7. bölüm / 6
Bir Nefes KadarKartal'ın bir kanadı kırılması
Bölümler 6Şu an: Kartal'ın bir kanadı kırılması
- 1 1.Bölüm;Gökyüzü Yeryüzüne Çarptğında4.277 kelime
- 2 2.Bölüm;Kartal'ın ilk kez yeryüzünde kanat çırpması5.310 kelime
- 3 Alıntı257 kelime
- 4 Kurt'un ilk kez Kartal'ı yeryüzünde görmesi6.803 kelime
- 5 ALINTI316 kelime
- 6 Kartal'ın bir kanadı kırılması6.804 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yorum beğenilerinizi eksik etmeyin
Kurt ve Kartal'dı onlar,
İkisi de başka dünyadandı,
Biri yeryüzünde
Diğeri gökyüzündeydi
Ta ki Kartalın bir kanadı kırılıp yeryüzüne düşene dek,
Kurt gördü,
Kartal uçup gitmek istedi,
Kurt Pençesini geçirdi.
Ve artık Kartal'da bir yeryüzündendi....
🐺🦅
Kalbime sanki bir ok saplanmıştı ve nefes alamıyormuş gibi hissediyordum.Tenim buz gibi olmuştu. Karşımdaki adam biraz öne bana "Karım ol Hafsa Aykora" demişti ve bunu söylerken oldukça çok ciddiydi.
Ilgaz'ın bakışları yutkunmama sebep olmuştu tanımlamayacağım şekilde bir bakışı vardı merak mı değil dalga geçer gibi hiç değildi. Çok başka bir duyguyla bakıyordu.
Tam ağzımı açıp konuşcağım sırada geri sutum ne diyeceğimi bilmiyordum Ilgaz'ın tek kaşı havalandı
Artık cevap ver der gibiydi en sonunda yutkundum ve asiliğime başvurarak konuştum. "Ne saçmalıyorsun be adam iyice sapıttın" Ilgaz kafasını sağ doğru yatırdı kaşlarım çatılmasını istedim çatılmadı aksine utanma duygusu baskın geldi ve onu bakmayı bırakıp arkamı dönüp koşarak odadan çıktığım an altı cüsseli askere çarpmıştım hepsi acıyla inlemişti hepsi üst üste düşmüştü umursamadan boş yerden koşmaya devam ettim.
Cebimden oda kartını çıkartırken ellerim titriyordu ellim titrerken bir şekilde kapıyı açıp kendimi içeri attım hızla kapıyı kapadım.
Timin konuşmaları kulaklarıma doluyordu ama sanki dünyadan kopmuş gibi sesleri algılayamıyordum yavaş adımlarla koltuğuma oturmak istedim fakat yediğim atıştırmalıklar dökülmüştü normalde olsa asla oturmazdım fakat o an onu düşünücek akıl yoktu kendimi o koltuğa bıraktım. Sözleri beynimde yankılanıp duruyordu
Karım ol Hafsa Aykora
Benimle evlenirmisin?
Bu iki hafta basıl geçicekti? Bilmiyordum ve bu babamın kulağına giderse nolucaktı ne diye nasıl açıklayacaktım onu da bilmiyordum. Şuan onları düşünmemeliydim başka şeylere odaklanmalıydım bir bizim hakkımızdaki dedikodular nasıl Şırnak ve Van'a kadar ulaşmıştı.
Eğer o doktoru bir daha görürsem kesinlikle onun üstünden tır gibi geçmeliydim onu yüzünden neler yaşıyordum
Ellerimi saçlarıma attım oflayarak "Ne biçim gün bu ya" diyerek sitem ettim düşüncelere dalmışken isteğim dışı göz kapaklarım kapandı ve o günde benim için bitmişti.
Sabah beş buçukta göz kapaklarımı zorla açtım nerde olduğuma baktım koltukta oturarak uyumuştum.
Heryerim tutulmuştu zorla ayaklandım. Boynumu esnetmek için sağa sola yatırırıken bir anda gözlerimin önünde bir anı belirdi Ilgaz dün bana evlenelim dediğinde bu hareketi yapmıştı
Hızla başımı düzeltip "Salak" diyerek söylenerek lavobaya ilerledim buz gibi suyu yüzüme vurdum irkildim. Ama kendime gelmem için bunu yapmak zorundaydım.
Toplantı saat 11 deydi o yüzden rahat bir şekide sporumu yapabilirdim Yoksa onun dediklerini düşünürken cidden delirecektim.
Üstüme siyah bir badi giydim altıma siyah eşorfman saçkarımı bir tane örmüştüm. Ayağıma spor ayakkabımı ayakabımı giyerek odadan çıktım Ankara gene soğuktu fakat üşüme hissi nedense hissetmedim sanki içimde bir şey yanıyordu koridora çıktığımda sessizdi
Bu saatte kim uyanıcak betüşş?
Onlar beni ilgilendirmiyor diye içimden geçirirken bir anda arkamdan kapı açılma sesi kulaklarıma doldu altıncı hissim çok kuvvetliydi. Ve kokusunuda hissetmiştim. Ben nerden biliyordum onun koksunu şuan bu konumuz değildi hızla koridorda sağ dönüp asensör düğmesine bastım ama bi kerede değil iki üç kere başmıştım ard arda sitem eden bir sesle "Hep gelirsin şimdi gelmeyesin tuttu dimi?" Arkamdan bir ses duyuldu "Kiminle komuşuyorsun sen?" O ses kime ait olduğunu biliyordum fakat bilmekte istemiyordum sesi yeni uyanmış olmalıki uykulu ve normal sesinden daha kalın çıkmıştı ağzımı içinde küfürler savurarak ona döndüm "Senin bu saatte burda ne işin var?" Ilgaz rahat bir tavırla gelen asensöre bindi benim çağırdığım asensöre o binmişti? Sinirle ona baktım Ilgaz "Gelicekmisin?" Sinirle kafamı sallayarak asensöre bindim ama geri pişman olmuştum ama artık geçti. Asensörün kapısı kapanmıştı.
Ilgaz kafasnı asensöre yaslamıştı ve gözlerini kapatmıştı. O an fark ettim kiripkleri çok güzeldi hepsi aynı uzunlukta aynı kalınlıktaydı ve bundan bananeydi ben neden böyle şeyler düşünüyordum. Ilgaz tek gözünü açıp bana baktı "Sanırım çok beğendin beni?" Göz devirerek önüme döndüm "Sabah sabah senle uğraşamam" diyerek çıkıştım Ilgaz bir anda "Dünkü so-" cevap vermeseine izin vermeden açılan asensörün kapısından kendimi dışarı attım. Ilgaz'ın oflama sesi gelmişti umursamadan spor salonuna doğru ilerledim. Spor salonu yazan yere gelince daha açılmadığını fark ettiğimde "Açsanız nolur?" Diyerek söylenerek kaçta açılacağına baktım saat tam sekizde açılcaktı Göz ucuyla saatime baktığım saat daha altıydı oflayarak arkamı döndüğümde birine çarptım benden oldukça uzun biriydi ve ben bu kokuyu biliyordum yüzünü görmek için kafamı kaldırmam gerekmişti. Göz göze gelmiştik kolum benden bağımsız kenara düşmüştü. derin bir nefes verip uzaklaştım "Yüzbaşım?" Derken oldukça ciddiydim fakat o bi o kadar rahattı "Efendim Yüzbaşım" gözlerimi devirmek zorunda kaldım sakin bir o kadar tehlikeli bir sesle "Sizin gene benim dibimde ne işiniz olduğunu sorabilirmiyim?" Ilgaz omuz silkerek arkasını döndü ve ağzının içinde bir şeyler mırıldanmıştı ve ben onların hepsini duymuştum fakat kalbime bir daha ok yememe sebep olmuştu. "Belkide bütün yollar sana çıkıyordur" diyerek arkasını dönüp gitmişti. gözlerim büyüdü o gitti ben kaldım
Koridoru dönene kadar arkasından bakmıştım. Bu dediğinin farkındamıydı? Bunun anlamını biliyormuydu bence bilmiyordu
hiç düşünmeden kendimi dışarı attım Ankara gene soğuk sonbaharının koruyordu boş adımlarka caddede yürümeye başladım.
