4. bölüm · Beni Korumaya Mecbursun
BÖLÜM 3-"Karanlıkta ilk çatlak."
Gözlerimi açtığımda tavan bana fazlasıyla yabancıydı. Gözlerim hâlâ karanlığa alışmamıştı ama beynim… çoktan panikle uyanmıştı bile.
Bir süre hiçbir şey demedim. Sadece yattığım yerden sessizce etrafı dinledim.
Ayak sesleri…
Konuşmalar…
Bir yerlerde metal bir şey yere çarptı.
Kalbim küt küt. Gözlerimi kırpmadan tavanı izliyorum ama içimde fırtına kopuyor.
Sonra Aras’ın sesi geldi:
“Uyanmış… galiba.”
Kapı açıldı. Hafif bir ışık yüzüme vurdu.
Gözlerimi kısarak doğrulmaya çalıştım. Aras hemen yanımdaydı.
“Yavaş. Henüz tam kendine gelmedin,” dedi.
“Kendim kim?” dedim alayla. “Çünkü… ben gerçekten bilmiyorum artık.”
Aras başını eğdi. O her zamanki soğukluğu yoktu.
Bir an sessizlik oldu.
Sonra ben sustuğumda bile sesi kadar derin olan biri daha geldi: Timur.
Sert ama karizmatik adımlarla içeri girdi.
“Elinizde bir saat var,” dedi bize bakmadan. “Onu bulacaklar. Ve geldiğinde Nehir burada olursa... kimse sağ kalmaz.”
“Peki ya o sır?” dedim. “Babamdan kalan... şey?”
Mert iç çekti. Aras dişlerini sıktı.
“O sır… senin hatıralarında gizli,” dedi Aras. “Sen farkında olmadan onunla büyüdün. Kodlanmış gibisin. Ve o bilgiyi isteyenler... seni parçalamaktan çekinmez.”
Ben güldüm.
Evet, güldüm. Çünkü mantıklı değildi.
Ben Nehir… Şakacı, saçma dizi repliklerine gülen, kahveyle mutlu olan, aşkı filmlerde arayan kız…
Ama artık değildim.
“Ve ben şimdi kaçıyor muyum?”
Aras baktı.
“Hayır,” dedi. “Bu sefer... savaşıyorsun.”
🐪
Aras’ın gözlerinin içine baktım.
"Yani şimdi ben... düşmanlarımın kim olduğunu bile bilmeden savaşa mı giriyorum?"
"Hayır," dedi. "Sadece... içgüdülerinle hareket edeceksin. Ve onlara güvenmen gerekiyor."
Kahkaha attım istemsizce.
“İçgüdülerim geçen hafta beni kırmızı ışıkta karşıdan karşıya geçmeye zorladı, Aras. Yani onlara pek güvenmemeliyim bence.”
Pelin, arkamdan homurdanarak geldi:
“Eğer Nehir şu anda bile espri yapıyorsa… biz bu savaşı kazanırız.”
“Kesin kazanırız,” diye ekledi Mert. “Çünkü düşmanlar gülmekten yere düşer, biz de rahat rahat kaçarız.”
Odada herkes bir anlığına durdu. Gülümsedik.
Evet, gülüyorduk. Ölüm kalım meselesi konuşulurken, birkaç saçma espriyle… çünkü bu bizdik.
Çünkü bu ben'dim.
Nehir.
Ama gülüşler hemen kesildi.
Timur ciddiyetle yaklaştı bana:
“Nehir. Sana ait olan bir şey bulduk. Babandan kalan bir dosya.”
Kalbim duracak gibi oldu.
“Ne dosyası?”
O anda Dora odaya girdi. Elinde eski, yanık kenarlı, tozlu bir zarf vardı.
Zarfın üstünde sadece bir cümle:
“Kızım Nehir’e… zamanı geldiğinde.”
Elim titreyerek aldım.
Açarken gözlerim doldu.
Bu sadece bir mektup değildi.
Bu, geçmişimle olan ilk gerçek temasım olabilirdi.
Mektubu açtım. Satırlar gözümün önünde dans etmeye başladı.
"…Ve eğer bu mektubu okuyorsan, demek ki ben artık yanında değilim. Sana anlatamadığım, koruyamadığım her şey için özür dilerim. Ama bilmeni istiyorum ki… sen sıradan biri değilsin. Sen benim sırrımsın. Ve seni bulmak isteyecekler."
