Bir Nefes Kadar kitap kapağı

2. bölüm / 6

Bir Nefes Kadar

2.Bölüm;Kartal'ın ilk kez yeryüzünde kanat çırpması

Vaveyla Yazarı: Balli_turtam66 Bal

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 2.Bölüm;Kartal'ın ilk kez yeryüzünde kanat çırpması

Günlerden Cuma, aylardan Kasım'ın son haftasıydı...
Dışarıda Ankara'nın ayazı vardı. Güneş, bulutların arkasına saklanmış; sanki o sabah gökyüzü bile sessizliğe bürünmüştü.
Her şey o sabah başladı...
Ben daha altı yaşındaydım. Dünyam birkaç oyuncak arabadan, çizgi filmlerden ve ablam Aylin'in peşimden koşup durmasından ibaretti.
Salonda arabalarımla oynuyordum. Arabaları halının üzerinde yarıştırıyor, kendi kendime sesler çıkarıyordum.
Tam o sırada kapı çaldı.
Tak tak tak...
Başımı kaldırdım.
Annem mutfaktan seslendi. "Aras oğlum, kapıya bakar mısın? Ellerim bulaşıklı" Arabamı elimden bırakıp ayağa kalktım. Küçük adımlarla kapıya doğru yürüdüm.
Kapıyı açtığımda karşımdaki kişileri görünce duraksadım. Babam gibi üniformaları olan üç asker vardı gülümsedim ve kafamı yana eğip babam nerde diye bakmıştım.
Kafamı geri öbür askerlere çevirdim "Babam nerde gelmedi mi?" Erkek askerlerden biri yere eğilip benle aynı boya gelmişti "Gelicek aslanım gelicek"

Bir anda bir ses kulaklarımda yankılandı bu ses annem aitti "Haluk'a bir şey mi oldu" derken sesi titremişti Asker kadın başını salladı "Başınız sağolsun...Eşiniz çatışma sırasında şehit oldu" annem bir anda bağırmaya başladı "Hayır...Hayır Haluk'a bir şey olmaz o söz verdi gelicekti" bi annem bakıyordum bi askerlere o sıra ablam koşarak yanımıza gelmişti.

Ablam askerleri gördüğü an yüzü bembeyaz olmuştu. Sessizce fısıldadı "Baba..." Annemin artık gücü kalmadığı için yere düşmüştü fakat haykırarak ağlıyordu.

Ablamın gözleri doldu fakat ağlamadı ağlayamazdı güçlü olması lazımdı Aras'a sahip çıkmalıydı yıkılmamalıydı.

Ablam titremeye başlamıştı fakat genemde kardeşi Aras'ın yanına ilerledi "Ablacım" dedi merakla elimle annemi gösterdim "Abla annem neden ağladı ki babam gelmedi diye mi? Ama ordaki abi gelicek dedi söyle anneme ağlamasın" ablam zorlada olsa gülümsedi. Ve elimi tutup beni odama götürdü. Ve benim içerden çıkmamamı söyleyerek odadan çıktı.

O gün evimize çok insan geldi.

Komşular...

Akrabalar...

Aile dostları...

Salon insanlarla doldu.
Herkes alçak sesle konuşuyor, bazıları anneme sarılıyor, bazıları gözyaşlarını siliyordu.
Ben ise kalabalığın arasında boş bir yere oturmuş babamı bekliyordum dolaşıyordum. O gün herkes babamı kaybettiğimizi biliyordu. Bir tek ben bilmiyordum. Ve yıllar sonra anlayacaktım... O Cuma sabahı, benim çocukluğum da babamla birlikte kapıdan çıkmıştı.

Benim çocukluğum altı yaşında bitmişti.
Herkes eğlenip gülerken ben babamın yasını tutuyordum. Daha ne olduğunu bile tam anlayamadığım bir yaşta, hayatın bazı insanların elinden neleri alabileceğini öğrenmiştim.
Dokuz yaşımda bir trafik kazası geçirdik. O kazada ablam Aylin Akıncı'yı ve ağabeyim İlyas Akıncı'yı kaybettim. Bir evde önce babamın, sonra iki kardeşimin yokluğu kalmıştı. Ben ise her geçen gün biraz daha sessizleşiyordum. On bir yaşıma geldiğimde annem Cemile Akıncı'nın zihinsel sağlığı ciddi şekilde bozuldu. Zamanla beni tanımakta bile zorlanmaya başladı. Bazen karşısında duran kişinin kendi oğlu olduğunu hatırlamıyordu.
Ve ben...
Artık ne eski ailem vardı ne de çocukluğum. İçimde yalnızca kocaman bir boşluk vardı.Yıllar sonra kendimi Özel Harekât'ta buldum. Üniformayı giydiğim gün aynaya uzun uzun baktım.Karşımda çocukluğunu geride bırakmış bir Aras vardı.Fakat şuan sadece Ilgaz vardı Görevlerim boyunca ülkeme zarar vermeye çalışan hainlere karşı mücadele ettim. Her görevden döndüğümde içimdeki boşluğun azalacağını sanıyordum.
Ama azalmıyordu.Aksine, geçmiş daha çok aklıma geliyordu.
Babam...
Ablam...
Abim...
Annem...
Hepsi birer birer gözümün önünden geçiyordu.Bazen düşünüyordum: Belki de babamın ölümüne sebep olan olayların arkasında onlardan bazıları vardı. Belki de yıllardır taşıdığım öfkenin bir nedeni vardı. Ama zamanla başka bir şey öğrendim. İntikam insanın içindeki boşluğu doldurmuyordu. Sadece onu daha da büyütüyordu. Ben bu yola çıkarken kendime tek bir söz vermiştim:
“Bir gün geçmişimin hesabını değil, geleceğimin yönünü belirleyeceğim.” Ama henüz bilmiyordum... Beni geçmişimden koparacak o gün çok yakındı...

Ben kim olduğumu merka ettiniz mi?

Ben Yüzbaşı Ilgaz Aras Akıncı. Namı-değer Veba. Kurt Timinin Lideri yeryüzünün tek sahibi

Veba.... Evet düşmanlarımın korkulur rüyası olan o Veba'ydım Ülkesine el uzatanların yok eden Veba. Veba demek bulaşıcı hastalık demekti fakat benim için öyle değildi ben sadece Ülkeme zarar veren hainler için öldürücü ve bulaşıcı hastalıktım...

🐺⚡️

Hakkâri'de kış bu sene erken gelmişti. Dağların üzerine çöken kar, her yeri beyaza bürümüş; sert ayaz yüzümüze vuruyordu.

