9. bölüm · Beni Korumaya Mecbursun

BÖLÜM 8-"Fırtına öncesi sessizlik..."

amine kalee

Aras’ın gözleri karanlıkta bile ışıldıyordu. Jeep’in camına düşen yağmur damlaları, içerideki sessizliği daha da keskinleştiriyordu. Hiç kimse konuşmuyordu. Mert ellerini direksiyona daha da sıkı bastırmış, gözlerini yola kilitlemişti. Pelin ve Dora arkada hafifçe fısıldaşıyor ama ben onların kelimelerini bile duymuyordum. Çünkü aklımda tek bir cümle dönüp duruyordu:

“Hazır mısın, ajan?”

Aras bana bunu sormuştu ve ben… hâlâ cevap vermemiştim.

Kafamın içinde milyonlarca soru dönüyordu. Babamın geçmişi, peşimdeki adamlar, o lanet sırrın bende olduğu gerçeği… Ama bütün bunların üstüne bir de bende ortaya çıkan o güçler.

Geceyi hatırladım. Karanlıkta elimden yükselen o ışığı. Aras’ın gözlerindeki şaşkınlığı. Mert’in bana sanki tanımadığı birine bakar gibi bakışını. Ben… ben artık sadece “Nehir” değildim.

Derin bir nefes aldım, yağmur kokusunu içime çektim. Sonra Aras’a döndüm.

“Hazırım.” dedim. Sesim titremedi. Belki içim parçalanıyordu ama dışarıdan bakıldığında taş gibi görünmeliydim.

Aras’ın dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı. Bu onun için bir gülümseme sayılırdı.

“Güzel.” dedi. “Çünkü bu gece kolay geçmeyecek.”

O an Mert aniden frene bastı. Jeep kayarak yol kenarında durdu. Kalbim küt küt atıyordu. Hepimiz öne doğru savrulduk.

“Ne oluyor?!” diye bağırdım.

Mert eliyle önümüzü işaret etti. Farların aydınlattığı yerde üç tane siyah jip yolu kapatmıştı. İçlerinden maskeli adamlar çıkıyordu. Ellerinde silahlar vardı.

Pelin’in sesi panikle yükseldi:
“Ya biz manyak mıyız, James Bond filmlerinin içinde mi yaşıyoruz?!”

Dora bile bu sefer şakaya vuramadı, sadece fısıldadı:
“Timuurr…”

Timur’un bakışları alev aldı. Yavaşça montunun altından silahını çıkardı.
“Hepiniz arkamda kalın.”

Ama ben öylece kalamazdım. Ellerime baktım. İçimde, damarlarımda bir şey kıpırdıyordu. Sanki göğsümden dışarı fırlamak isteyen bir fırtına vardı.

Aras bana göz ucuyla baktı.
“Nehir… yapma.” dedi alçak bir sesle.

“Ne yapma?” diye sordum meydan okur gibi.

“Kontrol edemediğin şeyi serbest bırakma.”

Ama çok geçti. Adamlar yaklaşmıştı bile. İlk kurşun sesi duyulduğunda, ellerimden patlayan bir enerji dalgası onları geriye savurdu. Toprak titredi, gökyüzü şimşek çaktı. Jeep’in camları zangır zangır titredi.

Herkes donup bana bakıyordu. Sadece nefesim duyuluyordu.

Sonra sessizliği Pelin bozdu:
“Kanki… sen… elektrikli soba mısın nesin?!”

O an gülmemek için kendimi zor tuttum ama yüzüm ciddi kaldı. Çünkü içimden geçen tek şey şuydu:
“Artık geri dönüş yok.”

Aras gözlerimin içine baktı.
“İşte.” dedi. “Babandan kalan sır bu.”

Dudaklarım kurudu.
“Ama ben bu gücü istemiyorum…”

“İstemekle alakası yok.” diye kesti sözümü. “O güç seni seçti, Nehir. Ve şimdi herkes bunun için peşinde.”

