6. bölüm / 6
Bizi kimse öldüremezBari Senin Canın Yanmasın
Bölümler 6Şu an: Bari Senin Canın Yanmasın
Elif Alkan
1 hafta sonra
Kader ipinin rengi kırmızı derdi babam, kader birbirine ait olan iki insanın küçük parmaklarına görünmez bir kırmızı ip bağlarmış. Fakat kimse görmezmiş o ipi, ne gözle seçilirimiş, nede elle tutulurmuş ama hissedilirmiş kalptte.
O ip bazen gerilirmiş, insanlar uzak şehirlere savrulurmuş, yanlış zamanlara düşermiş. Başka hayatlara düşermiş, bazen kırılır gibi olurmuş insanın umudu bitti sanırmış, ama aslında o ip asla kopmazmış.
Sadece sabırla bekler zamanı gelince iki kalbi yeniden aynı hizaya getirirmiş. Belki bizde hayatın içinde yürürken farkında olmadan birbirimize çekilirdik, Belki o görünmez bağ kalabalıkların içinden seni bana doğru usulca itti. ilk bakışta gelen o his, sanki geç kaldın ama bana geldin der gibi.
Kırmızı ip kavuşmanın garantisi değil belki ama vazgeçmeyen bir bağın sembolü. Ne kadar dolaşsada çözülür, ne kadar gerilsede dayanırmış. Çünkü bazıinsanlar tesadüf değildir. Bazı kalpler birbirini bulmak için yaratılmıştır, belkide biz o ipin iki ucundayızdır.
Öyle anlatırdı hap babam bu hikayeyi, en sevdiklerimde aralarından buydu. Hep küçüklüğümde ilerde sevgilim olursa onla birlikte bileğimize kırmızı bir ip takmak istiyordum ve evet o kişi Ege'ydi
Derin düşüncelere dalmış bir şekilde okula yürüyordum, kulağımda kulaklıklarımla Berk Baysal'ın Yaralarını Ben Sarayım şarkısıydı. Ben yılda yürürken şarkının büyüleyici melodisiyle kulaklarıma gelmeye başladı.
Olmuyor böyle
Günüm gecem bir çile
Yağmurun sesine senden bahsedeyim
Sen canımı en çok yakansın
En kıymetli zamanımsın
Güzelsin ya elbet, eminim sen banasın
Dur yanıma öyle yanaşma
Doğru söylemem inanma
Severim seni yine elbet
Sen buna aldanma
Gel, yaralarını ben sarayım
Ömrümü ömrüne katayım
Bir gün gülersek elbet, yoluna güller katayım.
Bu şarkı bana hep huzur vermiş kendimi güvende hissettirmişti, gülsemde ağlasamda bende bu şarkının yeri ayrı kalcaktı.
Yolda yürüye yürüye okula varmıştım. Ege çoktan gelmiş sırada oturuyordu.
Benim geldiğimi görünce gülümseyerek "Işık parçası, günaydın" dedi. Bende aynı şekilde ona gülümseyerek "Günaydın Ege parçası" dedim.
Ege yüzünü buruşturarak "Kızım Ege parçası ne ya" dediği esnada, ben kahkaha atıyordum. Benim kahkaha attığımı gördüğü esnada bana bakarak oda sırıtmıştı.
Edabiyat ödevlerini hatırlayınca Ege'ye ciddi bir ifadeyle baktım. "Ege" diye seslendim, Ege bana dönerek "He" diyerek döndü. Ben ise "Birincisi he değil efendim, ikincisi ise Selma Hoca'ya ödevleri teslim ettin mi" diye sordum. Ege kafası sallayınca, önüme dönüp birşeyler karalamaya başladım. Aradan 10-15 saniye geçtikten sonra Ege beni izlemeye başladı. Bu hoşuma gitmişti. İster istemez gülümsemiştim.
Öğretmenler zili çaldıktan sonra hoca içeri girmişti, ayağı kalktığımızda hoca oturum komutu verip selam verdi.
"Evet çocuklar yazdığınız kompozisyonları okudum, aralarından en beğendim sadece bir sıra çıktı, Edabiyat öğelerini böyle güzel kullanarak Ege'le Elif'e teşekkür ederiz. Ege ve Elif yazdığınız kopozisyonlar çok güzeldi, harika bir iş çıkarmışsınız tebrik ederim gençler, kompozisyonlarınızı il milli eğitim müdürlüğüne gönderildi. Eğer güzel bir yorumlama alırsanız her sene düzenlenen Edebi şiiler bilgi yarışmasında okulumuzu temsil edicemsiniz. Dedi.
Gözlerim büyüdü ve Ege'ye bakım, Ege sırıtırak bana baktı elini kaldırarak bana çak yaptı "Harika iş çıkartıcaz demiştim ortak" dedi. Dişlerimi gösterek güldüğüm sırada oda bana güldü ve sonra önümüze döndük.
