Bir Nefes Kadar kitap kapağı

4. bölüm / 6

Bir Nefes Kadar

Kurt'un ilk kez Kartal'ı yeryüzünde görmesi

Vaveyla Yazarı: Balli_turtam66 Bal

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Kurt'un ilk kez Kartal'ı yeryüzünde görmesi

Yorumlarınızı bekliyorum

Adam şapkasına rastladı sokakta Kimbilir kimin şapkası
Adam ne yapıp yapıp hatırladı Bir kadın hatırladı sonuna kadar beyaz
Yıldızlar kıyamet gibiydi kaldırımlarda Çünkü biraz evvel yağmur yağmıştı
Adam durduŞapkayı aldıGötürdü üstüne koydu başının
Kadın o zaman anladı Kendisinin de hatırlandığını
Adam yürüdü, kadın da yürüdü arkasından
-Cemal Süraye

🐺🦅

Kartal ilkez gökyüzünden yeryüzüne indiğinde karşısında bir Kurt belirdi.
Kartal ondan kaçıp uzak diyarlara gitmek istedi.
Kurt ona mühürlendi gitmesine izin vermedi
Ve ikiside birbirine kördüğümle bağlanmışlardı.
Birbirlerinde kaçıp gitmek istedi.Olmadı ikiside çıkmaza çıktı ve geri dönmek zorunda kaldılar

🦅🐺

Acile indiğimde karşımda Albay ve yanında bir kadın vardı büyük ihtilmalle eşiydi kadın oldukça güzeldi gözleri yeşildi siyah saçları ama saçların arasında sık sık beyazlık vardı fakat hiç güzelliği eksilmiyordu daha çok güzel gözüküyordu fakat gözleri oldukça endişeli bakıyordu ayakta kocasından destek alarak duruyordu
Dudaklarımı ıslattım ve onlara gözükmeden çıkıp gidicektim ki Albayın sesi kulaklarıma doldu, "Yüzbaşım" diye seslenince ona döndüm "Akıncı nerde?" Derken tek kaşı havalanmıştı. Ağzımı açmadım ve onlara bakmaya başladım ne cevap vereğimi bilmiyordum, ardında yüzümü başka yere çevirdiğimde "Bilmiyorum" dediğimde bas baya yalan söylemiştim.Yalan söylemeyi sevmezdim fakat o herif yüzünde birine yalan söylüyordum. Albay tam bir şey söylicekken arkamdan bir ses geldi o ses ona aitti "Komutanım" diyerek yanımda durmuştu. Albayın karısı "Ilgaz oğlum iyimisin " diyerek Ilgaz'ın yanına gidip yüzünü avuçlamıltı ama boyu yetmediği için yüzbaşı Alabyın karısıyla aynı hizaya gelmek için eğilmişti. yan gözle onlara baktım bunların neden bu kadar samimi konuşuyordu ne alakaları olabilirdi ki?

Yüzbaşıda yandan bana baktığında kaşlarım çatılmıştı. Ne bakıyorsun? der gibi bakmıştım. Yüzbaşı omuz silkti ardından da Albaya döndü "Komutanım gelmenize gerek yoktu zaten şimdi çıkarım" Albay ise düz bir sesle bir o kadar bıkkın bir sesle "Nihal çok merak etti" Albay sonra bana baktı "Bi de bu hırçın kızın azabından kurtarmak için geldik" dediğinde düz bir sesle "Estağrullah komutanım ne azabı" derken baya ciddiydim Yüzbaşı bana bakıp aynen der gibi baktı. O sıra yanımıza hemşire gelmişti. "Emarınız temiz çıktı Doktor Hanım sizi bekliyor " deyip gelmememizi işaret etmişti Nihal Hanım hemen Ilgaz'ın koluna girmişti garipser şekilde onlara baktım Albayla arkadan biz ilerliyorduk.Ağzımı açıp onlar neden bu kadar yakın demek istedim ama sustum şuan konu bu değildi.

Yüzbaşı sedyeye oturtmuşlardı Hemşire kafasına yapıştırdıkları bandı çıkardılar ardında pansuman yaptı O sıra doktor denilen kadın bekliyordu Nihal Hanım Albayın yanındaydı büyük ihtimalle kan tutuyor olmalı ki Kocasının omzuna başını yatırıp farklı yerlere bakıyordu.

Ayakta kollarımı birbirine bağlamış duygusuz bir şekilde bakarken Doktor başına dikiş atmaya başlamıştı. Bana dönüp. "Eşinizin elini neden tutmuyorsunuz?" dediğinde kaşlarım çatıldı çünkü şuan da yanımızda Albay ve karısı vardı . Yüzbaşına baktığımda boş boş eline bakıyordu sanki Dünaya'dan bağı kopmuştu. Doktor olacak kadın ise meydan okur gibi bana bakıyordu. Tek kaşım kalktı ardında da Albaya baktım karısıyla ilgileniyordu. Onlar fark etmicekti. Umudum o yöneydi yoksa nasıl açıklayacaktım kendimi Özgüvenle Yüzbaşının boş boş baktığı eli tutmuştum yüzbaşı refleskle başını kaldırdığında Ela gözleri ve mavi rengi olan gözlerimle denk düşmüştü .Yüzbaşının dudağının kenarı kıvrıldı fakat yapay olduğu belliydi Doktor işini yaparken bi bize bakıyordu bi işini yapıyordu açığımızı arıyordu . Bende yapmacık şekilde gülümsüyordum fakat kimse anlayamazdı. Sadece o ve ben anlıyorduk...

Sonunda dikiş işi bitmişti Doktor "Ilgaz bey bir süre kafanızı ıslatamayın ve.." deyip bir reçete uzattı "Bu ilaçlarıda almanız gerek" yüzbaşı ruh gibi elindeki Kağıdı alıp cebine attı . Ardından da ayaklandı elimi tutmadığı için boşluğa düştü kaşlarım havalandı ardındanda önden ilerlemeye başladı ben ise arkada boş boş bekliyordum kendimi şuan aşağlanmış giib hissediyordum. Albayın yanında durdu "Buraya kadar geldiniz komutanım sağolun" Albay boş olan elini Yüzbaşının koluna dokundu "Bunları evde konuşuruz evlat " evlat mı? dediğinde bana baktı "Sende geliyorsun" dediğinde kaşlarım havalandı Nihal Hanın hevesle bana baktı o böyle bakarken kıramazdım oldukça hevesle bakıyordu kırmadım ve kafamı sallayarak onayladım Nihal Hanım gülümsedi Yüzbaşı ise itiraz edemedi ve o da kafasını sallayarak onaylamıştı. Saatime baktığımda çoktan uçağıda kaçırdığımı gördüm "Hay aksi" diyerek söylendim Yüzbaşı saniysinde bana bakmıştı.Boş gözlerle ona baktım o ise merak veya analayamadığım duyguyla beni süzmüştü. Yüzümü buruşturdum ardında omuz atarak yanında geçerek çıkışa doğru ilerledim Albay "Siz Akıncı'nın arabasıyla gelin" dediğinde itiraz etmek istedim edemedim.Ben böyke biri değildim gerektiği yerde cevabı verirken Hakkari'ye geldiğimden beri herkesin istediii davranmıltım bu benim için büyük bir yanlıştı çünkğ ben yöneltilmekten neferet ederidm Komutanım olsa bile ona da karşı çıkardım fakat şuan acı bir kabullenişle onun arabasına doğru ilerledim.

Arbaya binince kendimi çok garip hissettim Yüzbaşı arabayı çalıştırırken oldukça durgundu gözlerimi ona diktim fakat ses etmedim.

Arabada ölüm sessizliği kaplamıştı sadece nefes alış verilerimizin sesi yankılanıyordu. bilerek öksürdüm ardından merakıma hakim olamayarak "Nihal Hanımla..." dediğimde bakışları bana döndü ardından geri döndü cevap vermedi kaşlarım çatıldı "Cevap versene" Yüzbaşı ruh gibi bir sesle "Bir soru somadın ki neye cevap vereyim" dediğin de biraz daha bağırarak "Nihal Hanımla ne alakan varda seni bu kadar önemsiyor?" dediğimde kafasını sağa eğip omuz silkti "Bilmem" diyerek cevap verdiğinde "Bu bir cevap değil" diye çıkıştım Yüzbaşı umursamadı bende sustum...Hep yaptığım gibi ben eğer bir yerde önemsenmiyorsam artık Orda konuşmak gibi bir çabalamazdım....
kırmızı ışıkta durmuştu kafamı cama yaslamıştım o sıra cama biri vurdu kafamı kaldırdığomda elinde peçete vardı.