Yürümeye devam edebilirdim ama etmedim boş banka oturdum. O sıra kafam dağılsın diye telefonumu açtım internetim genelde açık olmazdı dünde telefona bakıcak zamanım yoktu büyük ihitmalle gine açık değildi ilk olarak internetimi açtım bir anda üstten bir mesaj düştü. Mesajı görmemle gözlerim büyüdü
HAKKARİ'NİN YENİ GÖZDE ÇİFTİ
Ve altında da Hastanede Ilgaz'ın dikiş atılırken elini tuttuğum anın fotoğrafıydı yutkundum ardındada bir mesaj daha düştü bu Bedia'dandı kendisi en yakın kız arkadaşımdı.
Bedia benim çocukluğumdu onunla beraber ilklerimi yaşamıştım. İkimizin Babasıda askerdi bundan 20 sene önce babamın tayini Şırnağa çıkmıştı. Şırnak'a gidince lojmanlarda kalmıştık ve Kaldığımız lojmanlardan birinde de Bediagil kalıyordu.
20 Sene Önce
Annemin zoruyla lojmanın kapısından çıktım. O sıra gözüme bir anda lojmanın parkında bir kızı dövdüklerini gördüğümde koşarak araya girip dövülen kızı çekip aldım "Bir daha bu kıza dokunananı görürsem karşısında beni bulur anladınız mı?" Bu yaşımda oldukça asi bir kızdım Çocuklardan biri öne çıkıp "Sen de kimsin?" Dediği an onu yere ittirdim "Tanıştırayım bana Asi kuş derler şimdi arkadaşlarını topla bas git çocuk" Çocjk kolunu tuturak koşmaya başladı arkasından da arkadaşları kıza geri döndüğümde
Kız çok korktuğu için ağlamış olmalıydı daha çok üzülmesin diye ona cebimden bir lolipop çıkarıp vermdim kız burnunu çekerek "Neden bana yardım ediyorsun?" Dedim sustum diyemedim ki aynı şeyleri 5 yaşındayken bende yaşamıştım böyle bir olayın daha ağırını yaşamıştım diye. 5 yaşındayken beni oyuna almadıkları için onlara artistiklik taşlamıştım ve benden dört veya beş yaş büyük çocuklar taradında dövülmüştüm ama ölesiyeydi bir çocuk beni kurtarmıştı zaten o sıra abimgilde gelmişti o gün akşamında hastanede kalmak zorunda kalmıştım 1 ayda kolum alçıyla gezmeye başlamıştım.
Cevap vermedim ve ardından "Ufaklık orasıda bana kalsın" diyerek konuştum kız bir daha burnunu çekti ardındada kulağımın pasını silecek bir sesle "Ufaklık sensin be" diye çıkışında sonra kafasına bir tane vurdum ."Bana cırlarken iyisin ama onlara gelince ağlamaya başlıyorsun ufaklık bu işte terslik var sanki " kız somurtmuştu "Korktum..." deyip susmak zorunda kalmıştı çünkü gene ağlamaya başlamıştı. Hem de öyle böyle değil salya sümük birbirine karışmıştı yüzümü buruşturarak "Tamam konuş Allah aşkına konuş ama ağlama" Kız bir anda susup gülümsedi ve elini bana uzattı "Ben Bedia bana genelde Bediş derler sende istersen diyebilirsin senin ismin ne?" boş gözlerle ona baktım ve elini tutmadan "Annen sana öğretmedi mi yabancılarka konuşma diye" Kız gülümseyerek "Sen yabancı değilsin ki...sen beni o kötü çocuklardan kurtardın" ofladım ve arkamı döndüm arkamı dönmeden elimi kaldırıp sağladım ve yürümeye başladım bugün oldukça sosyalleşmiştim elimi geri indirip yürümeye devam etmiştim.
O günden sonra ne zaman camdan baksam Kıza hep aynı bankta oturuyor ve elinde de bir bebek tutuyordu.... ben ise hergün o camdan onu izliyordum o beni görmüyordu fakta ben görüyordum birgün odamda kitap okurken camım açıktı ve ikinci katta oturuyorduk yani aşağıdaki sesler rahatlıkla odama geliyordu bir anda bir çocuk bağırması geldi "Bırakın oyuncağımı ablamı çağrırsam görürsünüz" çocuklardan biri "Ablan kimmiş senin?" Demişlerdi merakıma yenilip camda dışarı baktığımda Bedia denile kızın başında toplam dört beş tane erkek çocuk vardı hepside yedi veya altı yaşındaydı Bedia eliyle benim olduğum yeri gösterdi "Orda ve sizi izliyor " Çocuklar Bedia'nın dediği yere bakınca çocuklardan biri en öndeki çocuğun kulağına bir şey demişlerdi ve birden arkalarına dönüp koşturmaya başladılar anlamaz şekilde onları izledim. Ve artık sorun olmadığını anladığımda geri yatağıma oturdum. Ama hepsini sıfatlarını aklıma yazmıştım çünkü aşağı indiğinde hepsini dövücek ve kızıcaktım Annem o sıra odama girmişti.
Annem;Emine Aykora
kendisi benim gibi mavi gözleri vardı fakat benim ki gökyüzü mavisiyken annemin gözleri okyanus mavisiydi ve saçlarıda benim gibi kahvrengiydi. Annem bir okulun müdürüydü o yüzden çok disiplin bir insandı benimde öyle olmamı isterdi fakat ben tam tersiydim disiplinsiz ve düzensizdim fakat derslerimde oldukça başarılıydım.
"Betül kızım dışarı çıksana hava çok güzel" somurttum ve somurtarakta konuştum "O salak çocukları görmek istemiyorum anne" dediğim sırada anne sert bir sesle "Betül kaç kere uyarıcam insanlara salak deme diye" bıkkın bir oflayışla "Anne sen demiyormudun akıllıya akıllı denir diye bende işte salağa salak diyorum" Annemin kaşları çatılmıltı "Aynı şey mi kızım o başka bu başka " omuz silktim "Bence aynı anne" Annemin kaşları daha çok çatıldı annem parmağını kaldırıp bana doğru salladı "Eğer birine salak dediği duyum o ağzına nasıl biber sürüyorum gör" ofladım anne sinirle "Oflama anneye Betül ayrıca biraz önce çöp atmaya çıktım Komşulardan biriyle karşılaştım bana dediki 'Senin kız bütün lojmandaki çocukları dövüyormuş ve herkesin çocuğun senin kızdan korkuyo hatta lakabı da varmış Asi Kuş Emine ' dediler doğru mu kızım dövüyormusun?" Dilimi ıssırdım o sıra abim Hazar Alp odaya girmişti kendisi 14 yaşındaydı bu sene liseye başlıyacaktı. Abilerim annem gibi disiplin ve düzenliyken ben babam gibi pasaklıydım
Abim elinde vardı ve elmasını yerken anneme "Anne senin bu tam bir cadı bütün lojmanın erkeklerini elden geçirmiş" Sinirle kaşlarım çatıldı "Sen sussana Dev adam" kendisi 14 yaşında olmasına rağmen cüsseliydi babamda gençken öylemiş babam demişti. Annemin anında bakışları bana döndü "Büyüklerine saygılı ol Betül" ofladım ve banane der gibi bakıp ama annemin bakışlarını üzerimde hissetiğimde ise cırlayarak ayağa kalktım "Evet dövdüm çünkü hakketiler" dedim Annemin kaşları havalandj "Ne yaptılar da hakketiler ?" Abim hem elmasında yiyor hemde merakla bana bakıyordu elimi camdan bankta oturan Bedia'yı gösterdim "O kıza bulaşıyorlar..." sustum annem ee der gibi baktı sakin bir sesle devam ettim " kız çok korkak ve de herşeye ağlıyor bende ona bulaşanları dövüyorum ve bir daha kıza bulaşamıyorlar" Annem hayretle bana bakıyordu abimde bunu duymayı beklemiyor olmalı ki kaşları havalanmıştı. Annem göz ucuyla gösterdiğim kıza baktı ve geri bana döndü ve bu sefer daha sakin bir uyarıyla elini salladı "Bir daha dövme sadece uyar ve eğer bir daha duyarsam istediğin kitabı almam şimdi in o kızın yanına " somurttum "Anne lütfen o kızla beni muhatap etme tam bir ağlak" Annemin kaşları çatıldı "Oyy kendu sanki goca kuz olmuşta bize büyüklük tasliyi" göz devirdim annem "Bide göz deviriy ben senu babana demezmuyum" somurttum ve ayaklarımı süre süre kapıya doğru ilerledim Abim arkadan gülme sesi geliyordu ama şaplak sesi geldiğinde sustu "Sen ne diye kazık gibu dikiliyon yürü gardaşınla git" Abim de ayaklarını sürerek arkamdan. Geliyordu ama bana da saydırıyordu "Betül kızım bittin sen senin yüzünde anamdan bu yaşta dayak yedim" kıkırdadım ve tesüüf eden bir sesle "Aaa ne kadar ayıp " Abim arkamdan şaplak indirdi ardındanda kolunu omzuna atıp yürümeye başladık.