Zorlu bir operasyondan dönmüştük ve zorlu operasyonun ağırlığı vardı üstümüzde belkide hava desteği gelmeseydi bu karagaha sadece Ay Yıldızlı tabutlarımız gelicekti.

Karagaha gelince hızlı bir şekilde Albayın yanına gitmiştim.

Albayın kapsına gelince derin bir nefes aldımve kapıyı tıklattım.

İçeriden Gel komutunu duyunca içeri girmiştim Albay benim geldiğimş bildiği oldukça sert bakıyordu.
Tekmil verdim, "Yüzbaşı Ilgaz Akıncı Ankara" Albay kafasını salladı ve ayağa kalktı camın önüne gidip camndan dışarı bakmaya başladı "Yüzbaşım?" Dediği zaman cam yansımasından bana bakmıştı ben ise ilk kez mahçup hissediyordum çünkü çok büyük hata yapmıştım. Albay, "Senin bir sorumluğun vardı" kafamı salladım "Senin bir timin var fakat sen düşüncesiz bir şekilde harekte ettiğin için timide tehlikeye soktun ya birinin buraya ay yıldızlı bir tabutu gelseydi ailelerine nasıl hesap vericektin ha söylesene" konuşmak için ağzımı açtığımda Albay sert bir sesle "Kes sesini Akıncı bu büyük bir sorumluluksuzdur" yutkundum Albay "Evet biliyorum Bu ayda hem babanı ve ailendeki diğer üylerini kaybettin" kafamı yere eğmek zorunda kalmıştım. Albay sert bir sesle "Kaldır kafanı asker ben bunu başını eğ diye demedim" kafamı zorlada olsada kaldırdım "Komutanım benden ne istiyorsunuz?" Albay yönünü bana çevirdi "Kendine gelmeni istiyorum bu Veba değil bu küçük, korkak Aras ama sen o değilsin Akıncı" dudaklarımı birbirine bastırdım Albay koyu kahverengi gözlerini ela gözlerime kenetlemişti. Otoriteli bir sesle konuştum "Bir daha olmuyacak Komutanım" Albay kafasını salladı "Olursa pılını pırtını toplarsın karagahtan siktir olup gidersin Akıncı" gülümsemek zorunda kaldım Albay "Çık şimdi" kafamla selam verip çıktım çıktığım gibi kendimi boğazlamak istiyordum hızlı bir şekilde kendimi eğitim alanı atmıştım.
Elime silahımı alıp hedefleri vurmaya başladım içimde bir öfke vardı fakat bu kime olduğunu bilmiyordum ta ki Kuzey'in sesini duyana kadar "Komutan" dedi

Üsteğmen Kuzey Eren Gökdemir Kuzey'in saçları siyahtı gözleri kehribardı kendisi timin yardımcı komutanıydı ve kara harp okulundan beri yanyanaydık o yüzden tek o benle böyle konuşabilirdi.

Kafamı sertçe ona çevirdim "Siktir git şurdan Gökdemir senle uğraşamam" Kuzey gülüp "Kurşuna dizsen bile gitmem" dişlerimi sıkarken "Amına koyarım Gökdemir" Kuzey gene beni takmadan o da silahı çıkarıp hedefleri vurmaya başladı hem vuruyor hem bana laflar atıyordu fakat ben sinirden elimdeki silahı namlusunu Kuzey'e çevirdim "Lan Siktirme belanı bi git şurdan" Kuzey ciddiyetle "Albay ne dedi" gözlerim boşluğa daldı "Bir daha hata yaparsam açığa alınıcam büyük ihtimalle" dediğim an Kuzey "Siktir" acıyla gülümsedim gözlerim Kuzey'in kehribar gözlerine baktım "Lan benim tek yaşama sebebim bu karagah " diyerek elimle arkamızda kalan karagahı gösterdim Kuzey yutkundu ve ağız içinde küfür etmişti Kuzey'in gözlerine bakarken "Babam hayatta olsaydı..." sustum, yuttum veya yutmak zorunda kalmıştım hep yaptığım gibi belkide hep bu yüzden kaybediyordum herşeyi kendi içimde yaşıyordum bu yüzden çok hata yapıyordum.

Ciddiyetle "Tim?" Kuzey gülümsedi ve eliyle ilerdeki çardağı gösterdi "Hepsi orda sapa sağlam" kafamı salladım "Tamam" Kuzey o an gözü koluma takılmıştı "Sen harbi gerizekalısın" dediği an fark etmiştim kolum operasyondayken kolumdan vurulmuştum o an Eymen gelişi güzel dikmişti falat kolumu çok zorladığım için geri açılmıştı.

Astsubay Kd. Çvş. Eymen Barut Özkan kendisi timimizin sağlıkçısıydı ve başarılı bir askerdi . Saçları kahverengiydi gözleride siyahtı. Ailesi onu küçükken yetimhaneye bırakmıştı. Onunda kaybedeği bir şeyi yoktu benim gibi...

2 saat sonra

Kendime gelmiştim sonunda kendime bir kahve alıp bahçeye çıkmıştım.Yürürken telefonuma bakıyordum ki bir anda birine çarpmıştım. Kafamı kaldırğımda benden oldukça kısa uzun kahverengi saçlıydı elimde yanma hissetiğim an "Siktir " demiş bulunmuştum o sıra kadın kafasını kaldırmıştı o an bir çift mavi göz gördüm o an kendimi gökyüzünde gibi hissetim gözleri...gökyüzü mavisiydi oldukça inatçı bakıyordu... burda ne işi vardı?

Kadının kaşları çatılmıştı üstünde beyaz kazak kahveden dolayı kahverengiye dönmüştü kız sinirle "Aynen siktir" diyerek beni ittirmişti bu kız beni nasıl ittirmişti ondan oldukça kalıplıydım "Önüne baksana" kız sinirle "Asıl sen önüne bak asker" sert bir sesle "Bu saatte sivil yasak bayan" dediğim an yüzüme bir yumruk yemiştim o kimdi de bana yumruk atmaya cüreet ederdi kafam yana doğru düşmüştü "Bayan değil kadın bayan tuvallet yazar öküz" kaşlarım kalktı fakat oldukça sinirlenenemiştim yüzümü geri ona çevirdiğimde üstüne de yürümüş bulundum o sıra gözüm arkamızdan bizi izleyen timim vardı fakat şuan konu o değildi o kadın bana nasıl yumruk atardı ve attığı yumruk oldukça sertti çenemin yerinden çıktığını düşünüyorum.

Sinirle "Sen kimsinde bana yumruk atarsın" Karşımdaki kadın hiç geri adım atıcak tipe benzemiyordu.