Okulu temsil etmek çok onurlu bir duyguydu, anlam veremiyorsun. Herkez seninle gurur falan duyuyo, doğru cevap verince alkışlıyorlar falan bence çok güzel bir his.
Aradan bir kaç ders geçtikten sonra bizim sınıfın maçı gelmişti. Elimizde pankartlarla birlikete okulun sahasına inmiştik. Ada, ben, Melis sahanın orda bizimkileri izleyip destekliyoruk.
Aradan bi yirmi yirmi beş dakika geçtikten sonra top Ege'nin ayağına geçmişti, Ege kaleye doğru ilerlerken diğer sınıftan Samet Ege'nin ayağından topu alcağına esnada Ege anlamış olcakki Ayaz'a pas attıp bana geri at adı altında mükemmel bir bakış attı.
Ayaz bunu anlamış olcak ki Ege biraz ilerleyip koştuktan sonra Ege'ye geri pas attı.
Top Ege'ye geri geldikten sonra kaleye sert bir şut çekip gol atmıştı. Herkez hep bir azdan sevinç nidaları dökerken bende sakince alkışlayarak yerimde haififçe zıplıyordum.
Ben Ege'ye baktığımda bana dönmüş ve işaret ve orta parmağını yan yana tutmuş önce o iki parmağını öpmüş sonra alnına en sonda kalbine götürmüştü, herkez Ege'ye hayranlıkla bakarken Ege hiç kimseye bakmıyordu.
Maç 4-3 biterek galibiyeti biz almıştık. Hepsi sınıfa güle oynaya girmiş,hep bir ağızdan sevinç dörtlüleri çıkarırken bende gülerek onları izliyordum.
En son ders zili çalmıştı ve herkes sırasına geçmişti bende Melisle tuvalete tipinize bakmak için girmiştik, aradan bir iki dakika geçmiş tam sınıfa girdiğimiz esnada öğretmenler zili çalmıştı. Melisle ikimiz koşarak sıralarımıza gitmiş ve otumuştuk.
Ben sıraya geçmiş defterime birşeyler çizerken Ege beni görmüş olucakki "Elif" diye seslendi, Elif olduğumu onaylayan bir mırıltı çıksrdığımda geri konuşmaya başladı.
"Sen çok güzel resim çiziyorsun"
"Teşekkür ederim, ilgi duyuyorum bu aralar hoşuma gidiyo hem güzellerde, elimde yakınmış hem hoşuma gitti"
"Güzel güzel, bunları internette paylaş güzel beğeniler kazanırsın haberin olsun"
"Ege bölgesi benim beğeniye ihtiyacım yok merak etme hobi olarak başladım ben bu işe"
Güldü gerizakalı, ben Ege'ye ters ters bakarken Ege ellerini iki yana kaldırıp "Tamam tamam" dedi.
Oflayarak önüme dönmüş resimimi çizmeye devam etmiştim. Ders büyük ihtimalle boştu çünkü biraz zaman geçmiş ve hoca hayla gelmemişti, bunu fırsat bilen bizimkilerde futbol oynuyolardı. En son bende çok sıkıldığım için telefonumla kulaklığımı çıkartmış müzik dinliycektim.
Telefonuma bağlayıp müzik açtığımda başımı gömük birşeyler yazdım çizdim oyalanmıştım.
Ben dalmış tek başıma hikaye yazarken bir anda ne olduğunu anlamadan kafama çok sert birşey gelmiş kafama öne gitmiş ordadanda kafamı sıraya vurmuştum.
Aradan bir kaç saniye geçtikten sonra kafamı kaldırdım ve akıllı tahtanın önünde Mert bana Kaan'da kafama gelen topa bakıyordu. Gözümden canım acıdığı için ister istemez yaş gelmişti, hızla ayağı kalkıp kızlar tuvaletine gitmiştim. Melis'de arkamdan gelmiş birşey olup olmadığını eğer durumum kötüyse buz alıp biz koyalım dedi.
Bende gerek yok diyerek elini yüzümü yıkadım sonra ise kafamda ağrıyan yere su tutup geri sınıfa gitmiştim. Yerine geçip bu sefer hiç birşey yapmayarak uyumayı tercih ettim, Yanımdan Ege'nin kalktığını hissetmiştim Ayaz'ın yanına yada diğerleriyle takılcaktır diye çok kafama takmamıştım.
Beş on dakika sonra Ege geri gelmiş ve beni dürtüp "Elif, kalk bakalım" demişti, kafamı kaldırıp Ege'ye baktığımda elinde buz torbası vardı, ona anlamayan gözlerle baktığımda kafamın ağrıyan tarafını anlamaya çalışıyordu, elini ağırıyan yere getirdiğinde hafif bir şekilde inlemiştim.
Ege ağrıyan yeri bulduğu için buzu çok bastırmadan buzu oraya tutuyordu, tam elinden alıdığımde "gerek yok acımıyo zaten geçer birazdan" dedim, fakat Ege "Acımaz mı hemde çok kötü acır herkez yaşasın ama sen o sikik duyguyu bari yaşama, bari senin yakmasınlar canını" dedi.
