Barut ve Kül kitap kapağı

4. bölüm / 6

Barut ve Kül

Bir Koltuk Meselesi

Vaveyla Yazarı: Sıla Adanç

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Bir Koltuk Meselesi

Askeriyeden ayrıldıktan sonra doğruca evime gittim. Dün gece yaşadığım fare faciasından sonra o eve yeniden girmek istemediğim kesindi ama sabah ki gibi başka çarem de yoktu yine hızlıca eve girip çıkmam lazımdı.
Önce biraz para hesabı yaptım. Elimdeki parayla şimdilik bir yatak, gardırop, perde ve bir iki parça mutfak eşyası alabilirdim. Diğer eşyalarıda zamanla alacaktım.
Evden çıkıp hemen çarşıya geldim.
Birkaç mağaza gezdikten sonra ilk önce ufak tefek taşıya bileceğim mutfak eşyası aldım.
Biraz daha dolaştıktan sonra kendime uygun bir yatak ve gardırop buldum. Perdeleri de seçtikten sonra siparişimi verdim.
Eşyaların gün içinde teslim edileceğini söylediklerinde içim biraz olsun rahatladı.
En azından artık başka bir yerde yatmayacaktım. Hele ki o istenmediğim evde.
Eve dönerken temizlik malzemelerini de almıştım. Kapının önüne geldiğimde derin bir nefes aldım ve anahtarı kilide soktum.
“Lara, cesaretini topla. Alt tarafı bir ev ve içinde küçücük bir fare var.”
Kapıyı açtım.
İçeriye bir adım attığım anda gözlerim doğrudan mutfaktan gelen tıkırtıya kaydı. Dün gece gördüğüm farenin sesiydi bu belli.
Cesaretimi bugün üçüncü kez toparlayıp eve girdim. Temizlik malzemelerini yere bırakıp mutfağa doğru ilerledim. Tam dolabın altına bakacaktım ki kapı çaldı.
Yerimden sıçradım.
“Allah'ım, ne oluyor?”
Kapıya gidip dürbünden baktığımda Yiğit'i ve yanında Oğuz'u gördüm. Şaşkınlıkla kapıyı açtım.
“Frekans? Şimşek? Siz burada ne yapıyorsunuz?”
Yiğit elindeki alet çantasını kaldırdı.
“Yardım lazım olur diye düşündük. Sonuçta yeni geldin, ev de pek iç açıcı görünmüyordu.”
Oğuz başını uzatıp evin içine baktı.
“Komutanın yan dairesinde yaşayıp böyle bir evde oturmak da ne bileyim, biraz haksızlık olmuş.”
Gözlerimi devirdim.
“Sağ olun, moralim düzeldi.”
Yiğit kahkaha attı.
“Şaka bir yana, sana yardıma geldik tamir edilicek yerlerin tamirini yapıcaz. Sen de o sırada evi temizlersin.”
Bir an ikisine baktım. Beni daha dün tanımışlardı ama kalkıp yardım etmeye gelmişlerdi.
Gülümsememek elde değildi.
“Gerçekten yardım edecek misiniz?”
Oğuz çoktan içeriye girmişti bana bakıp.
“Yok Lara Hanım, evi gezmeye geldik.”
Yiğit ona bir dirsek attı.
“Kes sesini de işimize bakalım.”
İlk işimiz fareyi bulmak oldu. Yiğit mutfaktaki dolapların altına bakarken Oğuz elindeki uzun sopayla köşeleri kontrol ediyordu. Ben de güvenli olduğunu düşündüğüm kapı eşiğinde bekliyordum.
“Lara, sen biraz geri çekil,” dedi Yiğit.
“Zaten evin öbür ucundayım!”
“Biraz daha çekil.”
“Frekans, yemin ederim seni o dolabın içine kapatırım.”
Oğuz kahkahayı bastı.
Tam o sırada mutfaktan bir hareket sesi geldi. Üçümüz de sustuk.