O gök mavi gözlerini kısıp "Ben kimmiyim?" Diyerek soru sordu ve kendi geri cevapladı "Bu seni ilgilendirmez" diyerek elini omzuma atıp ittirdi o an yaramın üstüne bastırdığı için canım yanmıştı fakat çok belli etmemeye çalışmıştım.

Kadın omuz ararak yanımdan geçip gitmişti ben ise biraz bekledikten sonra arkasından gitmiştim.
Revirde gene karşılaşmıştık ve orda da laf dalaşına girmiştik ve en şaşırtısıcı ise Hamza Binbaşının odasında olmasıydı ve o an asker olduğunu öğrenmiştim benim giib o da yüzbaşıydı fakat ne ismini nede bir soyadını biliyordum. Sonra ise Albay odasına götürmememi söylemişti fakat ben kendime hakim olamayarak onu depo yazan odaya götürmüştüm o ise oldukça öfkesiyle bana ayar çekmişti. O yanımdan ayrıldıktan sonra analiz odasıma gitmiştim o işlerimi halledip dışarı çıktığımda tim gözüme çarpmıştı.
Kurt timine doğru yürümüştüm onların azarlacağımı bildikleri için timdekiker hepsi farklı yönlere bakmaya başlamıştı fakat tek bir askerim bana bakıyordu o da Aysima kendisi timimizin tek kadın askeriyidi fakat erkek askerlerimden daha başarılıydı. sinirle "Ne diy edik dik bize baktınız lan piçler" gözüm Aysima'ya çarptı "Sen bunlara dahil değilsin" Aysima umursamaz bir tavırla "Üstüme alınmadım zaten komutanım" diyerek çayından yudum aldı.

Üsteğmen Aysima Yalçın
kendisi timimizin keskin nişancısıydı saçları kızıldı zümrüt yeşili gözşeri vardı.
Timin en az konuşkanı konuşmamasının nedeni ise küçükken babası tarafından tecavüze uğraşmış olmasıydı o zaman evden kaçmış ve sokaklarda yaşamaya başlamıştı. Annesi ise o doğurken ölmüştü. Aysima bu yüzden Tuna'ya hiç yüz vermezdi. Aysima erkeklerden biri dokunduğu an krize girerdi bu yüzden kimse ona dokunmazdı. Ve Aysima tam bir Adanalıydı Korkut ona hep 'Adanalı kız' diye çağrırdı Aysima'da hoşlanamasada saygısından dolayı bir şey demezdi.

Yanında Korkut vardı o timimizin en büyüğümüzdü fakat biz onu bu timin abisi gibi görürdük.

Teğmen Alaz Korkut Yıldır
kendisi timimizin patlayıcı uzmanıydı. Saçları kahverengiydi toprak renginde gözleri vardı. Eşi Şengül'ü çok severdi şuan 9 aylık hamileydi. Ve bir oğlu vardı o da 7 yaşındaydı ismi Burak Alp'ti fakat çok yaramaz bir çocuktu.

Korkut'un yanında Sarp vardı kendisi timimizin en iyi iz süren kişisiydi asker olmadan önce izci olduğunu söylerdi.

Astsubay Çvş. Sarp Tan Aksoy

Sarp'ın saçları kahverengi ve kıvırcık gözleri kahverengiydi. Sarp bir evin en küçük oğluydu ve annesinin göz bebeğiyidi.
Sarp' a genelde Pars derlerdi özellikle de Kağan

Sarp'ın yanında Tuna vardı.

Üsteğmen Tuna Alp Erbay kendisi timin ağır silah uzmanıydı.

Tuna'nın saçları açık kumraldı bal rengide gözleir vardı. Tuna oldukça başarlı bir askerdi. Aysima bu time 3 sene önce gelmişti ve Tuna ona ilk görüşte aşık olmuştu. Fakat Aysima'yı korkutmamak için uzaktan seviyordu ta ki geçen sene sevdiğini söyleyince Aysima onu götünden vurmuştu. Ama Tuna o olaydan sonrada sevmeye de devam etmişti.Aysima artık onu umursamıyordu. Bu da canını sıkıyordu.

Ve Tuna'nın yanında da Kağan vardı.

Astsubay Kd. Çvş. Kağan Doran AlperenTimin haberleşme ve teknoloji uzmanı.
Kağan'nın saçları sarıydı mavi ve gri karışımı gözleri vardı. Kağan 'ın bir ailesi yoktu benim gibi fakat o bizi ailesi gibi gördüğünü söylerdi. Mesala izinlerde hep karagahta kalırdı çünkü bir evi yoktu. Ama timin en neşelimizden biriydi.

İşte onlar Kurt Timiydi hepsi birbirinden başarılı askerler. Ama hepsinin tek amacı Ülkesine el uzatan hainleri bu Dünya'dan silmekti.

Kurt Timi

Yüzbaşı Ilgaz Aras Akıncı
Üsteğemen Kuzey Eren Gökdemir
Üsteğemen Tuna Alp Erbay
Üsteğemne Aysima Yalçın
Teğmen Alaz Korkut Yıldır
Astsubay Kd.Çav. Kağan Doran Alperen
Astsubay Kd. Çav. Eymen Barut Özkan
Astsubay Çav. Sarp Tan Aksoy

.....

Eymen merakla "Komutanım" dediği sırada yüzüm ona döndü ne var der gibi baktım ve boş yere oturdum Eymen öksürdükten sonra "Şey hanımefendi kimmiş?" Yumruğumu sıktım o sıra önümde çay tabağı vardı ve kafasına fırkattım "Sanane lan " Eymen kafasını eğip zorlada kurtulmuştu Eymen kafasını geri kaldırdı "Ama komutanım herkes merak ediyor" sinirle time baktım "Kim merak ediyor lan?" Diye sorduğum an hepsi gözlerini yere dikmişti "Sizin topunuzu sikiyim ben ha tamam mı" diyerek başka yöne bakmaya başlamıştım zaten o kadın oldukça canımı sıkmıştı. Gözleri karagahın girişinden çıkan kadına takıldı aynı kadındı ve emin adımlarla yürüyordu o da asker bunu Binabaşının odasında öğrenmiştim kadını incelerken Kuzey'in sesi geldi "Komutanım" kadına bakrekn "Hı" Tuna "Hı mı?" Gülme sesi gelmişti Sarp "Komutan Kadını görünce feleği kaydı valla" Kadının açık saçları yürüdükçe uçuşuyordu dudaklarımı ıslattım "Kesin lan sesinizi" kadın tam çıkış kapısından çıkacekken bana baktı ve göz göze gelmişti bana oldukça sinirli bakıyordu ve gözlerini devirip çıkmıştı.

