7. bölüm · Bir Ajanın Mecmuası
Bölüm 7
Miran'la No-011 yan yana oturmuşlardı. Hoca derse başladı, Miran için oldukça güzel geçti ders. No-011 için de güzeldi ama bir yerden sonra kafasına sırasına gömdü ve masaların başında verilen defter ve kalemle bir şeyler yapmaya başladı.
Miran No-011'in bir şeyler çizdiğini gördü. Ağzını açtı ama sonra geri kapatıp önüne döndü, gözü tekrar resme kaydı. Oldukça güzel bir resimdi ama, dersle alakası? Miran tekrar ağzını açtı ama ne demesi gerektiğini bulamayıp önüne döndü.
Öğretmen: "Çocuklar şimdi belli başlı kitapları okuyabilmeniz gerekiyor. Bunun için derse katılanların kartlarına 9. sınıf kütüphaneci sınıfı eklenecektir. İşte okumanız gereken bazı kitaplar..."
Miran "9. sınıf kütüphaneci? Yani artık kütüphaneye girebiliyorum demek bu!" diye düşüncelere daldı. Yüzünde gülücüklerle yerinde duramıyordu. Ama derste ayağa kalkamadığında ciğerini nefeslerle doldurdu ve veremedi. Sevincinden sadece nefes alabiliyordu, veremiyordu. Tabii bu yüzden boğulmadı.
No-011 deftere çizdiği resmin olduğu sayfayı koparıp büzüştürdü. Bunu duyan Miran neredeyse yerinde sıçradı.
No-011 fısıldayarak Miran'dan özür diledi:"Ah- özür dilerim. Yanlışlıkla yaptım, bir daha ses çıkartmam."
"Sorun değil, bir şey olmaz."
"Bu arada ne çizmiştin?"
"Önemli bir şey değildi, ama kötü çizmiştim."
"Ama kötü çizmen önemli değil ki."
"Yine de öyle çizdim. Bu yüzden görmek istemedim. Bu arada hocanın dediği kitapları not alsan iyi olur. Bende alayım."
Ders bittikten sonra, iki arkadaş tenefüse çıktılar. İkisi de halinden memnun duruyordu tenefüse çıktıklarında, Robert garip bir şekilde Miran ile konuşmaya gelmişti. No-011'in gitmesini rica etti ve Miran'la konuşmaya başladı.
"No-001, bu şekilde oldukça yavaş ilerleyeceksin. Normalde bu derse sadece 1 kere girmen gerek. O da 'kütüphaneci' sınıfı için. Ama ben programına baktığımda bu derse haftada 4 defa kayıt yaptırdığını gördüm."
"Ama, Atena'ya yapmasını söylemiştim."
"Yapay zekaya her zaman körü körüne güvenme. Bilgiyi verir ancak senin yeterliliğinin az olduğunu düşünerek bunu yavaşlatır. Bu yüzden bunu hızlandırmak bana kalıyor. Şimdi, 9. sınıf kütüphaneci sınıfın kartına eklendi mi?"
"Evet, dersten çıkmadan hoca tüm kartlara kendi kartıyla bastı ve ondan sonra kartımda '9. sınıf kütüphaneci' yazıyordu? Ama niye ki?"
"Bir sonraki okuma-yazma derslerini değiştir ve bu derse girmeyeceksin. Şimdi benimle kütüphaneye gel."
"Ama No-011? Ona söyleyeyim bari derse girmeyeceğimi?"
"Hayır. Gerek yok. Hatta derse girmediğinde puanları geri veriliyor. Tabi sen ilk derse girdin bu yüzden vermezler. Neyse şimdilik, sadece kendine odaklan."
"Ama... Tamam..."
Robert ile Miran kütüphaneye gittiler. Kütüphanede 2 kişi daha vardı. Ve ikiside Miran'ın sınıfındandılar çünkü başka türlü kütüphaneci sınıfı alamazlardı.
"Miran ilk olarak tam okuyabilmeni ve hızlı olmanı sağlamalıyız. Bu yüzden bana... tam olarak şu kitabı 5 dakika içinde okumanı istiyorum. 20 sayfa ve kelime sayısı 150. Şu an ki yeteneklerin dahilinde yapman kolay olacaktır."
"Ali ile Ayşe El Ele mi? Tuhaf kitaba benziyor."
"5 dakikan başladı."