Camı açtığımda 6 veya 7 yaşlarında iki çocuk vardı biri kızdı öbürü ise erkekti büyük ihtimalle kardeşlerdi ikiside baya eski kıyafetler giymişti Kızın saçları oldukça dağınık duruyordu ve dudağının kenarında yarılmış gibiydi büyük ihtimalle çocukkarı çalıştıran kişi çok para getirmediği için dövmüştü Erkek çocuk ise bügük ihtimalle uzun bir süredir tıraş olmadığı burdan belliydi.
Kız çocuk "Abla peçete alırmısın" gülümsedim "Ne kadar" çocukda gülümsemişti kızın gülümseyince sol yanağında büyük bir çukur ortaya çıkmıştı "Gönlünden ne kadar koparsa" derken sesi yorgundu fakat genede kibar şekilde bana cevap vermişti gülümseyerek arka koltuğa doğru döndüm çantam arka koltuktaydı oraya uzanmak için kemerimi açtım ardında biraz arabda ayaklanıp uzandığımda Yüzbaşının bakışları ben pürdikkat izlediğini fark ettim ama umursamadım çantamı elime alıp geri oturdum cüzdanımda sadece kartlarım vardı nakit kullanan biri değildim oflayarak yüzbaşına döndüm mahçup bir sesle "Yanında nakit var mı?" Yüzbaşı kafasını salladı ve cüzdanından iki yüz lirayı çocuğa uzattı Çocuk gülümseyip "Allah ayırmasın Abi" diyen erkek çocuktu dedi ve bir kırmızı gül uzattı "Yengeye Verirsin" bunu sanki sır söylüyormuş giib söylemişti dediğinde kaşlatım havalandı Yüzbaşı ise güldü çocuğun ve uzattığı çiçeği alıp bana uzattı "Al bakalaım yengesi" gözlerim büyümüştü ama bir diyemedim ve çiçeği alıp kucağımı bıraktım ardındanda kız çocuğunun uzattığı peçeteyi aldım "Evinize gidin bu saatkerde burda olmanjz çok sakıncalı" bu sefer sesim oldukça ciddi bir o kadar de endişeli çıkmıştı erkek çocuk "Olmaz babamız kızar-" cümlesinin devamı gelmedi çünkü yeşil ışık yanmıştı kaşlarım çatıldı Yüzbaşıda gerilmişti ama geçip gitmek zorunda kalmıştık çocuklar arkmızdan bize bakmıştı kaşkarım çatıkken "Kaç yaşındaki çocukları çalıştırıyorla ya" diyerek sitem ettim Yüzbaşı ise "O kadar karektersizler işte" diyerek bana destek çıkmıştı.

Giderken yüzbaşı bana yandan bakış attıktan sonra "Çiçeği çok sevdin sanırım bırakmadın gitti" dediğinde fark etmiştim çiceği sıkıca tutmuştusanki bıraksam uçup gidicek gibi dudağımı ıslattım ve çiçeği çantamın içine rasgele attım "Ne alakası var" Yüzbaşı gülümsedi "Aynen" somurttum peçeteyi de çantama atarak koymadım onu dikkatle çantamı içine bırakmıltım sanki elimde değierli bir mücevher taşıyormuş gibi dikkatliydim bunları yaparken yüzbaşı bana dik dik bakıyordu "Çocuklara kafam takıldı" Yüzbaşı "Merak etme Halladecem ben o işi" dediğinde alayla "Göremde seni ünlü biri sanar Akıncı" dediğinde Yüzbaşı "Görürüz onu Adını bilmediğim kadın" ismimi daha bilmiyordu bilmeyecekti.Nedense ona ismimi söylemek istemiyordum. Kafamı çevirip yola bakarken yüzbaşı bıkkın bir sesle "Sen ismimi biliyorsun ben neden seninkini bilmiyorum Bayan" dediğinde omuz silktim "Öğrenmene gerek yok zaten Bu şehirden geri gidicem en yakon zamanda" dediğimde yüzbaşı "Neden geldin o zaman" düz bir sesle "Yakınımı görmek için" Yüzbaşı şaşkın bir sesle "Karagahta mı yakının?" omuz silktim "Bilmen gerekmiyor Yüzbaşım" diyerek kestirip attım. Yüzbaşı homurdanarak susmuştı.

Alabayın evine gelmiştik kendileri lojmanda kalıyordu. Elim boş gitmemek için pastaneye uğratmıştım yüzbaşını Pastanaden Baklava almıştım .

Albay ve karısı bizden önce gelmiş olmalıydı çünkü biraz oyalanmıştık.
Asensörü bekliyorduk yüzbaşı duvara yaslanmış ve bana bakıyordu Ne bakıyorsun? Der gibi baktım Yüzbaşı ise "Hiç...ismini tahmin etmeye çalışıyorum" dediğinde güldüm "Allah Allah..." Yüzbaşı dik dik bana bakarken "Komik mi" dediğinde dahada güldüm "Neymiş ismim" Yüzbaşı umutsuz bir şekilde "Öyle bir kadınsın ki ismini bile tahmin bile edemiyorum " dediğinde gülmem durdu kaşlarım havalandı ne diyeceğimi bilemedim...

Ben bu adamla evlenirim Betüş...Hem de evlenince dört beş çoculta yaparım vallah

Hayır tabi kide ben bu adamla ne evlenirim ne de başka bir şey olurum.Bi de çocuk mu yapıcam hayatta olmaz öyle bir şey

Yüzbaşı umutsuz bir şekilde "İsmin Ayşe mi" cıkladım o sıra asensör geldi. Asensöre bindiğimizde tek ikimizdik ve küçük bir asensördü ve Yüzbaşı gene cüssesi ile heyeri kaplıyordu ve bana küçükcük kalırken bi de kollarımız birbirine değiyordu.

Yüzbaşı "Buse?" Cıkladım Yüzbaşı ofladı ardından da "Senin ismin ne Ya Allah aşkına eğer ismin Naciye falan dersen ha buraya bayılırım" dediğinde gülmemek için zor durdum ve ters bir sesle "Tahminlerini kendine sakla Akıncı" dediğimde asensör durdu ve kapı açıldı yüzbaşı çıkmak için hamle yaptığında elimi göğsüne koyu geri ittirip geçtim Yüzbaşı bir şeyler mırıldandı duymadım.

Kapıda derin bir nefes aldım kapıyı çaldığım an açılmıştı Nihal Hanım bütük bir gülümseme ile açmıştı "Hoşgeldiniz" dediğinde gülümsedim elimdeki baklavayı ona uzattım "Bu saatte bunu alabildim kusura bakmayın Nihal Hanım" Nihal Hanımın kaşları çatıldı "Hanımda neymiş hiç ağzına yakıştı mı kızım Nihal Teyze de" dediğinde kafamı salladım ayakkabılarımı çıkarıp girmiştim Nihal Teyze önüme terlik bırakmıştı fakat çok topuklu ve mor renkteydi mor renkte tüyleride vardı tam bir yeni gelin terliğiydi Yüzbaşına ise düz siyah terlik vermişti Yüzbaşı Nihal Teyzeye sarılmıştı. Albayda yanında bekliyordu ciddi bir şekilde baktım "Komutanım" Albay kafasını salladı ardından eliyle içeriyi gösterdi "Geç içeri" dediğin kafamla selam verip geçtim içeri girdiğimde etrafa baktığımda genel olarak haki yeşiliydi ve oldukça çiçek ve sarmaşık vardı L bir koltuk vardı dokumalı halı vardı.

