6. bölüm / 6
Barut ve Külİstemsiz Yakınlık
Bölümler 6Şu an: İstemsiz Yakınlık
Lara'dan
Akşam olduğunda yurttaki işlerimi bitirmiş, çocuklarla vedalaşarak eve doğru yola çıkmıştım. İlk iş günüm beklediğimden daha yorucu geçmişti ama çocukların yüzündeki gülümsemeleri gördükçe yorgunluğumu unutuyordum.
Yine de karnımın zil çaldığını inkar edemezdim.
Sabah kahvaltı etmeye fırsat bulamamış, öğlen de işlerin arasında doğru düzgün bir şey yiyememiştim.
Sokağın köşesini dönerken burnuma gelen çorba kokusuyla adımlarım yavaşladı.
Başımı çevirip küçük çorbacıya baktım.
“İşte benim kurtarıcım!” diye mırıldandım.
İçeri girip boş masalardan birine oturdum. Üzerimdeki montu çıkarırken garson yanıma geldi.
“Hoş geldiniz, ne alırsınız?”
“Bir mercimek çorbası alabilir miyim? Yanına da bol limon rica ediyorum.”
“Tabii, hemen getiriyorum.”
Garson uzaklaşınca çantamdan telefonumu çıkardım. Ekranda beliren saate baktığımda kaşlarım havalandı.
“Vay be, saat kaç olmuş!”
Sonra birden aklıma geldi.
Evimde hala doğru düzgün yiyecek yoktu. Birkaç parça eşya almıştım ama mutfak dolaplarım neredeyse bomboştu. Kahvaltılık, birkaç tencere, tabak, bardak derken daha almam gereken bir sürü şey vardı.
Telefonumun notlar bölümünü açtım.
Yarın yapılacaklar:
• Alışveriş yap.
• Mutfak için eksikleri tamamla.
• Temizlik malzemesi al.
• Eve yiyecek bir şeyler almayı unutma!
Son maddeyi yazarken midem guruldadı.
“Tamam be, duyduk seni,” diye söylendim.
Tam telefonu çantama koyacaktım ki kapı açıldı ve içeriye üniformalı birkaç kişi girdi.
Başımı kaldırmamla gözlerimin büyümesi bir oldu.
Ateş Timi.
Önde Barlas Komutan, hemen yanında Kurt ve Çelik, arkalarında da diğerleri vardı. Hepsi günün yorgunluğunu üzerlerinden atmak ister gibi konuşarak içeri giriyordu.
Hayırdır? Hakkari'de başka çorbacı mı kalmadı?
Bakışlarımı hemen önüme çevirdim. Onlarla uğraşacak halim yoktu. Çorbam gelir gelmez içer, evime gider, güzelce duşumu alır ve uyurdum.
En azından planım buydu.
“Lara Hanım?”
Başımı kaldırdığımda Frekans'ı karşımda buldum.
Gülümseyerek bana baktı.
“Sen burada ne yapıyorsun?”
“Şey… Çorba içmeye geldim Frekans. Genellikle çorbacılarda yapılan bir aktivite.”
Yiğit kahkaha attı.
“Allah seni bildiği gibi yapsın! Tek başına mısın?”
“Hayır, görünmez arkadaşlarımla geldim.”
Yiğit başını iki yana sallayıp,
“Görünmez arkadaşlara ayıp olacak ama gel, bizimle otur. Hem yalnız başına ne yapacaksın?”
Daha cevap vermeme fırsat kalmadan arkasındaki masayı işaret etti.
“Bizim masa biraz kalabalık ama yer açarız.”
“Yok, rahatsız etmeyeyim. Çorbam gelsin, içip kalkacağım.”
“Ne rahatsızlığı? Hadi, hadi.”
Yiğit'in ısrarına daha fazla dayanamayarak ayağa kalktım ve çantamı alıp peşinden yürüdüm.
