10. bölüm · BİR KURŞUN KADAR

7.BÖLÜM: ZİHİN İŞGAL EDEN HAYKIRIŞ

Merve 🫶🏻

***

"En sevdiklerinle vakit geçirmek, zamanın akmadığı tek anı yaşamaktır."

💫

İnsan canından, kanından bir parça olanlarla vakit geçirdiğinde bir anlığına da olsa dertlerinden, sıkıntılarından arınır. İyi gelir o kişi insana. Belki de zaman uzun bir ayrılık sonucu tekrar kavuşturmuştur. Ve bu kavuşma bütün tasaları alır gider.

İçinde hep ukte kalan bir yere gitmek istersin belki de. Ama gitsen de zevk alamazsın. Çünkü geçmiş insanın yakasını bırakmaz. Tuttu mu ölümle beraber gider zihinden. Kafanı duvarlara vurmak istersin, kafandaki sesler sussun istersin. Her şeye rağmen, herkese rağmen mutlu olmak istersin. Ama bazen hayat sana ufacıcık bir mutluluğu çok görür. Yanında sevdiğin kişi olduğunda her yer cennet derler. Ama bazen de durum böyle olmaz. Yaşanmışlıklardır zihni işgal eden. İçindeki küçücük çocuğun ağlamalarını dindiremezsin.

Etrafındaki her ses susar. Sadece içinde bir yerlerde barınan ve zamanın sadece bir noktasında hapsedilen çocuğa kulak vermek istersin. Yalvarır. Bağırır. Ağlar. 'Gitme oraya.' der. Ellerinden tutup 'Geçti artık. Bak büyüdüm ben. Eski ben değilim.' demek istersin. Ama onun haykırışlarından sesini ona duyuramazsın.

Çünkü zamanında çocukluğunun bir parçası elinden kayıp gitmiştir...

Bugün askeriyeye akşamüstü gidecektim. Birkaç evrak vardı imzalanacak. Onun dışında izin almıştım. O zamana kadar da kardeşim ve abimle vakit geçirmeyi düşünüyordum. Günlük bir kıyafet giyip benim odamda, diğer yatakta yatan kardeşimi uyandırmak için başucuna gittim. Yavaşça dürtükledim. Rahatsızca yerinde kıpırdandı. Yanında davul çalsan uyanmayacak biriydi. Aklıma bir anda haince bir fikir geldi.

Çelik abim...

Çiğdem'i uyandırsa uyandırsa o uyandırırdı. Seri adımlarla odadan çıktım. Çelik abimi salonda yatırmıştık. O da hâlâ uyuyordu. Ama ben küçükken çok sık hasta olduğumdan onun da Çiğdem'e kıyasla çok daha hafifti uykusu. Yanına gidip ismini söylemem uyanması için yeterde artardı bile.

"Çelik abi?"

Konuşmam ile hemen uyandı. Bu halleri aslına beni üzüyordu. Bir nevi benim yüzümdendi.

"Bir şey mi oldu abisi?" dedi gözleri yarı açık yarı kapalıyken.

"Yok abi, sabah oldu ondan. Kalk artık. Hem Çiğdem'i uyandıramadım yardım etsene."

Küçükken de bu şekildeydik. Edi ile büdü gibi. El birliğiyle Çiğdem'i uyandırırdık. Eski günlerimiz aklıma geliyordu...

Gözleri hince bir parıltıyla kaplandı. Bir hışımla yerinden kalktı. Ama hızlı kalktığından olsa gerek elini başına koydu.

"Beyaz ışığı görüyorum lan!"

Bir kahkaha attım.

"Abartma abi. Hadi gidelim." dedim elinden tutup çekiştirerek.

"İyiyim tamam. Çeşitli uyandırma yöntemlerim var bu bücüre."

Odama doğru ilerledik. Sanki Şafak operasyonuna gider gibi sessizdi. Ve bana eliyle hareketler yapıyordu.

Biz bu hareketleri dağda kullanıyorduk!

Bunları nereden bildiğini sormayacaktım. Bana arada sus işareti yapıyor, arada ise eliyle gel diyordu. Bütün talimatlara uyumam da işin komik tarafıydı.

