7. bölüm / 7
BARUT KOKUSU 28. BÖLÜM: YAVAŞÇA AÇILAN KALP
Bölümler 7Şu an: 8. BÖLÜM: YAVAŞÇA AÇILAN KALP
- 1 BÖLÜM 2 : Tek hayalimin gerçek olmasıydı.949 kelime
- 2 3. BÖLÜM: yağmurlu gece ıslak itiraf1.486 kelime
- 3 4.Bölüm: İlk görev1.011 kelime
- 4 5. BÖLÜM: O AN803 kelime
- 5 6. BÖLÜM: YARA İZLERİ VE BAKIŞLAR1.108 kelime
- 6 7. BÖLÜM: SERT KAYA763 kelime
- 7 8. BÖLÜM: YAVAŞÇA AÇILAN KALP676 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Karargahın yemekhanesinde uğultulu bir ses vardı. Barut Timi her zamanki gibi en uzun masaya kurulmuş, Sabri’nin yine ne anlattığı anlaşılamayan abartılı askerlik anılarını dinliyordu. Ben ise masanın köşesinde çayımı yudumluyor, bir yandan da önümdeki raporları inceliyordum. Sol kaşımdaki bant hâlâ yerli yerindeydi ve her dokunduğumda bana dünkü olayı hatırlatıyordu.
Tam o sırada yemekhanenin kapısı açıldı ve içeri Buğra girdi. Elinde tepsisiyle boş yer ararken gözleri istemsizce bizim masaya takıldı. Doğrudan bana baktığını gördüğüm an, bakışlarımı saniyesinde ondan kaçırıp önümdeki dosyalara diktim. Ona gram yüz vermeye niyetim yoktu; disiplin şarttı.
Buğra masamıza doğru yaklaşırken, abim Alptuna tam karşımda oturuyordu. Abimin keskin bakışları bir anda Buğra’nın bizim masaya doğru yöneldiğini fark etti. Yüzündeki o rahat ifade anında yerini operasyon öncesi temkinliliğe bıraktı. Çay bardağını masaya bırakıp hafifçe dikleşti.
"Selamın aleykum Komutanlarım, selam tim," dedi Buğra, masanın boş kalan ucuna doğru gelirken. Gözleri yine hızla benim üzerimden geçip abime döndü.
"Aleykümselam Teğmen," dedi abim, sesi buz gibi ve sorgulayıcıydı. "Hayır mı? Bizim masanın bereketi başka yerde yok galiba, her öğün buradasın."
Buğra yutkundu, hafifçe boğazını temizledi. "Şey... Komutanım, diğer masalar doluydu da, bir de timin diğer üyeleriyle de kaynaşmak lazım malum..." diyerek lafı geveledi. Asıl amacının kim olduğunu hepimiz biliyorduk ama bunu dile getirecek cesareti henüz yoktu.
Sabri hemen atıldı: "Gel gel Teğmen! Otur bizim yanımıza, Sabri Reis seni timin incileriyle tanıştırsın!"
Buğra mecburen Sabri’nin yanındaki sandalyeye oturdu ama göz ucuyla sürekli bana bakıyordu. Ben ise istifimi hiç bozmadan çayımda kaşığı döndürmeye devam ettim.
Abim dik dik Buğra’yı süzüyordu. "Teğmen Karaca," dedi abim masayı inleten o tok sesiyle. "Dünkü eğitimde kafan başka yerlerdeydi galiba. Bugün sahada aynı dikkatsizliği görürsem, o Adana enerjini karargahın temizliğinde harcatırım, haberin olsun."
Masadakiler hafifçe sırıtarak birbirine bakarken, Buğra hemen dimdik oturdu. "Emredersiniz Yüzbaşım! Bir daha asla böyle bir hata olmayacak, şüpheniz olmasın," dedi. Ama bunu söylerken bile gözleri kayıp yine bana geldi. İçten içe bana öyle bir bakıyordu ki; o bakışta hem büyük bir hayranlık hem de "Beni neden bu kadar eziyorsun?" denilen o masum sitem vardı.
Çay Molası ve Gizli Yakınlaşma
Öğleden sonra antrenman sahasında soluk soluğa kalmıştık. Abim timi tam saha koşuya gönderdiğinde, ben de su mataramı alıp kenardaki gölgeliğe çekildim. Alnımdaki bant hafiften terlemişti, tam onu düzeltiyordum ki arkamdan tanıdık bir ses duyuldu.
"Üsteğmenim..."
Başımı çevirdiğimde Buğra’nın elimde iki şişe suyla yanımda bittiğini gördüm. Nefes nefeseydi, koşudan sonra saçları hafif dağılmıştı.
Hemen yüzümü buz gibi bir ifadeye bürüdüm. "Emredin Teğmen? Sizi dinliyorum."
Buğra etrafa şöyle bir göz attı, kimsenin olmadığını görünce bir adım daha yaklaştı. "Şey... Dünkü olay için gerçekten tekrar özür dilerim. Ama..." Duraksadı, yutkundu. "Ama bana böyle buz gibi davranmanız... yani haklısınız tabi ki ama insan yine de üzülüyor."
Kaşlarımı kaldırdım. "Üzülüyor mu? Teğmen Karaca, burası askeri bir karargah. Burada üzülmek ya da kişisel alınganlıklar yapmak yok. Kendine gel, burası senin memleketindeki kafe değil."
Buğra başını hafifçe öne eğdi, ardından dudaklarında istemsiz bir tebessüm belirdi. "Biliyorum, değil... Ama siz böyle sertleştikçe, komutanlık yaptıkça... insan istemsizce daha çok saygı duyuyor. Hatta..."
"Hatta ne Teğmen?" dedim tehlikeli bir tonda.
Buğra gözlerini doğrudan benimkine dikti. Artık o çekingen çocuk gitmiş, yerine gözleri parlayan o Adanalı delikanlı gelmişti. "Hatta... neyse, emir komuta zinciri deriz, susarım." diyerek arkasındaki su şişesini uzattı. "Su ister misiniz Üsteğmenim? Terlediniz de."
Tam ağzımı açıp "Gerek yok" diyecektim ki, az ilerden abimin o kalın sesi kükredi:
"OĞLUM BUĞRA! NE DİKİLİYON ORADA YANIMDA, KOŞU BİTTİ Mİ SANDIN!"
Abimin uzaktan bize doğru koşar adım geldiğini görünce Buğra anında dikleşti, hazır ol pozisyonuna geçti.
"Emredersiniz Yüzbaşım! Sadece... şey... su veriyordum!" diye bağırdı Buğra.
Abim yanımıza geldiğinde gözlerinden adeta ateş çıkıyordu. Önce bana baktı, sonra Buğra’ya. "Teğmen, seninle işimiz bitmedi senin. Yürü sahaya!" dedikten sonra bana döndü, "İyi misin Umay?" diye sordu.
"İyiyim abi, alt tarafı su veriyordu," dedim sakince.
Abim Buğra'ya son bir ölümcül bakış atıp "Gözüm üzerindedir Teğmen, akıllı ol!" diyerek onu gönderdi. Buğra hızla sahadaki yerine dönerken bana uzaktan son bir kez kaçamak bir bakış attı ve hafifçe gülümser gibi oldu.
İçimden gülmemek için kendimi zor tuttum. Abim bu gidişle Buğra’yı çiğ çiğ yiyecekti ama Buğra’nın benden vazgeçeceğe benzediği yoktu. Akşam eve gittiğimizde abimin bu konuyu nasıl açacağını merakla bekliyordum!
Bölüm etkileşimi
