14. bölüm / 18
Belirsiz Gelecek13.Bölüm
Bölümler 18Şu an: 13.Bölüm
- 1 Kitaba başlamadan önce…355 kelime
- 2 1.Bölüm865 kelime
- 3 2.Bölüm578 kelime
- 4 3.Bölüm691 kelime
- 5 4.Bölüm739 kelime
- 6 5.Bölüm859 kelime
- 7 6.Bölüm904 kelime
- 8 7.Bölüm899 kelime
- 9 8.Bölüm642 kelime
- 10 9.Bölüm977 kelime
- 11 10.Bölüm857 kelime
- 12 11.Bölüm878 kelime
- 13 12.Bölüm781 kelime
- 14 13.Bölüm1.204 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 14.Bölüm1.942 kelime
- 16 15.Bölüm786 kelime
- 17 16.Bölüm640 kelime
- 18 17.Bölüm661 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Uyuduktan bir saat sonra yine aynı çığlık sesiyle uyanmıştım. Bu sefer bu çığlık daha korkutucu ve rahatsız ediciydi,hiç yardım isteyen bir çığlığa benzemiyordu ama çığlık atan kişi aynıymış gibiydi.
Bu sefer ki çığlık beni daha da gerdi ve korkuttu.
Yataktan doğrulup kendime gelmeye çalıştım. Uykuluydum ama uyumaya cesaret edemiyordum.
Çığlık sesi dakika da bir geliyordu ve gittikçe yakınlaşıyordu. Her yaklaştıkça daha da tırsıyordum.
Daha sonra çığlık atan artık her kimse neredeyse penceremin önüne gelmişti çünkü sesi oradan geliyordu ve attığı çığlık kulak zarlarımın patlamasına sebep olacak kadar yüksekti resmen.
Kulaklarımı kapatıp çığlığın bitmesini beklerken bir anda camımın kırıldığını duydum. Cama baktığımda camın önünde perde olduğu için camı kıran kişiyi görememiştim. Sonra perdemi bir el tutup camın ucuna doğru usulca çekti perdeyi.
Hemen penceremin önünde,dışarıdan bana bakan tuhaf bir yüz görünce çığlık attım. Pencereden bana bakan kişinin yüzü karanlıktan belli olmuyordu ama birbirine yapışık iki kafası olan tuhaf biriydi. Sanki birinin içine cin girdi,o kadar korkutucuydu.
Ben çığlık atmaya devam ederken evdeki herkes bana bir şey oldu sanıp hemen geldiler,fakat tam kapı açıldığı an penceremdeki kişi başka tarafa koştu ve bir anda kayboldu.
“Nehir,noldu! İyimisin?” Babamın endişeli sorusuyla bir anda gözlerim açıldı. Meğersem kâbus görmüşüm.
Ailemdeki herkes başıma toplanmıştı.
"Kızım,neler oluyor? Neden çığlık attın? Evladım iyi misin? Noldu söyle,bana bak."
Bana endişeyle sorular soran anneme kafamı çevirdim. Etraf hâlâ karanlık olduğuna göre henüz gündüz olmamıştı.
Abimin "Saatin dördünde neler oluyor?" sorusuyla saatin dört olduğunu anlamıştım. Aslında abimin ne dediğini tam anlayamamıştım,o tarz bir şey sormuştu.
Bir süre ailemin endişeli sorularını dinledikten sonra kendime geldim. Ardından ailemi cevapsız bırakmamak ve endişelerini söndürmek için "Sorun yok,kâbus görmüşüm." dedim.
Bir süre 'aklımızı çıkarttın!' diye yüzüme söylendikten sonra odamdan çekip gittiler. Onları bilerek korkutmamıştım ki neden birden bire suçlu ben oldum?
Bunu pek takmadım ve yan tarafuma dönüp mışıl mışıl uyumaya devam ettim.
🤍
Gece saatin dördünde geri uyuduğum için uykumu öğlene kadar alabilmiştim. Zaten bugün tatil idi.
Güneş tepeden bana gülümserken uyandım ve yatağımdan kalktım. Yatağımın yanındaki komididen telefonumu alıp saate baktım. Saat 13:45 olmuştu.
Aklıma Mine’ye yazdığım geldi,şuana kadar çoktan mesajımı görüp bana yazmış olmalıydı. Çünkü bugün okul yoktu,genelde okul olmadığı zamanlarda bana hemen dönerdi.
Mesaj kısmına girdim ama Mine’ye mesajım henüz gitmemişti.
