüm. Peşinden gitmedim çünkü önceliğim Elina'ydı.

Tam o an lambayı hiç açmamayı diledim. Elina kanlar içinde yerde yüzüstü yatıyordu ve sırtında bir bıçak vardı. Arkadan saldırılmıştı. Bakışlarımı duvara çevirdim ve orada ne yazdığını gördüm. Büyük değildi fakat okunuyordu ve Elina'nın kanı ile yazılmıştı.

Bu oyunda sadece sen ve ben varız.

Bölüm sonu