Yiğit eğilip dolabın altına baktıktan sonra doğruldu.
“Buldum galiba.”
“GALİBA NE DEMEK?”
Oğuz gülmekten konuşamıyordu.
Bir süre uğraştıktan sonra fareyi evden çıkarmayı başardılar. Nasıl yaptıklarını sormadım bile. Benim için önemli olan tek şey, artık o farenin evde olmamasıydı.
Sonrasında işe koyulduk. Ben salonu ve mutfağı temizlediğim sırada yatağım ve dolabım gelmişti. Yiğit'le Oğuz yatak ve gardırobun kurulumunu yaptılar. Arada bir onların söylenmelerini dinliyor, bazen de gülmekten işimi bırakıyordum.
Yatak odama girdiğimde kurulan yatağı ve gardırobu görünce içim rahatladı.
“Ellerinize sağlık çocuklar. Gerçekten çok teşekkür ederim.”
Yiğit ellerini beline koyup etrafına baktı.
“Şimdi bir tek koltuk eksik.”
Salona geçip boş alana baktım.
“Evet, onu da zamanla alırım. Şimdilik idare edeceğim artık.”
Oğuz bana döndü.
“Nasıl yani? Salonda oturacak koltuğun yok mu?”
“Yok. Ama sorun değil, zamanla alınır.”
Bunu söylerken gerçekten sorun olmadığını düşünüyordum. Daha yeni gelmiştim. Her şeyi bir anda almam mümkün değildi.
Yiğit'le Oğuz birbirlerine kısa bir bakış attılar. Ne konuştuklarını anlamadım.
“Tamamdır Lara Hanım,” dedi Yiğit.
“Bizim bir işimiz var. Sonra görüşürüz.”
İkisini kapıya kadar geçirdim.
“Tekrar teşekkür ederim. İyi ki geldiniz.”
Oğuz gülümseyerek elini salladı.
Kapıyı kapattıktan sonra salona döndüm. Temizlenmiş evime, yeni yatağıma ve boş salona baktım.
Bir gün burası da benim evim gibi olacaktı.
Şimdilik bu kadarı bile yeterdi.
Akşam üzeri evin son kalan işlerini de bitirmiş, yorgunluktan kendimi koltuğun olmadığı boş salona yere bırakmıştım. Tam biraz dinlenecektim ki kapının zili çaldı.
İçimden söylene söylene kapıya yürüdüm. Kapıyı açtığımda karşımdaki iki tanıdık yüzü görünce şaşkınlıkla kaşlarımı kaldırdım.
“Frekans? Şimşek? Siz yine ne yapıyorsunuz burada?”
Yiğit'le Oğuz'un arkasında, ellerinde kocaman bir koltuk taşıyan birkaç kişi daha vardı. Önce onlara, sonra tekrar Yiğit'le Oğuz'a baktım.
“Bir dakika… O da ne?”
İkisi birbirine bakıp gülümsedi. Bu bakışlarından hiç hayra alamet bir şey çıkmayacağını anlamıştım.
Yiğit ellerini birbirine vurup gayet normal bir şey söylüyormuş gibi konuşmaya başladı.
“Eee, biz bugün buraya geldiğimizde bir düşündük.”
Kollarımı göğsümde birleştirdim.
“Neyi düşündünüz?”
Oğuz sırıtarak araya girdi.
“Biz geldiğimizde nerede oturacağız diye düşündük.”
Birkaç saniye yüzlerine boş boş baktım.
“Ne?”
Yiğit gülümsemesini daha da büyüttü.
“Sonra da sana, yani kendimize, bir ev hediyesi almaya karar verdik.”
Gözlerim istemsizce arkalarındaki koltuğa kaydı.
“Şaka yapıyorsunuz, değil mi?”
“Yok,” dedi Oğuz.
“Koltuk gerçek. İstersen gidip dokunabilirsin.”
Ona öyle bir baktım ki gülmemek için dudaklarını ısırdı.
“Ben sizden koltuk mu istedim?”
