8. bölüm · Başlangıç
-8.BÖLÜM-Söylenmeyen Sözler
Sadece başını hafifçe eğdi.Sonra arkasını dönüp ağır adımlarla yürümeye başladı.
Demir bahçe kapısı açıldı.Kısa bir metal sesi duyuldu.
Ben ise olduğum yerde, onun arkasından bakakaldım.Nedense içim rahat değildi.Sanki onu durdurmam gerekiyormuş gibi hissediyordum.
“Abi...”İstemeden tekrar seslendim.
Adımları durdu.Bu kez bana dönmedi.“Söyle.”
Sesinde yorgunluk vardı.
“Dikkatli ol.”
Birkaç saniye sessizlik oldu.
Sonra omzunun üzerinden hafifçe başını çevirdi.“Olurum.”
“Gerçekten.”
Bu kez bana tamamen döndü.Yüzünde hafif ama sıcak bir gülümseme vardı.
“Merak etmeyi bırak.”
“Bunu söylemek kolay.”
“Neden?”
“Çünkü sen gidiyorsun.”
Bu cümle onu susturdu.Gözlerini birkaç saniye üzerimden ayırmadı.Sonra yavaş adımlarla tekrar yanıma geldi.Aramızda yalnızca bir adım kalmıştı.
Elini kaldırıp başımı hafifçe okşadı.“Ben söz verdim.”
“Ne sözü?”
“Seni yalnız bırakmayacağıma dair.”
Boğazım düğümlendi.“Ya tutamazsan?”
Bu soru karşısında yüzündeki ifade değişti.İlk kez gözlerinde küçücük bir korku gördüm.Ama bunu hemen sakladı.
“Tutarım.”
“Ya elinde olmayan bir şey olursa?”
Derin bir nefes verdi.“Bunları düşünme.”
“Düşünmeden duramıyorum.”
“Biliyorum.”
“Hayır,” dedim gözlerimi ondan ayırmadan. “Bilmiyorsun. Çünkü sen güçlü olmak zorundasın. Ama ben değilim.”
Abim birkaç saniye sustu.Sonra beklemediğim kadar yumuşak bir sesle konuştu.“Kim sana güçlü olmak zorundasın dedi?”
Şaşkınlıkla ona baktım.“Bilmiyorum...”
“Kimse senden bunu beklemiyor.”
“Babam bekliyor.”
Bu cümle havada asılı kaldı.Abim gözlerini yere indirdi.Babamın adının geçmesi ikimizin de sessizleşmesine yetmişti.
Sonunda başını kaldırdı.
“Babamın beklentileriyle kendini ölçme.”
“Kolay söylüyorsun.”
“Kolay olduğunu söylemedim.”
Gözlerim dolmaya başladı.“Bazen ona bakınca... sanki ne yaparsam yapayım yeterli olmayacakmışım gibi hissediyorum.”
Abimin çenesi hafifçe sıkıldı.Sanki bu cümle onu öfkelendirmişti.Ama öfkesini bana değil, başka birine duyuyordu.
“Beni dinle,” dedi ciddi bir sesle.
Ben sessizce başımı kaldırdım.
“Senin kendini kimseye kanıtlamak gibi bir zorunluluğun yok.”
“Ama...”
“Yok.”
Sesi ilk kez bu kadar net çıkmıştı.“Sen benim kardeşimsin.”Kısa bir duraksadı.“Ve bunun dışında hiçbir şey olmasan bile benim için yeterlisin.”
O an boğazımdaki düğüm çözüldü.Gözlerim doldu.Başımı eğmeye çalıştım ama o izin vermedi.Çenemi hafifçe kaldırdı.
“Ağlama.”
“Tutamıyorum.”
İnce bir tebessüm etti.“Çocukken de böyleydin.”
İstemeden güldüm.“Ağlarken bile dalga geçiyorsun.”
“Hayır.”Gülümsedi.“Sadece seni güldürmeye çalışıyorum.”
Tam o sırada annem sessizce ayağa kalktı.İkimize baktı.Yüzünde hüzünlü ama sıcak bir gülümseme vardı.
“Artık gitmelisin,” dedi abime.
Abim başını salladı.Son kez bana baktı.