Boğazım düğümlendi.
Aras yaklaştı.
"Ne yazıyor?"
Başımı kaldırdım.
"Gizli bir koordinat… ve bir kelime."
Mert hemen sordu:
"Ne kelimesi?"
Derin bir nefes aldım.
“ONLAR.”
🐪
Karanlık çökmüştü ama içimdeki sessizlik yeni yeni uyanıyordu.
Babamın sırları, geçmişim, peşimde olanlar… Hepsi kafamda çığlık çığlığa dans ediyordu. Ama dışarıdan bakınca ben hâlâ “Nehir”, hâlâ şakalaşan, saçma espriler yapan, etliye sütlüye karışmayan o neşeli kızdım.
Pelin yanıma sokuldu, elinde bir tabak patlamış mısırla.
“Bak eğer yakında ölürsek, en azından aç gitmeyelim.”
Gülmeden edemedim. “Haklısın. Midemiz dolu ama ruhumuz delik deşik.”
Mert de geldi, yere oturdu.
“Ne konuşuyorsunuz? Dünya dursa da biz hayatta kalırız kafası mı?”
“Yok,” dedim. “Zaten dünya dönmüyor. Sadece başımız dönüyor.”
Üçümüz birden gülmeye başladık. Kahkahalarımız odada yankılandı ama içten içe hepimiz bir şeyi bekliyorduk.
Bir ses. Bir hareket.
O gece sessizlik fazla temizdi… fazla düzenli.
Ve bu hiçbir zaman iyi bir şey değildi.
Tam o sırada camdan gelen hafif bir cızırtı sesiyle irkildim.
Aras anında ayaktaydı, elinde silah.
“Kimse yerinden kıpırdamasın,” dedi.
Timur da pencerede bitiverdi.
“Dışarıda biri var. Gece görüş kameralarına yakalandı. Yalnız gelmemiş.”
Dora hemen ekledi:
“Ne kadar kişi?”
“En az yedi. Ve direkt bu evi çevrelemişler.”
Bir anda odaya derin bir sessizlik çöktü. Bu seferki… gerçekti.
Gözlerim Aras'la buluştu.
“Beni almaya mı geldiler?”
“Hayır,” dedi. “Seni öldürmeye geldiler. Ama önce bizi geçmeleri gerekecek.”
Ve o an içimde bir şey değişti.
Korku yerini kararlılığa bıraktı.
Saklanmak yerine savaşmalıydım.
Bunu babam için değil… kendim için yapmalıydım.
Kim olduğumu anlamak için… önce kim olmadığımı kanıtlamalıydım.
Aras camın kenarında bir hayalet gibi kıpırdamadan duruyordu. Gözleri geceye kilitlenmişti, yüzünde alıştığım o soğuk ama güven veren ifade.
Timur’un sesi duvardan sıyrılmış gibi çıktı:
“Arka tarafta biri daha var. Silahlı. Telsizle konuşuyor.”
Pelin koluma yapıştı. “Nehir… ben espri falan yapamayacağım bu sefer.”
O an Aras döndü, gözlerini bana dikti.
“Üç saniyen var. Yukarı çık, çantanı al ve o gizli kutudaki şeyi getir. Babandan kalan.”
Durdum. “Sen… sen o kutuyu nereden biliyorsun?!”
“Çünkü artık oyun bitti,” dedi. “Ve senin kim olduğunu yalnızca sen değil, herkes öğrenmek üzere.”
İçimdeki bir şey sarsıldı. O kutuya hiç dokunmamıştım. Sadece annem 'bu kutuyu sadece çok büyük bir tehlike olursa aç' demişti. O kadar.
Ama şimdi… işler çok büyüktü.
Koşar adımlarla yukarı çıktım. O kutuyu çekmecenin en dibinden çıkardım. Ellerim titriyordu ama gözlerim kararlıydı.
Kapağını açtım.
İçinde sadece küçük bir anahtar, bir not ve… bir kimlik vardı.
Notta tek bir cümle:
"Kod: Athena. Gücünü saklama. Onu kullan."
Altında ise babamın imzası.
Titreyen ellerimle kimliği çevirdim.
Nehir A. Yılmaz – Devlet Özel Koruma Programı / Ajan Adayı
Gözlerim doldu.
