1. bölüm · Bir Ajanın Mecmuası

Bölüm 1: No-001

No-027 .

Miran bir denek olarak seçilmişti. Bir insanı küçüklükten itibaren ajan gibi yetiştirirsek nasıl bir güç elde ederiz diye bir deney için seçilmişti. Dosyadaki adı No-001 idi, çocuk ajanların ilki. Miran nasıl mı seçildi dersiniz? Bir bakalım:

Yeni doğmuş olan Miran aslında çok şefkatli, mutlu ve sevgi dolu bir ailede büyüyecekti ki 4 yaşına kadar büyüdü de. Lakin 4 yaşında araba kazası geçirdiler. Kazada annesi öldü ve babası onu arabadan atarak ve Miran'ı kurtararak, kendisi hastanelik oldu. Babası hastanede, kendisi ise bakıcılar elinde yaklaşık 2 yıl yaşadı.

Ardından babası yürüyebilir hale geldi. Miran daha 6 yaşındayken babası artık eve gelip Miran'la vakit geçirmeye gelebiliyordu ama gelmedi. Gelmedi, gelmedi... Miran'sa bekledi. Günlerden bir gün bakıcısına hastaneye gidip babasının durumunu öğrenmek istediğini söyledi. Bakıcıysa babasının intihar ettiğini.

Miran, anlayamadı, çözemedi. Babası yaşamak için 2 yıl uğraşmıştı, şimdi niye bu uğraşları çöpe atmıştı? Miran odasına geçti. Saatlerce aynada kendini izledi. Bir süre sonra bakıcısı kendine bir mektup verdi, mektup babasındandı...

"Miran, nasıl desem bilemiyorum ancak annen ölünce nasıl yaşandığını unuttum, hayatı gerçek ve kurguyla karıştırdım. Bir gün odama Robert diye bir ecnebi geldi. Bana bir soru sordu, anlayamadım. Biraz sonra anladım ki aslında bir deney ve insanlık için seni istiyorlarmış. Kabul etmedim çünkü sana hafîlik eğitimi vereceklermiş. Bir hafînin duyguları yok derler. Bense senin böyle olmanı istemiyordum, lakin bana senin için büyük bir gelecek vadettiler. Ben ölmesem bile sana bir yük olacaktım çünkü sol kolum yok ve sen 6 yaşında bir çocuksun. Bizi kim geçindirecek? Yakınlarım ve sülalem dediklerimse pis, paragöz ve namussuz insanlarla dolu. Ben de bunları düşünerek en sonunda ecnebiye onay verdim. Yarın sana bu kararı almamın nedenini yani bu mektubu verecekler ve taburcu olduğum için yanına gelebileceğim. Bir de eğer başarılı olursan, kimseyi incitme, bir ajan da olsan duyguların olmalı, onları saklaman gerekse bile. Yarın yanına gelip sana bu mektubu vereceğim ve bizi farklı bir yere götüreceklermiş."

Mektup böyle bitiyordu ancak ne babasından ne de o ecnebi Robert dediği adamdan iz vardı. Babası annesini kaybedince akıl hastası mı olmuştu? Babası ona bu kadar umut dolu bir mektup bırakıp neden umutsuzca intihar etmişti? En azından bakıcısı ona böyle demişti. Miran ortalıkta ne olduğunu anlamadı ancak yarın okulun ilk günüydü henüz birinci Sınıfa başlayacaktı ve bunun için müthiş heyecanlıydı. Ta ki babasını kaybettiğini ona bakıcısı söyleyene kadar...

Miran bir dolu sıkıntı içinde yatağına gitti. İçi ağrıyordu, masasına baktı, okul kıyafetlerini koymuştu. Ancak hemen yan tarafında babasının en sevdiği kitaplık vardı... Şimdi kimsesiz mi kalmıştı. Babası her gün bu kitaplıktan bir kitap seçer ve kendisine okurdu. En çok sevdiği vakitlerse babasının ona çocuk kitapları yerine gerçek hayatın içinde başka alemlere götüren felsefi romanları okumasıydı. Daha doğrusu bir romandı okuduğu. Kitap okuduktan sonra en çok sevdiğiyse kitabın anlatmaya çalıştığını babasıyla konuşmaktı. Ama gerçekten babasının ona dediği gibi ajan mı olacaktı? Yoksa sokakta kibritiyle üşüyen bir çocuk mu...

Miran kitaplığa bakarak babasıyla hayallere daldı. Bir gün kendisi de tek başına okuyabilecekti. Ama istemiyordu, birisinin ona okumasını ve kendisinin de dinleyerek hayaller kurmasını çok daha seviyordu. Yatakta kıvranmaya ve büzülmeye başladı Miran.