Arkamdan Yüzbaşı girmişti etrafı süzerken sessizce "Nihal Teyze çiçekleri çok sever" dediğinde ona döndüm ve dibimde olduğunu fark ettim an hızla ileriye gitmeye çalıştığım da kolum yanımdaki rafa çarpmıştı ve saksı tam yere düşcekken Yüzbaşı refleskle tutmuştu "Sakin ol" dediğinde bu sefer hızla ilerlemek istedim gine fakat bu seferde ayağım halıya takılmıştı tam dengemi kaybedip düşeceğim sırada Yüzbaşı belimden tutup kendine çekmişti. Yüzümüz biribrine çok yakın ve o sıra Nihal Teyze içeri girmişti ve ardında Albay, Albay "Lan" diye bağırmıştı hızla onu ittirdim ve kendimi ifade etmek için "Bizi yanlış anla-" Devamını getiremedim çünkü kendimi yerde bulmuştum. Herkes şaşkınca bana bakıyordu Nihal Teyze hızla yanıma geldi "İyimisin kızım" ardında kocasına dönüp "Cüneyt ya Naptın " Dediğinde Aşbay "Nihal" diye uyarmıştı fakat Nihal Teyze umursamdan "Git su getir Cüneyt" Albay ise Karısının emrine uyup mutfağa doğru ilermişti.Tıpkı annem ve babam gibiydi. Kesinlikle bir ara babamgilin yanına gitmem gerekirdi. Kendileri şuan Rize'deydi çocukları ise bambaşka yerlerdeydi ben Eskişehir'de Hamza Abim Hakkari'de Hazar abim ise İzmie'deydi hepimiz farklı şehirlere dağılmıştık.

Yüzbaşına baktığımda gülmemek için zor duruyordu derin bir nefes aldım ardında da biraz önceki cümlemi tamamladım "Cidden bizi yanlış anladınız " dediğimde Nihal Teyze gülümsedi "Koskaca insanlarsınız anladım ben sizi" diyerek göz kırptı nutkum tutuldu Yüzbaşıda bunu beklemiyor olmalı ki tükürüğünü yutmuş olmalı öksürmeye başladı.

Kendimi rezil hissediyordum fakat bu yüzbaşının yüzündendi Bide bunu üstüne masaya oturmuş yemek yiyordum. Nihal Hanım oldukça lezzetli yemekler yapmıştı..O an fark ettim anne yemeklerini özlemiştim. Yemketen sonra çay içmiştik.

Elimi yıkamak için tuvalete gelmiştim kapıyı kilitlemiştim elimi yıkadım ve saçımı düzeltip kilidi açtım fakat kapı açılmamamıltı bir daha denedim olmadı en sonunda kapıya vurup "Yüzbaşı" diyes sesledim "Komutanım" diye bağırdım kapıya sertçe vurmuştum o sıra kapının dışarısından bir ses geldi "Bayan" bu Yüzbaşıydı "Ne oldu?" Dediğinde bıkkın bir selse "Kapı açılmıyor" dediğim yüzbaşı kapı koluna asılıp açmayı denedi fakat açılmamamıştı. Albayda gelmiş olmalı ki "Akıncı ?" Yüzbaşı "Yüzbaşım içerde kalmış komutanım" dediğinde Nihal Teyze kızgın bir selse "Ben sana ne dedim Cüneyt Bey yaptır dedim şu kapıyı" Yüzbaşı ise benle ilgilenir şekilde "Kapının sana zarar vermeyeceği bir yere geç" dediğinde tuvletin öbür köşesine geçmiştim Yüzbaşı "İznizle Komutanım " Albay "Parasını ödersin lan" Yğzbaşı "Emredersiniz komutanım" diyerek kapıya vurmuştu bir kere daha ve kapı bir anda yere düşmüştü büyük bir ses çıkmıştı irkildim Yüzbaşı koşarak yanıma geldi "İyimisin" kafamı salladım "Sorun yok" diyerek yanından geçtim ve Albayın karşısında durdum "Geç oldu Komutanım ben artık gidiyim" Yoksa başka başıma belalar açıcam ve bu lojmanı başımıza yıkıcam diyerek içimden geçirdim "Tamam Yüzbaşım babana de selam söylersin" dediğinde kafamı salladım "Emrederisniz Komutanım" diyerek ilerledim fakat durmak zorunda kalmıştım Yüzbaşıda Tuvaletten çıkmıştı. Ona bakarak "Arabanda Valizim vardı" deyince Yüzbaşı tamam der gibi baktı somra sie Albay dönmüşti "Komutanım bende kalkatım" Dediğinde Albay kafasını salladı Yğzbaşı arkamdan gelmeye başlamıştı.

Aşağı indiğimde yüzüme Hakkari'nin ayazı yüzüme vurduğunda yüzümü buruşturdum oldukça soğuktu. Ellerimi kabanımın cepkerine atarak yürümeye başlamıltım. Yüzbaşıda arkamdan geliyordu.

Arbaya gelince bagajın olduğu yerde beklemeye başladım. Yüzbaşı ise şöför koltuğunun olduğu kapıyı açmıştı. Ona boş boş bakmaya başladım. Yüzbaşı "Binsene" gözlerimi devirdim "Tanımadığım insanların arabasına binmem" derken ciddiydim Yüzbaşı ise öyle mi der gibi bakmıştı. Ardındanda "Beni tanımak mı istiyorsun yani" dediği an afalladım "Ne " demiş bulundum. Yüzbaşı ise sırıttı "Diyorum ki benle tanışmak istiyorsun" dediği an dalga geçer bir şekilde ona baktım "Aynen senle tanışmassam kahrımdan ölür giderim" dediğimde Yüzbaşı kafasını yere eğip gülümsemişti gülümsemesini görmememi istemememişti. Onu dikkatle izlerken geri kafasını kaldırğında göz göze geldik. Gözlerimi kaçıran o olmuştu ki bir bağırış ses geldi "Komutanım" diye seslenmişti bakışlarım arkaya döndüğünde 4 tane adam bize doğru geliyordu aralarından biri "Komutanım yenge mi" dediği an kaşlarım havalandı yüzbaşı ise sert sesle "Düzgün konuş lan Erbay yoksa o dilini sökerim yerinden" dediğinde herkes gülmüştü sadece Erbay denilen adam gülmememişti gözlerim geri Yüzbaşına döndüğünde kim bunlar? Der gibi baktım yüzbaşı omuz silkerek "Timim" garipsemedim ardından aralarında biri gene "Yenge Hanım da ne kadar sessizmiş" dediği an bakışlarım ona döndüm "Yenge diyen ağzını alır götüne sokarım amaına koyduğumun evladı şimdi komutanının verdiği emre uy yoksa ben seni uydutturacam" ardından da yüzbaşına döndüm "Sende bagajı aç " Timden biri gülerek "Yenge hanım bence sessiz kalmalı yoksa bizim amel defterümizi dürüp elimize vericek deme di deme" Yüzbaşı ise ışık görmüş tavşan der gibi baktı meydan okur gibi baktım ardından "Emrimi ikiletme asker" dediğim an Yüzbaşı kaşları gine çatıldı ve timinden birine "Alperen bagajı aç ve bayana bavulunu ver" dediği an asker hareketlenip bagajı açıp bavulu çıkardı ve bana uzattı. Gözlerim gine gözlerini buldu "Bir daha görüşmeme üzere Yüzbaşım" diyerek arkamı dönüp yürümeye başladım.

Oysa ki onu görmek için günleri sayıcaktım...fakat şuan bilmiyordum ki o adamın hayatımın ta kendisi olacağını.....

........

Eskişehir'e geleli bir hafta olmuştu her şey olduğu gibi ilerliyordu.

Odamdaydım çayım yudunlarken son operasyonun dosyasını inceliyordum ki kapım çalınmıştı. Kafamı dosyalardan başımı kaldırdım "Gel" diye bağırdım içeri bir asker girmişti elinde bir dosya vardı hazır ola geçrek tekmil verdi ardındanda elindeki dosyayı masam bıraktı "İstediğiniz dosyalar komutanım" kafamı salladım "Sağol Şaban"
Kendisi evrak işlerimizle uğraşıyordu oldukça geveze bir adamdı fakat kendini bir şekilde sevdiriyordu. Şaban kara gözlü siyah saçlı bir adamdı Şaban Çorum'luydu timimden biri sayılırdı Evli değildi fakat birinde hoşlanıyordu.Ama kimse bilmiyordu ben bile genlede Şaban'ın yediği naneler kulağıma gelirdi gelmiştide kendisi tam bir manayak oldupu için kızın önüne bir kamyon kasasından çiçek göndermişti.Ama ismini bilmiyordum.
Şaban cebinden bir kağıt çıkarıp bana uzattı "Size geldi komutanım" dediğinde tek kaşım kalktı "Kimden?" Asker bir kaç saniye bekledikten sonra "Milli savunma Bakanlığından komutanım" dediğinde şaşkınlığım dahada arttı ve uzatılan kağıdı alıp "Çıkabilirsin" dediğimde asker komutuma uydu ve çıkmıştı.