Masaya yaklaştığımda oturacak yerleri gözden geçirdim.
Bir sandalye vardı.
Tam da Barlas Komutan ile Yiğit'in arasında.
Olduğum yerde durdum.
Şaka mı bu?
Yiğit sandalyeyi benim için çekti.
“Buyur Lara Hanım.”
Barlas başını kaldırdı. Önce bana, sonra Yiğit'e baktı. Yüzünde hiçbir değişiklik yoktu ama gözlerinin bir anlığına Yiğit'in üzerinde duruşunu fark etmemek mümkün değildi.
Sanki bakışları açık açık konuşuyordu.
Sanane oğlum? Kızı rahat bırak. Başka masa mı kalmadı? der gibiydi.
Yiğit ise dünyadan habersizdi.
“Geç otur, çorban gelir şimdi.”
İçimden gülerek sandalyeye oturdum.
“Teşekkür ederim, Frekans.”
Barlas'ın çenesinin hafifçe kasıldığını gördüm.
Eyvah. Komutanın yüzüne yine o meşhur ifade yerleşti.
Garson masaya yaklaştı.
“Hanımefendi, çorbanızı buraya mı bırakayım?”
Yiğit hemen cevap verdi.
“Evet, kardeşim. Bir de bize çorbaları getirebilir misin?”
Siparişlerini verdikten sonra masadaki sohbet kaldığı yerden devam etti. Şimşek, gün içinde yaşadığı bir olayı anlatıyor, Ateşböceği de her cümlesine bir yorum ekliyordu.
Ben de kendimi sohbete kaptırmıştım.
“Sonra adam bana dönüp ‘Sen kimsin?’ diye sordu,” dedi Oğuz.
“Sen ne dedin?” diye sordum.
Oğuz göğsünü kabarttı.
“Ben de dedim ki…”
“Muhtemelen adını söyledin,” diye araya girdi Fitil.
Masa bir anda kahkahaya boğuldu.
Ben de gülmekten gözlerimi kapattım.
“Şimşek, kusura bakma ama bu kadar havalı girişin sonu gerçekten bu mu?”
Oğuz elini kalbine götürdü.
“Lara Hanım abla, daha ilk günden beni herkesin içinde küçük düşürüyorsunuz.”
“Ben mi? Asla. Sen kendi kendini gayet güzel idare ediyorsun.”
Yiğit masaya vurup gülüyordu.
Barlas ise sessizdi.
Önündeki çorbayı karıştırıyor, arada bir konuşmalara katılıyor ama gözleri nedense sürekli bana kayıyordu.
Bir ara Yiğit bana döndü.
“Bu arada, yarın ne yapacaksın?”
“Alışverişe çıkacağım. Evde eksiklerim var.”
“Ne alacaksın?”
“Her şeyden biraz. Mutfak eşyaları, yiyecek, temizlik malzemeleri… Liste uzayıp gidiyor.”
“İstersen bizden birini çağır. Tek başına taşıyamazsın.”
“Sağ ol, hallederim.”
“Lara, inat etme. En azından haber ver.”
Tam cevap verecektim ki yanımdan tok bir ses yükseldi.
“Alışverişe tek başına mı gideceksin?”
Başımı yavaşça çevirdim.
Barlas Komutan bana bakıyordu.
Kaşlarımı kaldırdım.
“Evet, Komutanım. Alışverişe çıkarken genellikle yanımda bir konvoy bulundurmuyorum.”
Kerem kahkahayı bastı. Mert başını önüne eğdi. Yiğit ise dudaklarını birbirine bastırarak gülmemeye çalışıyordu.
Barlas'ın yüzü değişmedi.
“Şaka yapmıyorum, Lara Hanım.”
“Ben de yapmıyorum, Komutanım. Birkaç parça eşya alacağım sadece.”
“Burayı henüz tanımıyorsun.”
“Tanımaya çalışıyorum.”
“Tek başına dolaşmak zorunda değilsin.”