Uyumayı denedi, belki sıkıntısı geçer diye ama uyuyamadı. Ne kadar uğraşsa da uyumayı başaramıyordu. İçindeki üzüntü onu erken büyütmüştü. Bu büyümenin etkisiyle uykusu da gitmişti. Lakin uyuması gerekti.

Bir sağa döndü, bir de sola. Ama uyku ne arar! Artık sevdiği kimsesi kalmamış mıydı? O zaman ne için yaşayacaktı!? Miran yataktan doğruldu, evde tekti. Bakıcı saat 9 da gelip akşam 10 da gidiyordu ve evin heryerini iyice kitleyip çıkıyordu. Ama ne kadar iyi kitlese de Miran'a n'olur ne olmaz diye anahtar vermişti. Ancak Miran niçin dışarı çıkacaktı ki? Pencerisinde dışarının açık gecesine baktı. Simsiyahlar içinde bir yarım ay, o da kendisi gibi yarım mı kalmıştı? Bir şey onu dışarıya mıknatıs gibi çekiyordu ama ne olduğu bir gizemdi.

Birkaç süre geçtikten sonra Miran geceyi daha iyi görmeye karar vermişti. Önce bir "klik" sesi sonra ikinci bir "klik" ve kapı açıldı. Küçük Miran okulda giyeceği ayakkabıyı giydi ve dışarı çıktı. Yanında ne para ne de kendisini koruyacak bir güç vardı. Babasının mirasının ona kalması da olası değildi, daha 6 yaşındaydı ve 1 ay sonra 7 yaşına girecekti. Hangi devlet 6 yaşındaki bir çocuğa mal mülk verirdi ki?

Çok büyük bir şehir değildi burası, hatta bir kasabadan biraz daha büyüktü. Avm bile kurulmamıştı henüz. Miran yolunu bildiği bir parka gitti. Kimsecikler yoktu, yıldızlar, karanlık ve dolunay ona yoldaş; ayakkabıları gemi, gözleriyse bir pusulaydı. Gittiği yerde her yeri tek tek inceledi. Etraf ölüm sessizliğindeydi. Hiçbir insan olmadığından emin oldu. Daha sonra salıncağa oturdu. Sakin, sessiz ama hünkarca ağlamaya başladı.

Kaç saat olmuştu? Belki 2, belki 3? Yine de Miran kimsenin gelmeyeceğini sanki biliyor gibi ağlıyor, içindeki çaresizliği dünyaya teslim edercesine gözyaşlarından tatlı bir hüzün akıyordu. Salıncağı da hafif hafif sallayarak kendisini beşikte yattığı günlere götürmeye çalışan her şeyini kaybetmiş bir çocuktu.

Bir süre sonra rüzgar ona bir şey söylemek ister gibi sertçe esti. Miran gözüne bir şey kaçmasın diye eliyle yüzünü kapadı, kafasını çevirdi ve aniden bir çıtırtı sesi geldi. Nereden geldiğini kestirememişti. Bir kedi veya köpek olduğunu düşünmüştü. Çünkü bu çıtırtı dışında en ufak bir ses bile yoktu. Salıncaktan inecekti ki salıncak kendiliğinden yukarıya doğru itildi. Miran'ın rüzgara karşı dost kucağında olan ağlayışı kalbini sıkıltıran bir korkuya döndü ve arkasını tekrar döndü. Kimse yoktu!? Kesinlikle emindi birisi onu itmişti! Bu karanlık sessizlikte kalbini dahi duyabiliyordu da ne bir adım sesi ne de nefes sesi duyuyordu, hiçbir şey olmadığından emin olmak için etrafı gözüyle incelemeye çalışıyordu. Lakin bu parka kadar getirdiği yoldaşları sanki ona karşı bir düşmana dönmüşlerdi, dolunay artık onu açığa çıkaran, karanlıksa düşmanını saklayan, gözleri bozulmuş pusula gibi bir haindi! Miran tam kafası soru işaretleriyle önünü dönmüştü ki yüzünü bir takım elbise kapattı.

Miran, korkuyla çığlık atacaktı ama takım elbiseli adam onu büyük bir kolaylıkla ağzını ve burnunu kapadı. Miran çığlık atması ve yardım istemesi gerektiğinin müthiş farkındaydı, şu an kaçırılıyordu! Ama ne çare ki adam öyle bir kapamıştı ki ağzını sanki bağırırken sesi yokmuş da bağıramıyormuş gibi gelmişti.

Miran, çareyi bağırmada göremeyince adama saldırmaya çalıştı. Dengesini bozup kaçacaktı, ama sanki kollarında yeterince güç bulamıyordu, ya da vücudu güçten mi kesiliyordu? Gördüğü her şey birbirine giriyor, kumaş sürtünmeleri ninniye dönüşüyordu...