Yiğit'in yüzündeki gülümseme biraz yumuşadı.
“Hayır, istemedin. Ama bugün koltuğun olmadığını gördük. Hem biz de buraya geldiğimizde ayakta mı kalacağız?”
“Yerde otururdunuz!”
“Olmaz öyle şey Lara. Biz asker adamız, belimiz ağrır.”
Oğuz'un bu saçma açıklamasına kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum.
“İkiniz de gerçekten delisiniz.”
Yiğit omuz silkti.
“Bizi böyle kabul etmen gerekiyor.”
Bir süre ikisini de izledim. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Daha dün tanıştığım bu iki adam, bugün kalkmış bana koltuk almıştı. Üstelik bunu öyle doğal bir şeymiş gibi anlatıyorlardı ki sanki her gün yaptıkları bir işti.
“Çocuklar…” dedim, sesim istemsizce yumuşayarak.
“Gerçekten gerek yoktu. Ben zamanla alacaktım zaten.”
Oğuz bu kez şaka yapmadan yüzüme baktı.
“Biliyoruz. Ama biz beklemek istemedik.”
Yiğit başını salladı.
“Hem bu sadece bir koltuk, Lara. Büyütülecek bir şey değil. Şimdi müsaade et de şu koltuğu içeri taşıtalım. Yoksa kapının önünde sabaha kadar mı bekleyeceğiz?”
Gözlerim dolacak gibi olduğundan hemen başımı başka tarafa çevirdim.
“Tamam, tamam. Getirin bakalım.”
Yiğit sevinçle ellerini çırptı.
“İşte benim kızım!”
Kaşlarımı çatıp ona döndüm.
“Ben senin kızın değilim, Frekans!”
Oğuz kahkahayı bastı.
“Başladı yine. Şu koltuğu koyalım da kavganıza sonra devam edersiniz.”
Kenara çekilip onlara yol verdim. Birkaç dakika içinde koltuk salonun ortasına yerleşmişti. Birlikte karşısına geçip esere bakar gibi izledik.
Yiğit ellerini beline koyup.
“Bence oldu bu iş.”
Koltukta yerimi alıp rahatça sırtımı yasladım. İlk kez kendimi evimdeymiş gibi hissettim.
Gülümseyerek ikisine baktım.
“Çok teşekkür ederim. Gerçekten…”
Bu kez şaka yapmadılar.
“Ne demek Lara,” dedi Yiğit. “Artık yalnız değilsin.”
Koltuğa yerleşmiş, yeni aldıkları hediyeyi gururla izleyen iki çocuğa baktım.
“Eee, madem ev hediyesi aldınız, kahvesiz göndermek olmaz sizi.”
Yiğit hemen koltuğa biraz daha yayıldı.
“İşte bunu sevdim! Oğuz, duydun mu? Kız bizi seviyor.”
Oğuz başını iki yana salladı.
“Sen kahve içeceğin için sevindiğine göre herkes seni seviyor zaten.”
“Çok konuşuyorsun Şimşek.”
İkisine bakıp gülerek mutfağa geçtim. Dolapları açıp kapattıktan sonra elimde kahve paketimle salona döndüm.
“Çocuklar, kusura bakmayın. Evde kahveden başka ikram edebileceğim bir şey yok. Daha alışverişimi tamamlayamadım.”
Yiğit elini salladı.
“Kahve yeter bize. Değil mi Oğuz?”
“Ben olsam yemek de isterdim ama kahveye de razıyız.”
“Bir gün seni aç bırakacağım, gör bakalım!” diye seslendim mutfaktan.
Kahveleri hazırlayıp yanlarına döndüğümde ikisi de koltuğun üzerinde yerlerini almış, sanki yıllardır bu evde oturuyorlarmış gibi rahatlardı.
Fincanları önlerine bıraktım.
“Buyurun bakalım. Ev hediyenizin ilk kahvesi.”
Yiğit fincanını kaldırdı.