Ev dışında kimse beni bu yönümle göremezdi. Eğer timden biri beni bu halimle görse muhtemelen ömrünün sonuna kadar unutamazdı.

Odadan içeriye yavaşça girdik ve Çelik abim yatağın başucuna geldi. Bana yerdeki terliği işaret etti. Onu istiyordu. Ama neden?

"Terlikle uyandırmayı düşünmüyorsun değil mi?"

"Tam da onu düşünüyorum abisi. Uzat şu terliği."

Tedirgin olsam da terliği verdim. Ve ne yapacağını izlemeye başladım.

Çiğdemi sert hareketlerle dürtükledi ve Çiğdem hortlar gibi yerinden kalktı. Abim ise elindeki terliği bir anda kardeşime uzattı. Ve akılalmaz bir cümle kurdu.

"Sevgilin arıyor abisi. Telefonda seni bekliyor."

Nasıl?

Kardeşim ise bir anda terliği alıp kulağına dayadı ve gözleri kapalı şekilde konuşmaya başladı.

Ne oluyordu burada?

"Ne oldu Kerem? Ben demedim mi sana beni arama diye."

İşte şimdi ortalık karışacaktı.

"Madem aradın cevap versene!" dedi. Ve asıl konunun farkına varıp terliği kulağından çekti...

"Bu ne be?"

Abimin ise cevabı oldukça mâkuldü. "Terlik."

"Onu görüyorum da neden-"

Cümlesini tamamlamadan sustu. Balkanlardan gelen soğuk hava dalgası geçen gün Toprak ile abimin arasında gelip giderken şuan Çiğdem ve abimin arasındaydı.

"Senin sevgilin mi var Çiğdem?" dedi abim.

"Hayır ne alakası var?"

"Beni arama dedin. Bir şey mi yaptı?"

"Konuşmama hakkımı kullanmak istiyorum. Ağzımdan laf almaya çalşıyorsun gibi hissediyorum."

"Biz memlekete bir dönelim bulurum ben onu."

"Bul abi. Bende arkandayım." dedi Çiğdem.

Ne?

"Bir şey yaptıysa söyle."

"Boşver abi ya."

"Peki abisi. Öyle olsun bakalım."

Ben ise sadece bu değişik diyaloğu dinliyordum. İkisini arasında volta atıyordu bakışlarım.

"Hadi annem kahvaltıyı hazırlamıştır. Ben gidiyorum, siz de çok beklemeyin." dedi abim.

İkimizde kafa salladık ve abimin odadan çıkışını izledik. Bu mesele burada kapanmayacaktı. Çiğdem sürekli bakışlarını kaçırıyor, suçlu bir çocuk gibi masum masum duruyordu. Kolumu omzuna atıp konuştum.

"Hadi Selma sultanı bekletmeyelim." dedim göz kırparak.

Bir anda sarıldı.

Biz böyleydik. Sürekli birbirimize bağlı. Küçük yaşta yalnız kaldığında büyürmüş insan. Biz çok küçükken olgunlaşmıştık. Çocukluğumu yaşamadım mı? Yaşadım. Hem de en güzel şekilde. Ama anne baba yokken bir yanı hep eksik ve büyümeye zorunludur insanın. Biz de bu şekilde büyüdük...

Birlikte mutfağa gittik. Teyzem ise tezgahta domates dilimliyordu. Çelik abim ise masaya tabakları sıralıyordu. Kahvaltı sofrasında her şey vardı. Yine memleketten gelirken bir çok yiyecek getirmişlerdi.

"Oo Selma sultan, bir kuş sütü eksik." dedi Çiğdem.

Teyzem bize dönmeden konuştu.

"Kızlarıma güzel kahvaltı hazırlayayım dedim."

"Ben zaten üvey evladım değil mi?" diye atıldı Çelik abim.

Hepimiz birlikte gülüştük.

🥹

Kahvaltı ediyorduk.

"Abla bugün bir yerlere gidelim mi? İşe de gitmeyeceksin zaten." dedi Çiğdem.