O çıktıktan sonra yönümü geri time çevirdiğimde hepsi şaşkın şaşkın bana bakıyordu Eymen "Komutanım isteme ne zaman" dediği an "Özbora al istemeyi sen biyerlerin sok tamam mı" derken sinirliydim Eymen masum bir bakışla "Emredersiniz komutanım" Korkut "Lan Eymen kendi kendine gene topuğuna sıktın aferin" Eymen dertli bir sesle "Sağol abi" Tuna ise Aysima'ya dalıp gitti sanki ama Aysima ona bi kere bile bakmamamıştı. Tuna Korkut'un kulağına bir şey fısıldamıştı Korkut'un kaşları kalktı ardından da "Sen bir daha mı götünden vurulmak istiyorsun heral " Tuna Aysima'ya bakarken "Vursun beni sevecekse bin kere daha vursun gıkım çıkmaz" Tim birbirine bakmıştı ardından da Kuzey "Beyler kesici aletleri toplayın birazdan katliam çıkıcak" Tuna hariç herkes gülmüştü Korkut "Namaz saati geçiyor" Korut oldukça dinine bağlıydı operasyonda bile namaz kılmayı ihmal etmezdi.
diyerek ayaklandı Korkut'un geçebilmesi için Kağan ve Sarp'ın kalkması lazımdı "Lan kalksanıza " diye dürtü Kağan "Abi valla hiç götümü kaldırasım yok" Korkut'un "Lan eşeoğlu eşşekler kalkın " Kağan cıkladı "Abi Kuzey komutanın ordan gitsene" Korkut sabır dileyerk "Kağan ağzımı bozdurma ve kalk şurdan " Kağan ağzına şeker attı "Kusura bakma" Korkut en sonunda Kağan ve Sarp'ın kafasını tokuşturdu "Miladlarını siktiğim bebeleri o çay bardakları biyerlerinize girsin de çıkamazsın oruspu çocukları" Korkut hiç acımadan üstlerinden geçerek çıkmıltı ama çıkarkende sövüyordu "Amına koyduklarım sizin yüzünüzden günaha giriyorum Allah'ım sen affet beni " Tim Kağan Ve Sarp'a bakarak gülmüştü her zamanki halleir olduğu için umursamadım ve kafamı geriye yaslayıp gözlerimi kapattım ve sessiz bir şekilde beklemeye başlamıştım.

.......

Kendime kızıyordum çünkü tanımadığım bir insanın sözüne güvenmiştim.Ve o yüzden zaman kaybı yaşamıştım en sevmediğim şeydi...

Sonunda Albayın odasına varmıştım kendime çeki düzen verip kapıyı çaldım.

İçeriden gel komutunu alınca içeri girmiştim. İçeri girdiğimde karşımda altmış yaşlarında bir adam vardı saçlarına aklar düşmüştü gözleri hırçın deniz gibiydi. ama albay hiç yaşlı gibi durmuyordu Aksine, dik duruşu ve keskin bakışları hâlâ yılların verdiği tecrübeyi taşıyordu. Üniformasının üzerindeki rütbeler, kim olduğunu anlatmaya yetiyordu.

Albay Cüneyt Yıldırım

Şuan sivildim fakat gine de tekmil verdim "Yüzbaşı Hafsa Aykora Rize Emredin komutanım" Albay biraz beni inceledi ardındanda şefkatle gülümsedi eliyle oturmamamı işaret etmişti "Otur Yüzbaşım" kafamı saygıyla sallayıp dediği yere oturmuştum.

Albay ellerini masaya koydu "Son operasyon için teşekkürler Yüzbaşım" kafamı saygıyla salladım "İşimiz bu komutanım ayrıca teşekküre gerek yok biz sadece karadaki arkadaşlarımıza biraz yardımcı olduk o kadar "

Albay kaşları kalktı "İlginç..." deyince anlamaz şekilde ona baktım. "Ne ilginç komutanım" Albay arkasına geri yaslandı "Ben askerlerimi hiç övmem övdüğüm de ise hepsini götü kalkar fakat sen hiç öyle değilsin sana teşekkür ettiğim halde işim olduğunu söyleyerek red ettin" mahçup şekilde ona baktım ne diyeceğimi bilemedim Albay ise konuşmaya devam etti "Tam bir babanın kızısın" koca bir tebesüm ettim "Onun gibi korkusuz bakıyorsun" kafamı salladım "Sağolun komutanım" Albay "Bu akşam misafirimsin" kaşlarım kalktı "Taa nerelerden geldin buraya..." saygılı bir şekilde "Teşekkür ederim ama bu akşam uçağım var geri dönmem gerek" Albay sert bir sesle "İtitraz kabul etmiyorum Yüzbaşım ayrıca Eşim duyarsa beni çamaşır teline mandal diye takar" bunu söylerken sanki karıso yanındaymış sessiz söylemişti.
güldüm Albay keyifle "O zaman bugün. Saat sekizde" peki der gibi baktım ardındam ayaklandım Albayda benlee beraber ayaklanmıştı "Seni evimde görmek büyük şereftir " saygılı bir şekilde gülümsedim "Benim içinde albayım" diyerek odadan çıkmıştım.

Dışarı çıktığım gibi gözüme O yüzbaşı bozuntusu çarpmıştı sanki o da hissetmiş gibi bana bakmıştı fakat ben bakışlarımı kaçırıp yürümeye devam ettim beni izlediğine emindim fakat taviz vermedim kapıya gelince gıcıklığına göz göze geldim ona nefretle bakmıştım ardından göz devirerek kapıdan çıktım.

Otele geçmiştim hazırlamam lazımdı. Falat yanımda çok şey geitmememişim o yüzden kafama göre bir kombin yaptım
Üstüme bordo bir kazak altına siyah kumaş pantolon üzerime bir de tek yanımda olan gri bir kabanımı giydim ve son ayağıma da siyah botlarımı giymiştim.

Saçlarımı açık bırakmıştım makyajımı ise sadeydi

Az bir saat kaldığı için otelden çıktım yanımda valizimde vardı.Yemekten sonra havalanına geçicektim.

Valizimle taksi beklerken yağmur atıştırıyordu "Hay aksi" diyerek kızıyordum ki yanımdan geçen araba yok kenarındanki suyu bana attrımıştı sinirle "Körmüsün " diye bağırdığımda araba durdu derin bir nefes alıp yürümeye devam ettim arabadan inen ise Oydu yüzbaşı bozuntusu karanlık olduğu için o beni görmememişti fakat o sokak lambasının altındaydı sokak lambasının sarı ışığı onu yüzünü görmeme yardımcı oluyordu.

