5. bölüm / 6
Berdel5.bölüm
Bölümler 6Şu an: 5.bölüm
- 1 1.bölüm1.744 kelime
- 2 2.bölüm1.050 kelime
- 3 3.bölüm1.614 kelime
- 4 4.bölüm1.260 kelime
- 5 5.bölüm2.313 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 6.bölüm1.132 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gölgeler Arasında
Zilan, sabahın ilk ışıklarıyla uyanmıştı. Gözleri ağır bir şekilde açıldı, sanki geceyi, düşüncelerinin karanlıklarına gömmek istemişti. Gün ışığı, pencere kenarından süzülen narin bir ışık huzmesi gibi odayı doldurmuştu. Her şey sessizdi, ama içindeki boşluk ne kadar huzurlu görünse de Zilan'a ağır geliyordu. Boran, hâlâ ortalıkta yoktu. O gece, ona ulaşmak için yaptığı her çaba, bir duvara çarpmıştı. Sabahın bu ilk saatlerinde, Zilan'ın yüreğinde yankılayan tek ses, kendi nefesiydi. "Boran gelmedi," diye düşündü, ve içindeki bir garip boşluk daha da büyüdü.
Sessizce yataktan kalktı, adımlarını duymaz hale getirerek odanın içinde hareket etti. Üzerinde hala dün akşamdan kalma elbiseleri vardı, geceyi bir şekilde atlatmıştı. Ama bugün, Zilan kendine yeni bir başlangıç yapmak istiyordu. Zihninde, her şeyin değişeceği, yeniden bir düzen kuracağı bir an hayal etti. Kendine bir süre tanıyordu, ama zaman, Zilan'ın düşündüğü kadar nazik değildi.
İlk işi, üzerindeki elbiseden kurtulmak oldu. Kendini rahatlatmak, vücudunun her bir hareketinde eski yüklerden arınmak istiyordu. Yavaşça elbiselerini çıkardı ve yerine siyah, uzun, kemerli zarif bir elbise giydi. Bu elbise, sanki ona bir tür saklanma hissi veriyordu. Kemerinin sabitleyen ucu, ona geçmişin karmaşasından uzaklaşma gücü veriyordu. Zilan, kendini bir nehrin sakin akışına bırakmak istiyordu. Yavaşça, her adımda biraz daha derinleşen bir huzurla, banyoya yöneldi. Bu an, ona sadece fiziksel değil, ruhsal bir temizlik de vaat ediyordu.
Banyoda, suyun sıcaklığına kendini bıraktı. Su, cildini okşar gibi vücudunu sararken, Zilan gözlerini kapadı ve tüm düşünceleri akıp gitmesine izin verdi. Gözlerinden akan damlalar, sanki içindeki hüzünlü melodiyi temizliyor gibiydi. Her şey siliniyor, her an, geçmişin yüklerinden biraz daha arınıyordu. Zilan, günün ilk ışıklarıyla bir tür iyileşme sürecine giriyordu, ama içindeki boşluk, bir türlü kaybolmuyordu.
Banyodan çıkarken, Zilan kendisini biraz daha farklı hissediyordu. Ancak her adımda, Boran'ın yokluğu onu daha da yalnızlaştırıyordu. Valizini açtığında, oraya koyduğu eşyaların bir anlamı kalmamış gibi geliyordu. Zilan, valizini kapatıp köşeye koydu. O an, Boran'ın ortalıkta olmaması, Zilan'ın içindeki karmaşayı daha da artırıyordu. "Kim bilir nerededir?" diye geçirdi aklından. Bir yanda kaybolan bir insanın boşluğu, diğer yanda kendisinin hissettiği ıssızlık vardı.
Evin içindeki huzursuzluk, bir şekilde dışarıya da yansıyordu. Boran'ın yokluğu, Zilan'ın her köşeye bakarken duyduğu bir belirsizlik gibiydi. İçinde bir soru daha belirdi: "Neden gelmedi?" Ama cevap vermek için bir çaba göstermedi. Çünkü cevapsız kalan her soru, içindeki yalnızlığı besliyordu.