Teklifi gayet mâkuldü. En son onla bir yerlere gitmeyeli çok uzun zaman olmuştu. Ben de özlemiştim onunla gezip tozmayı.

"Olur güzelim gidelim." dedim.

"E ben?" diye atılan Çelik abimdi.

Biz nereye gidersek çoğunlukla o da gelirdi. Oldukça kafa dengi ve her ortama uyum sağlayan biri olduğu için onu da yanımızda götürmeyi seviyorduk.

"Kambersiz düğün olmaz." dedim.

Dudakları iki yana kıvrıldı.

"Peki beni nereye götüreceksiniz hanımefendiler?"

"Abla benim bir fikrim var." dedi Çiğdem.

"Söyle." dedim.

Ama tedirgin görünüyordu. Söyleyip söylememek arasında kaldığını gözlerinden okuyabiliyordum.

"Lunaparka gidelim mi eski günlerdeki gibi-"

"Hayır." diye böldüm lafını.

Lunaparka gitmeyi kendime yıllar önce yasaklamıştım ve hiçbir kuvvet beni lunaparka götüremezdi.

"Ama abla ya. Gidelim işte."

"Hayır dedim Çiğdem."

Tam bir şey daha söyleyecekti ki Çelik abim araya girdi.

"Çiğdem ısrar etme abisi."

Bir sessizlik oluştu.

Çocuklukta bazı şeyler yüzünden lunaparka o günden sonra hiç gitmemiştim. Annemin ve babamın vefat ettiği seneydi. Çok büyük bir travma yaşadığım için o günden itibaren hiçbir lunaparkın yanından bile geçmiyordum.

~15 Sene Önce~

Annem ve babam vefat edeli 4 ay olmuştu. Kardeşim her gün ağlıyor, bana annemin ne zaman geleceğini soruyordu. Ben ise sürekli canını acıtmadan ne kadar sakin konuşabilirsem o şekilde vefat ettiklerini anlatmaya çalışıyordum.

Bu 10 yaşındaki bir kız çocuğuna göre çok ağır bir durumdu...

Teyzem ise bir yarım saat önce kafamızın dağılması için ben, Çiğdem ve Çelik abime lunaparka gitmeyi teklif etmişti. Üçümüz de gözümüzden kalpler çıkara çıkara kabul etmiştik. En güzel kıyafetlerimizi giyinip lunaparka gitmek için yola çıktık. Ne farkı vardığınızda teyzem bize bir sürü jeton aldı verdi.

İlk önce çarpışan arabaya daha sonra atlı karıncaya bindik. Zaman çok eğlenceli bir şekilde akıp gidiyordu. Ta ki Çelik abimin dönme dolaba binelim demesine kadar...

Dönme dolaba bindiğimde seneler geçse bile unutamayacağım bir travma yaşayacağımı bilseydim asla oraya binmezdim. Benim daha jetonum vardı lakin Çelik abim ile Çiğdem'in jetonları bittiği için onlarda jeton satın almaya gitmişti ve ben ise görevlinin yanına gidip o küçük aklımla dönme dolaba binmeye karar verdim.

Tam görevlinin yanına ilerliyordum ki bir tane 30 yaşlarında bir adam yanına yaklaştı. Kolumdan tuttu. Ben ne olduğunu anlayamadım. Kolunu çekmeye çalıştım. Kolumu bıraktı ama öldürücü bakışlarını gözümden çekmiyordu. Tok bir sesle konuştu.

"Dönme dolaba mı bineceksin?"

"Evet."

"Annen baban yok mu peki? Tek başına mı bineceksin?"

O an gözlerime yaşlar akın etti lakin ağlamadım.

"Annem ile babam öldüler. Babam şehit oldu. Teyzemle birlikte geldim buraya."

O küçük yaşta gözlerindeki hain pırıltıyı görememiştim. Şu an o adamın yüzü gözümün önüne geldiğinde anlayabiliyordum gözlerindeki pis duyguyu.

"O zaman gel tek başına binme. Birlikte binelim tehlikeli senin için."