Sinirle "Bu iki oldu" adama anlamaz şekilde bana baktı "Ne iki oldu hanımefendi?" Kaşlarım daha çatıldı "İkidir üstümü kirletiyorsunuz beyfendi" Adamaaydınlanmış gibi "Sen biraz ışığa doğru gelsene" sinirle güldüm "Ne o yüzümü özledin" Adam gıcıkça güldü. "Aynen yüzünü çok özledim o yüzden de sizi Hakkari sokaklarında arıyordum " kafamı salladım saatime baktığımda ağzımdan küfür kaçtı ardonda "Bu gavur Taksici de nerde kaldı geç kalıyorum" adam şaşkınlıkla "Gavur mu?" Dudaklarımı ıslattım ardından da ofladım çünkü hem üstüm çamurlu su olmuştu ve saçlarımı yağmur suyuyla karışmıştı o an aklıma dahice bir fikir gekdi ve yüzbaşı bozuntusunun arabasına doğru yürümeye başladım Yüzbaşı "Ne yapmaya çalışıyorsun" gıçıkça "Beni bi gideceğim yere bırak parası neyse veririz" yüzbaşı küfür ederek yanıma geldi elimdeki bavulu ona uzatjp arbaya binmeye gideceğim sırada kolumdan tuttu "seni götüreceğimi düşünüyorsun?" Kaşlarım kalktı fakat gıçıkça "parasını vericem valla" diyerek kolumu çektim Yüzbaşı "İstemez " bavulu almadı ve arkasını dönüp arabsına yürüdü "Yaya bir şekilde git bayan" dediği an onu boğabilirdim "Beni burda bırakamazsın" omuz silkti "Çok geç " diyerek arabasına doğru yürümeye başlamıştı

Sinirle ayakkabımı sertçe yere vurdum "Öküz" diyerek bağırmıştım ardından elime ilk geken taşı giden yüzbaşına kafasına atmıştım ve tam on ikiden vurmuştum adam acıyla inleyerek kafasını tutmuştu. Ve bana dönüp "Delimisin nesin" Sinirle güldüm sonra oh çektim "Oh...iyi oldu hakketmiştin" adam acıyla "Kafamı yardın kızım" birazda olsa pişman olmuştum ama geri adım atmadım "Arabanla gideğim yer bıraksaydın şu içi boş olan kafanı yarmazdım" Adam kafasını tutarken sendelemişti. Dudağımı dişledim.

Refleskle yanına koştum ve koluna girmiştim adam sinirle "Senden şikayetçi olucam" kaşlarım çatıldı "Kafanın öbür yerinide yararım" Adam dalgayla "Yine de senden şikayetçi olucam" sinirle omzuna bir kere vurduğum acı bir inilti koptu dudaklarından korkuyla "Noldu?" Adam bıkkın bir sesle "Sen bana komple zarasın bayan" dediğinde koluna bir daha vurdum "Sus" diyerek onu arabasına doğru çekmeye başladım arabaya gelince onu ön koltuğa oturttum yüzbaşı iyiyice bitkinleşmişti beyaz tişörtü kan kırmızısı olmuştu bavulumu bagaja attım ardındanda şöfür koltuğuna geçtim arabayı çalıştırmıştım ardından yüzbaşına "Hastane nerde?" Yüzbaşı kafasına tampon yapması için verdiğim berem oldukça kan olmuştu. Yüzbaşı "Sokak sonunda sağ dön ordan dümdüz ilerle..." dediğinde kafamı salladım ve hızlı bir manevrayla arabayı yola sürmüştüm fakat yandan geçen araça ona çarpmamdan son anda kaçmıştı yüzbaşı korkuyla "Kızom senin ehleyetin yok mu öyle çıkılır mı" sinirle "Ben senin kızın falan değilim ve ayrıca o adamın suçuydu" Yüzbaşı aynen der gibi baktı.

Oldukça hızlı gidiyordum yüzbaiı "Biraz yavaşla" kafamı salladım "Çok kan kaybediyorsun" Yüzbaşı "Kimin yüzünden acaba" dediğinde göz ucuyla ona baktım "Ben mi dedim kafanı yar diye" yüzbaşı güldü "Bayan kafama taşı sen attın " sinirle güldüm "İyi halt etmişim" derken biri beni solladığı için ani fren yapmak zorunda kaldığımda "Ehliyeti kasaptan mı aldın orospu çocuğu" diye sövmüş bulumduğum Yüzbaşı "Sen ağzın baya bozuk" sinirle "Sende artık kes sesini" cidden susmuştu fakat sustuğu için stresim artmaya başlamıştı yutkundum ellerim titriyordu hemde fazlaca kafamı salladım "Konuş" dediğimde yüzbaşının gülme sesini duydum "Ne o sesimi duymayınca arabayı kullanamıyorsun" derin nefes veridm yol ayrımına geldiğimizde. "Sağ sol?" Yüzbaşı net bir sesle "Sağ" dediğinde sorgulayııc bir selse "Umarım gene bizi yanlış yöne götürmüyorsundur yolun sonunda bir depo yazısı görmek istemeyiz" Yüzbaşı başta ses vermedi ardından da "Birazcık kabalık ettim" tek kaşım kalktı "Birazcık mı bu kabalık değil hayvanlık" dediğimde "Eyvallah" dediğinde garipsemiştim yola bakarken "Bi de kaba dayı" bu dediğimi duymuştu fakat ses vermememişti. dediğim sırada Hastane yazan yazıyı görünce rahatladım ve daha süratle acilin olduğu yere girmiştim.

Arabadan hızlıca inip yüzbaşının olduğu kapıyı açıp "Yavaş" diyerek onu indirdim etrafa baktığımda doktor göremeyimce çıldıracaktım "Dayan bana" Yüzbaşı "Eminmisin?" Sinirle "Ula dayan deduysem dayan" yüzbaşının "Bunu sen istedin" diyerek bana dayandığı an kendimi enkazın altında kalmış gib hissetitim "Vazgeçtim biraz dayan çok dayanma" yüzbaşı kolunu omzuma attıp benden destek almıştı.