Maskeli adamlar yeniden toparlanmaya çalışırken, Aras silahını kaldırdı. Timur yanına geçti. Mert motoru yeniden çalıştırmaya uğraşıyordu.

Ben ise gözlerimi kapadım. İçimdeki fırtına yeniden kabarıyordu. Bu sefer daha büyük, daha güçlü.

Ve kendi kendime fısıldadım:
“Eğer savaş istiyorsanız… o zaman fırtınayı tadacaksınız."

Enerji patlamasının ardından etrafı kaplayan sessizlik kulaklarımı uğuldatıyordu. Herkes bana bakıyordu. Jeep’in içi hâlâ şimşeğin yankısıyla titreşiyordu.

Aras’ın sesi ilk duyulan oldu.
“Ne yaptığını biliyor musun, Nehir?”

Gözlerimi ona diktim.
“Hayır. Ama ne yapmam gerektiğini biliyorum.”

Pelin başını iki yana sallayıp koltuğa yaslandı.
“Allah’ım, resmen süper kahraman filmi izliyormuşuz gibi. Şimdi uçacak mısın kanki?”

Mert direksiyona yumruğunu vurdu.
“Şaka yapma Pelin! Adamlar hâlâ dışarıda, toparlanıyorlar!”

Dora camdan dışarı bakarak sesini yükseltti.
“Üç tanesi hâlâ ayakta. Ellerinde makineli var. Bizim işimiz yaş!”

Timur silahını doğrulttu, gözleri bıçak gibi keskinleşmişti.
“Kimse panik yapmayacak. Ben çıkıp indireceğim onları.”

Kolunu tutup engelledim.
“Hayır. Bu benim işim.”

Aras hemen itiraz etti.
“Nehir, sen hâlâ gücünü kontrol edemiyorsun. Biraz önce hepimizi havaya uçuruyordun neredeyse.”

Ona meydan okurcasına baktım.
“Ya kontrol etmeyi öğrenirim ya da hepimiz ölürüz. İkisini de göze alırım.”

Pelin gözlerini kocaman açtı.
“Sen… cidden kafayı yemişsin.”

Dora omzuna dokundu.
“Yok Pelin, bence o kararlı. Ve bu kararlılık bize lazım.”

Dışarıdaki maskeli adamlar yeniden yaklaşmaya başladı. Yağmur damlaları silahlarının metaline çarpıyor, geceyi daha da uğursuz kılıyordu.

Mert motoru çalıştırmayı denedi, ama Jeep sadece öksürür gibi ses çıkardı.
“Bizi bırakmış! Jeep’i bırakın, bu hurdadan hayır gelmez!”

Timur kapıyı açtı.
“İnin. Savaşarak çıkacağız.”

Hepimiz dışarı adım attık. Toprak çamur gibiydi, ayaklarımız gömülüyordu. Karşımızdaki maskeliler dizilmiş, silahlarını doğrultmuştu.

Aras fısıldadı.
“Plan ne?”

Derin bir nefes aldım. Ellerimde kıvılcımlar belirdi, damarlarımda şimşek dolaşıyordu.
“Plan… fırtınayı serbest bırakmak.”

Adamların başındaki, siyah montlu bir tanesi öne çıktı. Sesi boğuk bir maskeden geldi.
“Teslim ol, Nehir. O gücün sahibi sen değilsin. Bizim için saklıyorsun onu.”

Gözlerimi kıstım.
“Almak isteyen varsa, gelsin alsın.”

Aras bana yanaştı, sesi alçak ama sertti.
“Bu adamlar senin geçmişini biliyor gibi konuşuyor.”

Kafamın içi zonkladı.
“Biliyorsa, bilsin. Benim geçmişim değil, geleceğim önemli.”