Kağıdı başta açmadım başta sonuçta Savunma bakanlığından gelmişti.

Derin bir nefes vererek kağıdı açtım. Ardında içtiğim çayı püskürtmek zoeunda kalmıştım.

Yüzbaşı Hafsa Aykora,

bölgede yürütülecek ortak operasyon kapsamında hava ve kara unsurları arasındaki koordinasyonun sağlanması amacıyla iki haftalık geçici görevle Ankara; Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanlığına görevlendirilmiştir.

Ne demekti bu Ankara'ya mı gidicektim ve Uluslararası bir kordinasyon içindi.

Yutkundum içimde bir heyecan oluşmuştu. ve hızla yerimden kalkıp odadan çıkarak albayın odasına gitmiştim.Kapıyı çaldığımda gel emrini bekledim ardındanda içeri girmiştim.

Albay Selim Duran

Gözlerimi diktim ve korkusuzca ona baktım Albay yerinde oturuyordu. Albay normal bir sesle "Yüzbaşım bir sorun mu var" hayır der gibi baktım ardında merakla "Uluslararası bir operasyon için beni görevlendim ve bunla ilginiz var mı?" Albay arkasına yaslanıp ellerini birbirini masada birleştirip "Hayır sadece, Dediler ki en iyi askerini görevlendir bende seni onlara öneri olarak sundum" dediğin de kaşlarım havalandı ve kısa bir tebesüm ettim ama kısa sürdü Albay "Ve onlarda senin cidden başarılı olduğunu düşündüler seni ve Timini görevlendirler" Ciddi bir ifadeyle "Sağolun komutanım timim ve ben elimizden geleni en iyisini yapıcaz bundan şühpeniz olmasın" Albayda ciddiyetle "Bi utandırında sizi ben nasıl Ankara'ya kadar nasıl koşturuyorum y görün" dediğinde gene bir ciddiyetle "Emredersiniz Komutanım" Albay kol saatine bakıp "1 saat içinde hazılanın helipkopter sizi Ankara'ya götürecek" dediğinda kafamı sallayarak odadan çıktım.

Koridorda sert adımlarla ilerlemeye başladım. İçimde heyecan vardı bir o kadar gurur hâlâ geçmemişti. Hatta aksine, her adım attığımda biraz daha büyüyordu. İki haftalığına Ankara'ya gidiyordum. Tam köşeyi dönecekken arkamdan bir geldi. "Komutanım." Adımlarımı durdurdum ama dönmedim. Sesin kime ait olduğunu anlamıştım. Arkamı döndüğümde Şaban'dı birkaç metre gerimde duruyordu. Elindeki dosyayı bana uzattı. "Komutanım, görevlendirme evraklarınız." Dosyayı alırken mutluydum "Kartal Timine söyle toplansın" Gururla bir ses çıkmıştı ağzımdan Dosyayı kolumun altına sıkıştırdım. Şükrü "Emredersiniz komutanım." Şükrü uzaklaşırken ben olduğum yerde birkaç saniye daha kaldım.

Ankara....

Halladicez der gibi kafamı salladım ve derin bir nefes alıp "Sadece İki hafta en fazla ne olabilir"

Oysa çok şey olucaktı fakat ben daha bilmiyordum...

Odama girince görevlendirme dosyasına göz attım.

Personel bilgileri
Adı;Hafsa Betül.
Soyad;Aykora.
Rütbe ;Yüzbaşı.

Görev ve Birlik Bilgileri
Görev güzergahı;Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanlığı.
Görev yeri; Ankara /Etimesgut.
Görev süresi; 2 hafta.
Görev nedeni;Uluslararası ortak operasyon kapsamında hava ve kara unsurları arasındaki koordinasyonun sağlanması, operasyonel planlamalara destek verilmesi ve müşterek görevlerde görev alınması.

Otuz iki diş sırıttım ve dosyayı geri kapatıp koltuğama geri oturdum ve ağzımın içinde şarkıyı mırıldanmaya başladım "Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında" gökyüzüne baktım "Ne sen farkındasın ne de Polis farkında" tekrar etmeye devam ediyordum gülümsedim.

Ve ayağa kalkıp Kartal timinin olduğu odaya doğru yürüdüm.

Odaya girdiğimde Kartal Tim üyeleri kendi aralarında muhabbet ediyordu. Beni gördükleri anda susmuşlardı ve hazır ola geçmişti.

Rahat der gibi baktım ardındada "Kartal Timş" derken oldukça sesim ilk kez bu kadar gururla çıkmıştı Kayra Arven'e yandan bir bakış attıp bana döndü "Komutanım siz iyimisniz?" Dediğinde kaşlarım anında geri çatıldı ve masanın üzerinde ki kalemi kafasına fırlattım ve tam on ikiden vurmuştum "Tanör kes sesini" diyerek uyardım Kayra elini alnına bastırıp acıyla "Konutanım" diye inledi acıyla İlkim ise ifadesiz bir şekilde "Kadın sana füze fırlatmadı Kayra kalem fırlattı bu kadar drama queen olma" dediği Sırada Kayra ise acınası bir sesle "Fırtlattığı kalem fakat hasarı bir füze kadar ağır Kara civciv" İlkim gözlerini devirerek bana baktı ben ise kaşlarım timimi dinliyordum Arven ise sırıtarak "Lan abartma bu kadar" Kayra ise bıkkın bir sesle "Komutanım Bu ikisine o kalemi fırlatında görsünler acısını arz ediyorum" dediğinde sinirlerle "Kes sesini Kayra sizde uğraşmayın manyakla" Kayra alınmış gibi bana baktı "Ayıp oluyor komutanım" derin bir mefes alıp Kayara'ya döndüm "Sanamı sorcam lan istediğim gibi konuşurum hatta bundan da sonra senin ismi Rıfkı anlaşıldı mı?" Kayra bozguna uğramış gibi bana baktı Arven de Kayranın omzuna elini koyarak "Geçmiş olsun Rıfkıcığım" Kayra sinirle "Siktir git şurdan lan salak bebe" diyerek bana baktı ve bakışımı gördüğü an korkuyla "Rıfkı ben tanıştığıma memmun oldum komutanım" İlkim umutsuzca kafasını salladı "Harbi salak bu" İlkim'e baktım "Katılıyorum" diyerek geri timimin hepsine göz gezdiridm ardından da Arven "Ne için toplandık komutanım operasyon mu var?" Kayra hemen araya gidrdi "Nereye atıyoruz bombaları Kuzey Irak'a, Suriye nere konutanım söyleyin hemen uçalım oraya uçalım" kafamı salladım ardından da dudağımı yaladım "Öyle bir şey deği Kayra" Kayra şaşkınca bana baktı "O zaman paraşüt atlayışı yapıcaz" İlkim ise sinirle "Kes sesini artık Kayra sus da komutan anlatsın" Kayra hayali bir şekilde ağzına fermuar çekti ben ise hepsine göz gezdirdim "Paraşüt uçuşuda yapmayacağız Kayra" diyerek asıl konuyu anlatmaya başladım "Ankara'ya gidiyoruz" Kayra ve Arven "Ankara mı?" İlkim ise ikisine bıkkın bir gözle baktıktan sonra geri bana baktı "Uluslararası bir görevimiz var farklı ülkelerden farklı birlikler gelicek " İlkim ilk kez gülümsedi ve Arven hemen o anı fark edip o gülümsemeye dalmıştı ki Kayra'nın Arven'in sırtına atlayana kadar Arven sendelemişti Kayra ise mutlu bir şekilde arkadaşına sarılmıltı.Kayea gururla "Duydun mu lan Uluslararası bir operasyona katılıyoruz" Arven İlkim'e bakmaya devam ediyordu İlkim o an Arven'in ona baktığını fark etmişti ve ikiside göz göze gelmişti. İlkim şaşkın bir şekilde ona bakmıştı.Arven ise aşkla bakıyordu bunu 10 metreden öteden bakan yabancı biri bile anlardı Arven'in İlkim'e aşık olduğunu fakat O an İlkim İlbay Arven'in ona aşık olduğunu anlamamamıştı.