Valizini köşeye koymuştu, ama her an yerleştirecekti. Yavaşça odada dolaşırken, gözleri birden açık olan pencereden dışarıya kaydı. Evin dışındaki manzara, ona garip bir huzur veriyordu. Doğanın sakinliği, Zilan'ın içindeki fırtınayı biraz olsun yatıştırıyordu. Ama evdeki huzursuzluk, Zilan'ın içinde bir yelken gibi savruluyordu. Dilşah hala burada mıydı? Zilan, düşüncesini hemen terk etti. Bunu düşünmek bile, içindeki huzursuzluğu daha da artırıyordu.
Dilşah, Boran'ın eşi, Zilan'ın aklında bir yabancı gibiydi. Ama aynı evde olmak, karşılaşmaları anlamına geliyordu. Zilan, Dilşah'la karşılaşmaktan kaçmak istiyordu. İçinde bir korku vardı, ama bu korku, Dilşah'ın varlığından daha çok, kendi içindeki boşluktan doğuyordu. Karşılaşmak istemiyordu, çünkü her karşılaşma, Zilan'a bir şeyler kaybettiriyordu.
Evin içindeki kalabalık, Zilan'ın içinde birer birer yankılanan yalnızlık duygularını bastırıyordu. Ama aslında, ne kadar kalabalık olursa olsun, Zilan bir şekilde yalnız kalıyordu. Bu, sadece fiziksel bir yalnızlık değildi, bir duygusal uzaklık, bir içsel yalnızlıktı. Boran'ın gelmemesi, Zilan'ı çok derinden etkilemişti. Ama her şeyin geçici olduğunu biliyordu. Kendisini bu geçici hüsranın içinde kaybolmuş gibi hissetse de, bir umut ışığına tutunmayı başarmalıydı.
Zilan, içindeki boşluğu biraz olsun doldurabilmek için derin bir nefes aldı. Odaya adım attığında, evin içindeki atmosferin bir parçası gibi hissediyordu. Tüm bu olanlar, Zilan'a bir tür karmaşa sunmuştu, ama aynı zamanda bir içsel güç de veriyordu. Kendi yolunda ilerlerken, her adımda bir hikayenin daha derinlerine inmeyi istiyordu.
Birden, evin derinliklerinden bir ses duyuldu. Dilşah'ın adı belki de Zilan'ın içindeki en derin korkuydu. Ama Zilan, ne kadar kaçarsa kaçsın, bir şekilde karşılaşmak zorunda kalacaktı. Bir zamanlar tanımadığı, ama hayatına giren bu kadının, Zilan'a en büyük sınavı yaşatacağına inanıyordu. Ve bir gün, o an geldiğinde, Zilan'a bir seçim sunulacaktı. Ama o zamana kadar, Zilan'ın tek bir amacı vardı: İçindeki bu boşluğu bir şekilde doldurmak.
Zilan, odasının kapısını sessizce kapattı ve merdivenleri adım adım, düşüncelere dalmış bir şekilde inmeye başladı. Her adımda kalbinin hızlı atışlarını duyuyordu. Bir şeylerin değiştiğini hissediyordu, ama bu değişim, ne kadar direnmeye çalışsa da, Zilan'ı içine çekiyor, ona ağır geliyordu. O sabah, her şeyin normal olduğu bir sabah gibi görünse de, içindeki fırtına ne kadar büyüse de dışarıdan hiç belli olmuyordu.
Aşağıya indiğinde, kahvaltı sofrası neredeyse hazırdı. Herkes, sabahın erken saatlerinde sofranın etrafına toplanmıştı. Zilan, bir an gözlerini yumdu ve derin bir nefes aldı. İçindeki huzursuzluk, her geçen an biraz daha kabarıyordu. Herkes sessizdi, adeta kelimeler boğazlarında düğümlenmişti. Masada, bir tek Zilan, herkesin dikkatini çekiyordu. İçerideki her şey, ama her şey Zilan'a yabancıydı. O eve, sanki bir yabancı gibi gelmişti. Ama yine de, her sabah olduğu gibi, kahvaltısını yapmak zorundaydı.