Susmak zorunda kaldım, ailesini trafik kazasında daha çok küçükken kaybetmişti, kardeşinden uzak yaşıyordu, amcası istememiş olcakki kardeşi orda kalmasına rağmen o yurtta kalıyordu.
Bir yanım Ege'ye çok üzülüyordu bir yanım ise onu sevgiye boğmak için çıldırıyordu.
Ege'yle sevgili olursam -ki İnşallah olurum- ona ailesinin veremediği sevgiyi vericektim.
Ailesinin bir mezarının olmadığını söylemişti, Eğer Ege ile sevgili olursam babama söyliycek ve ailesini bulmasını sağlamak istiyordum ama babam Sevgili konusuna karşı çıktığı için bunu çok tez yapamiycaktım.
Ege soydan
Bir insana aşıksan onun göz yaşı için kahrolcağını onun güldüğü anı görürsen ise dünyayı keşke durdursamda keşke hep onu izlesem derdi babam annem hakkında, ve bize ise şöyle derdi "Eğer onun gülüşünü soldurup kendin ağlatırsan ise o kızın içinde hep sana kırgın olcağını ve bir daha eskisi gibi daha neşeli olmayıp eski gülüşünü sunmazmış.
Babamla annemi küçükken izlemek keyifliydi, babam ne zaman anneme Karadeniz şivesi yapsa annem hep güler babamda onun gülüşünü izlerdi.
Benim annem gürcü babam ise lazdı, babam karadenizde Gürcistan'ın sınır köylerinden birinde otururmuş, babamla annem sınırın karşı köylerinde oturuyorlarmış,
babam köyde kuzenleriyle ve arkadaşlarıyla arabaların sınırları kullanmak için kullandığı bir köprü varmış, o köprünün biraz aşağısındada böyle piknik yapmalık güzel bir dere karşısı varmış, babamlar oraya gidip ya futbol oynar ya oturur sohbet eder yada telefon ordan iyi çektiği için orda futbol maçı izlerlermiş. Benim annem ise ananem ile arada babamlarım köyünde kurulan bir pazara gelirler alışveriş yapar ve giderlermiş, zaten köylerde yürüyerek yirmi yirmi beş dakika falanmış.
Ananem ve annem yine bir gün karşı köydeki pazara gelmişler fakat onları dedem arabayla bırakmış, annemde arabayla geçerken ordaki bankları falan görüyor fakat o zamanlar babamlar orada yokmuş o yüzden sınırda diye kimse gelip gitmiyo diye düşünmüş.
Ve öylelikle Annem biraz evvel zaman sonra teyzemide alıp gidiyo ama babamlarla karşılaşıyorlar ve babamla amcam aynı kıza anneme aşık oluyolar. Ama babamla amcamında birbirlerinden haberi olmuyor gel zaman git zaman annemle babamın aralarında aşk başlıyo. Amcam babamın hallerinde bir değişiklilik olduğunu fark ediyo ve babamı gözetlemeye başlıyo. Babam bir gece ansızın evden çıkıp o köprünün altına gidip annemle buluşuyorlar, amcamda o gece babamı takip edip olanları görüyor ve babama kendi halinde düşman oluyo.
Ama babam bunu hiç bir zaman bilmemiş amcamın neden böyle bir anda değiştiğini düşünüyordu, babam annemi kendi ailesiyle tanıştırmış ailelerinde rızası olunca evlenmeye karar veriyorlar. Amcam babama şiddetle bu Gürcü kızla olmaz diyip durmuş ama babam annemle arasında olan aşkı bırakmamış evlenmişler.
Sonra ben aradan iki yıl geçtikten sonra ise kardeşim olmuş, amcamda babama olan nefretinden arabanın frenlerini kesmiş sonra ise ölür, karısıyla çocuklarına ben bakarım sonra onu kendime aşık ederim demiş ama işler planladığı gibi gitmemiş ve o araba kazasında annemle babam ölmüş, ben komada kalmış kardeşimdede kol ekleminde hasar oluşmuş küçükken çok acı çekmiş ama sonrasında teyzem bize yardım etmiş Damla'yı tedavi ettirmişti.
Sevdiğim kişilerin -Özellikle Damla- acı çekmesine hiç katlanamaz görmeye dayanamadım. Damla o zaman fizyoterapi görmüş antreymanlarda çok zorlanmıştı ve ağlaya ağlaya çok kötü bir hal alıp psikolojisi çok bozulmuştu.
Ama Allah'tan büyüdükçe o olayları unutmuş ve hatırlamıyordu
Şimdiki zamana gelirsek Eğer Elif'i ağlarken görmüş ve içim burkulup Damla'nın eski halini hatırlayıp için burkulmuştu, ağlayarak gidip sanki birşey yokmuş gibi sıraya yatmıştı benimde onun o haline içim el vermemiş biz getirmiştim.
Bölüm etkileşimi
