5. bölüm / 6
Barut ve Külİlk Gün, İlk Kıskançlık
Bölümler 6Şu an: İlk Gün, İlk Kıskançlık
Barlas'tan
Kapıyı kapattıktan sonra sırtımı kapıya yaslayıp derin bir nefes aldım.
Barlas Kızıl, kendine gel.
Alt tarafı iki askerim Lara'nın evine gitmişti. Kahve içmişlerdi. Bunda bu kadar sinirlenecek ne vardı?
Hiçbir şey.
Kesinlikle hiçbir şey.
Ama nedense Yiğit'in Lara'nın yanında o kadar rahat davranması, Oğuz'un onunla şakalaşması ve üçünün kahkahalarını kapının önünden duymam canımı sıkmıştı.
Dişlerimi sıktım.
“Saçmalıyorsun Barlas.”
Üzerimi değiştirip yatağa uzandım. Yarın erkenden askeriyede olmam gerekiyordu. Bu gereksiz düşüncelerle daha fazla uğraşmayacaktım.
Lara'dan
Bu gece uzun zamandır ilk kez huzurlu bir uykuya daldım.
Yeni yatağım, temiz evim ve salondaki koltuğum… Hepsi küçücük şeylerdi belki ama benim için çok şey ifade ediyorlardı.
Üstelik artık hayatımda beni yalnız bırakmayan iki deli vardı.
Gülümseyerek gözlerimi kapattım.
İyi ki gelmişlerdi.
Barlas'tan
Sabah askeriyeye vardığımda ilk işim timi toplamak oldu. Bahçeye çıktığımda Yiğit'le Oğuz'un yan yana oturup bir şeyler konuştuklarını gördüm.
“Frekans! Şimşek! Buraya gelin.”
İkisi de hemen ayağa kalktı.
“Emredersiniz komutanım!”
Karşımda durduklarında kollarımı göğsümde birleştirdim.
“Dün akşam neredeydiniz?”
Yiğit'le Oğuz birbirlerine kısa bir bakış attılar.
“Lara'nın evindeydik komutanım,” dedi Yiğit.
“Gördüm, ya! Onu biliyorum. Ne işiniz vardı?”
Oğuz cevap vermekte gecikmedi.
“Evine koltuk aldık komutanım.”
Kaşlarımı çattım.
“Koltuk mu?”
“Evet komutanım. Evinde oturacak bir şey yoktu. Biz de yardımcı olalım dedik.”
Bir an sustum.
Demek mesele buydu.
Koltuk almışlardı ama beni rahatsız eden bu değildi.
“Başka işiniz yok muydu da akşamınızı orada geçirdiniz?”
Yiğit'in yüzündeki ifade değişti.
“Komutanım, Lara yeni geldi. Burada tanıdığı kimse yok. Yardım etmek istedik.”
Söyleyecek bir şey bulamadım. Çünkü haklıydı.
Başımı iki yana salladım.
“Peki. Şimdi herkes görevine dönsün.”
“Emredersiniz komutanım!”
İkisi uzaklaşırken arkalarından baktım.
Kendi askerlerime bile hesap sorar hale gelmiştim.
Bir kız yüzünden.
Hem de daha iki gün önce tanıştığım bir kız yüzünden.
Derin bir nefes aldım ve odama döndüm. Önümde çözmem gereken onlarca iş vardı. Lara'yı düşünmek için vaktim yoktu.
Olmayacaktı da.
Lara'dan
Sabah erkenden uyandım. Hazırlanıp kahvaltı niyetine bir kahve içtikten sonra çocuk koruma yurduna gitmek için evden çıktım.
Bugün benim için yeni bir başlangıçtı.
Taksiye binip yola koyuldum. Yurdun kapısına geldiğimde birkaç saniye durup binaya baktım. İçeride beni bekleyen çocukları düşündükçe içimde tatlı bir heyecan oluşuyordu.
Derin bir nefes aldım.
“Haydi Lara. Yeni hayatının ilk iş günü.”
Kapıdan içeri girdiğimde beni karşılayan görevliye kendimi tanıttım. Evrak işlerimizi tamamladıktan sonra çocuklarla tanışmak istediğimi söyledim.
Beni genişçe bir salona götürdü. İçeride farklı yaşlarda çocuklar vardı. Bazıları kendi aralarında oyun oynuyor, bazılarıysa uzaktan beni merakla izliyordu.
Yüzüme sıcak bir gülümseme yerleştirip yanlarına doğru ilerledim.
“Merhaba çocuklar. Ben Lara.”
Birkaç çocuk başını kaldırdı. Küçük bir kız çocuğu elindeki oyuncağı göğsüne bastırarak bana baktı.