Robert, Miran'ı bir anda bir maratona sokmaya karar vermişti. Bu bir gelişim maratonuydu. Robert biliyordu ki ilk önce Miran'ın olgunlaşması lazımdı. Bu yüzden de olabildiğince hızlı şekilde ona bu kütüphanedeki edebi kitapları okutmalıydı. Sadece ilk edebi kitabını okuması için yeterli seviye gelmesi zordu. Sıkı eğitimle muhtemelen 1 buçuk yıldan biraz fazla sürecekti.
Miran kitabı bitirdi. Kronometre 2.30 dakika gösteriyordu. Gerçekten hızlıydı. Robert'in yüzünde hafif bir gülümseme oluştu. Sonra elini ağzına götürdü ve hafif ama zorlanan gülümseyişini eliyle sildi. Miran'a döndü, çocuk kitapları bölmesinde kitap isimlerine bakıyordu.
"Robert, bu kitapların gerçekten komik isimleri var."
"Çocukların ilgisini çekmek için öyleler. Bu kitabı bu kadar hızlı okuduysan şuna ne dersin? 33 sayfa, 900 kelime."
"Hepsinin kelime ve sayfasını ezberledin mi gerçekten?"
"Önceden sana okutmak için kütüphane bilgisayarından baktım. Ama hiçbirini okuyup saymadım."
"'Civciv Neden Küstü' gerçekten tuhaf isimleri olanları seçiyorsun. Gerçi hepsi tuhaf!"
"Sorunumuz isim değil. Bu kitap için sana 15 dakika veriyorum. Başlayabilirsin."
Robert içinden şöyle düşündü: "İlk kitabını dakikada 60 kelime okuyarak bitirdi. Daha 2-3 gün önce öğrenmiş olmasına rağmen gayet iyi. Eğer yine aynı hızla okursa tam 15 dakika sürecek. Ama bir ajan olacağı için baskı altında da odaklanabilmeli."
Saatine baktı, Miran'ın olduğu sayfaya baktı, biraz okudu. Ardından eliyle "tık, tık" masaya vurdu. Raftaki kitapları karıştırdı, en sonunda Miran'la beraber okumaya başladı, olmadı saatinin zinciriyle ses çıkardı. Bunları sıkıldığından değil, Miran'ı strese sokmak için yapıyordu.
Miran kitabı bitirdi. Bu sefer 14.37 dakikada. Baskı altındayken kendisi için biraz uzun bir kitabı iyi bir gelişmeyle bitirmişti. Ama Miran çok fazla strese girmişti. Bu yüzden çok fazla yavaşlamıştı. Tabii Robert ne kadar streste olduğunu bilmediğinden bunu küçük bir gelişim olarak saydı.
"Robert, niye yerinde duramadın? Hep kafamı karıştırdın."
"Çünkü yavaş olduğundan sıkılmıştım ne yapayım?"
"Hiç de yavaş değildim. Bu iki kitabı karşılaştırırsam arada gelişme olduğu belli. Az da olsa bu kitabı ondan daha hızlı okudum!"
"Ne? 23 saniyelik farkını iki buçuk dakikaya mı oranladın? Alıştırma odasındayken, matematik seviyen kötü gözüküyordu senin."
"Çünkü, o iki noktalı çizgi ile yan dönmüş artının ne anlama geldiğini bilmiyordum!'
"O zaman niye çarpma ve bölme sorularının dahil olduğu problemleri çözmeyi denedin?"
"Ben açmadım ki arkadaşım açtı orayı ve kendisi gayet çözebiliyordu. Yine de nasıl yapılacağını soramadım."
"Neyse. Bu arada eğer bir sonraki seçeceğim kitabı 14 dakikada bitiremezsen seni eleyeceğim."
"Ne elenmesi!? Öğretmen değilsin ki ama."
"Öğretmen olmama gerek yok. Yine aynı kelime sayısına sahip bir kitap, bu sefer 16 sayfa. Hadi al ve başla."
"T-tamam."
Ortada elenme falan yoktu. Robert bunu sadece Miran'ı biraz daha strese sokmak için yaptı. Gerçekten 14 dakikanın üstünde yaparsa bir gün boyunca kartını elinden alıp kütüphanede bırakacaktı. Yani her türlü Miran acı çekecekti, zavallıcık...
Miran kitabı bitirdi. İlk önce yutkundu sonra Robert'a ne kadar sürdüğünü sordu. 13.55'ti ucundan geçmişti. Robert Miran'ı tebrik denemeyecek kadar soğuk şekilde tebrik etti. Miran ise derin bir nefes verdi. Bütün sıkıntılarını unutmuş gibi.