Adam işaret verdi. Onlarca kurşun aynı anda yağmaya başladı. Hepimiz yere kapandık. Ama ben ayağa kalktım. Ellerimi kaldırdım. Şimşekler gökyüzünden inip önüme bir duvar gibi indi. Kurşunlar havada eriyip kayboldu.

Pelin çığlık attı.
“Sen var ya… Thor’un akrabası falan mısın?!”

Dora gözlerini kısmıştı.
“Hayır… bu daha büyük bir şey. Bu… babasının sırrı.”

Aras bana baktı, sesi titriyordu.
“Durma, Nehir! Onları geri püskürt!”

Enerjiyi avuçlarımda biriktirdim. Gök gürledi, maskelilerin yüzleri bir anlığına aydınlandı. Ellerimden çıkan dalga onları çamura savurdu. Yer sarsıldı, ağaçlar bile devrildi.

Herkes sessizdi. Sadece nefes alışverişim duyuluyordu.

Sonra Timur konuştu.
“Artık saklanamayız. Bu güç ortaya çıktı. Bundan sonra peşinde olanlar daha da çoğalacak.”

Aras gözlerimin içine baktı.
“Bizi dinle, Nehir. Bu güç sadece senin değil. Eğer kontrol edemezsen hepimizi yakar.”

Dudaklarım kıvrıldı, meydan okudum.
“O zaman yanmayı göze alın. Çünkü ben geri adım atmam.”

O an gökyüzü bir kez daha şimşekle yarıldı. Fırtına başlamıştı.

Şimşek çaktığında maskelilerin hepsi yere savrulmuştu. Toprak çatlamış, yağmur damlaları gökyüzünden daha hızlı düşmeye başlamıştı. Ellerimden yükselen enerji yavaşça sönünce, gökyüzü de sessizliğe büründü. Ama o sessizlik içimizi daha da geriyordu.

Aras yanıma geldi, gözleri hâlâ hayretle büyümüştü.
“Nehir… bunu nasıl yaptın?”

Omuz silktim, ama içimdeki kasırgayı bastırmak kolay değildi.
“Bilmiyorum. Sadece… yapmam gerektiğini hissettim.”

Timur sert bir tonla söze girdi.
“Bu tür güçler hisle değil, kontrolle kullanılır. Kontrol etmezsen hepimizi öldürürsün.”

Pelin panikle ellerini salladı.
“Pardon da, şu anda ölmüş olabilirdik! Kanki resmen bizi korudu, farkında mısınız?! Ne kontrolü, ben gayet mutluyum!”

Mert sinirle direksiyona vurdu.
“Mutlu olma Pelin! Jeep pert oldu, yol kapalı, düşmanlar hâlâ hayatta. Bu iş bitmedi!”

O sırada yerde kıvranan maskelilerden biri ayağa kalktı. Maskesinin altından bana bakıyordu, gözleri kan çanağı gibiydi. Silahını doğrulttu.

Aras hemen önümde durdu.
“Geri çekil!”

Ama bu sefer ben atıldım. Avucumdan çıkan mavi ışık adamın silahını parçaladı. Adam çığlık atarak yere düştü.

Dora donakalmıştı.
“Bunu her yaptığında daha da güçleniyorsun…”

Derin nefes aldım.
“Hayır. Daha da kontrolden çıkıyorum.”

Aras başını iki yana salladı.
“Öyle deme. Bu güç bizim şansımız olabilir. Ama sadece sen doğru yönlendirirsen.”

O an maskelilerin başındaki siyah montlu adam yeniden doğruldu. Gözlerini bana kilitledi, maskesinin arkasından ürkütücü bir ses yükseldi:
“Sen… tam baban gibisin. Gücü aynı şekilde kullanıyorsun.”

Kalbim göğsümden fırlayacak gibi oldu.
“Babamı nereden tanıyorsun?!”

Adam kahkaha attı.
“Onu biz yarattık. Onu biz eğittik. Sen de ondan fazlası değilsin.”