“Yeni evine, yeni başlangıçlara!”
Oğuz da fincanını kaldırdı.
“Ve Ateş Timi'nin yeni kahve mekanına!”
Gülerek fincanımı onların fincanlarına dokundurdum.
“Kahve içmek için bahaneniz eksik olmasın.”
Bir süre Hakkari'den, yurdun işlerinden ve timin başından geçen komik olaylardan konuştuk. Yiğit her zamanki gibi anlatıyor, Oğuz da araya girip onu düzeltiyordu. Ben de ikisinin atışmasını izlerken kahkahalarımı tutamıyordum.
Uzun zamandır kendimi bu kadar rahat hissetmemiştim.
Sanki yıllardır tanıdığım insanlarla oturuyordum. Onların yanında kendimi açıklamak, güçlü görünmek ya da geçmişimi saklamak zorunda değildim.
Sohbetin nasıl geçtiğini anlamamıştım bile. Saat ilerleyince Yiğit fincanını masaya bırakarak ayağa kalktı.
“Biz artık kaçalım. Yarın erkenden görev var.”
Oğuz da kalkıp üzerini düzeltti.
“Koltuğun hakkını verdik bence.”
“Daha ilk gününüz, yarın gelip yatak odasını da mı deneyeceksiniz?” dedim gülerek.
Yiğit kapıya doğru yürürken omzunun üzerinden bana baktı.
“Fikir verdin şimdi. Düşünmemiz lazım.”
“Frekans, seni kapının önüne koyarım!”
Kahkahalar eşliğinde onları kapıya kadar geçirdim. Kapının kilidini açıp dışarıya adım atacakları sırada karşımızda duran kişiyi görünce olduğum yerde kaldım.
Barlas.
Kollarını göğsünde birleştirmiş, yüzünde her zamanki o sinir bozucu ciddi ifadeyle bize bakıyordu.
Önce Yiğit'e, sonra Oğuz'a, ardından bana baktı.
“Ne güzel,” dedi soğuk bir sesle. “Herkes burada toplanmış.”
Yiğit'in yüzündeki gülümseme bir anda silindi.
“Komutanım…”
Barlas bakışlarını salondaki yeni koltuğa kaydırdı.
“Anlaşılan oldukça güzel vakit geçiriyorsunuz.”
İçimden derin bir nefes aldım.
Hayırdır yine?
Biraz önce kahve içip gülüyorduk. Şimdi sanki suçüstü yakalanmışız gibi hepimiz kapının önünde dikiliyorduk.
Kaşlarımı kaldırıp Barlas'a baktım.
“Bir sorun mu var, Barut komutanım?”
Gözlerini bana çevirdi.
“Ben bir şey söylemedim, Lara Hanım.”
Dudaklarımı birbirine bastırarak gülümsedim.
“Zaten söylemenize gerek kalmıyor. Suratınız her şeyi anlatıyor.”
Yiğit başını eğdi. Oğuz'un omuzlarının titremesinden gülmemek için kendini zor tuttuğunu anladım.
Barlas'ın çenesi kasıldı.
“Frekans, Şimşek. Yarın görüşürüz.”
“Emredersiniz komutanım!”
İkisi de hızla uzaklaşırken bana son bir kez dönüp göz kırptılar.
Kapının önünde Barlas'la baş başa kalmıştık.
Kollarımı göğsümde birleştirip ona baktım.
“Evet komutanım? Başka bir emriniz var mı?”
Bakışları bir an salonun içine, koltuğa ve masadaki kahve fincanlarına kaydı.
“Yok. İyi geceler, Lara Hanım.”
“İyi geceler, hödük komutan.”
Kapıyı kapatmadan önce yüzündeki ifadeyi son kez gördüm.
Ve nedense, bu kez ona biraz daha fazla takılmak hoşuma gitmişti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

6okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.