Robert ile bu okuma seansını günün 3. dersi olan "Hafıza ve Ezber Geliştirme" dersinde kestiler. Robert bu dersin önemli olacağını söylemişti. Miran zihni allak bullak olmuş hatta neredeyse bitkinlik çökmüş halde yeni sınıfına doğru yol aldı. Yolda No-007'yi gördü! Selam vermek için elini kaldırdı, sonra hemen indirip bir duvarın arkasına geçti.
Tabii No-007 onu yine görmüştü. Ama umursamayıp kendi dersine doğru gitti. Ama Miran onu takip ediyordu. Her ne kadar sinirlense de Miran'ın karşısına çıkıp "ne takip ediyon beni?" dese bu çocuk gene kırılırdı. Bu yüzden yolu tamamlayıp sınıfa girdi ve oturdu.
Miran da sınıfa girip oturdu. Hem de yanına.
Miran: "Şey, N-no-007 d-dün seni rahatsız etmiştim... Ku-kusura bakma." Deyip kaçtı. No-007 ise arkasından bakakalmıştı. "Bu çocuk bana ne yaptı acaba?" Kaçan Miran'ın yolunda bunu düşünürken ders zili çaldı.
Miran sınıfa tekrar girmeye utanıyordu. Girmeliydi çünkü dersi buradaydı ve üstelik Robert bu dersin önemli olduğunu söylemişti. Yine de Miran sınıf kapısının önünde başarı hissiyle sarhoştu. Biraz sonra öğretmen göründü ve Miran hemen tekrar sınıfa ve ilk boş bulduğu sıraya hızlı hızlı adımlarla hatta neredeyse koşarak yerleşti.
Sınıfta 5 kişi vardı oldukça küçük bir sınıftı. Yine de herkesin tekli sırası vardı. Öğretmen de sınıfa girdi.
Öğretmen: "Dersime hoş geldiniz minikler. Ben bu dersin öğretmeniyim. Birçoğunuz beni giriş testlerindeki eşya seçme testinden tanıyordur." Evet gerçekten de Miran'a mecmua seçen nineydi bu.
Nine: "Çocuklar, ilk olarak bu dersimizin iki kuralı olacak.
Bir: bir şeyi ne kadar hatırlarsan, o kadar hissedersin.
İki: bir şeyi hatırlamak için ona hikaye kurup bağlanmak en kolay yöntemdir ama zahmetlidir.
Anladınız mı çocuklar?"
No-007: "Bir şeye hikaye kurmak? Yani bildiğin hikaye mi yazacağız?"
"Evet, şimdi size şu masamdaki 5 tane oyuncağı göstereyim. Başta bir mecmua var, sonra büyük bir oyuncak ayı, bir gitar, çerçeveli fotoğraf ve uzun ve yumuşak bir yastık."
Nine tüm eşyaların ismini saydıktan hemen sonra, hepsini elindeki bir örtüyle kapattı ve sırasıyla tüm öğrencilere neyi hatırladıklarını sordu. Üç kişi 1 tane hatırlamış, Miran 2 tane ve diğer kişi 3 tane hatırlamıştı.
"Herkesin ilk başta söylediği şey kendi odasında olan eşyaydı. Onu hatırladınız. Çünkü hikayesi vardı. Lakin hayat bize her şeye hemen hikaye kurmamıza olanak vermez. Bu yüzden ezber ve hafıza kaslarınızla beraber süper hızlı şekilde hikaye yazabilmelisiniz. Saçma da olsa yazmalısınız. Nasıl anladınız mı?"
Çocuklardan birisi: "Tekrar eder ve açıklar mısınız?"
Nine o yavaş konuşmasıyla neredeyse tüm ders boyunca çocuklara yukarıda yazanı tek tek anlattı açıkladı ve iyice anladıklarından emin oldu. Hatta unutmamaları için kendisinin bunu onlara anlattığı saçma bir hikaye anlattı.
Kısa bir süre sonra da zil çaldı ve çocukların çoğu ninenin etrafına doluştular ve masal ile hikaye dinlemek istediklerini söylediler.
Nine: "Tenefüste olur, ama derste olmaz, ders zamanını yersiniz. Onun yerine okuma yazma dersine birkez gidip kütüphaneci kartı da alarak kitap ve masal okuyabilirsiniz."
Uyarısını yaptıktan sonra tenefüs boyunca 4 çocuğa da masal okudu. Lakin aralarında No-007 yoktu. Nereye gittiğini sınıftaki kimse bilmiyordu. Masalın ardından bir sonraki ders başladı.
"Hazırsanız bu derste de kısa bellek kasınızı geliştirmek için egzersiz yapacağız."