Öksürerek araya girdim "Bu görev 2 haftalık sürücek" hepsinin dikkatü gene bana kesilmişti ve saatime bakıp "55 dakika 5 saniye içinde uçuş pistinde olun Kartal timi," Kartal timi hepsi ilk kez bir uluslararası bir göreve seçilmişlerdi hepsinin yüzünde bir heyecan bir mutluluk ve bir o kadar da gurur o onlar gökyüzünün kartallarıydı şimdi ise Ankara'ya göç ediceklerdi....

55 dakika 5 saniye
sonra

Hızlı bir şekilde kıyafet bavulu hazırlamıştım. Ve küçüktü ama 2 haftalık için yeterliydi benim için. Son kontorollerimi yapıp bavulumu kapatıp evden çıktım evim hava üssüne yakındı o yüzden hızlı bir şekilde evime gidip kendime bir kaç kıyafet alıp geri gelmiştim.

Helipkoterin yanında timimi bekliyordum ilk İlkim ardında da Arven gelmişti ve en sonda Kayra gelmişti.

Helipkoptere binip Ankara yolculağa başlamıştık gökyüzündeydim gine gülümsedim kimse görmedi. Elimle yüzümü kapattım genelde içten gülümseyince yanklarımın kenarınların da bir çukur oluşurdu. Ve bunu tek ailem bilirdi başkası bilmezdi genelede öbür insanlara böyle gülümsemememiştim.

1 saat içinde Ankara semalarına girmiştik.Helipkopterden ilk inen ben olmuştum inince Anlara'nın ayazı yüzümü yalayıp geçmişti içim ürpermişti etrafa göz gezdirğimde ileride bir araba bizi bekliyordu Kayra ise Arven'e "Lan o araba bizim için mi geldi" Arven kafasını salladı "Büyük ihtimalle" diyerek arabaya doğru yürüyorduk hepimizin gözünde güneş gözlüğü vardı ve üstümüzde haki yeşili tulumumuz vardı hepimizin başı dikti ve korkusuzdu.

Kalacağımız otele bizi bırakmışlardı akşam sekizde bir toplatımız vardı bir kaç birlik daha Ankra'ya gelmememişti onları bekliyecekdik.

Odamdaki balkona çıkınca güneş yüzüme vurmuştu. Fakat hiç sıcaklığını vermememişti. Geri içeri girince eşyalarımı dolaba yerleştirdim ardındanda biraz uzanmıştım. Aslında gözlerimi dinlendirmek için gözlerimi kapatmıştım.

Saat sekize gelince Toplantı yapacağımız yere gitmiştik saçımı sıkı altan topuz yapmıştım üstümde gene tulumum vardı.

Bugünkü toplatında sadece birlik liderleri katılacaktı ve ben tek başıma katılmıştım içeri girince gözüme öbür birliklerden çarpmıştı. Toplam altı birlik vardı Fransa'dan istihbarat birliği hava birliğinden Türkiye ve Almanya vardı ve onların içinde sadece Kartal timi yer alıyordu İngiltere'den özel operasyon birliği gelmişti. Teknik iletişim uzman birliğindende Rusya yer alıyordu ve başka birliklerde de vardı.

Hepsiyle selamlaşmıştık bana ayrılan yere oturdum fakat gözüm Türkiye Kara kuvvetlerine ayrılmış yere kimse gelmememişti.Şuan tek onu bekliyorduk ki bir anda kapı açıldı ve içeri heybetiyle giren bir Akıncı vardı oldukça korkusuz girmişti. Sakalrını daha yeni kesmiş belliydi barut kokusunu burnumu sızlatmıştı. Saçlarınıda üçe vurmuştu. Ve üstünde haki yeşilinde askeri üniforması vardı ona çok yakışmıştı gözleri ise Haki yeşiline dönmüşüt. Çok yakışıklıydı.
Ben ne diyorum ya ne yakışıklısı olsa olsa hamsi olurdu bundan

Abart betüş adam harbi yakışıklı ve karizmatik demedi deme....
Ya sende bu adamı görünce çıkıyorusun..Ne yakışıklısı ya abartma

Ve o an o kadar kişinin arasında benle göz göze gelmişti. Ve şaşkınlıkla bana bakmıştı yutkundum Ela gözleriyle sanki beni soymuştu. İlk beni süzmüştü ardında kafasını yana yatırıp bakmıştı.Gözlerimi kaçırmak zorunda kaldım ve boş boş duvara bakmaya başladım. Yanımdaki yer harektelenmişti Tabi ya o benle yan yana oturcaktı ikimizde Türkiye'yi temsil ediyorduk.

Nefesimi tutmuş bulundum ve yan gözle ona baktığımda Yüzbaşı ne var der gibi bakınca geri önüme döndüm kendisinin yanında minyon gibi duruyordum .Çünkü benden daha fazla cüsseliydi.

Masada oturanlarla sohbet etmiştik ve sonunda toplatın başladı.

Masa başında oturan adam konulmaya başladı "Buraya Uluslararsı bir kordinayson in toplandık amacımız Tehdit olarak gördüğümüz birlikleri sorunsuz bir şekilde yok etmektir" ayakta duran adam öbürleride anlasın diye inglizceye çevirmişti. adam devam etti "En başarılı birliklerimiz burda...Türkiye'den iki birlik bulunuyor hava kuvvetlerimiz ve kara kuvvetlerimiz yer alıyor En yetkili iki kişi" dedi ve bana baktı "Hava Kuvvetleirnde Yüzbaşı Hafsa Aykora" Adam sonra yanımdaki şahışa baktı "Kara kuvvetkrinden Yüzbaşı Ilgaz Akıncı" dedi bir kaç şey daha dedikten sonra topkan 2 saat içinde bitmişti.

Toplatından sonra akşam yemeği vardı.Yemekhanenin olduğu yere inince her yöreye göre yemek çeşitleri vardı.Türkiye'nin yöresine ait yemek olduğu yere gitmiştim.O sıra yanımda biri belirdi "Pişt" diye bana dokundu hızlq arkamı döndüğümde dibimde olsuğunu fark ettim öfkeyle ona baktım "Mesafe Yüzbaşım mesafe" diyerek ittirdim ve geri arkamı döndüm Yüzbaşı ise "Demek hava kuvvetlerini sen temsil ediyorsun" onalayan bir mırılıtı çıkardım "Sen de kara kuvvetlerini temsil ediyorsun ne var bunda" Yüzbaşı da o sıra mercimek çorbası alıyordu. Ve oda mırıtıyla ınaylayıp "Senden Hava kuvvetlerinde askeri olma vibe vermiyordun" anında ona döndüm "Ne vibe veriyormuşum?" bilmem der gibi baktı ardından da "Sende olsa olsa anca kara kuvvetlerinde memur olma vibe veriyordun" dediği an ayağına bastım ve sinirle gülümsedim "Malesef demek istiyorum çünkü öyle biri değilim hava kuvvetklerin pilotum yüzbaşım şimdi lütfen uzaklaşın olay çıkmasın" diyerek geri önüme döndüm "Soyadın Aykora" dediğin an geri ona döndüm "Evet" Yüzbaşı o an aydınlanmış gibi bana baktı "Sen Binbaşı Hamza'nın kız kardeşisin" cevap vermedim veya vermek gereksinimde gerek duymamamıştım. ve
omuz atarak Türkiye üyeleri için ayrılmış yere oturup yemeğimi yemeye başladım timim bugün oteldeydi yarın ki toplantıya onlarda katılacaktı.

Masada ben ve biri daha vardı fakat muhatap olmadım ve bir anda önümdeki sandalyeye çekilde ve o oturdu. Ona bakmadım ve yemeğimi yemeye devam ettim "Sorduğum soruya cevap vermedin Yüzbaşım" dediğinde ona baktığımda ela gözlerine baktıpım an kendimi hapsolmuş gibi hissettim böyle duygu neden yaşıyordum bilmiyordum. Bir anda Dünya durdu sanki ben ve tek o vardı sanki.Yutkunmak zorunda kalmıştım ve gözlerimi kaçırdım ama etksinden daha çıkamamamıştım.

