7. bölüm · Birbirimize Yasaktık

7. Bölüm

Ela Kaya

Ayla o akşam eve girdiğinde, kapıyı her zamankinden daha sessiz kapattı.
Sanki kapı biraz sert kapanırsa, gün boyunca içinde biriken her şey dökülüp ortaya saçılacaktı.
Ayakkabılarını çıkarmadan birkaç saniye durdu.
Kalbi, kulağının içinde atıyordu.
Arda’nın sesi hâlâ kulaklarındaydı.
“Bizimkiler… düşman, Ayla.”
Bu kelime ağırdı.
Sanki bir insan değil de, bir kader söylenmişti.
Odalarına doğru yürürken salondan gelen sesler adımlarını yavaşlattı. Babası telefondaydı. Sert, kısa cümleler kuruyordu. Ayla adını duymadı ama ton… tanıdıktı.
O ton, geçmişte hep bir şeylerin koptuğu anlarda ortaya çıkardı.
Odasına girdi, kapıyı kapattı.
Yatağın kenarına oturduğunda dizleri titriyordu.
Telefonu cebindeydi.
Dokunmadı.
Dokunursa her şey daha gerçek olacaktı.
Bir süre tavana baktı.
Sonra dayanamadı.
Ekran yandı.
Bir bildirim yoktu.
Ama Ayla yine de mesaj ekranını açtı. İsmi oradaydı.
Arda.
Parmakları klavyenin üzerinde asılı kaldı.
Yazmak istiyordu. Yazmaması gerektiğini de biliyordu.
Tam telefonu bırakacakken ekran titredi.
Arda:
“Eve girdin mi?”
Ayla nefesini tuttu.
Sonra yazdı.
Ayla:
“Evet.”
Cevap hemen geldi.
Arda:
“Ben de.”
İki kelime.
Ama Ayla’nın içi karmakarışık oldu.
Dakikalar geçti.
Kimse bir şey yazmadı.
Sonra Arda’dan bir mesaj daha geldi.
Arda:
“Senden uzak durmam gerektiğini söyledim kendime.”
Ayla’nın boğazı düğümlendi.
Arda:
“Ama yapamıyorum.”
Telefonu göğsüne bastırdı.
Kalbi hızlandı. Bu, sadece bir hoşlanma değildi. Bu, yanlış olduğunu bile bile içine çekilen bir şeydi.
Ayla:
“Bunu yapmamamız lazım.”
Mesajı gönderdikten sonra gözlerini kapattı.
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonra…
Arda:
“Haklısın.”
“Ama ben seni düşünmeden bir gün bile geçiremiyorum.”
Ayla ayağa kalktı. Oda dar geliyordu.
Perdeyi araladı. Sokak karanlıktı. Sessizdi.
İçindeki fırtınayla hiç uyuşmuyordu.
O anda salondan babasının sesi yükseldi.
— “Bu mesele kapanmadı! Onların soyadını bir daha duymak istemiyorum!”
Ayla dondu.
Soyadı…
Arda’nın soyadı.
Telefon elinden kayacak gibi oldu.
Mesaj yazamadı.
Nefes alamadı.
Kapıdan babasının ayak sesleri gelmeye başladı.
Ayla aceleyle telefonu yastığın altına koydu.
Kapı aralandı.
Babası içeri baktı.
Bakışları sertti.
— “Ayla,” dedi yavaşça. “Son zamanlarda garipsin.”
Ayla başını kaldırdı.
“Yorgunum,” dedi. Sesinin titrememesine şaşırdı.
Babası birkaç saniye daha baktı.
Sonra kapıyı kapattı.
Ayla yatağa çöktü.
Telefon yeniden titredi.
Yastığın altından çıkardı.
Arda:
“Bir şey oldu. Hissediyorum.”
Ayla ekrana baktı.
Parmakları titredi.
Bir adım atarsa, geri dönüş olmayacağını biliyordu.
Yazdı.
Ayla:
“Babam… senin ailenin adını söyledi.”
Mesaj gönderildiği an, kalbi sanki bir boşluğa düştü.
Üç nokta belirdi.
Kayboldu.
Tekrar belirdi.
Arda:
“O zaman artık sadece yasak değiliz.”
Ayla yutkundu.
Arda:
“Artık tehlikeliyiz.”
Ayla telefonu kapatamadı.
Çünkü biliyordu…
Bu hikâyede en korkutucu şey,
birbirlerine doğru attıkları ilk adım değil,
ondan sonra duramayacak olmalarıydı.
Ve Ayla, tam o anda, hayatında ilk kez şunu düşündü:
Ya bu aşk, herkesi yakacaksa?