Ve gün Bedia ERDEM benim en yakın arkdaşım ve kız kardeşim olarak gördüğüm tek kişi olucağından daha haberim yoktu
Bedişim;
Betül bu ne kızım? Ne ara yaptın?
Meraktan çatlayacam ha..
Cevap versene!
BETÜL
Siz;
Saçmalama gerçek haber değil tabikide
Bedişim;
Onu küllahıma anla Betül Hanım bildiğin adamın elini tutuyorsun..
Gözlerimi devirmek zorunda kaldım.Eğer o taşı adamın kafasına fırlatmasaydım bunları yaşamayacaktım diye geçirdim içinde ama geçti olan olmuştu. Ve ben bu yıkımın enkazında kalmıştım nasıl çıkacağım hakkın bir fikrim dahi yoktu .
Siz;
Alakası dahi yok!
Bedişim;
Hı hı aynen bende safım yiyecem bunları dökül hemen.
Cevap vermedim.
Bedişim;
Betül sen ne karıştırıyorsun?
O adam kim söyle?
Derin bir nefes alıp verdim.
Siz;
Sonra anlatıcam söz şimdi senden bir şey istiyorum.
Bedişim;
Ne?
Gülümsemeden edemedim Ne kadar gevezelik ederse etsin, ne kadar başımı ağrıtırsa ağrıtsın, Bedia benim çocukluğumdu. En kötü günlerimde yanımda olan, sustuğumda bile ne düşündüğümü anlamaya çalışan insandı.
Sadece bir mesaj yazdım.
Annem ve babam bu haberleri görmesin engelle.
Bedişim yazıyor....
Bedişim;
Halletmeye çalışıcam. Ne yapmaya çalıştığını bilmiyorum ama sana güveniyorum ve 'Betül ne yaparsa yapsın bir nedeni vardır' diyorum...
Kendine iyi bak.
Telefonu kapatıp yanıma bırakıp gözleirmi kapattım. Ve sadece Ankara'nın ayazının rüzgarı kulağımda uğulduyordu ta ki bir ses gelene kadar "Yüzbaşım?" Diyen sesi malesef tanıyıyordum utanmaz şekilde oturduğunu hissemtiştim.gözlerimi araladağımda düşüncelerim aklımdan doğruca çıkmıştı sanki o gelimce herşey bitmişti ve beynimdeki seslerde susmuştu. Elinde iki tane kahve vardı. Birini bana uzattıp ima eder gibi gözlerimi kapatıp açtım. "Kendinize gelirsiniz" gözlerimi devirerek önüme döndüm "İstemez kalsın" sesim buz gibi çıkmıltı. Ve bu isteğim dışı olmuştu. Yolda geçen arablara bakarken "Neden geldin?" O da benim yüzüme değil ilerledeki Anıktabire bakıyordu. "Haber-" dediği an bakışlarım ona döndü aynı anda onunda bakışları bana döndü bir çeşit ela ile göz göze geldim.Bocalamıştım ama belli etmedim ve nasıl ona baktığımı bilmiyordum ve o an o yutkundu umursamadım ve gine öfkeme sığındım "Senin yüzünde ismim lekenecek..bunca yıl boyunca en önemli şeyim itibarımdı ve sen onu yıktın ve büyük bir enkaz bırakttın şimdi gelmişsin haber diyorsun bu ne utanmazlıkdır- " Ilgaz şaşkınlıkla bana bakarken "Nasıl bu kadar hızlı ve nasıl tek nefeste bunları konuşabiliyorsun?" Kaşlarım daha çok çatıldı ve ayağa kalktım ve tam karşısında durup "Konumuz bu mu ben bir saattir ne anlatıyorudum " Ilgaz elindeki kahveden tam yudum alacağı sırada elinden kahveyi alıp yere fırlattım Ilgaz'ın o an belli belirsiz kaşları çatıldı "Sen benim kahvemden ne istiyorsun" dediği sıra deliricektim elimi alnıma atıp ileri geri yürümeye başladım her stres yaotığımda böyle yapardım ve başıma acı verici bir ağrı saplanırdı böyke yürümem ağrıyı hafifletirdi. ve öfke kusan bir sesle "Kahvene başlarım bu olayı nasıl çözücez söylesene diyemezsin çünkü sende bil-" Ilgaz'da ayaklandı ve rahat bir tavırla beni durdurup göz göze gelmememzi sağlamıştı o an susmak zorunda kaldım dedikleriyle nutkum tutuldu "Basit evlenicez" gözlerim büyüdü
Dün 'Evlen benimle ' 'Karım olamnı istiyorum Hafsa Aykora' demişti şuan ise onlara benzer bir cümle kurmuştu 'Basit evlenicez' dedi.
Boş gözlerle bakmaya devam ettim ve o an kendimi ondan hırçın bir şekilde uzaklaştırdım ve sırtım ona dönükken "Anca alay et zaten" Ilgaz'a sırtım dönükken "Alay ettiğimi sana düşünderen ne?" İrkildim alay etmiyormuydu ciddimiydi. Dönmedim ama o kolumdum tutup kendine döndürdü ve en ciddi bir yüze sahipti ardında da en ciddi sesiyle "Bir kez daha soruyorum Hafsa Aykora, Benimle evlenirmisin?" Yutkunumadım ama geri adım atarak gözlerimi kaçırıp Anıtkabire baktım ufuğun kızılığın ona vuruyordu ve çok nostajik bir görüntü vardı. Ilgaz'ın yoğun bakışlarını üzerimde hissediyordum fakat bakışlarım ginede ona dönemdi şuan bana bir işaret lazımdı doğru yolda olduğumu anlamam lazımdı. O sıra bir kartal sesi kulaklarımı doldurmuştu. Kafamı kaldığımda tam üstümüzde bir kartal vardı kendi ekseni etrafında dolanıyordu kaşlarım havalandı gülmeden edemedim.
Ilgaz ise neye gülümsediğimi anlamaya çalışıyordu ondan bir adım uzaklaşarak "Sadece 3 aylık" diyerek banktan telefonumu alıp yürümeye başladım Ilgaz ise "Bunu evet olarak kabul ediyorum" kafamı salladım "Bu zekayla nasıl asker olabildin acaba" Gülme sesi geldi ve benimle aynı hizaya gelmişti bile bakışlarım ona dönmeden "Toplantıdan sonra nikah işlemlerini halledelim" Ilgaz yandan bir bakış atıp "Bu kadar hızlıca mı?" Bende yandan bir bakış atıp "Bi de senin keyfini bekliyecektim daha neler" Ilgaz omuz silkti "Çeyizim hazır değil daha " hızla koluna vurdum "Salak salak konuşma " Ilgaz ise oflayarak "Ben üç ay boyumca hep senden böyle dayak mı yiyecem" durdum ve ona döndüm o da dönmüştü "Üç ay boyunca yan yana durmuyacaz tabi kide" Ilgaz'ın tek kaşı havalandı "Nasıl olcakmış o?" Gülümsedim "Sen Hakkar'inde mutlu mesut yaşıyacaksın bende Eskişehir'de" Ilgaz öyle mi olucakmış der gibi bakıyordu. Evet der gibi baktım.