Yüzbaşına bakmadan "Yüzbaşım" dedim devamı gelmedi getiremedim Yüzbaşı ise ne cevap vereceğimi bekliyordu derin bir nefes alıp sertçe "Bu sizi ilgilendirmez şimdi yemeğinizi yiyin ve benle muhatap olmayın" çıkştığımda Yüzbaşı da ona vermeme sinirlenmiş olmalı ki "Bana emir vercek son kişi bile değilsin Aykora Hanım" kafamı sertçe kaldırdım ve göz göze geldim bu sefer etki altına girmeden ciddiyetimi koruyarak "Sana emir vercek tek kişiyim Akıncı" Yüzbaşı sabır diler gibi bana baktı "Sınırları zorluyorsun Aykora Hanım" dediğinde onu ciddiye almadan "Sınırlar çinenmek için vardır ve ben o sınırları çiner geçerim" Yüzbaşı alayla bana baktı "Bu kadar ego fazla değil mi " diyerek dalga geçmişti ben ise dahada sinirlenerek hiç yapmayacağım bir şeyi yapıp tabağındaki tavuğu çatalıma batırıp kendi tabağımı koydum sanki çok doğal bir şey yapmıştım. Yüzbaşı afalamıştı ve ardındanda öfkeyle "Tabağımdan izinsiz bir şekilde nasıl yemeklerimden birini alırsın ne bu cesaret Aykora Hanım" daha da abatarak gözlerinin içine bakarken aldığım tavuğu ağzıma attım ve lezzetli olduğunu belirtmek için "Yüzbaşım bu çok güzelmiş sana da tavsiye ederim diyecem de tüh en sonuncusunu da ben yedim eğer canınız çok çektiyse size özel getiretebilirm" Yüzbaşı birkaç saniye boyunca tabağıma, ardından bana baktı. Çenesini hafifçe sıktı. “Sen gerçekten insanın sabrını sınamak için yaratılmışsın.” Çatalımı tabağıma bırakıp masum bir ifadeyle ona baktım.
“Ben mi? Estağfurullah. Sadece yemeğinizi beğendim.Ve dediklerimde ne kadar ciddi olduğumu göstermek istedim” Yüzbaçı olumsuzca kafasını salladı ardındanda tabağına döndü ve yemeğini yemeye başladı ben ise ondan aldığım tavuğumun yiyerek keyfini çıkartıyordum.

Çorbanın yanında ekmek yemeyi sevdiğim için masadaki ekmeğe uzandığım an başka bir el uzanmıştı ve ellerimiz birbirine değmişti sanki elektrik çarpmış gibi hissettim hızla gözlerimi kaldırğımda Yüzbaşıda bana bakmıştı ekmek sepetinde ellerimiz değmeye devam ediyordu hızla elimi çektim. "Şu elinize kolunuza sahip çıkın Akıncı Bey" diyerek ona bakmaya devam ettim yüzbaşıda kafasını salladı "Bence sizde elinize kolunuza sahip çıkın" diyerek gözüyle elimi göstediğinde boşta olan kolunu tutuyordum gözlerimi büyüdü ve hızla geri çektim elimi utandığım için başka yönlere bakmaya başladığımda Yüzbaşının kahaka sesinşz duymuştum. "Harbi değişik bir kadınsın Yüzbaşım" dediğinde bakışlarım geri ona döndüğünde kaşlarım çatıldı " gülmesene herke bize bakıyor " Evet herkes bize bakıyordu ve bu beni değişk hissetirmişti.

Yüzbaşıda kısa bir süre etrafa bakmıştı ve oda farkına varmıştı ve ciddi ifadesine bürünüp önüne dönmüştü.
Masada ölüm sessizliği oluşmuştu.İkimzide sadece yemeğimizi yemiştik ardından da öbür birliklerde vedalaşıp kendi otelleirmize dönmüştük.Ama ikimizde aynı Otelde kalıyorduk ve odalarımız karşılıklıydı.Bunu otele geri döndüğümde fark etmiştim.

Odaya girdiğim an günün yorgunluğunu atmak için hızla duş aldım ve üzerime siyah renkte yarım atlet giymiştim ve altımada bol bir eşofman altı giymiştim saçlarımı da ıslak olduğu için açık bırakmıştım.

Odamdaki koltuğa oturdum ve günün haberlerini izlemeye başladım. Bir yandan da masanın üzerindeki atıştırmalıklardan yiyordum. O sıra acayip şekikde susamıştım ve ayağa kalkıp mini buzdolabını açınca odada su olmadığını fark ettim bıkkın bir sesle "Hep beni mi bunlar ya" diye söylenerek kapıya doğru yürüdüm ve aklıma cazip bir fikir geldi ve odadan çıkıp karşı odanın kapısının önünde durdum kapıyı tıklattım. Açılmadı bir daha vurdum ve sertçe vurdum ve gene açılmadı kapıya sinirle tekme atacağım sırada kapı açıldı ve kapıya attığım tekme yüzbaşının bacağına denk gelmişti. Yutkundum yüzbaşı ise bıkkın bir sesle "Her karşılaştığımızda bana cidden zarar vermeyi nasıl beceriyorsun Aykora Hanım" onu görebilmek için kafamı kaldığım an üstü çıplaktı altında ise sadece siyah renkte bri eşofman vardı duştan yeni çıkmış olacak ki saçları ıslaktı şampuan koskusu yüzümü yalayp geçti ve Askeri künyesi onu tamamlamıştı sanki....o an aydınlandım üstü çıplaktı karşımdaydı Yüzbaşı ise şaşkınca bana bakıyordu bende olsam sorgulardım haklıydı adam "Ayırca bu saate kapıma dayanma sebebini sorabilirmiyim" Omuz silktim "Odama su koymamamışlar aşağıya da inmeye de üşendim ve sana geldim sonuçta komuşuyuz" Yüzbaşı rahat bir tavırla "Komşu olduğumuzu düşünmüyorum iyi geceler" diyerek tam kapıyı kapatacakken elim refleskle kapının arasına koymuştum ve Yüzbaşı kapıyı kapatmaya yeltenlendiğinde elim sıkışmıştı azımdan acı dolu bir inilti koptu. Yüzbaşı kapıyı saniyesinde açtı ve sinirle bana baktı "Napıyor orda senin elin ?" Canım acıyordu acıdığı için dişlerimi sıkıyordum.

İçimden bir ses ya eline bir şey olduysa ve bir daha uçamazsan Hafsa o zaman nolucak bütün emeklerin boşa gidicek ve 5 sene önce terk ettiğin eve geri dönüceksin...Gene en başa dönücez.

Korkudan acıyan elimi hareket ettiremedim korktum bir şey oldu diye düşüncelere dalmışken bir anda sıkışan elimin üstünde bir sıcaklık hissettim. İrkildim ve o na baktım ilk kez çaresizdim karşısında . Yüzbaşıda kaşları çatıktı ama meraklıydı o da korkuyordu elime bir şey oldu diye. Yüzbaşı sanki elinin içinde kırılgan bir şey tutuyormuş gibi nahif dokunuyordu. Dudağımı ıslattım.ve elimi çekmek istedim kendim açtığım yaramı gene kendim sarmak istedim izin vermedi bana öyle bir baktı ki hareketsiz kaldım belkide nefes almayı bile unuttum. Yüzbaşı sert bir sesle "Hangi akılla oraya elini koyarsın?" Yutkundum ve başımı salladım "Ben hallederim Yüzbaşım yardımınınına ihtiyacım yok" diyerek elim acısa bile sertçe çektim ve tam arkamı dönücekken yüzbaşı arkamdan "Elinde ciddi bir sorun varsa bir daha uçamazsın Yüzbaşım " yere çakıldım sanki harekte edemedim kendime bile itiraf edemediğim şeyi o benim yüzüme vurmuştu. Sinirle ona döndüm "Bizde biliyoruz" diye ona dikledim yüzbaşı ise sert bir sesle "Aynen çok biliyorsunda oraya elini koyuyorsun ya elinde ciddi bir şey varsa ha söyle benim yüzümden artık uçamazsan bana bu azabı mı yaşatmak istiyorsun söylesene" tam bir şey diyeceğim sırada bunları söylemişti ve benim ağzıma açık kalmıştı afallamıştım. Yüzbaşı bu sefer daha normal bir sesle "Şimdi içeri geç ve o eline baktıralım Yüzbaşım bana yine bir azap yaşatma" sonlara doğru sanki yalvarmıştı. Ayrıca ben bi kere daha mı ona azab yaşamıştım? Ne saçmaşlıyordu bu adam sanırım çok film izliyordu çünkü bu sözler anca Filmlerde geçerdi ve biz bir filmin içinde değildik. Burası gerçek hayattı ne kadar da olsa burası acı bir hayattı.