“Sen bizim yeni müdürümüz müsün?”
Yanına çömelip göz hizasına indim.
“Evet, benim. Ama bana sadece Lara diyebilirsin.”
Küçük kız utangaçça gülümsedi.
“Benim adım Elif.”
“Tanıştığımıza çok sevindim, Elif. Peki, burada en çok ne yapmayı seviyorsun?”
Bir anda konuşmaya başladı. Oyunlardan, arkadaşlarından ve sevdiği yemeklerden bahsediyordu. Onu dinlerken diğer çocuklar da yavaş yavaş yanımıza gelmeye başladı.
Bir oğlan çocuğu çekinerek elini kaldırdı.
“Sen bizimle oyun oynayacak mısın?”
Gülümsedim.
“Tabii ki! Ama önce hepinizin adını öğrenmem gerekiyor. Sonra da bana burada en sevdiğiniz oyunu öğretirsiniz.”
Çocukların yüzündeki gülümsemeleri görünce içimde bir şeyler yumuşadı.
Belki de tam olmam gereken yerdeydim.
Bir zamanlar benim de tek istediğim, birinin beni görmesi ve bana kendimi güvende hissettirmesiydi. Şimdi ben o çocukların yanında olabilirdim.
O gün çocuklarla tanıştım, görevlilerle konuştum ve yurdun işleyişini öğrenmeye başladım. Yapılacak çok şey vardı ama ilk kez yeni bir işe başlamak bana bu kadar anlamlı gelmişti.
Bu çocuklara yalnızca bir müdür olmayacaktım.
Onları dinleyen, ihtiyaçlarını önemseyen ve kendilerini güvende hissetmeleri için çalışan biri olacaktım.
Ve bunun için elimden gelen her şeyi yapacaktım.
Öğleye doğru çocuklarla birlikte bahçeye çıktık. Bir süre sonra elimdeki mendili havaya kaldırıp onlara baktım.
“Hazır mısınız bakalım? Ama baştan söyleyeyim, beni yakalamak o kadar kolay değil!”
Elif ellerini beline koyup bana meydan okudu.
“Ben seni yakalarım, Lara abla!”
Gülerek eğildim ve mendili ona uzattım.
“Öyle mi? Hadi bakalım, görelim marifetlerini küçük hanım!”
Mendili bıraktığım anda çocuklar dört bir yana dağıldı. Elif peşimden koşarken diğerleri kahkahalarla bağırıyordu. Birkaç adım sonra bilerek yavaşladım ve Elif'in beni yakalamasına izin verdim.
“Yakaladım!” diye bağırdı.
Şaşkınlıkla ellerimi havaya kaldırdım.
“Hayır! Bu nasıl oldu? Ben nasıl yakalanırım?”
Çocuklar gülmekten yerlere yatıyordu.
Tam o sırada bahçenin girişinde duran aracı fark etmedim bile.
Derya'dan
“Eşyaları şuraya mı bırakacağız?” diye sordu Kerem, aracın arka kapısını açarken.
“Evet. Önce kutuları indirelim, sonra nereye konulacağını sorarız,” dedi Kaan.
Ben de onlara yardım etmek için araçtan indim. Kucağıma bir kutu alıp yurda doğru ilerleyecektim ki bahçeden gelen kahkahalar dikkatimi çekti.
Başımı sesin geldiği yöne çevirdim.
Ve onu gördüm.
Lara…
Daha birkaç gün önce tanıştığım, her fırsatta komutanla tartışan, lafını hiç esirgemeyen o kadın, şimdi bahçenin ortasında çocuklarla birlikte koşuyordu.
Saçları hareket ettikçe omuzlarının üzerinden savruluyor, yüzündeki gülümseme gözlerine kadar ulaşıyordu.
Bir kızın kendisini yakalamasına izin verdiğinde çocukların sevinciyle birlikte o da kahkahalara boğuldu.
Bir an olduğum yerde kaldım.
Nedense onu ilk kez gerçekten görüyormuşum gibi hissettim.
Lara yalnızca çocuklarla oyun oynamıyordu. Her birinin yüzüne bakıyor, söylediklerini dinliyor, biri geride kaldığında dönüp onu da oyuna katıyordu.
Bir çocuk düştüğünde hemen yanına koşup dizlerinin üzerine çöktü.
“Canın acıdı mı, kuzum?”
Çocuk başını iki yana salladı.
“Hayır.”
“Emin misin? Çünkü ben olsam kesin ağlardım.”
Çocuk kıkırdadı.
“Sen de mi ağlarsın?”