Yürümeye geri başladım Ilgaz arkamdan "Yok öyle bir şey eğer benle evlenip hemde soyadımı taşırken başka bir şehirde kalamassın" Omuz silktim "Senin için bi de şehir mi değiştiricem daha da neler ama eğer sen dersen ben sen olmadan kahrımda ölürüm dersen seni Eskişehir'de üç aylığına ağırlayabilirim" Ilgaz bıkkın bir sesle "Ha..ha..ha çok komiksin gülümyümde boşuna gitmesin" rahat bri sesle "Ciddiyim" Ilgaz'ın durduğunu hissetmiştim bende adımalarımı yavaşlatmıştım ama bunu bilerek yapmamam beni daha çok şaşırtmıştım.
Ilgaz oflama sesi kulağıma gekdi göz ucuyla baktığımda yüzünü sıvazlamıştı. Dudağımı ıssırdım "Tamam şaka abartma" Elini yüzünde çekip bana baktı "Benim ona mı canım sıkıldı sanıyorsun" boş bulunarak "Neye sıkıldı" Ilgaz kafasnı kaldırıp gökyüzüne baktı ama saniyelikti o an ve başını yere doğru eğdi kendime hakim olamayak ona doğru yürüyüp tam karşısında durdum "Yüzbaşım?" Başını kaldırığında bir çeşit ela gözüyle göz göze geldim göz bebekleri titremişti Ilgaz kafasını hızla salladı "Yok bir şey sadece..." tek kaşım havalandı "Sadece?" Dediğimde gözlerini kaçırdı "Boşver önemsiz" diyerek kafasnı kaldırıp yürümeye başladı boş gözlerle sırtına baktım kafamı sağa eğdim gözlerimi kıstım ve arkasından koşmaya başladım.
Aynı hizaya gekince ona meydan okur giib "Akıncı bu kadar mı hızlısın?" Ilgaz'ın gözlerin meydan okuma ateşi harlanmıştı. "Sen daha beni tanımıyorsun Aykora Hanım" bir an da ikimizde hzılanmıştık başta ben ödeyken bir anda o öne geçmişti daha çok hırsla koşmaya başladım . Ilgaz "Çok yavaş-" demesine izin vermeden onu geçtim ve ona bakmadan "Duyamdım ne demiştin?" Ilgaz kafasnı sallayıp hızlandı. Benle aynı hizaya gelip "Çok mu özgüvenlisin sen?" Güldğm "Tesüüf ederim ne özgüveni gerçekler bunlar" Ilgaz'da güldü "Aynen" gülüşünü gördüğüm an nutkum tutuldu o sıra da bir ayağım çukura denk gelmişti sendeledim hatta tam düşeciğim anda Ilgaz kolumdan tuttu. "Sakarlıkta var sanki nedersin?" " derken alay ediyordu ben ise ordaki çukru içimden sövüyordum. Kaşlarım çatık bir şekilde sert bir şekilde kolumu çektim ve uyarır tonda "Bir daha benden izinsiz bana dokunma Yüzbaşı bozuntusu" Ilgaz ise gülmemek için zor duruyor gibiydi gözlerimi devirerek önüme döndüm ve aramıza açabildiğim kadar mesafe açtım. Yürümeye devam ederken geçtiğim yerden taze simit kokusu gelimce durmak zorunda kaldım bu hayatta en sevdiğim üçüncü şeydi birincisi F-16 uçağı ikincisi çay ve üçünsü simitti.
Dudaklarımın yaladım o sıra Ilgaz boş gözlerle bana baktı "Sen git gekiyorum ben" diyerek fırına girdim ve iki adet simit ve ayran alıp çıkmıştım . Ilgaz ilerde bankta oturmuş telefonuna bakıyordu. Ona doğru yürüdüm ve tam kaşısında yüzüne doğru poşeti salladım. Ilgaz bakışları bana döndü "Bu ne?" Küçümser şekilde ona baktım "Nimete bu denir mi ne kadar ayıp" Ilgaz sabır çekerek telefonunu kapatıp geri bana baktı o sıra bende yanına oturdum aramızdaki mesafeye aldığım simiti ve ayranları koydum Ilgaz alayla bana bakıyordu elimle bir simiti bölüp ona uzattım "Tanıştırayım Ankara simiti Ankara simit bu da Dağ ayısı olan Ilgaz Akıncı" ona uzattığım simiti aldı ama yemedi ve beni dinlemeye devam etti. Ben ise ayranımı açarken "Benim bu hayatta en sevdiğim üçüncü şeydir" Öyle mi der gibi baktı "Sen karadenizli değilmisin oranın yöresel yemeklerini sevmezmisin" dediğinde simitimden bir ıssırık aldım ağzımdaki lokma bitince "Severim tabi kide onlar zaten gönlümün birincisi " dediğinde öyle olsun der gibi baktı o sıra aklıma bir soru geldi çekinmeden sordum "Sen nereliydin peki?" Ilgaz önüne döndü ve simiti salladı anlamaz şekilde ona baktım ose "Bu Hayatta en sevdiğin üçüncü şey benim memlektimin yemeği" dediğinde ağzımdaki lokmayı yutmakta zorladım Ilgaz sonra bana dönmeden "Ama Ankara benim için memlekte değil" dediğinde daha da merakla ona baktım "Ne o zaman?" Demiş bulundum Ilgaz zorla gülümsedi "Mezarlık" dediğinde gözlerim büyüdü. Tam ağzımı açıp bir şey diyecekken Ilgaz'ın telefonu çaldı Ilgaz telefonu açtı. "Ne var," bir şeyler dinlediktem sonra bana döndü "Tamam geliyorum" diyerek telefonu kapatıp ayaklandı ona boş gözlerle izlemeye devam ettim Ilgaz kafasıyla selam verip ilerlemeye devam etti. ben ise arkasından onu izlemeye devam ettim Ankara için Mezalık demişti kendi doğup büyüdüğü yere mezalık demişti.
Bir insan memleketini mezalık olarak görürmüydü Yüzbaşı Ilgaz Akıncı görüyordu Ankara ondan dört can almıştı. Koskoca dört can ilk babasını ardındanda ablasını ve abisini almıştı ailesinden sadece annesi vardı fakat annesi Cemile Hanım oğlu Ilgaz'ı tanımıyordu onu unutmuştu Ilgaz annesi için yoldan geçen bir yabancıydı sanki. Ilgaz için annesi yaşarken ölmüştü aslında en çok bu canını yakmıştı bir insan annesi yaşarken ölmüş gibi hissedermiydi Yüzbaşı Ilgaz Akıncı hissediyordu. Onun ne bir evi ne de bir ailesi vardı..
****
Ilgaz'ı aradıktan sonra dışarı çıkmıştı Kuzey gerekli evrakları tamamlaması gerekiyordu.
Yolda ilerlerken telefonundan Ilgaz'ın gönderdiği dosyları inceleyiyordu ilerlerken birine çarpmıştı. Telefonuda yeri boylamıştı kesinlikle kırılmış olmalıydı. Öfkeyle Kuzey ona çarpana bir iey diyeccekken susmak zorunda kalmıştı karşısında bir kadın vardı ve göz kamaştıran bir güzelliği vardı gözleri yeşildi hemde zeytin yeşiliydi saçları ise koyu kahverengiydi yakınında olduğu için yüzündeki çilleri olduğunuda net bir şekilde görmüştü kadının kaşları çatılmıştı "Önüne baksana" yutkunmuştu kadın ondan kısaydı fakat ayağındaki topuklu ayakabılarla ğöğüs hizasına geliyordu üstünde siyah bir gömlek şeklinde bir elbise vardı saçları ise açık bırakmıştı saçlarının arasından altın renginde küpeleri gözüküyordu altında ise siyah düz bir topuklu vardı. Üstünde füme kaban vardı
Kadın oldukça sinirle "Sizin yüzünüzden telefonum yere düştü ve kırıldı bu ne sorumsuzluktur" Kuzey'de sakindi ama sakinliğin bir sınırı vardı. "Hanımefendi siz çarptınız" dediğinde kadın öfkeyle "Asıl siz çarptınız bana" kadın o sıra saatine bakmıştı Kuzey ise "Hanımefendi telefonumu siz düşürdüğünüz bu yüzden telefonumun ne hasarı varsa ödeyin" dediğinde kadın öfkeden gözlerinden alev çıkıyordu sanki Kuzey tırsmaya başlamıştı ama belli etmedi. Kadın derin bir nefes verip yere eğildi eğilirken sanki bir kuğu gibiydi narin eğilişti fakat Kuzey'in gözünde bir deccaldi çünkü zeytin yeşilerinden sanki alev çıkıyormuş gibi görüyordu. Ya Kuzey öyle görüyordu yada Kadının gözlerinde cidden alevler çıkıyordu.