Gözlerim karardı. Yağmur hızlandı, gök gürledi.
“Yalan söylüyorsun.”

Timur öne atıldı, silahını adamın alnına doğrulttu.
“Bir daha konuşursan beynini patlatırım.”

Ama adam hâlâ gülüyordu.
“Saklayamazsınız. Nehir’in içindeki şey ortaya çıkacak. Ve o zaman hiçbiriniz hayatta kalamayacaksınız.”

Adam sözünü bitirir bitirmez bir kurşun göğsüne saplandı. Aras tetik çekmişti. Yere yığıldığında hepimiz donduk.

“Aras!” diye bağırdım. “Neden yaptın? Konuşmaya devam edebilirdi!”

Aras gözlerini kısmıştı.
“Konuşmasına gerek yoktu. Ne kadar çok konuşursa, seni o kadar zayıflatacaktı. Sana oyun oynuyordu.”

Dora araya girdi.
“Aras haklı olabilir. Ama Nehir’in babasıyla ilgili söyledikleri…”

Timur dişlerini sıktı.
“O konu açılmayacak. Şimdi buradan çıkmamız lazım.”

Pelin ellerini saçına attı.
“Buradan nereye çıkalım Timur?! Üç tane jip yolu kapatıyor, Jeep de çalışmıyor. Ne yapacağız, uçacak mıyız yani?!”

Mert ona baktı, sesi soğuktu.
“Senin arkadaşın zaten yarı uçuyor gibi. Belki hepimizi uçurur.”

Sözleri sinirimi bozdu.
“Ben oyuncak değilim, Mert! Gücümle alay etme!”

O an Aras sakin ama ciddi bir sesle konuştu.
“Hepimiz sakin olalım. Nehir… senin bu gücünü yönlendirmemiz lazım. Şimdi değilse bile, yakında öğrenmen gerek.”

Başımı salladım.
“Ben sadece hayatta kalmayı öğrenmek istiyorum. Gerisi umurumda değil.”

Ama içimde bir ses daha yüksekti: Babam… onunla ilgili gerçeği öğrenmek zorundaydım.

Yağmur dinmemişti. Uzakta bir motor sesi duyuldu. Hepimiz aynı anda başımızı kaldırdık. Yola başka araçlar giriyordu. Farlar gözümü aldı.

Pelin’in sesi kısıldı.
“Of… daha fazlası mı geliyor?!”

Dora mırıldandı.
“Bu seferki adamlar farklı… logoları başka.”

Aras gözlerini kısarak fısıldadı.
“Bu… başka bir örgüt.”

Timur öfkeyle yere tükürdü.
“İşte tam bir savaş alanına dönüştük. Nehir, anlaşılan senin geçmişin bizi hep beraber gömecek.”

Dişlerimi sıktım. Ellerimde yine şimşekler kıvılcımlandı.
“Hayır. Benim geçmişim değil… onların kabusu olacak.”

Ve ileri adım attım.
🐪
Farların ışığı yaklaştıkça gözlerim kamaştı. Yeni gelen araçların motor sesi geceyi yırtıyordu. Maskelilerden sağ kalan birkaç kişi hâlâ yerde kıvranıyor, bazıları toparlanmaya çalışıyordu. Ama bu gelenler… farklıydı.

Aras’ın sesi keskinleşti.
“Hazır olun. Bunlar öncekilerden değil.”

Mert direksiyonu sıkıca kavradı, Jeep’in çalışmayan motoruna boşuna bastı.
“Hay anasını… yok, çalışmıyor! Resmen tuzağın ortasında kaldık.”

Pelin’in sesi titriyordu ama yine de espri yapmayı bırakmamıştı.
“Kanki, bak net söylüyorum… ben bu kadar adrenalini hak etmiyorum. Ben normal bir öğrenci olmalıydım. Ekmek kuyruğunda falan beklemeliydim!”