Lara gözlerini büyüttü.
“Ben mi? Hem de nasıl! Ama bunu kimseye söyleme, aramızda kalsın.”
Çocuk onun boynuna sarıldı.
Lara da hiç düşünmeden ona sarıldı.
İşte o an içimde tarif edemediğim bir şey kıpırdadı.
Göğsümün ortasında, uzun zamandır hissetmediğim kadar yumuşak bir sıcaklık belirdi. Bakışlarımı onlardan ayırmak istedim ama yapamadım.
Belki de onu yanlış değerlendirmiştim.
Belki de sert sözlerinin, hazır cevaplığının ve bitmek bilmeyen inatçılığının ardında, kimsenin fark etmediği bambaşka bir kadın vardı.
“Pars?”
Kerem'in sesiyle kendime geldim.
“Ne oldu?”
“İyi misin? Öylece kaldın.”
Hemen yüzümü toparladım.
“İyiyim. Eşyaları indirin, işimiz var.”
Kaan hafifçe gülümsedi.
“Biz bir şey demedik ki.”
“Deme zaten.”
İkisi de birbirine bakıp gülmemek için kendini zor tuttu.
Onları görmezden gelerek kutuyu daha sıkı kavradım. Fakat yeniden bahçeye baktığımda gözlerim istemsizce Lara'yı buldu.
Bu kez kız çocuğu, Lara'nın elini tutmuş, ona bir şeyler anlatıyordu. Lara bütün dikkatiyle onu dinliyordu.
İçimden bir ses, bu kadının yalnızca çocukların hayatına değil, bizim hayatımıza da dokunacağını söylüyordu.
Bu düşünce hoşuma gitmişti.
Hem de beklediğimden çok daha fazla.
Bunu belli etmemek için başımı çevirip yürümeye başladım.
“Haydi, şu eşyaları bitirelim.”
Ama birkaç adım sonra yine dönüp baktım.
Lara hala gülüyordu.
Ve ben, farkında bile olmadan, onun gülümsemesine karşılık veriyordum.
Lara'dan
“Lara abla, onlar kim?” diye sordu Elif, bahçe girişini göstererek.
Başımı çevirdiğimde üç askerin ellerinde kutularla yurda doğru geldiğini gördüm.
Kerem'i ve Kaan'ı tanımıştım. Yanlarındaki kadın asker de…
Pars.
Derya Aslan.
Beni gördüğü halde yüzünde en ufak bir ifade değişikliği olmadan yürümeye devam ediyordu. Sanki bahçede çocuklarla mendil kapmaca oynayan ben değilmişim gibi.
İçimden gülmek geldi.
Pekala Pars Hanım, bakalım bu buzları eritmek ne kadar sürecek.
Elif'in elini tutup onlara doğru yürüdüm.
“Hoş geldiniz. Bunlar ne böyle?”
Kerem kutuyu biraz yukarı kaldırdı.
“Yurdun eksikleri için getirdiğimiz eşyalar.”
“Harika! Tam zamanında geldiniz. Çocuklar yeni şeyler görmeyin sever.”
Kaan gülümseyerek başını salladı.
Derya ise kutusunu yere bırakıp bana baktı.
“Yardım etmemizi istediğiniz başka bir şey var mı, Lara Hanım?”
Ses tonu resmiydi. Bakışları da öyle.
Gülümsememi bozmadım.
“Şimdilik eşyaları yerleştirsek yeter. Sonra çocuklar size teşekkür etmek isteyebilir.”
Derya'nın bakışları yanımdaki Elif'e kaydı. Küçük kız hiç çekinmeden ona el salladı.
“Merhaba!”
Derya bir an duraksadı.
Sonra yüzündeki o alışıldık ciddi ifadeyi korumaya çalışarak başını hafifçe eğdi.
“Merhaba.”
Elif bana dönüp fısıldadı:
“Lara abla, abla biraz kızgın mı?”
Dudaklarımı birbirine bastırarak gülmemeye çalıştım.
“Sanmıyorum. Belki sadece gülümsemeyi unutmuştur.”
Kerem öksürür gibi yaparak kahkahasını bastırdı. Kaan başını öne eğdi.
Derya ise bana öyle bir baktı ki…
“Duydum, Lara Hanım.”
Omuz silktim.
“Ben de duymanız için söyledim zaten, Pars Hanım.”
Kerem artık gülüyordu.
Derya gözlerini devirdi ama bu kez dudaklarının kenarında belli belirsiz bir kıpırtı gördüğüme yemin edebilirdim.
Belki de…
Belki de o kadar da soğuk değildi.
Bölüm etkileşimi