Acile girdiğimizde yanıma bir hemşire koşmuştu. "Nesi var" dediği an onu öldürebilirdim fakat yüzbaşının canı daha önemliydi. "Kafası yarıldı" Kadın "Hemen sedyeye oturtun doktor geliyor" dediği yere bir şekilde yüzbaşını oturtum kendisi huzursuz gözüküyordu. Etrafa göz gezdiğimde normal hastaneydi fakat onun için öyle değil gibiydi "Bir sorun mu var?" Kafasına tuttuğu bereyle tampon yapmaya devam ediyordu Yüzbaşı "Bir sorun yok istersen sen arabamı al gideceğin yere git" kaşlarım çatıldı "Seni bu halde bırakıp gidemem ama eğer yakınından biri varsa çağırırm" yüzbaşının göz bebekleri titremişti. O yakışıklı olan yüzü bir anda kara bulutları kaplamıştı. Daha fazla göz tamesı kurmamak için doktor geliyor mu diye bakmıştım fakat etrafta bize doğru gelen doktor yoktu "Ben bi doktora bakıp geleyim" bunu ona bakmadan demiştim tam gideceğim sırada bileğimde bir el hissettim kafamı çevirdiğim de "Napıyorsun?" Diyerek bileğimi çektim "Sana yardım ettim diye bana istediğin gibi dokunamazsın bu ne hadsizlik" diyerek aramıza daha çok mesafe koydum Yüzbaşı ses etmedi. Ben ise yanından ayrılıp doktorun yanıma gitmiştim.B ana birazdan geleceğini söylediğinde "Doktor Hanım hastamın kafası yarıldı kan kaybediyor belkide kafa travması geçiriyor " dediğim de Doktor "Hanımefendi daha ağır yaralılar var" nakörlük yaparak "Bu beni ilgliendirmez Doktor Hanım benim hastamın da durumu ağır" elimi kaldırıp salladım "Ayrıca ben sizi uzaktan izledim burda doktor arkadaşlarınızla dedikodu yapma peşindesiniz gözlerim gördüm şimdi İşinizi yapın ya da sizi şikayet edeyim hangisi?" Dediğim de doktor "Bu ne hadsizlik hanımefendi biz burda işimzi yapıyoruz" gözlerimi kıstım "Bana hiç öyle gelmedi" Doktorun kaşları dahada çatıldı "Siz kimsiniz hanımefedi de benle böyle bir lüzumla konuşabiliyorsınuz" beşki asker olduğumu söyleseydim bana böyle davranamazdı fakat kikliğimi bellie etmeden "Ben bir hastanın refakatçısıyım sadece fakat siz doktorluğunuzı yapmıyorsunuz" kadın tam bir şey söylicekken arkadan bir ses geldi "Bengü bir sorun mu var" Kadın yüznü sabit tutarak arkadaki doktora döndü "Yok hocam" Doktor kafasını salladı "İyi" kollarımı birbirne bağladım "Eee" dedim Kadın "Hastanız nerdeydi" elimle ileriyi gösterdim "Orda" önde ben yürüyordum arkamdan doktor geliyordu yüzbaşının yanına gelince Yüzbaşı ilk bana baktı ardındanda doktora Doktor "Beyfendi bereyi çekin lütfen" dediğinde yüzbaşı bereyi sıkarak yanına indirdi kadın biraz inceledikten sonra "Bayağı derin o yüzden dikiş atılması lazım fakat siz ilk önce bir emar çekelim" dediğinde kafamı salladım yüzbaşı biraz önce tek başımızayken acısını belli ederken şuan ise sadece duygusuz bir şekidle doktoru dinliyordu Doktor bilgisyara bir şeyler yazmaya başladı "Hastanın ismi?" Dediğinde susmak zorunda kaldım ismini bilmiyordum sadece Soyadının Akıncı olduğunu biliyordum yüzbaşına göz çevirdiğimde yüzbaşı hiç bir şey söylemedi doktora geri döndüğüm de Doktor "Hanımefendi" diye uyardı tam bilmediğimi söyliceğim sırada "Ilgaz" diye bir ses duydum o yüzbaşıydı demek ismi Ilgaz'dı gözlerim ona döndüğünde Yüzbaşı "Eşimin isim hafızası iyi değildir doktor Hanım ve biz birbirimize isimlerimizle hitap etmeyiz dimi Hayatım" bana bakıp dediğinde "Evet hayatım" dmeek zorunda kaldım.
Afakladım hemde fazlaca bana eşim demişti. Ve Hayatım demişti. Kadın bana yan gözle baktı ardında elimde elimde bir yüzük göremediğinde siz ciddimisiniz der gibi baktı yüzbaşı "Yüzük takmayı sevmiyoruz" artık sadece beyaz yalan değildi kapkara bir yalanın içine düşmüştüm. Tepkisiz kalmaya çalışmıştım kadın "Soyadınız?" Buna cevap verebilirdim "Akıncı" dediğimde yüzbaşının keyiflediğini görmüştüm o benim bu kadına karşı küçük düşmememi istiyordu o yüzden öyle demişti.

Doktor bana bir reçete uzattı "3.katta" dedi ve ardından da Yüzbaşının kafasındaki kanı durdurmak için bir sargı bezi yapıştırdı.

Yüzbaşı hoşnutsuz bir şekilde kadına bakıyordu büyük ihtimalle onla konuşmamamızı duymuş ve görmüştü o yüzden o kadına benim gibi gıçık olmulştu..