Mine en son bana birisinin onun peşinde olduğunu söylemişti. Eyvah! Ya Mine’yi kaçırdılarsa? Bu durumu aileme haber verecektim ve Mine’yi aramaya gidecektim,ya da polislere haber verecektim.
Salona koştuğum gibi olayları aileme anlattım; “Evet ya da evet,polislere haber vermeliyiz!”
Abim oflayıp “Nehir,Mine’nin gerçekten kaçırıldığından emin olmadan harekete geçemeyiz!” dedi.
“O zaman ajana haber edelim,yine bir iz bulabilir belki.”
Babam fikrime saygı duyup “O zaman işe başlayalım. Montunuzu giyin hava soğuk,karakola gidiyoruz. Gerekirse ajanlara başvuruyoruz.” dedi.
Babama teşekkür amaçlı sarıldıktan sonra işe koyulduk.
🤍
Mine Demir
En son gece,misafirlerin yatması için hazırlanan odada yatmıştım. Hiç sabah olmasını istememiştim ama yatak çok konforluydu. Ama buradan kaçmak için sabah olmadan kalkmam gerekiyordu,bu yüzden yarım saat boyunca uyanık kaldım.
Ayaz’ın uyuduğunu düşündüğüm bir gece yarısı yatağımdan kalktım,kaçmamam için elimi ve ayağımı bağlamıştı. Ama ellerimi arkaya bağlamamıştı çünkü ellerim arkadayken rahat uyuyamazdım,onu bu şekilde ikna ettim yoksa rahatsız olup olmadığımı umursamaz, ellerimi arkaya bağlardı ki kaçmayayım.
Yatağımdan kalktıktan sonra ellerimle ayağımdaki ipi çözdüm, ardından kapıyı açıp odamdan çıktım. Ellerimi şuan çözemezdim,bu yüzden böyle idare edinmeliydim.
Kapıyı arkamdan kapadıktan sonra karanlık koridorda yürüdüm,gözlerim karanlığa alışıktı. Koridordan ilerledikten sonra merdivenden inmem gerekiyordu ama ilerisi zifirî karanlıktı,merdivenlerle ne zaman karşılaşabileceğimi bilmiyordum.
Bir süre ilerledikten sonra adımımın boşluğa geldiğini hissedince aşağıya baktım,işte merdivenler buradaydı.
Aşağıya pürdikkat bakarak merdivenlerden inmeye başladım. Ses çıkarmamam gerekiyordu çünkü ev genişti ve her ses yankılanıyordu.
Zoraki ses çıkarmadan merdivenlerden inmeyi başarmıştım.
Kafamı kaldırıp ilerisini görmeye çalıştım,herhangi bir ışık kaynağı yoktu. Sağ tarafımda salon,sol tarafımda ise mutfak vardı. Mutfak ve salon birleşikti.
Sağ tarafımda koltukların üzerindeki pencereyi; ışığı yansıyan Ay ve yıldızlar sayesinde fark ettim. Pencereye doğru ilerledim. Pencereden dışarıya bakıp nereye kaçabileceğime baktım. Burası full ormanlıktı! Bir sürü ağaç vardı ve ıssız bir ormanın içindeydim. Nereye kaçabilirdim ki?
Ne zamandır ellerim iple bağlıydı,bu yüzden el bileklerim acımaya başlayınca mutfaktan bıçak alıp ipi çözme kararı aldım. Adımlarıma pürdikkat bakarak mutfağa doğru ilerledim. Mutfaktaki tezgâha göz gezdirdim.
Tezgâhta bıçak olmayınca ses çıkarmadan çekmeceleri karıştırmaya başladım. Kısa sürede bir bıçakların olduğu kısmı bulabilmiştim.
Büyük bıçağı elime alıp zorda olsa bileğimdeki ipi kestim. Sonunda şu iplerden kurtulmuştum! Sonra büyük bıçağı eski yerine bırakıp küçük bıçağı ne olur olmaz elime alıp belime sakladım.
Pencereyi kırıp kaçmak aklıma gelmişti ama bu fazla ses çıkarırdı,lâkin tek çarem buydu. Hızlı koşarsam bence beni yakalayamazdı.
Pencerenin önüne geçtim ve tekrar etrafa bakındım,sonra yüksekliği görmek için aşağıya bakmaya çalıştım.
Çok yüksek değildi,buradan atlayabilirdim. Boyum kadar uzaklıktaydı ama çimenlere düşecektim. Umarım kapıda güvenlik yoktur ve beni görmez.