Omuz silktim "Senin odana gireceğimi düşünüyorsan yanılıyorsun Yüzbaşım tanımadığım insanların odasına girmem bi de sizinse hayatta girmem" Yüzbaşı alayla kaşları kalktı "Biraz önce bi su almak için kapımı kırıcaktınız Aykora Hanım" Anında savunmaya göeitm "Ne alakası var be ben sadece kapıyı açmıyorsun diye şey ettim " Yüzbaşı alayca "Ne ettin?" Dudağımı ıssırdım ve oflayarak ona doğru yürüdüm "Çekil şurdan" diyerek ittirdim yüzbaşıda geçmem için bana yer açmıştı zaten ittirsem bile fayda etmiyecketi. Kapıdan içeri adımımı attığımda ilk dikkatimi odanın düzeni çekti.Ben ise tam tersi şuan odama girsem heryer çok dağınıktı fakat o hiç öyle değildi Her şey oldukça düzenliydi. Masanın üzerinde birkaç dosya, köşede askeri eşyaları ve duvarda asılı üniforması vardı. Odaya hafifçe temiz, odunsu ve ferah bir koku sinmişti ve bu hiç rahatsız etmememişti hatta istemden odaki kokuyu içime çekmek in derin bir nefes aldığımda Yüzbaşının "Kokumu çok beğendim sanırım" kaşlarım saniyesin de çatıldı "Kim sevsin senin kokunu ya" diyerek cırladım Yüzbaşı yanımdan geçerken yandan bir bakış attı O sıra fark ettim kolunda bir yara izi vardı yeni olduğu belliydi o an bir şimşek çaktı beynimde. Hakkari'deyken kolundan ittirip vuruduğumda canını yakmıştım. Ve o an da bir şey daha fark ettim toplam on iki tane baklavası vardı...Yutkundum ve dudağımı dişledim umarım kendisi fark etmezdi. Yüzbaşı dolabını açıp üstününe siyah bir tişört geçirdi ve manzarımı kapatmıştı. Bir daha yutkundum ve boş gözlerle yüzbaşına bakmıştım. Yüzbaşı "Otur şuraya" normal anda plsak onun emrine uymaz hatta onla kavga bile ederdim fakat canım oldukça acıyordu o yüzden emrine uyup boş koltuğu oturdum.

Yüzbaşı telefonu çıkararak birini aramıştı. "Özkan odama beş dakika içinde geliyorsum ve yanında ilk yardım çantanda olsun ve bir şişe su getir" dediğinde şaşkınlığım arttı ve ona bakmaya başladım çünkü kendisi son yeri bana bakarak söylemişti.

Ben eridim şuan betüş gel bize evlenek bunla valla

Hayır tabikide sadece kendini affetirmek için yapıyor yoksa gibi bir odun bu adam bi kere

Merakla "Kimi aradın?" Yüzbaşı telefonu simetrik bir şekilde masanı üzerine yerleştirdi "Askerlerimden biri" boş bulunup "Boş yere yorucaksın çocuğu ben hallederdim" yüzbaşı sert bir sesle "Kendi askerimi istediğimi yaparım" göz devirdim " Tamam demedim bir şey Ilgaz Komutan" yüzbaşının kısa bir an tebesüm ettiğini gördüm ama ona baktığım an tebesümü silinmişti. Umursamadım ve acıyan elime baktım şişmeye başlamıştı O saniylerde kapı çaldı yüzbaşı kapıyı açtığı an "Komutanım iyimisiniz İlk yardım çantası getir deyince korktum bir yerinize bir şey mi oldu?" Yüzbaşını bu kadar seviyormuydu askeri benim böyle komutanım olsa ben nefret ederdim.Komutanım olmasada gine nefret ediyordum.

Yüzbaşı sert bir sesle "Eymen kes sesini ve içeri gir herkese rezil ettin bizi" o sıra bir şaplak sesi geldi. Askerin ismi Eymen'di Ben bu bilgiyle napıcaktım acaba?

Eymen denilen asker acıyla "Komutanım" diye sitem etti Yüzbaşı "Ben sana ne dedim lan " Eymen saniyesin sustu ve içeri girdiği an ağzından küfür kaçtı Eymen "Komutanım ben yanlış zamanda geldim heral gideyim ben en iyisi" Eymen tam gideccekken Yüzbaşı onu ensinden tutup önüme ittirdi "Sik sik konuşma Eymen" Eymen "Emredersiniz komutamım" Eymen etrafa göz gezdiriyordu Ilgaz "Ne yapıyon lan?" Eymen "Başka biri var mı diye baktım" Ilgaz sabır dileyerek "Ağzına sıçarım senin Eymen kendince bana ima mı yapıyon lan sen ben senin-" susmak zorunda kalma sebebi bendim ona boş gözlerle bakarken ne demek istediğimi anladı ve sustu Ilgaz "Ona dua et yoksa seni paspas niyetine kullanıcaktım Özkan" Eymen bana bakarak teşekkür amacıyla gülümsedi ve beni süzdüğü an kaşlarım çatıldı ve "Amına koyarım Eymen misin nesin bilmem ama şimdi şurdan bir uçarsam o gözlerini alır bi yerlerine sokarım görürsün o gözlerini sahip çık" Eymen bir anda afalladı Yüzbaşı ise eline ilk gelen yastığı kafasına fırlattı "Eymen Siktirme belanı" Diye gürledi adeta Eymen ne diyeceğini bilemez şekilde bi bana bi Ilgaz'a bakıyordu Eymen korkuyla "Şimdi altıma sıçacam öyle bakmayın lütfen " Ilgaz'la aynı anda göz göze gekdik ve "Kes sesini Eymen" diye bağırdık Eymen acıyla "Valla kestim sesimi" Ilgaz eliyle elimi gösterdi "Kapıya sıkıştırdı " Eymen anında elime baktı "Elinizi uzatırmısınız?" Derken çok çocukça çıkmktı sesini Ilgaz "Düzgün konuş lan" eymen anında kafasını salladı "Emrederdisiniz komutanım" Ilgaz kafasını salladı Eymen'e elimş uzattım Eymen biraz inceledikten sonra "Elinize kapatıp açmayı deneyin" dediğini yaptım fakat canım yadnı elimin bir kaç bölgesini dokundu "Acıyormu?" Kafamı salladı "Biraz" Eymen kadasını salladı "Kırılmamamış ama büyük ihitmalle doku zedelenmesi" Ilgaz bir an gülümseyecekti ama yapmadı Ilgaz "Uçabilir mi?" Eymen anlamaz şekilde bi ona bi bana baktı Eymen salakça "Süperkahramanmısınız ay ben hep süperkahraman olmak istemiştim fotoğraf çekinelim mi?" Diyerek cebinden telefonu çıkarıp kamerayı açtı ve bizi çekti Afalladım Ilgaz ise "Lan amını siktiğim bebesi kadın F-16 pilotu " dediği an Eymen "Ne ?" Demiş bulundu Eymen'le göz göze geldim "Hava kuvvetleirnden Yüzbaşı Hafsa Aykora F-16 pilotuyum " Eymen hemen ayağa kalkıp hazır ola gçeti "Astsubay Kıdemli Çavuş Eymen Barut Özkan emredin komutanım" sert bir ifadeyle "Rahat asker" Emyen rahata geçti ve elime krem sürüp sardı Eyemn "Komtanım eliniz şişicektir büyük ihtimalle şiştiği zaman elinize buz koyun" boş gözlerle elime baktım Eymen ayaklandı "Geçmiş olsun komtanım" diyerek çıkacekken Ben duymadım fakat Eymen Ilgaz'a "Komtanım hayırlı Yenge Hanım sizin gibi dişliymiş" diyerek gitmişti.

Ve ben bunu yakın zamanda öğrenicektim....