Zilan, kahvaltı masasındaki boş sandalyelerden birine oturdu ve yavaşça kahvaltısına başladı. Gözleri, Dilşah'ın bakışlarını hissediyordu. Kadın, Zilan'ın farkında olmasına rağmen ona direkt göz göze bakmamaya çalışıyordu. Ama Zilan, Dilşah'ın ona bakışlarındaki ağırlığı hissediyordu. Dilşah'ın gözlerinde bir hüzün vardı, bir kırılganlık. Ama Zilan, bu anı çok derinleştirmemek için, kahvaltısına devam etti. Zihninde bu sessizlik bir sarmal gibi dönüyordu, ama dışarıya hiçbir şey yansıtmıyordu.
Masada kimse sesini çıkarmıyordu, adeta bir anlaşma gibi herkes konuşmamak için yemin etmiş gibiydi. Zilan, ortamdaki sessizliği hissediyordu. Herkesin farkında olduğu, ama kimsenin dile getirmediği bir gerilim vardı. Gözler arasında dolaşan bir sessizlik vardı, bu sessizlik bir çığlık gibiydi, ama kimse duymuyordu. Zilan, bu sessizliği, tüm bunları, adeta bir balon gibi içinde taşıyor, ama bir şekilde dışarıya taşırmıyordu.
Bir süre sonra, masadaki huzursuz sessizliği Boran'ın sesi bozdu. "Afiyet olsun," dedi. Ama o sözler, bir selamdan daha fazla bir anlam taşımıyordu. Boran, her zamanki gibi sessiz ve soğuk bir şekilde, arkasına bakmadan odasına doğru yöneldi. Gözleri kırmızıydı, yorgunluktan ne kadar tükenmiş olduğu belli oluyordu. Zilan, Boran'ın bu halini fark etti. Bir tür kırılganlık vardı, ama aynı zamanda bir yalnızlık da... O an, Zilan bir kez daha kaybolmuş gibi hissediyordu. Boran'ın gözlerindeki kırmızı, Zilan'a geçmişin karanlık anılarını hatırlatıyordu.
Ayşe Hanım, Zilan'a döndü ve kibarca, "Borana bir bak kızım," dedi. Bu sözler, Zilan'ın içinde derin bir yankı uyandırdı. Boran'a yardım etmek, Zilan'ın içinde bir tür his uyandırmıştı. Ama aynı zamanda, o anın anlamını çözmek de zor oluyordu. Zilan, soğuk bir şekilde, "Bakmasam daha iyi yenge, üstüne gitmesek kötü görünüyor, du zaten," diye cevap verdi.
Ayşe Hanım, Zilan'ın gözlerine bakarak başını hafifçe salladı ve yemeğine devam etti. O an, Zilan'ın içinde bir şeyler kırılacak gibi oldu, ama o kırılma, her şeyin üzerine kapalı bir örtü gibi çökmüş, derinlere itilmişti. İçindeki tüm duygular, bir süreliğine susmaya zorlanmıştı.
Kahvaltı tamamlandığında, herkes rutin işlerine döndü. Zilan, bir türlü bu evde kendini evinde gibi hissedemiyordu. Burası, amcasının evi olmasına rağmen, Zilan, her adımında yabancı bir misafir gibi hareket ediyordu. Bir yanda Ayşe Hanım'ın emirlerine itaat etmek, diğer yanda Zilan'ın içindeki boşluk... Zilan, her şeyin dışında kalıyordu. Yengesi ne derse onu yapıyordu, ama içindeki yabancılıkla baş başa kalıyordu.