Doktor geri çekilince yüzbaşı ayaklanmıştı. Eli hiç çekinmeden elimi tutmuştu bocaladım cevap veremedim yüzbaşı elimi tutarak acilden çıkıp üçünçü kata çıkmak içim asasörlerin olduğu yerde beklemeye başlamıştık. Asansörün orda kimse olmadığı için elimi hızla çektim ve sinirle "Naptığını sanıyorsun ?" Yüzbaşı duvara yaslanıp "Durumu toparladım" dediğinde yüzüne bir yumruk çakıcaktım "Ben seni tanımadığımı söyliyerek olayı toparlayacaktım zaten ama sen kahramanlık yapmak giib fantazieye başvurdun eşim diyerek beni tanıttın ve bana hayatım dedin" yüzbaşı ellerini pantolunun cebine atarak "Sende Hayatım dedin " bıkkın ir sesle "Sen dedin diye dedim öküz" güldü koluna bir tane şaplağı çaktım "Gülme" yüzbaşı "Şükürler olsun ki bana o çakma sarının yanında bana öküz demedin" gözlerimi deviridim "Sana keşke ökzücüğüm deseydim" dediğinde yüzünü buruşturdu "İyiki de demememişsin" bir şaplak daha attım koluna "Elimi neden tuttun?" Diye bir soru yöneltim yüzbaşı rahatlıkla "Elimizde yüzük olmadığı için kadın şühpelenmişti. Dahada şühpelenmemesi için elini tuttum" sinirle "İyide şühpelense nolcak hiçbir şey yapamaz ayrıca ona ne yüzük takıp takmadığımızdan " yüzbaşı dalga geçen bir sesle "Gerçek evlileler genelde yüzük takar" somurttum "İyide biz evli bile değiliz" dediğim sırada asansör gelmişti ve içerden üç tane doktor çıkmıştı ve hepsi bize yan yan bakmaya başlamıştı refleskle yüzbaşının koluna girdim büyük ihtimalle o çakma sarı hemen evli olduğumuzu yaymıştı. Asasönre binince herkes bize dik dik bakıyordu nedense yüzbaşının arkasına saklannak istemiştim yüzbaşının tişörtünü çekiştiriyordum yüzbaşıda bize bakna insanlardan rahatsız olmalı ki beni birden arkasından çekip elini belime koyadak sahiplenmişti.kafasının saçlarıma gönmüştü ve boğuk sessiz bir şekilde "Onlara bakma ve rahatla " dediğinde eli daha sıkı belimi kavramıştı zorla gülümsedim ve elimi ağzıma kapatarak "Sanki bizi yiyeceklermiş gibi bakıyorlar" dediğimde yüzbaşı "Korkma" dediğinde aynı şekilde bana bakanlara bende öyle bakmaya başladım da hekes gözlerini yere eğmişti. Üçüncü kata geldiğinde huzursuzca indim yüzbaşıda arkamdan geliyordu fakat hızlanıp elimi tuttu ben ise sinirle "Bak hemen nasılda herkes yaymuş evli olduğumuzu" ciddi manada onu boğmak istiyordum yüzbaşı "Bende bu kadar beklemiyordum" karşından gelen hemşireler bize gıcık bir şekilde bakmıştı ben ise sessiz bir sesle "Bu hakkari'de başka hastane var mı?" Yüzbaşı "Vardı fakat Teröristler geçen sene füzelerle zarar verdi şuan kullanılmıyor" ofladım ve daha hızlı yürümeye başlafım.
Emar odasına gelince sıra vardı. Boş sandalyeye oturmuştuk yüzbaşı elimi tutarken kendi bacağının üstüne bıraktı elimi öyle tutmaya başladı yine bocaladım belki sevgilisi vardı ve ben onun yanındaydım kendime kızdım elimi çekmek istediğimde elimi daha sıkı tuttu. O sıra telefonumun çalımca telefonumu cebimden tek ellimle çıkarıp telefona baktığımda albay arıyordu ağzımın içinde küfür ettikten sonra yüzbaşına baktjm "Albay arıyor" yüzbaşı "Hangi albay?" Umutsuzca "Cüneyt Albay bugün beni yemeğe davet etmişti" yüzbaşı şaşkın bir şekilde bana baktı. "ayıp oldu ya" diye konuştum fakat telefon çalmaya devam edince açtım. Yüzbaşı beni dikkatle dinliyordu "Komutanım?" Albay "Yüzbaşım nerde kaldın" mahçup bir sesle "Komutanım şuan ben hastanedeyim o yüzden gelemeyicem" Albay "Ne hastanesi Yüzbaşım" albayın yanından bir kadın sesi geldi "Kim hastanede nolmuş" Albay "Bi sus Nihal" yutkundum ardından da "Kendim için değil Yüzbaşı Akıncı için geldim" Albay "Akıncı'ya noldu?" Yüzbaşına bakarken "Kafası yarıldı" Albay "Nasıl yardı" yüzbaşının dudakları kıvrıldı dudağımı dişledim "Ben yarmış olabilrim" dediğimde Albay "Geliyorum" dedi ben ise "Gelmenize gerek yok konutanım" Albay "Geliyimde senin azabından Akıncı koruyum yoksa sen onu ayağına paspas niyetine kullanıcan" dediğinde yüzbaşı gülmeye başladı fakat sesliydi. Ben ise ayağına bastım Albay yüzüme kapatmışt. Dik dik ona bakıyordum "Komik mi?" Kafasını salladı "Albay bile anladı senin kafadan sorunlu olduğunu" dediği an ayağımdaki topuluğunun ucuyla ayağını iyice bastım "Aynen ayrıca herkes bizim dedikodumuzu yapıyor ya yalan söylediğimizi öğrenirlerse" dediğim an Yüzbaşı, "Öğrenseler nolucak bir sik yapamazlar" ayağına bir daha bastığımda Yüzbaşı "Kız yeter artık nikah masasında değiliz basıp durma ayağıma" dediğinde brir daha bastım "Sus be adam" diyerek elimi tutarken Emar odasına bakmaya başladım son içerdeki çıkımca sıra bize geliyoydu.

Bir 5 dakika sonra kapı açıldı içerden hasta çıkmıştı ardından da bizim ismimizi çağırmışlardı. Yüzbaşı eşyalarını bana vermişti.verirken cüdanında bir kadın resmi düşmüştü. Bir vesikalıktı Genç bir kadın dı tahminim doğru çıkmıştı sevgilisi vardı Kadın koyu kumraldı saçları benim kahverengiydi gözleri ise yüzbaşı gibi elaydı oldukça güzeldi ve gözleri çok canlı bakıyordu . Sanki bir boşlupa düştüm evli bile olamasak bile ben bir sevgilinin olan bri adama kocam deyip elini tutmuştum. Kalbim acıdı kadına çok acıdım. Sanki ayaklarım yerden kesilmişti. Fotoğraf avcumun içindeydi sandalyeye geri oturmadım ve boş koridorda yürümeye başladım. kendime kızıyordum. Ellerim titriyordu. Gitmek istiyordum yok olmak istiyordum.Belkide karısıydı. Ben şuan metrestim kadın belki hamileydi. Ve gurbetteydi belki bu yüzden aile deyince göz bebekleri titremişti. Boşluğa dalıp gitmiştim.