"Teyzem yabancılarla bir yere gitmemi yasakladı."

"Ama dönme dolaba bineceğiz."

"Teyzem izin vermez."

"Teyzen neden izin vermiyor biliyor musun?"

"Neden?"

Bana yukarıda kocaman olan dönme dolabı göstererek konuştu.

"Bak oranın en üstüne çıktığımızda annen ve baban bizi görecek. Sen de onları görebileceksin."

Küçücük aklımla bile kafam karışmıştı. Bilmediğim bir insan bir anda gelip dönme dolaba bindiğimde vefat eden annemle babamı görebileceğimi söylüyordu.

"Yalan söylüyorsun öyle bir şey olsa teyzem beni bindirirdi."

Biraz daha yaklaştı.

"Teyzen neden izin vermiyor biliyor musun? Çünkü sen annen ve babanı gördüğünde onlarla gitmek isteyeceksin ve teyzeni bırakıp gideceksin diye korkuyor. Senin onu bırakmandan korktuğu için bindirmedi."

Meraklı gözlerle bakıyordum karşımdaki adama. Söyledikleri o çocuk aklımda çok mantıklı gelmişti. Hatta o an teyzeme o kadar fazla öfke ile dolmuştum ki annem ve babamı görmemi yasakladığını düşünüyordum.

Annem ve babamı görebileceğimi söylediğinde karşımdaki adama olan korkum uçup gitmişti...

Kabul ettim teklifini...

Yavaş hareketlerle kafamı salladım. Heyecanlı görünüyordun dışarıdan biliyordum. Çünkü annemi ve babamı görecektim neden heyecanlanmayayım ki değil mi?

Elimden tuttu ve görevliye doğru ilerledik. Ben cebimdeki bir jetonu çıkardım, görevliye uzattım. Adamın ise elinde bir jeton daha vardı. Jetonlarımızı görevliye verip kabine bindik.

Dönme dolap çalıştı ve yavaş yavaş yükseldik. O küçücük aklımla fark etmedi adamın bana daha da fazla yaklaştığını. Şu anki aklım olsa orada boğardım onu ama çocuktum ve çocuk halimle benden faydalanmaya çalışacaktı.

Benim bundan haberim yoktu sadece.

Bir süre sonra aramızda hiç mesafe kalmamıştı. Ben ise heyecanlı gözlerle gökyüzüne bakıyordum. Ama bir türlü aradığım anne ve babamı görememiştim. Kabin ise en yukarıya gelmişti. Yanımdaki adama dönüp konuştum.

"Hani nerede annem? Babam?"

"Bekle güzelim şimdi görünürler." dedi ve elini bacağıma attı.

Elini hareket ettirmeye ve yavaşça yukarıya çıkmaya başladı.

O zaman aklımda bir yerlerde görüntü canlandı.

Televizyondaki taciz haberi...

Teyzemin bana tacizi açıklaması ve böyle bir şey olursa bağırmam gerektiği...

Ne olduğunu anladığımda var gücümle çığlık attım. Adam anında çekildi ve ağzımı kapatmaya çalıştı eliyle. Elini ısırdım. Ve bir ses...

"Duru!"

Teyzem...

Dakikalar önce içimde öfkesini büyütttüğüm teyzem.

"Teyze yardım et!"

Aşağıdaki sesleri çok fazla duyamıyordum ama teyzemin görevliye bağırdığını herkes anlayabilirdi. Adam ise yanımda ecel terleri döküyor, teyzene tek kelime edersen seni öldürürüm gibi tehditler savuruyordu.

Oyuncak aşağı tamamen indiğinde hemen koşup ağlayarak teyzeme sarıldım. Adama ise çevredekiler meydan dayağı atıyordu. Çiğdem ne olduğunu anlamamış gözlerle bakıyor, Çelik abim ise dövülen adama o küçücük yüreğiyle gözleriyle ateş atıyordu.

Hemen eve gittik. Ama ben günlerce ağlayıp teyzemin yanından ayrılmamıştım. Ve bu yaşadığım olayın yıllar geçse de zihnimi yakan acı bir haykırış olacağını tahmin edememiştim...