Çorbamdan bir kaşık alıp sakince içtim.
“Komutanım, alışverişe gidiyorum. Operasyona değil.”
Bu kez masanın diğer ucundan Poyraz'ın kahkahası yükseldi.
Barlas, Efe'ye öyle bir baktı ki çocuk bir anda öksürmeye başladı.
“Boğazıma kaçtı,” diye mırıldandı.
Tabii, kesinlikle.
Gülümsememi gizlemek için başımı çorbama eğdim.
Barlas yeniden bana döndü.
“Yarın ne zaman çıkacaksın?”
“Bilmiyorum. Uyanınca.”
“Lara Hanım.”
“Barlas Komutan.”
Birkaç saniye birbirimize baktık.
Sonra Yiğit araya girdi.
“Tamam, şöyle yapalım. Yarın ben müsait olursam sana yardım ederim. Hem alışveriş yapar hem de çevreyi biraz gezdiririm.”
Yiğit'in teklifine gülümseyerek döndüm.
“Gerçekten mi? Çok iyi olur, teşekkür ederim.”
Yanımdaki adamdan derin bir nefes sesi geldi.
Çok hafifti.
Ama duydum.
Başımı Barlas'a çevirdiğimde çorbasını içiyordu. Yüzünde yine o ifadesiz komutan maskesi vardı.
Yalnızca kaşı, sanki istemsizce biraz daha çatılmıştı.
Allah'ım, bu adamın derdi ne?
Ben Yiğit'e teşekkür ediyordum.
Barlas'ın kaşları çatılıyordu.
Sanki alışverişe değil de Yiğit'le dünya turuna çıkacakmışım gibi davranıyordu.
İçimden gülerek önüme döndüm.
Bu adam gerçekten çok tuhaftı.
Hem de fazlasıyla.
Barlas'tan
Yiğit'in Lara'yı masaya davet ettiği an içimden geçen ilk şey, onu durdurmak olmuştu.
Nedenini bilmiyordum.
Daha doğrusu, bilmek istemiyordum.
Kız tek başına oturuyordu. Yiğit de gidip onu bizim masaya çağırmıştı. Normal bir davranıştı. Arkadaş canlısıydı. Her zamanki Frekans işte.
Peki, neden bu kadar sinirlenmiştim?
Üstelik Lara gelip tam yanıma oturmuştu.
Kokusunu alabiliyordum. Gülüşünü duyabiliyordum. Herkesle şakalaşmasını izlemek zorunda kalıyordum.
Ve en kötüsü, bundan rahatsız olduğumu belli etmemem gerekiyordu.
Ben bir tim komutanıydım.
Kıskançlık gibi saçma sapan duygularla uğraşacak zamanım yoktu.
Kıskançlık mı?
Kaşığımı tabağa bıraktım.
Ne kıskançlığı lan?
Lara benim neyimdi?
Komşumdu.
Kurtardığımız bir kızdı.
Hepsi buydu.
Geçen gece fare yüzünden evime sığınmıştı. Bugün de timdeki herkesle samimi olmuştu. İnsanlarla çabuk kaynaşıyordu, hepsi bu.
Yiğit'in alışveriş teklifini kabul edince çenem kendiliğinden sıkıldı.
Bir de alışverişe beraber gideceklermiş.
Neden umurumdaydı?
Umurumda değildi.
Elbette değildi.
“Komutanım?”
Başımı kaldırdım. Karşımda Emir vardı.
“Ne oldu?”
“İyi misiniz? Çorbanıza on dakikadır dokunmuyorsunuz.”
“Çorbamı ne zaman içeceğime de mi sen karar vereceksin, Çakır?”
Emir hemen önüne döndü.
“Emredersiniz komutanım.”
Masada birkaç kişi kıkırdadı.
Lara da gülüyordu.
Gözlerim istemsizce ona kaydı. Gülünce gözlerinin kenarı hafifçe kırışıyordu.