“Akşam döndüğümde birlikte yemek yeriz.”
“Geç kalma.”
“Elimden geldiğince erken döneceğim.”
Bu kez gerçekten arkasını döndü.
Demir kapı tekrar açıldı.Kapandı.Ve ben...Kapının ardından uzun süre gözlerimi ayıramadım.
İçimde açıklayamadığım bir his vardı.
Sanki bu akşam, her şeyi değiştirecek ilk taş yerinden oynayacaktı.
Demir kapının kapanma sesi bahçede yankılandı.Ben hâlâ gözlerimi kapıdan ayıramıyordum.
Annem sessizce yanıma geldi.“Elbet dönecek,” dedi yumuşak bir sesle.
Başımı hafifçe salladım.“Biliyorum.”
Ama nedense içimdeki huzursuzluk geçmiyordu.
Annem bunu anlamış gibi koluma hafifçe dokundu.“Hadi içeri geçelim. Akşam serinliği çökmeye başladı.”
İstemeden başımı salladım.“Biraz daha burada kalabilir miyim?”
Annem bahçeye şöyle bir baktı.Sonra tekrar bana döndü.“Peki.”
Sandalyeyi çekip yeniden oturdu.Ben de karşısındaki sandalyeye oturdum.Bir süre hiçbirimiz konuşmadık.
Kuş sesleri yavaş yavaş azalmış, yerini akşamın sessizliği almaya başlamıştı.
Annem fincandaki çayından küçük bir yudum aldı.“Soğumuş.”
İstemeden gülümsedim.“Sen de hep çayını unutursun.”
“Senin babanla evlendikten sonra alışkanlık oldu.”
Başımı kaldırıp şaşkınlıkla anneme baktım.İlk kez babamla ilgili böyle bir şey söylemişti.
“Ne demek o?”
Annem hafifçe gülümsedi.“Baban iş konuşurken zamanı unuturdu. Ben de onu beklerken çayımı.”
“Şimdi de aynı.”
“Evet.”
Kısa bir sessizlik oldu.Sonra merakımı bastıramadım.
“Anne...”
“Hı?”
“Babam eskiden de böyle miydi?”
Annem sorumu duyunca birkaç saniye sustu.Bakışları bahçedeki güllere kaydı.“Hayır,” dedi sonunda.
“Nasıldı?”
“Çok konuşurdu.”
Şaşkınlıktan gözlerim büyüdü.“Babam mı?”
Annem başını salladı.“İnanması zor biliyorum.”
“Hem de çok.”
Annem hafifçe güldü.“Eskiden daha çok gülerdi de.”
Bu cümle beni daha da şaşırttı.“Ben hiç görmedim.”
“Çünkü sen doğmadan önceydi.”
İçimde garip bir merak oluştu.“Sonra ne değişti?”
Annem cevap vermedi.Sadece derin bir nefes aldı.O sessizlik bile bana cevabın kolay olmadığını anlatıyordu.
Tam o sırada bahçenin girişindeki korumalardan biri hızlı adımlarla yanımıza geldi.
Önce anneme, sonra bana baktı.“Hanımefendi.”
Annem ayağa kalktı.“Ne oldu?”
“Beyefendi aradı.”Babamdan bahsediyordu.“Bir toplantısı uzamış. Bu akşam yemeğine gelemeyeceklerini söyledi.”
Annem başını salladı.“Tamam, teşekkür ederim.”
Koruma uzaklaştı.Ben ise kaşlarımı çattım.“Babam da mı dışarıda?”
“Evet.”
“Peki ya abim?”
Annem birkaç saniye sustu.“Muhtemelen işi bitince gelir.”
“İkisi birlikte mi?”
Annem bu soruya cevap vermedi.Sadece hafifçe gülümsedi.“Bazen her şeyi bilmek sana iyi gelmez.”
İç çektim.“Bugün bu cümleyi ikinci kez duyuyorum.”
Annem tekrar yanıma oturdu.“Elbet zamanı gelince öğreneceksin.”
Başımı gökyüzüne çevirdim.Hava tamamen kararmaya başlamıştı.Bahçedeki lambalar tek tek yanıyordu.
Ama nedense...Evin içi aydınlanırken, içimdeki karanlık biraz daha büyüyordu.