Eymen gidince gene başbaşa kalmıştık sehpadaki suyu alıp yerimden ayaklandım yüzbaşına elimdeki suyu sallayarak "Sağol komşu bi su niyetine elimin içinden geçtin" Yüzbaşı yandan bir bakış attı. Ardındanda ağzında bir şey mırıldandı bende bağırarak "Duyamadım Yüzbaşım bir daha söyleyin" Yüzbaşı bıkkın bir sesle "Demedim bir şey " gözlerimi kıstım "Hı hı aynen " diyerek yürümeye başladım

Kapıya gelince elimden dolayı kapıyı açamadım o sıra yüzbaşıda koltuğua devrilmiş yatıyordu. Sitem eden bir sesle "Sen tam bir hödüksün " diye cırladığımda yüzbaşı ne var der gibi baktı elimle kapıyı gösterdim "Kapıyı açamıyorum" Yüzbaşı umursamadı "Çok yoruldum bugün kalkıpta kapıyı açamam" sinirle soldum "Ula aç şu kapuyu benu sinirledurma" Yüzbaşı garipser bir bakışla "Bi karadenizlimisin?" Ne var bunda der gibi bakıp sinirle "Kurban ol sen Karadenizuma Cangaz senu" diyerek sağlam elimdeki şişeyi yüzbaşının kafasına fırlattım yüzbaşı refleskle kafasını kurtamıştı. Yüzbaşı alayla "Senin biraz tahtalar eksik sanki nedersin laz kızı?" Kaşlarım çatıldı "Senin tahtaları bi eksitirim görürsün hödük" Yüzbaşı alınmış gibi "Üçtür hödük diyorsun Laz kızı ayıp oluypr" Sinirle ayağımı yere vurdum "Şu kapuyu aç ula yoksa cidden kırıcam görecen" Yüzbaşı umursamadı ve sehpasında simetrik duran kumandayı alıp televizyonu açtı. Ve haber bülteni izlemeye başlamıştı. Sağlam olan elimle kapıyı açtığımda bir adam önümde beliren Adam benden büyüktü birazda uzun

Adamla göz göze geldiğimizde adam korkuyla "Tövbe haşa noluyor burda? Komutanım?" Diye arkamda kalan Ilgaz'a seslenmişti karşımdaki adam "Eymen iti doğru diyormuş" diye kendi kendine konuşmuştu. Bir anda arkamda birini hissettim oydu bende uzun olduğu için gölgesi yere vurmuştu benim gölgem onun yanında hiç gözükmüyordu ve o heryerde benden uzundu Yüzbaşı "Hayırdır Korkut bu saatte ne işin var?" Adamın ismi korkut'u boş gözlerle Korkut'a bakıyordum o sıra koridorun sonunda bir gürültü koptu gözlerim anında oraya döndü toplam altı adet cüsseli adam bize doğru geliyordu kaşlarım havalandı Ilgaz'ın nefesini saçlarımda hissediyordum. Altı cüsseli adamdaların arasında "Korkut Abi hani sen merak etmiyordun bizden önce sen gelmişsin bide namazlı niyazlı adam olucaktın" Korkut anında savunmaya geöti "Lan Kağan mal mal konuşma ben şeyden geldim?" Konuşan adamın kağan olduğunu anladım Kağan "Neyden abi?" Korkut "Komutanın bir şeye ihtiyacı var mı diye geldim?" Anlamaz şekilde Korkut'a baktım Korkut sadece benim duyuyabilceğim sırada "Yenge hanım ayak uydur" derin bir nefes alarak geri önüme döndüm Ilgaz "Lan sizin bu saatte benim kapımda ne işiniz var ?" Altı cüsseli adamlardna biri "Konutanım Eymen komutan yengeyi çok övünce bizde görmeye geldik" Ilgaz yüzünü sıvalazyıp "Eymen nerde lan....onu gördüğüm yerde dilini sökücem sik sik şeyler anlatmış " tam devam edeceği sırada benim bakışalrımı gördü ve sustu ve benim duyuyacağım şekilde "Kusura bakma senin yanında da küfür ediyorum" kaşlarım havalandı ama belli etmedim "Sorun yok alışkınım" diyerek cüsseli adamlardan biri çıkıp elini uzattı "Merhaba müstakbel yengecim ben Kuzey" kaşları havalandı afaladım Ilgaz "Kuzey" diye uyarı dolu konuştu. Anlamaz şekilde ona döndüm "Müstakbel da ne demek yüzbaşım?" Ilgaz elini ensesine atıp bana bakmadan "Şey" ney der gibi baktım Adamlardan biri "Yenge duymadın mı sen Hakkari'de sizi konuşuyorlar " gözklerim büyüdü ve ikinci şokumu yaşadım Ilgaz'a bakarken "Hakkari'demi ?" Arkadan bir ses gekdi "Sadece Hakkari'de değil yenge Şırnak ve Van köylerinde sizi konuşuyorlar" Üçüncü şokta gelmişti kaşlarım çatıldı ve birden Ilgaz'ın kolumdan tutup geri odaya çektim ve kapıyı askerlerin yüzüne kapattım.Ilgaz anında savunmaya geçti "Açıklayabilirim" öfkeden ellerim ayağım titriyordu "Ne açıklacaksın Akıncı herşey ortada " Öfkeden dişlerimi sıkıyordum Ilgaz mahçupça "Hastandeki doktor diğer hastanelere yaymış " öfkeyle onu ittim "Eğer o zaman bana karım demeseydin şuan kimse bizle ilgili konuşmuyo olucaktı" Ilgaz biraz sustu ardındanda "Ben timimi susturum" ciddimisin der gibi baktım ve bağırarak "Timini sustursan nolucak Salak Adam Van, Şırnak ve Hakkari'dekileri kim susturacak ebem mi?" Yüzbaşı boş bulunurarak "Eben daha yaşıyormu?" Dediğinde delirmek üzereydim "Gerizekalı herif konumuz bu mu? Ayrıca napıcan ebemi nikahına mı alıcan" Yüzbaşı rahat bir tavırla "Bakarız" dediği an arkamdaki yastıklardan birini alıp kafasına fırlattım "Bakarız diyor ya deliricem şimdi" Yüzbaşı yastıktan kurtulup "Ne işte seni nikahıma almadıysam ebeni alırım dedikodu biter ama sen diyorsan ben varken ebemi alıcaksın diyorsan seni alırız nikahımıza " gözlerim büyüdü ve delirmiş gibi bulduğum herşeyi kafasına fırlattım yüzbaşı ise hepsinden kaçıyordu Yüzbaşı "Sakin ol" dediği an dahada delirdim ve bir şey atmak için etrafa batım bulamayınca ayağımdaki terliği çıkarıp kafasına fırlattım "Ne sakin olucam hatta ben seni öldürüyüm" diyerek tam boynuna yapışacakken kapının arkasından Ilgaz'ın askerlerinden biri "Yenge dur Allah aşkına " bir başkası "Yengecim Komutanımız lütfen o odadan sağ olarak çıksın" öbürü "Yenge Hanım günahtır adam öldürmek" durdum ve derin bir nefes alıp "Sizde bi siktir olup gidin" o sıra sesler kesildi ve aralarından biri "Emrederisniz Yenge" diyerek uzaklaşmışlardı Yüzbaşının gülme sesi kulaklarıma dolduğu an arkamı döndüm yumruğumu sıkarak ona salladım "Senin yüzünden" diye bağırdım Yüzbaşı bir anda ciddileşti ve yumruğumu tutup yere doğru indirdi ama eline hapsetmişti parmaklarımı hareket ettiremiyordum oldukça ciddi bir şekilde "Benimle evlenirmisin?" dediği an bocaladım ve duyduğum şeyle gözlerim büyüdü kulaklarım duyduğu seste yanılmış olmalıydı ne demekti bu? "Ne?" Demiş bulundum Yüzbaşı bir kere daha tekrar etti "Karım olmanı istiyorum Hafsa Aykora" ne diyeceğimi bilmiyordum boş gözlerle ona baktım..

Hafsa Aykora ilk kez ne konuşacağını bilmiyordu Ilgaz Akıncı ise Duyuyacağı cevabı bekliyordu...İkiside göz gözeyken dünya Durdu timin konuşma sesleri sustu sadece Kartal ve Kurt vardı....

Bölüm sonu.....

Bölüm basıl?
Hafsa ne diyecek sizce?
En sevdiğiniz karekter ne?
Kitabı sevdiniz mi?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

33okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.