İrikilmeme sebep olan telefonumun çalmasıydı. Annem arıyordu. Yutkundum fakat gengzim yanıyordu sesimi düz tutmaya çalışarak açtım "Anne?" Annem "Kızım Naptın abin nasıl" gülümsedim "İyi iyi çok iyi kilo vermememiş. Üstünü sıkı giymiş" Annem kızgın bir sesle "Sen benle dalgamı geçtin" kafamı salladım "Hayır" annem kuşkulu bir seske "Noldu? Senin sesin niye öyle geliyor" acıyla gülümsedim o sıra terasa çıkmıştım "Anne...ben çok büyük bir hata yaptım" annem yüreği ağzına gelmiş olmalı ki "Ne yaptun kızum söyle elbat çaresu vardur" dediğinde "Anne ben bir adamın sevgilisi varken elini tuttum" dediğimde annem sessizleşti Annem "Ne adamı Betül " terastan Hakkari'nşin. ışıklarına bakarken "Tanımıyorum ismini şimdi öğrendim" Annem "Kızım sen nediyorsun düzgün anlat şunu" dediğinde "Anne ben metres mi oldum şimdi" Annem "Tövbe tövbe ne diyorsun sen" "Annem kendimi salak hissediyorum anne kendimi saf hissediyorum" o sıra terasın kapısından heybetle giren bir yüzbaşı vardı Ona bakarken "Şimdi kapatmam lazım anne sonra görüşürüz" Yüzbaşı "Senin burda olduğunu söylediler" sinirke güldüm "Aynen burdayım" Yüzbaşı tek kaşı kalktı "Bir sorun mu var?" Kafamı salladım "Bilmem var mı?" Yüzbaşı "İyimisin?" Dediğin de sinirle "Çok iyiyim ya beni enayi yerine koydun sana güvenmiştim" elleirm titriyordu gözlerim dolmuştu ağlamıyordum zaten çok ağlayan bir insan değildim.
Yüzbaşı "Enayi yerine mi koydum?" Öfkeyle "Senin gibi karektetsiz birini görmedim...sen ne kadar şefersizsin ya" yüzbaşı kaşları çatıldı "Düzgün konuş" sinirle üstüne yürüdüm "Konuşmassam napıcaksın bana ha söylesene sen " Yüzbaşı sabırı son yere gelmiş olmalı ki " Ne Derdin olduğunu bilmiyorum düzgünce anlat şunu artık" umursamdan "Beni salak yerine koydun" dediğimde "Yeter " diye bağırdı adeta kükredi "Napmışım lan ben napmışım söylesene lan söyle hadi bana laf sokup durmada yaptığım hatayı söyle" dediğinde bende bağırarak "Değmezsin duymana gerek yok ayrıca Sevgiline üzüldüm senin gibi bir adamı sevmesi büyük hata" dediğinde Yüzbaşı kaşları daha çok çatıldı "Sevgili?" Güldüm cidden güldüm ve "Kes palavrayı anca salağa yatıyorsun öğrenmeyeceğimi sandın" Tam bir şey söylicekken telefonum çaldı Abay arıyrodu derin bir nefes verip açtım

"Komutanım" Albay " geldim nerdisiniz" yüzbaşına baktım "Geliyoruz komutanım" diyerek yanından geçtim "Albay geldi Acildelermiş" Yüzbaşı ise daha sinirli olduğu için kolumdan tutmuştu "Daha konuşmamamız bitmedi " sinirle kolumu çekmeye çalıştım "Benim bitti seninle bir daha muhatap olmak istemiyorum değmezsin" kolumu bir daha çekmeye çalıştığım beni kendine çekmişti. "Derdin ne?" Sesini düz tutmaya çalışıyordu fakat zor duruyordu yüzüne tükürdüm "Şerefsiz....Annen seni doğuracağına..." dememe izin vermeden yüzbaşının sesi büyün hastanade yankılandı sanki "SAKIN ANNEM HAKKINDA KONUŞMA" yutkundun ama geri adom atmadım ve cümlemi tamamladım "Annen çok şansız senin gibi olduğu evladı olduğu için" dediğim de yüzbaşı gözleri yeşile dönmüştü. Kolumu hızla çekip koşmaya başladım ama arkamdan geliyordu Yüzbaşının damarına basmıştım önüme hemşire çıkmıştı ona çarpmıştım ve elindeki tepsi yere düşmüştü fakat durmadım koşmaya devam ettim Hemşire "Hanımefendi" diye seslenmişti. Falat cevap vermeden koştum. Bir anda önüme bir grup doktor çıkmıştı onlara çarpmıştım ve yavaşlamıştım "Pardon" diye bağırmıştım ve o sıra kolumdan tutulduğumu hissetim ve beni bir yere doğru çekmeye başlamıştı. "Bırak beni" siye bağırmıştım yüzbaşı "Biraz sus" teslim olmak zorudna kaldım bir odaya geldmiştik etraf karanlıktı ve sadece ikimiz vardık ben duvarka araısna almıştı kapıyıda ktlemişti.

Yüzlerimiz çok yakındı bunu nefeslerimizden hissediyordum "Albay-" Yüzbaşı "Siktir et onları" "Ama-" diye itiraz etmek istediğimde "Birazcık susarmısın lütfen " sustum cidden sustum yüzüme gelen saçımın kulağımın arkasına sıkıştırdım "Aferin...şimdi bana neye kızdığını söylermisin?" Dediğinde "Ama sus dedin nasıl söyliyim" dediğimde yüzbaşı gülümsediğini hissettim "Tamam susma o zaman" kafamı salladım "Segilin var mı?" Yüzbaşı net bir sesle "Hayır" demişti yalan söylemişti yutkundum "Eminmisin?" Yüzbaşı "Evet" evet dümdüz yalan söylemişti. "O kadın kim o zaman" dediğimde yüzbaşı gatipser bir sesle "Hangi kadın?" Sesimi düz tutmaya çalıştım "Cüzdanındaki" dediğimde sustu. "Sevgilin dimi yalan söyledin" diyerek onu ittirmeye çalıştım "Benim elimi tuttun beni metres olduğumu düşürdürtün ilk o kadının elini tuttun şimdi ise yalan bile olsa benim elimi tuttun" Yüzbaşı üzgün ama rahat bir tavırla "Bitti mi?" Dediğinde nutkum tutuldu benim dediklerimi umursamıyormuydu? Onu bütün gücümle ittirdim "Bitti" diyerek kapının kilidini açmaya çalıştığı bütün el sekronizem sanki gitmişti kilitteki kilit çeviremememiştim öfkeyle kapıya vurdum ardında elimle kapıyı gösterdim odaya sızan ay ışığı onu yüzünü aydınlatıyordu bana değişik bakıyordu fakat içimi bulandırmıştı. "Aç şu kapıyı" derken titriyordum Yüzbaşı rahat bir tavırda "Kapı girdiğimizden beri açık zaten...gitmek istiyorsan git karşı çıkmayacam" dediğinde canım yandı....kalbim kırıldı...belkide bu sabah onla çarpışmasaydım şuan bu halde olmazdık ben alabyın evinde yemeğimi ordanda havaalanına geçip yuvaöa geri dönerdim...Ama olmadı herşey tepe taklak oldu şuan ki gibi.....Gururum paramparça olmuştu.

BÖLÜM SONU

Bölüm nasıldı?
Sizce Ilgaz'ın cüzdanındaki sevgilimisi?
Diğer bölümlerde ne olur?
Hafsa napıcak?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

80okunma 11beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.