Zilan, hayatını düzenlemek için bir yol arıyordu, ama o yol hiçbir zaman aydınlık görünmüyordu. Herkesin yerine getirdiği rolleri, Zilan bir kenardan izliyor, ama kendi rolünü bulamıyordu. Boran'ın yokluğu, Zilan'ın bu evdeki yerini daha da belirsizleştiriyordu. Dilşah'ın bakışları, tüm bu karmaşanın içine bir tuhaflık katıyordu. Ama Zilan, bu karmaşayı kendi içinde tutmak zorundaydı. Karşılaşmak zorunda olduğu bir gerçek vardı: Her şeyin değişmesi gerekiyordu, ama nereye doğru?
Zilan, bu evdeki sessizlikte kaybolmuş bir ruh gibiydi. Bütün bu olanlar, onun içinde birer birer yankı buluyor, ama Zilan, dışarıya çıkamıyordu. Gözleri, her şeyin ötesine bakıyor, ama neye tutunması gerektiğini bir türlü çözemiyordu. Bu evde, bu insanlarla yaşamak, bir türlü kendi kimliğini bulamamak... Zilan, yavaşça, ama derinden, kendi yolculuğuna çıkmayı bekliyordu. Ama o yolculuğa adım atmak, bir türlü cesaret bulamıyordu.
Zilan, evin içinde koşuşturup duran herkesin arasından sıyrılarak, işlerini tamamlamıştı. Mutfakta, babaannesi, yengesi Ayşe ve Dilşah'ın annesi Kezban, kendilerince günlük işler peşinde koşarken Zilan, onlardan bir adım uzaklaşıp, az önce verilen işi bitirmenin huzuruyla bir an için derin bir nefes aldı. Ev, sessizce dönüşüyor, herkes bir şeylere yetişmeye çalışıyordu. Zilan, en azından bir şeylere tutunabileceğini hissettiği o anı yaşıyordu.
Babaannesinin ve yengesinin yanına uğradı, fakat içindeki huzursuzluk, yavaşça geri adım attı. Zilan, yengesi Ayşe'nin güler yüzüyle, "Tamam canım, yukarı çıkabilirsin," dediğini duyduğunda, içindeki tüm gerginlik bir nebze olsun hafifledi. Yavaşça merdivenlere doğru yöneldi, hızla ama dikkatli adımlarla yukarıya çıkarken, düşünceleri karışmıştı. Boran, hala ortada yoktu. Ama bu sefer, Zilan'ın aklında Boran yoktu. Odaya doğru ilerlerken, kendi içindeki karmaşanın yankıları daha gür çıkıyordu.
Odaya girdiğinde, boranın kıyafetlerinin bir köşeye atılmış olduğunu gördü. Her şeyin düzensizliği, Zilan'ın kalbinde bir huzursuzluk uyandırdı. Her şeyin yerli yerinde olmasını isteyen birinin, tam anlamıyla dünyasının karmaşasına dönüşmesinin verdiği bir his vardı. Yavaşça, Boran'ın elbiselerini, odaya zarifçe yerleştirdi. Kirli sepetine attığı her kıyafet, ona biraz daha yakın hissettiriyordu ama bir yandan da tüm bu düzensizlik, Zilan'ın içinde bir boşluk bırakıyordu.
Banyodan sesler geliyordu. Zilan, bir an için düşüncelerini kenara bırakarak, valizinden çıkan elbiseleri yerleştirmeye karar verdi. Giyinme odasına baktığında, dolabın tamamen dolu olduğunu gördü. Boran'ın kıyafetleri, kendisine ait alanı da daraltmıştı. Zilan, bu durumu fark ettiğinde, Boran'a sormadan hiçbir şey yapmaya cesaret edemedi.
Tam o anda su sesi kesildi. Zilan, ne olduğunu anlamadan, Boran'ın çıkmasını beklemeye koyuldu. Bir süre sonra, Boran, havlu sarılı halde çıktı. Saçlarını kuruturken, Zilan'ı görmeyi hiç beklemiyordu. Zilan da, Boran'ı bu şekilde görmeyi beklemiyordu. Bir anlık sessizliğin ardından, göz göze geldiler. Zilan, ne yapacağını bilemeden hemen arkasını döndü ve kekeleyerek, "Ş-şey, ben elbiselerimi yerleştirecektim de," dedi.