Robert, yüzündeki mimiksizliğiyle Miran'ı bayılttıktan sonra onu arabasına götürdü. Arabasının arka koltuklarına koydu ve ellerine kısıtlamalı bir bağ yaptı. Miran konuşabilecek ve rahat olacak ancak bir şey denemeye kalkarsa, elindeki ipi çekerek onu iyice kitleyerek parmağını bile hareket ettiremeyecek hale getirebilecek ve canını yakabilecekti.

Robert saatine baktı, sabahın beşiydi. Ajan şirketinin gizli eğitim fakültesine doğru yola koyuldu. Miran'ın yolda uyanması işine gelecekti bu yüzden elindeki haptan ona çok fazla vermemişti. Erken uyanması için de arada ipi çekerek acı uyaranlarını harekete geçirse fena olmayacaktı. 20 dakika sonra Robert Miran'ın uyandığını fark etti ki uyandığının neredeyse Miran bile farkında değildi.

Robert: "Günaydın No-001"

Miran etrafına bakınmaya başladı. Kafası hareket ediyor ama vücudu onu dinlemiyordu. Takım elbiseli adamın günaydın mesajına karşılık vermek yerine arabanın içindeki sayısız düğmelere baktı. Elindeki taştan yapılmış ip ve bağlardan kurtulmayı denedi ama ne kadar denese de kaslarını kasmaktan ileri gidemedi.

Karşılık almayan Robert bir kere daha denedi şansını,
"Rahat mısın No-001?"

Miran şu No-001 şeyinin kendine söylendiğinin farkına vardı ve aksi bir tavırla karşılık verdi Robert'a,
"Vücudum beni dinlemezken nasıl rahat olabilir sence?"

Robert: "Özür dileriz, fakat herhangi bir teşebbüste bulunmamandan emin olmamız gerekti."

Miran: "Beni nereye götürüyorsun bu garip uzay aracıyla?"

Robert: "Seni bir ajanlık eğitim merkezine götüreceğim, orada senin gibi 8 tane daha çocuk var. Aranızda eğitime en iyi dayanabileni veya dayanabilenleri iki sıfırlı ajan olarak devlete ve merkezimize alacağız."

Bunları duyan Miran "kendisi gibi 8 tane daha çocuk" ve "eğitim" kelimelerinden hayalimsi bir okul çıkarmış ve çoktan Robert konuşurken hayallere dalmıştı.

Robert bu cümleden sonra hiçbir cümle kurmadı. Etraftaki bu sessizliğe ve sıkıcılığa dayanamayan Miran biraz vakit geçirmek umuduyla Robert ile konuşmak istedi.

Miran: "Şey, sen de ajan mısın?"

Robert: "Hem de üst mertebe sayılırım."

Miran: "Peki ya bu 'merkez' dediğiniz yerde kaç ajan var?"

Robert: "Merak iyidir No-001 ancak bilgi için kendini kanıtlaman gerek."

Miran: "Peki ya bir ajanın görevi nedir?"

Robert: "Eğer kendini kanıtlarsan sana görevini veririz."

Robert'in aksi tavırlarından daha da sıkılan Miran camdan dışarıyı izlemeye çalıştı. Az da olsa görebiliyordu ama tek görebildiği gökyüzüydü. Aradan bir yarım saat daha geçtiğinde Robert arabayı yavaşlattı ve kocaman bahçesi olan bir okula geldiler. Robert, Miran'ın iplerini çözmek için arabanın arka kısmına geçti ve bağı çözdü. Bileklerini ovuşturan Miran, "Ee, burasının gizli olması gerekmiyor muydu? Kabak gibi göz önüne koymuşsunuz."

Robert: "No-001 yanlış düşünüyor buraya gizli bir akademi yapmamızın sebebi, burası şehir yaşantısından çok uzak ve şehrin içine kurulan bir okula dışarıdan insanlar girebilir. Yani savunmada ne kadar iyi olsak da, kötü emellere sahip birisi her halükarda saldırır."

Miran: "Siz devlet değil misiniz? Bir adaya kursaydınız ya? "

Robert: "Hayalini ettiğin bir yer gerçekten var. Yalnız orası sizin gibi daha yeni başlamış bir çocuk ajanlık deneyi için değil daha yaşça büyük ve potansiyel sahibi ajan adayları için."

Miran: "Yani küçüğüm diye mi gidemiyorum?"

Robert: "Aynen öyle, No-001. Şimdi, beni takip et. Seni okulun analiz kısmına götürmem gerek. Orada yeteneklerini ölçeceğiz."

Miran okulun girişindeki dev kolonlara bakakaldı. Hayatında gördüğü en büyük okuldu bu ve henüz buradan tamamını bile göremiyordu.

Robert: "Etrafa bakmak için gelmedin dünyaya. Şimdi, arkamdan takip et No-001."