~Günümüz~

Lunapark teklifini reddettiğimden beridir sessizlik hakimdi. Sofrayı toplamış ve birkaç cümle ile pikniğe gitmeye karar vermiştik. Çelik abim ise bu tür etkinliklere bayıldığından ilk taliplisiydi. Onlar piknik için hazırlık yapıyor ben ise akşam askeriyeye uğramak yerine şimdi gidip evrakları izmalamaya karar verdiğim için kıyafet değiştiriyordum.

Üzerimi değiştirdikten sonra çantamı alıp çıkış kapısına yöneldim. Çelik abim ise elindeki şişlerle Çiğdem'i korkutuyordu.

"Ben çıkıyorum!"

"Tamam canım geç kalma." dedi teyzem.

Arabamın anahtarını cebimden çıkarıp arabanın kapısını açıp bindim. Askeriyeye doğru sürdüm.

🙂↕️

Arabayı park edip askeriyrnin girişinden içeriye doğru girdim. Girişte beni ilk karşılayan Berkay ve Oğuz oldu.

"Kadın olmasa saçını başını yolardım da neyse artık." diyen Berkay'dı.

"Sen kimi yoluyorsun be!" diye arkadan lafa atlayan ise Kartal Timi'nden Beyza.

Bir türlü alışamamışlardı birbirlerine.

Tabii siz Toprak ile alıştınız...

Beni görür görmez duruşlarını düzelttiler. Ben ise hafif bir baş selamı vererek evrakların olduğu odaya ilerledim. Odaya girdim ve girdiğimde içeride çavuş vardı.

"Hoşgeldiniz komutanım."

"Hoş buldum çavuş ben imzalanacak belgeleri imzalamaya ve yeni gelen erlerin dosyalarını almaya geldim."

"Hemen komutanım." dedi ve raflara yöneldi.

Raflardan birkaç dosya aldı, masaya ilerledi. Masanın üstündeki kağıdı bana doğru uzattı ve cebinde kalemi çıkarıp bana verdi. İmzalamam gereken yerleri imzaladım ve renkli birkaç dosyayı da aldım. İşlerim bittikten sonra selam vererek odadan çıktım. Ama odadan çıkarken ne göreyim? Bir adet Toprak Tözmen.

Beni görünce dudakları iki yana kıvrıldı.

"Bugün izinlisiniz diye biliyordum yüzbaşı. Hasretime dayanamayıp geldiniz mi yoksa?"

"Kalıp bu atışmalı sohbeti ilerletmek isterdim ama işlerim var yüzbaşı. Sonraya sözüm olsun."

"Hay hay. Nasıl isterseniz." dedi kafasını omzuna doğru yatırıp.

Bu sırada ikimizin atışmasını bölen şey benim telefonum oldu. Telefonu çantamdan çıkarıp arayan kişiye baktım. Çelik abimdi. Aramayı hemen yanıtladım.

"Nerdesin abisi? Seni bekliyoruz."

Bu halleri beni güldürüyordu. Kızmamasına rağmen sesini kızgın çıkartmaya çalıştığında oldukça komik oluyordu.

"Geliyorum canım abim. Sen etleri arabaya koy, kapıyı kilitlemeden orada olacağım." dedim gülerek.

"Tamam hadi bakalım. Görüşürüz."

"Görüşürüz abi." deyip telefonu kapattım.

En son bu kadar mutlu olduğum günü hatırlamıyordum. Onlarla vakit geçirmek beni geçmişime götürüyor, bir zamanlar mutlu olan çocukluğumu hatırlatıyordu.

"Onları görünce içindeki kız çocuğu dışarı çıkıyor gibi..." dedi Toprak dalgın bir sesle.

"Öyle. Onlar çocukluğum çünkü..." dedim bakışların boşluktayken.

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

BÖLÜM SONU 💜 🩷

*Bölümü nasıl buldunuzzzzz?

*Okuma tarihlerinizi alayım canlar.

*Sizce kitabın geneli nasıl? Yazım dilim güzel mi?