12. bölüm / 14
Bir Gülüşün LanetiYakın
Bölümler 14Şu an: Yakın
- 1 Alenya4.099 kelime
- 2 Tanıdık591 kelime
- 3 Büyümek667 kelime
- 4 Sarmaşık427 kelime
- 5 Kırılma1.929 kelime
- 6 Rastlantı1.320 kelime
- 7 Bulmak859 kelime
- 8 Aşk3.482 kelime
- 9 Zay558 kelime
- 10 Yaşamak1.281 kelime
- 11 Yakın690 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 Emanet670 kelime
- 13 Kayıp404 kelime
- 14 Huysuz732 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bölüm 11
Sabahın İlk Nefesi
Gecenin koynunda yankılanan kalp sesleri yavaş yavaş susmuş, sessizlik odanın içine huzurla sızmıştı.
Mery ve Zay, birbirine yaslanmış, rüyalardan uyanmaya hazırlanıyordu.
Gökyüzü, yavaş yavaş gece mavisinden, gül pembesine doğru açılıyordu.
Dışarıda kuşlar, tıpkı içlerindeki umut gibi nazikçe şarkılarını söylüyordu.
Mery’nin saçları, sabah rüzgârının hafif dokunuşuyla omzundan döküldü.
Gözleri yarı kapalı, ama yüzünde sanki geceden kalan bir huzur vardı.
İçindeki fırtına bir an duraklamış, yerine ince, kırılgan bir ışık doğmuştu.
Zay, Mery’nin yanına iyice yaklaştı.
Yavaşça alnını onun alnına dayadı.
Derin bir nefes aldı, sanki bu anın sonsuza kadar sürmesini istiyordu.
Gözlerini kapattı, kalbinde yeni bir şarkı çalıyordu; sevgiyle, umutla, dokunmadan da yakın olmanın büyüsüyle…
Mery, gözlerini yavaşça açtı.
İlk gördüğü şey, Zay’ın yorgun ama huzurlu yüzüydü.
Gözleri buluştu, kelimeler konuşmadan birbirine döküldü.
İkisi de henüz sabahın bu sakinliğinde, kelimelere gerek olmadığını biliyordu.
Zay’ın eli, Mery’nin yanağına uzandı.
Parmak uçları nazikçe dolaştı o solgun teninde, her çizgiye, her acıya şefkatle dokundu.
Mery, o dokunuşta hem kırılgan hem de güçlü hissetti kendini.
Yılların yükünü, gecenin sancısını, sabahın umudunu hepsini.
Bir an için dünya sustu.
Sadece iki kalp attı o odada, birbirine karışan nefesler, birbiriyle dans eden ruhlar vardı.
Ve o an anladılar;
Sevgi, bazen en derin yaraları sarmak için dokunmaz, sadece yanında olmakla büyür.
Ve en büyük yakınlık, bazen en hafif dokunuşlarda saklıdır.
Güneş, perde aralıklarından hafifçe sızarak Mery’nin yüzünü okşadı.
Sanki doğa bile onları kutsuyordu.
Zay, o an şöyle fısıldadı:
“Bugün de… Beni hiç sevmemiş gibi öl… ama ben seni yaşatacağım.”
Mery gülümsedi.
Ve o an, hem ayrılık hem kavuşma vardı içinde;
Bu aşkın sancısı, hüznü ve güzelliği…
Güneş yükselirken, iki yürek, birbirinden hiç kopmadan yeni bir günün ışığına yelken açtı.
******
Zay, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte hafifçe hareketlendi.
Gözlerini açar açmaz Mery’nin huzurlu yüzüne baktı; o an, dünyanın en değerli hazinesiymiş gibi hissetti onu.
Ama zamanı kısıtlıydı, tehlike kapıdaydı.
Yavaşça, sanki en ufak ses bile büyük bir tehlike yaratacakmış gibi, kalktı yataktan.
Adımlarını sessizleştirdi, nefesini kontrol etti.
Mery’nin yüzüne eğildi, tereddütle ama kararlılıkla dudaklarına dokundu; kısa, alelade ama içinde binlerce duygu barındıran bir öpücük bıraktı orada.
Mery, gözlerini hafifçe araladı, şaşkın ama anlayışlı baktı Zay’a.
O an, kelimelerden daha güçlüydi bağları.
Zay, hızlıca giyinmeye başladı, ama acele ederken bile sakindi; dışarıdaki fırtınayı hissettirmemeye kararlıydı.
Çoraplarını giyerken bile yumuşakça hareket etti, paltosunu üstüne geçirirken nefesini tutuyordu.
Balkona doğru yöneldi, Mery’nin yanına son kez döndü, göz göze geldiler.
“Sakın korkma, yakında yeniden görüşeceğiz,” dedi sessizce.
Ve tam o anda kapının dışından uzak adımlar duyuldu.
Zay, paniğe kapılmadan, adımlarını hızlandırdı.
Balkonun kenarına yaklaştı, parmak uçlarıyla korkulukları tuttu.
Sessizce, dikkat çekmeden, merdivenin üst basamağına indi.
Her adımında kalbi biraz daha hızlandı ama yüzünde en ufak bir korku ya da telaş belirtisi yoktu.
Aşağı indi, çiftliğin sessiz sabahına karıştı; kimse onun orada olduğunu fark etmedi.
Gözlerindeki kararlılıkla uzaklaştı, Mery’nin kalbinde bıraktığı sıcaklıkla
***
Sabahın ilerleyen saatlerinde, çiftliğin geniş salonunda Bay Frenk, ağır adımlarla yürürken birden kapı aralandı.
Mery, çekingen ama kararlı bir ifadeyle içeri girdi.
Yanında, biraz uzak duran Zay da vardı; gözlerinde o meşhur derinlik, ama bugün biraz daha huzurlu, biraz daha umut doluydu.
Mery, derin bir nefes aldı, gözlerini babasının yüzünde gezdirdi.
Uzun zamandır hissettiği korku, kuşku ve çaresizliğin içinde bir adım atmak zorundaydı.
Bay Frenk ise, kızının gözlerindeki değişimi hemen fark etti; o sert adamın içinde bir parça yumuşaklık belirdi.
Mery’nin sesi, hafif titriyordu ama kararlıydı:
“Baba, Zay... Onunla... Bir şeyler var aramızda.”
Zay, cesaretini toplayıp birkaç adım öne çıktı, sessizce başını eğdi.
Bay Frenk, derin bir nefes çekti.
Kızının mutluluğunu görmek istiyor ama korkuyordu; geçmişin karanlık gölgeleri hala üzerindeydi.
“Zay, senin bu çiftlikte ne kadar değerli olduğunu biliyorum,” dedi ağır ve düşünceli bir sesle.
“Ve seni sevdiğimi bilmiyorsun değil mi?”
Mery ve Zay şaşkındı; bu, beklemedikleri bir cömertlikti.
Bay Frenk devam etti:
“Sen benim kızımın hayatında var olduğun sürece, ona zarar vermene izin vermem. Ama unutma, bu sevgiyi korumak için birbirinize sıkıca sarılmanız gerekecek. Dışarıdaki fırtına, bir gün mutlaka kapımıza dayanacak.”
Mery’nin gözleri doldu; yıllarca içinde biriktirdiği korkular, şimdi biraz olsun hafiflemişti.
Zay, kararlı bir şekilde babasının elini sıktı, “Bunu asla unutmayacağım, Bay Frenk. Ona layık olmak için elimden geleni yapacağım.”
Salonun havası birden değişmişti; aşkın, korkularla ve geçmişle sınandığı bu yerde, yeni bir umut yeşermişti.
Bölüm etkileşimi