Kadın telefonu alıp inceledi ardındanda telefonu çantasına atıp çantasını karıştırmaya başladı Kuzey ise o kadının tam zıttı şekilde yere sert bir şekilde eğilip telefonu cebine atmıştı Kadın o sıra bir kalem çıkarmıştı Kadın sakinliğini kontrol etmeye çalışıyordu.Fakat gözlerindeki alev daha sönmememişti Net bir sesle "Yanımda kağıt yok yazabileciğim bir şey var mı?" Kuzey hiç düşünmeden kolunu kadına uzattı Kuzey'in üstünde sadece siyah düz tişört ve altında da siyah kumaş pantolan vardı.
Kadının kaşları havalanmıştı. Kuzey umursamadı ve "Yazabileceğin tek yer" dediğinde kadın peki der gibi numarasını yazdı ama kadının eli yazarken Kuzey'e temas ettiği anlarda elektrik çarpmış gibi hissediyordu aynı şeyi Kuzey'de hissetmişti.Fakat ikiside farkında değildi.
Kadın yazdıktan sonra geri çekildi "Müsait olunca ararsınız" diyerek kalemi çantasına atıp yanından geçip gitti. Kuzey arkasından baka kaldı. Kadın seri adımlarla uzaklaşmıştı. Sokağı dönene kadar bakmıştı ama döndüğü an o da önüne dönmüştü gözleri yerde parlayan kuğulu bir kolyeye takıldı kadın yere düşürmüş olmalıydı yere eğilip hiç düşünmeden cebine attı ve dosyaları çıkartmak için kırtasiyeye yürümeye başladı.
Kırtasiyeye girince karşısında 60 veya 65 yaşlarında bir amca vardı sevecen bir şekilde gülümsedi "Buyur oğlum" dedi Kuzey Adamdan ne istediğini söyleyerek telefonu çıkardı ve ekranı açtığı an Ekranında, siyah beyaz bir fotoğraf vardı. Fotoğrafta biri siyah, diğeri beyaz iki kuğu aynı suyun üzerinde süzülüyordu. Biri karanlığı, diğeri aydınlığı temsil ediyormuş gibiydi. Birbirlerine yakınlardı ama aralarında görünmez bir mesafe vardı. Suyun yüzeyi sakindi; sanki dünya susmuş, yalnızca ikisine yer açmıştı.
Kuzey'in Kaşları havalandı ardındada çatıldı. Kendine hakim olamayarak kapattığı ekranı yeniden açtı. Fotoğrafa bir kez daha baktı. Nedenini bilmiyordu ama iki kuğu gözünü alamadığı bir görüntüye dönüşmüştü. Siyah olanın beyaz kuğunun arkasında süzülüşü, sanki onu bir şeylerden korumaya çalışıyormuş gibi görünüyordu. Boş gözlerle izlemeye devam etti ardındanda ağzında küfür kaçtı Amcanın kaşları çatılır gibi oldu ama Kuzey o an umursamadı "Kolay gelsin" diyerek koşarak kırtasiyeden çıkmıştı ardında da caddeye göz gezdirdi "Nerdesin?" Diyerek kendi kendi kendine tekrar ediyordu . O sıra gözkeri karşısı yolun kenarındaki parktaki kadına takıldı parkın ismine bakınca 'Kuğulu park' olduğunu gördü anlamaz şekilde bakmaya devam etti bu kadının kuğuları neden bu kadar takıntılı olmasını veya bu kadar çok sevdiğini merak etmememiş değildi. Seri adımlarla ilerlemeye başladı fakat yolda yeşil ışık yanınca arabalar gitmeye başlardı ve Kuzey kırmızı ışığın yanmasını beklemeliydi ama beklemedi bir an da arabalarının önüne atlamıştı hızla gelen araba tam ona çarpacakken durmayı başardı adam camdan kafasını çıkarıp koşan Kuzey'e bağırdı. "Körmüsün lan yayaya kırmızı ışık yanıyor" Kuzey sinirle "Kes lan" diyerek koşmaya devam etti ter içinde kalmıştı ama bir şekilde kendini kuğulu parkın içine attı gözleri hızla o kadını aradı ama bulmadı öfkelye "Sikicem şimdi nerdesin?" Diyerek etrafında tam bir tur döndü görmedi derin bir nefes verdi. "Hay şansıma sıçıyım" diyerek boş banka oturdu şuan elinde tek iki şey vardı bir kuğulu kolye iki bir kuğulu ekranı olan bir telefon ve karşınsında ise kuğular vardı. Bi yanda siyah kuğular yer alıyordu öbür yanda ise beyaz kuğular yer alıyordu ama bu sefer ortadan geçen bir köprü vardı o an tıpkı telefon ekranındaki gibiydi ama tek fark görünen bir mesafe vardı
Ofladı ama kuğulara bakmaya devam etti Bi elinde kuğulu kolyeyi sıkarken gözlerüni kapattı ve o göz kamaştıran kadının güzelliği gözlerinin önğne geldi. Kuzey huysuzlukla gözünü açtı gene huysuzlukla Saatine bakmıştı saatin on olduğunu gördü ve ayaklandı gitmeliydi bir saat sonra uluslararası bir toplantıya katılacaktı. Kuzey Geldiği gibi geri gitmişti. Kadın ise hayatına devam etmişti.
****
Saat on buçukta odamdan çıktım göz ucuyla Ilgaz'ın odasına baktım fakat bir hareketlik yoktu asensöre tam binecekken kapın açılma sesi gelmişti hiç yapmayacağım bir hareketke arkamı döndüm fakat o değildi iyikide o değildi o olsaydı benle büyük ihtimalle dalga geçecekti. Asensöre hızla girip kapının kapanmasını bekledim tam o sıra asensörün kapısının kapanmasına engel olan bir el girdi kadraja ve bir anda kapı açıldı ve tam karşımda o vardı askeri üniforması üstündeydi tıpkı benim gibi kafasıyla selam verip içeri girip tam yanımda durdu. O sıra elimdeki dosyaları inceliyordum. Ilgaz "Toplatıdan sonra gidiyoruz dimi?" Deyince ona bakmadan mırıltıyla onayladım. O sıra zemin kata inmiştik elimdeki dosyayı kapattım ve başımı daha çok dik tutup asensörden indiğimde gözüm hemen kartal timine çarpmıştı ardındanda onun timine ama onlara bakışlarım saniyelikti. Geri hemen timimime dönmüştüm. Kartal timi kendi halinde muhabet ediyordu. Onlara yanına vardığımda hazır ola geçmişti. Başımı sallayarka rahat pozisyona geçmişlerdi ciddi bir şekilde Kayra'ya baktım "Tanör?" Kayra ciddi bir ifadeyle "İstediğiniz slayt sorunsuz bir şekilde belleğe yüklendi komutanım" aferin der gibi baktım Kayra'nın göğsü kabardı ardında da Arven'e baktım "Koralp?" Arven'de ciddi bir şekilde "istediğiniz konum ve koordinatları bulup ve haritada gösterildi komutanım" ona da aferin der givi baktım ı Kayra gibi yapmayıp ciddiliğini korumuştu. En son olarak İlkim'e döndüm "İlbay?" İlkim ise her zamanki ciddiliği ile " Gerekli dosyalar temin edildi komutanım" dediğinde kafamı salladım o sıra bizi toplantıya götürmek için araçlar gelmişti. İlk önce Kartal timi binmişti sonra ise onun timi....timşn ismini daha bilmiyordum o da benim timimin ismini bilmiyorduk aslında biz birbirimzi hakkında hiç bir şey bilmiyorduk fakat kadar bir şekilde ikimizi bşr araya yeniden getirmişti..