Bir an, onun güldüğünü görmek. Hoşuma gittiğini düşündüm.
Sonra bu düşünceyi aklımdan kovdum.
Toparlan Barlas.
O sırada Lara bana döndü.
“Komutanım, çorbanızın içine bir şey mi düştü?”
Kaşlarımı çattım.
“Ne?”
“Çünkü o kadar uzun süredir karıştırıyorsunuz ki çorbanın tadı değişmiş olabilir.”
Masadan kahkahalar yükseldi.
Ona sertçe baktım.
“Çorbanı iç, Lara Hanım.”
“Emredersiniz, Barut Komutanım.”
Bir an durdum.
Barut Komutanım mı?
Bana ilk kez barut demişti ve seslenirken gözlerinin içi gülüyordu.
İçimden ona vereceğim cevabı tartarken dudaklarımın kenarını bastırdım.
Bu kadın başıma bela olacaktı.
Hem de hiç şüphem yoktu.
Lara'dan
Çorbacıdan çıktığımızda hava iyice soğumuştu. Ateş Timi üyeleri kendi aralarında konuşarak araçlara doğru ilerliyordu.
Yiğit yanıma geldi.
“Lara, eve nasıl gideceksin?”
“Taksiyle giderim.”
Barlas'ın sesi arkamızdan duyuldu.
“Ben de lojmana gidiyorum. Ben bırakırım.”
Başımı çevirip ona baktım.
“Gerek yok, Komutanım. Gerçekten taksiyle gidebilirim.”
“Lara Hanım, bu saatte tek başınıza taksiyle olmaz. Hadi.”
Allah'ım, yine başladı.
Yiğit gülümseyerek bana baktı.
“İyi geceler o zaman. Yarın görüşürüz.”
“İyi geceler, Yiğit.”
Barlas'ın bakışlarının bir anlığına Yiğit'in üzerinde durduğunu fark ettim. Sonra hiçbir şey söylemeden araca doğru yürüdü.
İç çektim ve peşinden gittim.
Yol boyunca ikimizden de çıt çıkmadı.
Ben camdan dışarı bakıyor, o önündeki yola odaklanıyordu. Arada bir bana bir şey söyleyecekmiş gibi başını çeviriyor, sonra yeniden önüne dönüyordu.
En sonunda sessizliği bozmak için dayanamadım.
“Komutanım?”
“Efendim?”
“Her zaman bu kadar konuşkan mısınız, yoksa bu akşam bana özel bir sessizlik gösterisi mi hazırladınız?”
“Yorulmuşsundur. Dinlen.”
Gözlerimi devirdim.
“Ne kadar düşüncelisiniz! Biraz daha böyle devam ederseniz duygulanıp ağlayacağım.”
“Lara.”
“Efendim, Barut Komutanım?”
Bana kısa bir bakış attı.
“Bir dakika susabilir misin?”
Ağzımı açıp kapattım.
“İnanamıyorum. İnsan bir kadına böyle mi davranır?”
“Sen de her şeye cevap vermek zorunda mısın?”
“Evet.”
“Fark ettim.”
Yüzümü yeniden cama çevirdim. Bir süre sonra lojmanların önüne geldik.
Komutan arbayı parkettiğin de ona dönüp,
“Bıraktığınız için teşekkür ederim, Komutanım.”
Barlas başını salladı.
“İyi geceler, Lara Hanım.”
“İyi geceler, hödük komutan.”
Komutan bir şey demeden hızla arabadan inip koşar adımlarla apartmana girdim. Kapımın önüne geldiğimde kendi kendime gülümsemekten kendimi alamadım.
Bu adamın sinir bozucu olduğunu kabul ediyordum.
Ama nedense onunla atışmak da hoşuma gidiyordu.
Bunu kendime itiraf etmek için henüz erkendi.
Hem benim yarın yapacak bir sürü işim vardı!
Bölüm etkileşimi