Dora dişlerini sıktı.
“Pelin, sus ve hazırlan.”

Aras bana döndü, gözleri karanlıkta parlıyordu.
“Nehir. Bu sefer kontrolü kaybetme. Ne olursa olsun, gücünü senin yönlendirmen lazım.”

Derin bir nefes aldım. İçimdeki fırtına kabarıyordu, ama sanki yağmur bile beni dinliyordu artık.
“Kontrol bende…” dedim ama içimden bir ses bunun yalan olduğunu söylüyordu.

İlk araç yanımıza yanaştığında kapılar açıldı. Siyah montlu adamlar değil… daha düzenli, daha disiplinli bir ekip indi. Üzerlerinde kurşun geçirmez yelekler, ellerinde uzun namlular vardı.

Timur’un sesi alçak bir hırıltıya dönüştü.
“Bunlar profesyonel. Bunlarla şaka olmaz.”

Başlarındaki adam kaskını çıkardı. Yüzünü göremiyordum ama sesi netti.
“Nehir Yılmaz.”

Donakaldım.
“Benim adımı… nereden biliyorsun?”

Adam bir adım öne çıktı.
“Çünkü seni biz arıyoruz. Sen bizim için bir hedefsın… ve aynı zamanda bir anahtar.”

Aras silahını kaldırdı.
“Onun yanına yaklaşan olursa ölür.”

Adam küçümser gibi güldü.
“Siz sanıyorsunuz ki o kızı koruyabilirsiniz. Ama o zaten kendi kendine tehlike. Babası gibi.”

Bacaklarımın bağı çözüldü.
“Babam… siz kimsiniz?!”

Adam gözünü kırpmadan söyledi:
“Biz, babanın gerçek yüzünü bilenleriz. Senin de aynı güce sahip olduğunu biliyoruz. Ve ya bize katılırsın… ya da bu gece burada ölürsünüz.”

Pelin çığlık attı.
“Katılmak mı?! Kanki sakın öyle bir şey yapma, bak yanlışlıkla bizi de yanında götürürsün, patlarız falan!”

Mert Pelin’in kolunu çekti.
“Ciddiye al şunu Pelin! Bu adamlar şaka yapmıyor.”

Timur öne atıldı, silahını adamın göğsüne dayadı.
“Bize katılmıyoruz. Nokta.”

Ama adam gülmeye devam etti.
“Senin silahın bizim için oyuncak. Bizim asıl istediğimiz Nehir. Onun içindeki güç.”

Aras aniden beni arkaya itti.
“Nehir, sakın hareket etme!”

Ama içimden geçen tek şey vardı: Kaçmamak. Benim yüzümden buradaydılar. Benim yüzümden herkes tehlikedeydi.

Gözlerimi kapattım. Ellerimden yine kıvılcımlar çıktı. Gök gürledi, şimşek düştü. Adamların arabalarının camları paramparça oldu. Hepsi aynı anda sendeledi.

Dora hayretle bağırdı.
“Bunu… bunu sen mi yaptın?!”

Gözlerimi açtım. Ellerim hâlâ parlıyordu.
“Evet. Ama bu sadece başlangıç.”

Başlarındaki adam yere diz çökmüş halde bana baktı.
“Gücün büyüyor… tıpkı babanınki gibi. Ve sen de sonunda onun kaderini paylaşacaksın.”

Sözleri beynimde çınladı. Dizlerim titredi.
“Hayır… ben babam değilim!”

Aras omzuma elini koydu.
“Evet, değilsin. Çünkü senin yanında biz varız. Ve biz seni kaybetmeyeceğiz.”

Timur, silahını kaldırıp yeniden hedef aldı.
“Bence bu sohbet bitti. Şimdi ya defolun, ya da mezarınızı buraya kazarız.”

Ama yağmur durmadı, gökyüzü sustu. Ve ben anladım: Asıl fırtına daha yeni başlıyordu.