Boran, Zilan'ın bu hali karşısında gülümsedi. Zilan'ın tedirginliği, her şeyin ötesinde bir şeyleri anlamaya çalışıyordu. "Tamam yerleş, ama bu dolap ikimize yetmez," dedi. "Yarın hemen yenisini getirsinler, istersen o zaman yerleştir." Boran'ın bu sözleri, Zilan'ın içinde bir anlaşılma duygusu yarattı. Boran'ın, Zilan'a bu kadar kolayca yardımcı olma yaklaşımı, Zilan'ı bir nebze rahatlatmıştı. Ama yine de, tüm bu söyledikleri sadece boş bir konuşma gibiydi.
Zilan, Boran'ın sözlerinden etkilenmiş, bir süre kendini toparlayamadan valize yöneldi. Boran'ın elbiseleri, bir şekilde her şeyin içinde kaybolmuş gibiydi. Ama Zilan, bir şekilde odadan çıkacak ve hepsini yerine yerleştirecekti. Odayı terk ederken, Boran'ın etkileyici bakışları, Zilan'ı bir an daha hareketsiz bırakmıştı. Göz göze geldiler ve bir an, her şey durdu gibi oldu. Zilan, Boran'ın gözlerinde, bir tür kırılganlık, aynı zamanda bir boşluk gördü.
Boran, hafifçe başını sallayarak, "Konuşmamız gerekiyor. Üstümü giyeyim, geliyorum," dedi. Zilan, ona kafasını sallayarak cevap verdi ve hızla odadan çıktı. Elindeki elbiseleri valize yerleştirip kapattıktan sonra, Boran'ın çıkmasını bekledi. O an, içindeki tüm soru işaretleriyle baş başa kalıyordu. Bir tür kararsızlık vardı, ama aynı zamanda bir his vardı: Boran'ın söyledikleri, artık kaçınılmaz bir şeyin habercisiydi.
Zilan, koltuğa oturdu ve derin bir nefes aldı. Odaya baktığında, her şeyin hala aynı şekilde düzensiz olduğunu gördü. Ama o gün, bu düzensizlik bir şekilde huzur veriyor gibiydi. Boran ne diyecekti? Neler olacaktı? Bu düşünceler, Zilan'ın aklında bir labirent gibi dönüyordu. O an, tüm duygularını kenara bırakmıştı. Gözleri bir noktada sabitlenmişti, ama içindeki karmaşayı çözmek için bir türlü yeterli cesaret bulamıyordu.
Boran, uzun bir süre sonra, Zilan'ın yanına geldi. Üzerinde rahat bir eşortman takımı vardı, ama bu rahatlık, Zilan'ın ruhundaki huzursuzluğu yatıştırmaya yetmiyordu. Odanın derin sessizliğini sadece Boran'ın ayak sesleri bozdu. Zilan, koltukta otururken, gözlerini bir noktada sabitlemişti. Boran yavaşça yanına oturdu. Aralarındaki mesafe, ne kadar fiziksel olarak yakın olsalar da, duygusal olarak o kadar uzak hissediliyordu.
Boran, derin bir nefes alarak sözlerine başladı: "Zilan, ikimiz de zor bir süreçten geçiyoruz. Ve benim için daha zor. Sevdiğimi biliyorsun. Sana anlamıştım daha önce..." Boran'ın sözlerinde bir kırgınlık, bir hüzün vardı. Ama Zilan, Boran'ın bu duygusal açıklamalarına izin vermek istemedi. Boran'ın kalbindeki acıyı bir an bile olsa, kendisiyle karşılaştırmak istemiyordu.
Zilan, Boran'ı yarıda keserek, soğuk bir şekilde konuştu: "Biliyorum, Dilşah..."