Alana girdiğimde kalabalıktı düne göre tabikide tanıdığım insanlara selam verip toplantı yapılacak olan alana girdim Türkiye için ayrılmış masaya ilerledim timimde benimle beraber geliyordu. Masada sol tarafımda İlkim sağ tarafımda Kayra ve onun yanında da Arven oturmuştu. Ve tam karşıma o oturmuştu göz göz gelmememiştik o oldukça ciddi duruyordu. Düşüncelerden ayrılmak için kafamı salladım o sıra onun timinden herkes bana dik dik bakıyordu bir adamla göz göze geldiğimde bana kafasıyla selam vermişti. Aynı şekilde bende selam verip önüme döndüm.
Toplantı başlamıştı. Yetkili olarak Ben ve Ilgaz kürsüye çıkmıştık. Herkesin bakışı bizdeydi derin bir nefes verdim ardındanda elimdeki mikrofondan ingilizce " ben Türkiye'nin hava kuvvetlerinden Yüzbaşı Hafsa Aykora" diğer birlikler sessiz bir şekilde onayladılar o sıra Ilgaz'ın ilk kez ingilizce konuşuna şahit oldum "Türkiye'nin kara kuvvetkeri temsilcisi Yüzbaşı Ilgaz Akıncı yeniden hoşgeldiniz hepinizi burada ağırlamaktan memnuyet duyarız" yandan bir bakış attım ardındanda elimdeki slayt kumandasına bastım.
Slayttın ilk sayfası açıldı sayfa toplantıda bulunan birlikler ve toplantının adı yazıyordu . Profsoyenel bir sesle yeniden ingilizce olarak konuştum "Bugün ortak operasyon planını, istihbarat paylaşımını, her birliğin sorumluluklarını ve hava ile kara unsurları arasındaki koordinasyonu ele alacağız. Amacımız, operasyon başlamadan önce her birliğin kendi görevini eksiksiz anlamasını sağlamak." Sesim netti herkes anlamış olmalıydı ardından da slaytta ikinci sayfaya geçtim. İkinci sayfa da harita vardı ve bazı yerlerinde işaretler vardı bu sefer Ilgaz işaret çubuğu ile bir yeri gösterip ingilizce olarak "Buradaki bölgede kazakistan'ın bir köyü yer alıyor. Şuan Kızıl pençe örgütü esaretinde baskı görüyorlar " işaret çubğu ile haritada başka bir yer gösterdi "Buradaki bölgeye Kazakistanlı insanların geçmesine izin verilmiyor ama Türk askeri olarak orada toplam 20 askerimiz yer alıyor Kazakistan köyü Türk askerleri ile korunuyor" dediğinde mumnuyitetle dinliyordum Ilgaz işaret çubuğu ile başka bir bölgeyi gösterdi "Buradaki bölge ise Makedonya'da bir köy Kazakistan köyündeki gibi Kızıl pençe örgütün esaretinin altındalar " ve bazı yerleride göstermişti ardında da üçüncü slayt sayfasına geçtim bu sefer söz hakkı bendeydi "Şimdi operasyonun önerilen aşamalarını açıklamak istiyorum" diyerek gerek bilgileri anlatıp slayta göstermeye başladım. Rus birliğini temsilcisi kendi dilinde bir şeyler demişti ve o benim kulaklarımı uğultmuştu "Bu plan çok basit ve saçma. Gerçek koşullarda işe yaramaz." Demişti sakin bir şekilde ona dönsüm ama gözlerimden ne görsüyse yutkunmuştu. İngilizce olarak karşılık vermeyip konuştuğu dil Rusça karşılık verdim "Operasyonun hiçbir zorluk yaşanmadan ilerleyeceğini iddia etmiyoruz. Olası zorluklara hazırlıklı olduğumuzu söylüyoruz." Diyerek otoriteli bir sesle konuştum ve devamında gine Rusça devam ettim "Ama Somut önerileriniz varsa dinlemeye hazırız. Ancak buraya yalnızca çalışmamıza saçma demek için geldiyseniz lütfen bu salonu terk edin" Rus birliğin temsilci kaşları çatılır gibi oldu. O kimdi de bizi küçümsemişti Türkiye'yi küçümseyecek evlad daha anasının karnından doğmamamıştı. Rus biliğinin temsilcisi sert bir sesle "Çok sert tepki veriyorsunjz Yüzbaşım" öyle mi der gibi bakıp ardındanda Bu sefer Rusça olarak değil ingilizce olarak devam ettim. Onun terbiyesizliğini herkes duysun istedim. "Hayır, Subayım. Yalnızca ülkeme gösterilen saygısızlığın cevapsız kalmasına izin vermiyorum." Diyerek devam etmeye başladım "Burası uluslararası bir toplantı salonu. Burada kimsenin kimseye boyun eğmesini beklemiyoruz. Fakat birlikte çalışacaksak birbirimize saygı duymak zorundayız. Türkiye'nin hazırladığı planı eleştirebilirsiniz. Eksiklerini söyleyebilirsiniz. Daha iyisini önerebilirsiniz. Bunların hepsine açığız. Ama karşıma geçip ülkemin askerlerinin emeğini küçümseyip sonra da hiçbir şey olmamış gibi yerinizde oturamazsınız. Buraya ülkeleri yarıştırmaya değil, ortak bir görevi tamamlamaya geldik.” diyerek elimde kumanda olan elimle kapıyı gösterdim "Eğer iş birliği yapmak istemiyorsanız kapı orada. Kimse sizi burada zorla tutmuyor. Ama bu salonda çalışmaya devam edecekseniz hem ülkeme hem de burada görev yapan insanlara saygı göstereceksiniz. Aksi hâlde toplantı salonunu terk edebilirsiniz.” diyerek sustum Rus birliğin karşılığını bekledim ama vermedi kendine homurtu sesleri çıkarmıştı fakat ayağa kalkmamamıştı. Zaten kalkamazdı. İzin yoktu. Sadece sınırını belirtmek için böyle demiştim Ilgaz'a baktığımda Rus birliğine kitlenmişti adeta o da anlamış olmalıydı öksürerek uyardım Ilgaz ise bakışları bana döndü. Kafamı eğerek salladım Sakin ol demek istemiştim derin bir nefes verip aldı önüne döndü. Çıkışımdan dolayı hiçbir birlik bir saygısızlık yapmayıp dinlemişti.
Sunum bitince kürsünden inmiştik masaya oturunca yandan Rus birliğine baktım oldukça öfkeli bakıyordu aralarında gene Rusça konuşuyorladı umursamadım ve önüme döndüm. Bazı birliklerden de sunumlar yapılmıştı. Ama hiçbir sunumda Rusların ağzı açılmamamıştı.Sadece dinlemişlerdi.
Toplantı bitince yemekhanede yine diğer ülkerinde yöresel yemekleri vardı.Ben ise Türkiye'nin yöresel yemekleri olan tarafa ilerlemiştim.