Ben... ben sıradan biri değildim.
Ve bu gece... artık hiçbir şey sıradan olmayacaktı.
Tam o sırada evin arka camı bir çatırtıyla patladı.
Silah sesleri, çığlıklar, emirler, bağrışmalar…
Ben aşağı indiğimde, Aras çoktan kapının önündeydi.
Arkasına döndü. Bana baktı. Ve gülümsedi.
“Hazır mısın, Ajan?”
Bir saniye düşündüm.
Sanki içimde milyonlarca ses vardı.
‘Hayır’ diyen de bendim, ‘Evet’ diye bağıran da.
Ama ben sadece baktım ona. Gözlerimin içinden bir cevabı çekip çıkarsın ister gibi dikiliyordu karşımda.
Derin bir nefes aldım.
Gülümsedim.
“Ben doğduğumdan beri hazırım.”
Aras'ın kaşları hafifçe kalktı.
Şaşırmıştı ama belli etmemeye çalışıyordu.
“İyi. Çünkü bu saatten sonra geri dönüş yok.”
Dosyayı önüme koydu.
Kapağında hiçbir şey yazmıyordu, sadece kırmızı bir mühür: “SINIFLANDIRILMIŞ.”
“Bu... babamla ilgili mi?” dedim kısık sesle.
Aras başını salladı. “Hem onunla ilgili… hem de seninle.”
Kalbim sanki boğazıma sıkıştı. Ellerim titriyordu ama belli etmemeye çalıştım.
Dosyayı açtım.
İçinde, bir zamanlar sadece filmlerde görebileceğimi sandığım şeyler vardı: Kod adlar, eski görev belgeleri, fotoğraflar… ve bir de eski bir kolye.
“Bu...” dedim, kolyeyi elime alırken.
“Babana senin doğum gününde verilmişti,” dedi Aras. “Ama aslında o senin içindi. Bu kolyenin içinde gizli bir veri var. Ve bu veriyi sadece sen çözebilirsin.”
Kolyeye baktım.
Yıllardır kayıp olan babamın bana bıraktığı şey... bir anıdan fazlasıydı.
“Ben… kimim?” diye fısıldadım.
Aras, gözlerini gözlerime dikti.
“Henüz öğrenmedin. Ama bu görev... seni gerçek kimliğine götürecek.”
O cümleden sonra Aras dosyayı kapatıp bana
döndü.
"Yola çıkıyoruz."
“Şimdi mi?”
“Evet. Ne kadar beklersen, o kadar tehlikeye girersin.”
Çantasını sırtladı. Ben hâlâ elimde o kolyeyle donakalmıştım.
O an, her şeyin gerçekten başladığını hissettim.
Filmlerde olur zannettiğim hayat, çat diye üzerime çökmüştü.
Tam kapıdan çıkarken Aras durdu.
Geriye dönüp şöyle dedi:
“Artık Nehir değilsin. Sen… Ajan N.”
Bende bi gülme geldi.
“Yok ya? Aras K, ben de Ajan N mi olduk şimdi?”
Aras hafifçe güldü.
İşte o an, onun da duvarları yıkılmıştı biraz.
“Ciddiyim. Oyun bitti. Gerçek başlıyor.”
Ben hâlâ şoktaydım ama her zamanki benliğimi de bırakmamıştım.
“Elveda Nehir... Merhaba Nehir 2.0,” diye fısıldadım kendi kendime.
Tam o sırada kapı açıldı.
Pelin içeri daldı, elinde cips ve enerji içeceğiyle.
“Benim dizi molam vardı yaa?! Noluyor burda??”
Beni, Aras’ı ve dosyaları görünce gözleri kocaman açıldı.
Aras, hızla elindeki dosyayı sakladı.
“Cips partisine hoş geldin Pelin. Yanında ajan eğitimi veriyoruz,” dedim.
Göz kırptım.
Pelin afalladı ama saniyesinde toparladı.
“Oo Ajan N’ler, bana da bir kod adı lütfen. Kod adı: ‘Snack Girl’ olabilir mi?”
Aras gözlerini devirdi.
Ben kahkahayı bastım.
O an anladım:
Hayatım artık sırlarla, aksiyonla, gizemle doluydu…
Ama Pelin ve o saçma şakalar olmadan bu hikâye çekilmezdi.