Boran, Zilan'ın bu cevabına şaşkınlıkla baktı. Söyledikleri Zilan'ı nasıl bir noktada anlamış olduğunu, onun içindeki duygusal yıkımı görüp görmediğini sorguluyordu. Ama boran zilanın gözlerine bakmadan devam etti: "Aramızda her şey bitti, zilan . Bu evliliği ne kadar istemesen de sana olan saygım sonsuz. Ama bu evliliğe alışmamız lazım. Biraz zamana ihtiyacımız var."
Zilan boranın söylediklerine bir an sessizce kafasını salladı. Gözlerinde biriken öfkeyi, çaresizliği hissediyordu. Zilan'ın gözlerinde bir şeyler değişmişti. Ve Boran, Zilan'ın ağzından dökülen bu kelimelerin, daha önce hiç duymadığı bir anlam taşıdığını fark etti. Zilan devam etti: "Benim senden tek istediğim, bana zaman vermen."
O an Zilan, içinde bir acıyı hissediyordu. Bir yandan Boran'ın söyledikleri ona ağır gelse de, içinde kıvılcımlanan bir cesaret vardı. "Senin de bana zaman vermen lazım, Boran," dedi. "Senin gibi, ben de istemiyordum bu evliliği. Belki de... belki de benim de başka bir sevdiğim vardı." Bu son cümle, Zilan'ın içinde bir patlama yaratıyordu. Kendi duygularını savunmak, Boran'ın her adımını geri itmek istiyordu.
Boran, Zilan'ın sözleri karşısında kaşlarını çatıp, öfkeyle yanıt verdi: "O zaman bir an önce çıkar o sevdiğini aklından. Ben sana saygı duyup her şeyi bitirdiysem, aynısını senden de beklerim! Tek bir hatanla, bu konağı başına yıkarım, Zilan!" Boran'ın tehditkâr bakışları, Zilan'a doğru ilerleyen bir fırtınayı işaret ediyordu. Onun gazabından kaçmak, her geçen an biraz daha zorlaşıyordu. Zilan, Boran'ın bu sert çıkışlarına karşılık, bir zafer duygusu hissetmeye başlamıştı. İşte, Boran'ın ilgisini nihayet çekmeyi başarmıştı.
Zilan, Boran'a doğru bir adım atmaya cesaret edemedi. Gözlerinde bir bulanıklık, kalbinde bir karmaşa vardı. Ama bir şey keskinleşmişti, belki de o an Boran'la arasındaki tüm duvarlar daha da büyümüştü. Zilan kafasını sallayarak, Boran'a şöyle dedi: "Benim de bir sınırım var. Seninle burada saygı göreceksek, o zaman karşılıklı olmalı. Ama unutma, bir noktada her şeyin sonu gelir. Ve ben, Boran, senin bana verdiğin tehditleri de kaldıracak kadar güçlü hissediyorum."
Boran, Zilan'ın bu sözlerinden sonra iyice öfkelenmişti. Sinirle, sesini daha da yükselterek, Zilan'a döndü: "Hadi bakalım, Zilan. Görürsün, seni burada ne hale getireceğimi. Ama unutma, ben seni burada hem cezalandırırım hem de senin her şeyini elinden alırım!" Zilan, Boran'ın bu sert sözlerine daha fazla cevap vermedi. İçinde bir kırılganlık vardı, ama aynı zamanda bir özgürlük hissi de vardı. Zilan, Boran'la bu evlilikteki her şeyin değişmeye başlamış olduğunu biliyordu. Zihninde, kalbinin her köşesinde bir savaşa girişmişti.
Zilan'ın gözleri, odayı bir kez daha tarayarak Boran'ın sinirli haline odaklandı. Ama bir yandan da içindeki bu karanlık, Boran'ın gözlerinden gelen tehditle birleşiyordu. Ne olursa olsun, Zilan artık sadece kendi yolunu çizmek istiyordu. O an, Zilan'ın içinde boranla olan her şeyin geride kaldığını hissettiği bir andı.
Bölüm etkileşimi