Türkiye'nin yemeklerinden tabağıma koyuyordum o sıra yanımda birini hissettim Ilgaz'dı cam yansımasından görmüştüm oldukça sinirli gibiydi ona bakma gereksinimi duymadım o da sinirle tabağına bir şeyler koyuyordu umursamadım ama gine de Sakin bir sesle konuştum "Sakin olurmusun? Artık" Ilgaz cam yansımasından bana baktı "Bana sakin ol deyip durma geçirecektim bir tane yumruğu " kaşlarım havlandı "Saçmalamayı kes artık geçti bitti artık" Ilgaz sabır dileyerek bana döndü "Amınakoyucam beklesin o " diyerek masaya ilerlemeye başladı kaşlarım çatıldı "Yüzbaşı Ilgaz Akıncı" dediğimde istemsizce durmak zorunda kalmıştı. "Ruslara karşı herhangi bir söz veya şiddet uygulandığın an seni gebettirim" Ilgaz'ın yandan bir bakış atıp "Yüzbaşı Hafsa Aykora Akıncı" dediğinde gözlerim büyüdü etrafa anın da göz gezdirdim kimse duymamamış olmalı ki herkes önündski tabakla ilgliniyordu. Bağırıp çağırmak istedim ama bağırmadım sakinliğimi korumaya çalıştım. Ilgaz göz ucuyla bana baktı oldukça keyifliydi dudağının kenarı kıvrılır gibi olduğunu gördüğüm an gözlerimi devirerek önüme döndüm.Omuz atarak yanında geçip masaya doğru ilerledim
Masaya geldiğim de Masaya oturmak in sandalyemi serçte çekmiştim. Kayra tedirgin bir sesle "Beyler ve hanımefendiler kesici aletler kaldırın çünkü ben ölmek için daha gencim" o sıra gene sertçe bir sandalye ses geldi tam karşıma bir kadın vardı rütbesi Üsteğmen di gözleri yeşildi saçları ise kızıldı oldukça güzeldi ama kaşları çatıktı benim gibi . Onun timinden biri "Çifte mi katliam mı bi de" dediğinde bakışlarım ona döndüm Karşımdaki adam yutkundu nasıl bakıyorsam artık insanlara hatta yerine sinmişti soyadı yazan yere bakıp geri askere bakıp "Aksoy... ak yüzünü alır siyaha çevirir soyunu alır soytarıya çevirir ikisini birleştirir elini veririm" dediğimde adamın ağzı bir karış açıldı geri önüme döndüm ve yemeği sertçe çatallamaya başladım onun timinde biri "Oha lan kadın küfür etmeden küfür etti " başka biri "bunu Ilgaz komutanım ve Korkut komutanım bile bu kadar yaratıcı küfür etmiyor" bir şaplak sesi geldi "Kaancığım yaratıcı bir küfür istermisin?" Dediğinde Kaan denilen adam "Yok sağol abi ben böyle iyiyim" Korkut'u biliyordum artık otuz sekiz yaşlarında vardı saçlarının belli bölgelerine aklar düşmüştü. Korkut "Bende öyle düşünmüştüm " İlkim "Komutanım?" Dediğinde bakışlsrım ona döndü "Rus birliği bize kitlenmiş bakıyorlar" dediğinde bakışlarım anında karşımızdaki masaya gitti o adam da bana dik dik bakıyordu onu daha çok gıcık edicek şekilde elimi kaldırıp salladım ve ruşça bir şekilde "Afiyet olsun" dediğimde Ruslar sinir olsa da gülümsemişti. Bende bunu istiyordum onları sinir etmek amacım tek buydu . Ruslar homudanarak önlerine döndüler o sıra masanın diğer ucunda oturan Ilgaz'a kaydı masanın üzerindeki eli yumruk olmuştu oflayarak önüme döndüm ve önümdeki yemekler baktım hiç iç açıcı gelmememişti nedense aç değil gibi hissediyordum bir anda ayaklandım timime dönüp "Benim biraz işim var siz otele gidin ben sonra gelirim" diyerek onun timine döndüm "Aifyet olsun" dedim ve arkamı dönüp yemekhanenin çıkışına yöneldim.
Dışarı çıktığımda yüzüme Ankara ve ayazı ile baş başa kalmıştım. Sokakta tek başıma yürüyordum sonbahar da olduğundan ağaçların yaprakları ayaklarımın dibine dökülüyordu. Boş bir banka oturdum ve telefonumdan tam taksi çağıracakken önümde biri durdu kafamı kaldırmak zorunda kaldım o gelmişti dışarı çıktığımda Gökyüzünde Güneş'e ait bir şey yokken şimdi ise Güneş bulutların arasından çıkmış ve Ilgaz'ın yüzünü aydınlatıyordu
Kaşkarım havlandı "Ne işin var bu arada?" Ilgaz sinirliydi fakat belli etmemeye çalışarak beni kolumdan tutup kaldırdı ama bunu yaparken dikkatliyidi canımı yakmayacak şekilde yapıyordu. Ama genede hırçınlaşamamamı engelleyemedim "Napıyorsun?" Diye seslendim Ilgaz öfkeyle "Seni karım yapmaya götürüyorum" dediğinde gözlerim büyüdü "Şuan mı?" Demiş bulundum Ilgaz başını salladı eliyle bir taksiyi durdurmak için. "Aynen şuan şimdi biraz sus sana patlamak istemiyorum" dediğinde sinirime hakim olamayarak "Patlsan nolucak be adma ben senin gibileri çok gördüm ayrıca ben gelmi-" cümlemi tamamamlayamadan ayaklarım yerden kesilmişti ve kendimi Ilgaz'ın omuzunda Ilgaz bir yandan beni sabitlemek için bacaklarımı tutuyordu bir yandan da saydıryordu Öfkeyle "Napıyorsun ya dağdan mı indin sen" Ilgaz sinirle "Aynen dağdan indim " öfkeyle kıpırdanıyordum "Belli " Ilgaz derin bir nefes verip beni sabitlemye çalışıyordu "Bırak beni" bırakmadı ve daha sıkı tuttu o sıra sokaktan geçen herkes bize bakıyordu öfkeyle "Herkes bize bakıyor dağ ayısı" Ilgaz "Baksınlar ne var" daha çok sinirlendim daha çok vurmaya başkadım "Ne var mı?" Diyerek bir tane vurdum Ilgaz öfkeyle "Laz kızı elin kolun dursun artık" öfkeyle çığlık atmak istiyordum "Burdan bir ineyim senin karabasanın olucam bekle sen" Ilgaz'ın gülme sesi kulağıma geldiği an daha çok bağırarak "Gülme" dedim dinlemedi ve daha çok güldü etraftaki inslar bön bön bakınca bakışlarım onlara döndü. "Sizde ne bakuyorsunuz ula bir fuşki yok ha burada" insanlar anında bakışları kaçırdı sinirle debelenmeye devam ettim . Takislerden biri yanımızda durdu o an bir anda yere ayaklarım yer bastığı an başım dönmeye başladı Ilgaz hemen kolumdan tuttu "İyimisin?" Derken oldukça sakindi fakat benim gözlerimin içinde alev çıkıyordu "Çok iyiyim ama şimdi şu yakışıklı yüzünü dağıtınca daha da iyi olucam" diyerek yumruğu kaldırıp tam vurcakken eliylie yumruğumu tutup kendine çekti "Onu başka bir ara yapalım karıcım şimdi bin şu arabaya" öfkeyke nefes alıp verdim ve elimi kurtarıp çektim "Karıcım diyor bi de seni ciddedn gebetirim Dağ ayısı" diterek üstüne atladım Ilgaz elimi kolumu tutmaya çalışırken "Lan bir dur artık" öfkeyle debelenemye devam ettim fakat faydası olmuyordu adamın boyu benden uzundu hem de fazlaca sinirle geri çekildim Ilfaz derin bir nefes verdi "Geçti mi sinirin" öfkeyel ona baktım "Sanane be" diye cırladım Ilgaz kapıyı açıp "Binermisin artık taksi yazıyor boş yere" dediinde göz devirerek oturdum "Sana mı kaldık sanki ben öderim kendi ücretimi diyerek taksiye bindim .
Yolda giderken sessizdim ama fırtına sessizliğiydi bu arabadan indiğimiz an canını okuycaktım.
Yarım saat içinde aile hekimliğine gelmiştik Ilgaz taksiciye parayı ödemişti ben ise ilerlede onu bekliyordum. Bana doğru geldiğini görünce arkamı dönüp ilerlemeye başladım ses etmedi ve arkamdan gelmeye devam etti.
İçeri girdiğimizde herhangi bir aile hekimliğinden randuvu alıp beklemeye başladık. Beklerken yandan bir bakış attım "Sana bu evliliği zehir edeceğim biliyorsun değil mi?" Dediğinde Ilgaz rahat bir tavırla "En fazla napabilirsin?" Öyle mi der gibi bakıp bende aynı rahat bir tavırla "Bekle ve gör o zaman " içeriden ismimizi seslenmişlerdi. İçeri girdiğimiz anda bize bön bön bakmaya başladılar Sakin bir ses tonuyla "Evlilik için " dediğimde doktor başını salayarak ikimizden de kan almışlardı ve bazı sağlık rapor için bilgiler aldılar. Ardındanda vesikalık için fotoğrafçıya gitmiştik orda fotğraf çekinmiştik ve kimlik fotokobisi çıkarmıştık. Bu aralıkta hiç konuşmuyorduk birbirimizle göz göze dahi gelmiyorduk. Ama nasıl olıyorsa herkes bizi çok yakıştırıyordu.