Besmele çekip bir sert yumrukla camı kırıp hemen camdan atladım. Sadece tek bir yumruğumla camın büyük bir çoğunluğu rahatça kırılmıştı çünkü biraz dayanıksız bir camdı.
Tam atladım ve çimenlere düşecektim ki çimenlere değmeden baş aşağı sallanmaya başladım,sanki ayağıma bir şey takılmış gibi. Zorla arkama dönüp baktığımda bir el iki ayak bileğimden tutmuştu,beni içeriye doğru çekmeye başladı.
Sanırım fark edilmiştim. İçeriye girip beni yere fırlattı artık her kimse. Bildiğin fırlattı. Yere yapıştıktan sonra karşımdaki yüzü görmeye çalıştım.
Karşımda bir adam vardı,yüzü karanlıktan belli olmuyordu. Gözlerimi kısıp yüzü algılamaya çalıştım fakat karanlıktan bir şey göremedim,üstelik tam da pencereden gelen ay ışığının önündeydi ve yüzüne gölge düşmüştü.
Silüet yanıma yaklaşıp eğilip bana baktı. “Kaçmaya çalışacağını biliyordum.” diyince sesinden Ayaz olduğunu anlamıştım. Yakalanmıştım. Büyük ihtimalle beni duydu ve sessizce arkamdan geldi.
Kaçmakta başarısız olduğum için içinden kısa süreliğine kıkırdadı.
“Ay ne gülüyorsun be? Ayrıca oyuncak gibi fırlattın beni yere,birde karşıma dikilmişsin gülüyorsun. Kaldırsana beni!” Sinirle bağırmamla daha da güldüğünü duydum,ama güldüğünü belli etmemek için kafasını sağa doğru çevirdi. Sanki çok komikti!
Kalkmama yardım ettikten sonra pencereden bir kırmızı bir de mavi ışık yandığını gördüm,dışarıdan ağaçların arasından yaklaşıyordu. Ben o ışık kaynağının ne olduğumu algılamaya çalışırken Ayaz nereye odaklandığıma baktı. Sonradan bir siren sesi gelmeye başladı,bu polis araçlarında çalan bir siren sesiydi. Yoksa biri beni fark edip polis mi göndermişti?
Ayaz pencereye yaklaşıp daha da dikkatli baktı ve “Hassikt…” dediğini duydum,ama sonrasını duyamamıştım.
Bir anda bana dönüp bileğimden tutup beni bir yere sürüklemeye başladı. Onu bileğimden çekmeye çalışıp “Ne yapıyorsun? Ah bileğim!” desemde bileğimi bırakmadı. Sanırım polislerin geldiğini görünce beni bir yere saklamaya gidiyordu ama ben buna izin vermeyecektim.
Her ne kadar yine suçlu sayılacak olsamda belimdeki bıçağı çıkarıp onun elini bıçakla çizme kararı verdim,böylece onun ellerinden kurtulup polisler sayesinde kaçabilecektim. Hemen tişörtümün içindeki minik bıçağı çıkarıp bir anda Ayaz’ın elinin üstünü çizdim, Ayaz bir anda acıyla bağırıp elini tuttu. Sonra bağırmayı kesip bana ters ters baktı.
Tam elimdeki bıçağı almaya çalışacakken bıçağın en sivri ucunu ona doğrulttum; “Yaklaşma,bıçaklarım seni!” diyerek tehdit ettim. Belli ki bunun pes edeceği yoktu. Kolumu tutup bıçağı almaya çalışırken bıçağı diğer elime atıp bıçakla boynu ile kulağının arasını çizdim,acıdan haykırsa bile yine pes etmedi.
Bu sefer kolumu tutan koluna bıçağı sapladım,ne kadar vicdan azabı çekip pişman olacağımı bilsemde bunu yaptım. Bu sefer pes etmişti ve bitmeyen acı çığlığıyla kolunu tutup iki büklüm olmuştu. Son hızımla koşarak pencereden atladım ve tıpkı bir kedi gibi iki ayak üstünde durabilmiştim, sanırım adrenalinden olmuştu. Kendimi spiderman gibi hissetmiştim.
Buraya doğru birbirine yakın ağaçlardan dolayı etrafı çizilen bir takım polis aracı gelince bıçağı sertçe duvara saplayıp polis arabasına doğru koştum beni fark edebilmeleri için. Bir dakika,ben bıçağı duvara nasıl sapladım? Sanırım yine adrenalinden oldu.
Kendimi aşırı havalı hissediyordum.
Bölüm etkileşimi