O aralıkta kan tahlilleride çıkmıştı. O yüzden evlilik nikah dairesine gelmiştik.
Arabadan inip ilerleyecekken biri tarafından elim tutuldu hızla ona döndü Ilgaz'dı kaşlarım çatıldı "Sapıkmısın?" Cıkladı tek kaşım havalandı "Nesin o zaman?" Ilgaz benim gıcık olcağım şekilde gülümseyip "Karısına bağlı bir erkeğim" dediğinde sakin kalmak için nefes alıp verdim Ilgaz elimi daha sıkı tutmuştu o an aklım hastaneydeyken elimi tutmamamıştı ve şuan da ben elini tutmazken o elimi sıkıca tutuyordu sanki... tanıyalamacağım bir duyguydu.
İçeri adım attığımız an herkesin bakışları bize döndü normaldi benim üstümde askeri tulumum varken onun üstünde kendi askeri üniforması vardı. Ve üstüne üstünlük el ele tutuşuyorduk. Elimi çekmeye çalıştığımda izin vermememişti huysuzlukla "Bırak elimi" Ilgaz hiç bir şey demeden daha sıkı tuttu elimi oflatarak önüme döndüm. Nikah tarihi belirlemek için bekliyorduk.
Otururken bile elimi tutuyodu ben ise tutmuyordum beklerken sustum sessizliğimi korudum O sıra Ilgaz dikkatle bana baktı "Bir ilk yaşanıyor Ilgazın karısı Hafsa Akıncı konuşmadan durabiliyor" dediğinde göz devirdim ve kafamı başka yöne çevirdim. "Daha Hafsa Aykora'yım Yüzbaşı" Ilgaz ise rahat bir tavırla "Bir kaç dakikaya Akıncı oluyorsun" dediğinde derin bir nefes verdim ve ona döndüm "Günlük hayatta kendi soyadımı kullanıcam" Ilgaz tek kaşı havalandı "Öyle bir şey yok" dediğinde ayağına bastım Ilgaz bir şey hatırlatmak ister gibi "Hakkari'de hastanedeyken gine ayağıma basmıştın ne demiştim hatırlıyormusun?" Omuz silktim "Seninle olan hiçbir anıyı beynimde bsrındırmıyorum" dediğim de yalan söylemiştim her saniyeyi hatırlıyordum aslında Ilgaz kafasını salladı "Gözlerin öyle demiyor Laz kızı" kolunu cimcikledim hemde etini koparırcasına ama Ilgaz alayla bakmaya başlayınca öfkeyle önüme döndüm.
Öfkemi yatıştırmaya çalışıyordum ki Ilgaz "Nikah masasında değiliz ayağıma basıp durma " Sinirle gülümsedim ve ona geri döndüm "Akıncı bir kelime daha edersen seni nikah masasında bırakır giderim görürsün" Ilgaz öyle mi der gibi baktı ben de öyle der gibi baktım. Hatta tam ayağa kalkmak için hareketlenmiştim ki Ilgaz kolumdan tutup "Laz kızı bırak şu inadını" göz devirerek kolumu çektim "Seni kesinlikle burdan çıkınca geberteceğum" Dediğimde Ilgaz keyifli bir sesle "Bu kadar şiddete eğimli olman beni üzüyor" dediğinde yumruk atmak istiyordum fakat şuan olmazdı çevremizde insanlar vardı. Ilgaz ise keyifle gözleirni kapatmıştı "Dağ ayısı" diyerek söylendim. Ilgaz ise rahat bir tavırda "Ta kendisi " gülmeden edemedim o sıra Ilgaz bir gözünü açıp bana bakmıştı ardından da anında iki gözünü de açmıştı. İçten gülmüştüm büyük ihtimalle yanağımın kenarından ki çukur belli olmuştu. Ilgaz o çukura dalıp gitmişti sanki yoksa bana mı öyle gelmişti öksürerek geri ciddileştiğimde çukur gitmiş olmalı ki gözleri gözlerimi buldu o an fark ettim Ilgaz'ın bir çeşit ela gözleri yeşile dönmüştü ve göz bebeklerinden başlayıp iyice koyulaşmış bir yeşildi. yutkunumadım Ilgaz elini ensesine atmıştı. Gözlerini ilk kaçıran ben olmuştum nedense onla göz göze geldiğim zaman mideme bir ağırlık oturuyordu sanki. Hızla ayaklandım Ilgaz'ın bakışları saniyesinde beni bulmuştu. Nereye der gibiydi cevap vermeden wc yazan yere doğru ilerledim.
Lavobaya girdiğim an derin bir nefes verdim "Salak herif" diyerek aynadan kendime baktığımda yanaklaırımın kızardığını gördüğümde "Salak Hafsa" diyerek söylendim "Sen neden gülüyorsun ki iyice sapıttın " kafamı sallayarak "Asıl sapıtan o " o sıra bir anda kapı açıldı içeri dalan Ilgaz'dı gözlerim büyümüştü şaşkınlıkla "Sapıkmısın be " Ilgaz ise o sıra kapıyı kitletmekle meşguldu "Sapık felan değilim canımı kurtarmaya çaşılıyorum" tek kaşım havalandı "Noldu?" Demiş bulundum Ilgaz derin bir soluk verip bana döndü "Hayranlarımız ziyerete gelmiş" İki kaşımda havalandı "Hayranlarımız?" Ilgaz "Bas baya " Kaşlarım çatıldı "Salak salak konuşma ne hayranı " Ilgaz telefonunu çıkarıp bir şey yaptıktan sonra bana bir şey gösterdi göstediği şeyle nutkum tutuldu gene bir haberdi ve bu haberde bu sefer Ilgaz'ın beni sırtına attığı zamanındı yani bugünündü altta büyük harflerle
MEŞHUR ÇİFT ANKARA CADDELERİNDE DE
Kendime hakim olamayakrak "Çüş" Ilgaz "Çüş az kalır" elimi alnıma attım çünkü feci şekilde gine bir ağrı saplanmıştı "Napıcaz?" Demiş bulundum tam Ilgaz cevap vereceğim sırada ben sorduğum soruyu cevapladım "Evleniyoruz zaten" elim alnımdayken ağrı artmaya devam ediyordu ama ginede tuvaletin içinde gidip gelmeye devam ettim kendime hakim olamayarak "Biz bu işe hiç girmemeliydik Akıncı" Ilgaz ise kaşları havalanmıştı "Baksana her şey kötüye gidiyor" Ilgaz ise en sakinleştirici bir sesle " Siktir et gitsin biz doğru olanı yapıyoruz Hafsa" Öfkeyle ona döndüm "Bana Hafsa Deme Dağ ayısı" Ilgaz boş bulunurak "Ne diyim Mahmut mu?" Öfkeyle lavobunu üstünde duran sabunluğu kafasına fırtlattım "Deme sen hiç bir şey " Ilgaz kafasına fırlattığım sabunluktan yana kayarak kaçmıştı. "Salak herif" diye bağırdım "Öküz" Diyerek devam ediceğim sırada telefonum çalmasıyla sustum öfkeyle telefonumu cebimden çıkardım ve arayan kişiyi gördüğüm an nutkum tutuldu. Ilgaz bana merakla bakarken ben ise ne diyeceğimi nasıl açıklayacağımı düşünüyordum . Ve bir anda gözümün önü karardı sendeledim telefonum ellerimin arasından kayıp gitti. Sıcak bir bedenle buluştum beni sanki herşeyden koruyacakmış gibi sarılmıştı ve en sonunda gürleyen bir sesle "Hafsa" dediğini duydum ardından da yüzümde bir sıcaklık hissettim saçlarımın okşandığını da hissettim ama tepki veremedim ben saçlarımın okşanmasını sevmezdim falat o an sevdim her zaman okşasın istedim ama gözleirmi açıp diyemedim sanki kirpiklerim birbirine yapışmıştı.
🦅🐺
BÖLÜM SONU
Sizce öbür bölüm nolucak?
Hafsa'yı kim aradı?
Şuana kadar en sevdiğiniz karekter ne oldu?
Kitap hakkın düşünceleriniz ne ?
Lütfe kitap hakkında düşüncelerinizi yazın
Sizi seviyoreee 🫶
Bölüm etkileşimi
