BARUT KOKUSU 2 kitap kapağı

6. bölüm / 7

BARUT KOKUSU 2

7. BÖLÜM: SERT KAYA

Vaveyla Yazarı: Miray Sak

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: 7. BÖLÜM: SERT KAYA

Sabahın ilk ışıkları pencereden sızarken gözlerimi açtım. Sol kaşımdaki sızı hafiflemiş ama tamamen geçmemişti. Yataktan kalkıp hemen aynanın karşısına geçtim; dikiş bantlı halim yüzüme ayrı bir hava katıyordu. Üzerime askeri üniformamı geçirip saçlarımı sıkı bir at kuyruğu yaptım. Buğra’nın dün gece attığı mesajı hatırladım ama anında kafamdan silip attım. Benden yüz bulabileceğini sanıyorsa fena yanılıyordu; ben bu karargahın Üsteğmeniydim ve mesafemi korumayı çok iyi bilirdim.
​Mutfaktan mis gibi sucuklu yumurta kokuları geliyordu. Salona indiğimde annem masayı donatmış, çayları dolduruyordu. Abim ise sandalyesine kurulmuş, telefonuna bakıp bakıp kendi kendine gülümsüyordu. Yüzündeki o aşık ve salak tebessümü görmek için alim olmaya gerek yoktu.
​"Günaydın Hatun, günaydın Aşık Yüzbaşım!" diyerek masaya oturdum.
​Annem elindeki çaydanlıkla bana dönüp, "Günaydın kuzum, kaşın nasıl oldu bakayım?" dedi. Yarama bakıp iç çektikten sonra abime döndü. "Oğlum, ne sırıtıp duruyorsun telefonun tepesinde? Çayını soğutacaksın!"
​Abim telefonu hızla masaya ters koydu, hafifçe öksürerek dikleşti. Bir bana baktı, sonra derin bir nefes alıp anneme odaklandı. Yüzünde hem bir gurur hem de hafif bir çekingenlik vardı.
​"Anne..." dedi abim, sesini biraz ciddi tutmaya çalışarak. "Sana bir şey söyleyeceğim ama hemen heyecanlanma."
​Annem elindeki bezi masaya bırakıp kaşlarını çattı. "Ne oldu yine? Taktik maktik mi değiştirdiniz karargahta? Söyle sadede gel Alptuna."
​Abim bana 'yardım et' der gibi baktı ama ben sırıtmaktan başka bir şey yapmadım. Abim en sonunda bakışlarını kaçırıp mırıldandı:
​"Ben... galiba bir kıza sevdalandım anne."
​Ortama birden ölüm sessizliği çöktü. Annemin elindeki çay bardağı tabağına şak diye oturdu. Kadıncağız gözlerini kocaman açtı, elini göğsüne koydu ve tam anlamıyla bir Adana/Anadolu tepkisi verdi:
​"ABOVVVV!"
​Annem olduğu yerde sallanarak iki elini dizine vurdu. "Nee?! Benim odun oğlum, kızlara selam vermeye üşenen Alptuna'm aşık mı olmuş?! Vay benim başıma gelenler! Kimdir, necidir, nerelidir? Doğru söyle tutuklama emri falan çıkartmadın değil mi kıza?!"
​Ben masada kahkahayı bastım, gülmekten gözümden yaş geldi. Abim ise kıpkırmızı olmuştu.
​"Anne ne alakası var tutuklamayla falan ya!" dedi abim sitemle. "Kız Adanalı, adı Nazlı. Çok hanımefendi, çok güzel bir kız... Konuşuyoruz işte, durum bu."
​Annem hemen yanına gidip abimin kafasını tutup alnından öptü. "Kurban olurum sana! Dualarım kabul oluyor çok şükür! Akşama hemen arıyorsun, detayları bir bir anlatıyorsun bana, yoksa terlikle kovalarım seni!"
​Kahvaltı annemin sevinç gösterileri ve abimi darlamalarıyla eğlenceli bir şekilde bitti. Abimin mutluluğu yüzünden okunuyordu ama birazdan karargaha adım attığımız an o aşık adam gidecek, yerine yine o çelik gibi Yüzbaşı gelecekti.
​Karargah ve Buz Gibi Bir Üsteğmen
​Karargahın kapısından içeri girdiğimizde hava oldukça serindi. Abimle arabadan indik. Ben ceketimi düzeltip künyemi ayarladım. Tam binaya doğru adımlarken, kenarda bizi bekleyen Buğra’yı gördüm.
​Elinde iki tane karton bardakla nöbetçi kulübesinin orada dikiliyordu. Bizi görünce anında toparlandı, üstünü başını düzeltti ve hızlı adımlarla yanımıza geldi. Gözleri doğrudan bana kilitlenmişti, yüzünde dün geceden kalma o umutlu tebessüm vardı.
​"Günaydın Yüzbaşım! Günaydın Üsteğmenim!" diyerek gür bir sesle selam verdi.
​Abim hafifçe başını salladı. "Günaydın Teğmen."
​Buğra elindeki bardaklardan birini bana doğru uzattı. "Üsteğmenim, dünkü bahsettiğim gibi... Sıcak bir çay aldım size, kaşınızın durumunu da sormak istedim. Nasıl oldunuz?"
​Gözlerimi Buğra’nın uzattığı bardağa indirdim. Ardından bakışlarımı sertçe onun gözlerine diktim. Yüzümde en ufak bir yumuşama, hafif bir tebessüm bile yoktu. Buz gibi bir ses tonuyla konuştum:
​"Gerek yok Teğmen. Karargahta ast-üst ilişkileri çerçevesinde hareket ediyoruz, unuttun galiba?"
​Buğra’nın uzattığı el bir an havada asılı kaldı. Yüzündeki o heyecanlı tebessüm anında dondu, gözlerindeki o sıcaklık yerini derin bir şaşkınlığa bıraktı. Neye uğradığını şaşırmıştı. Dün gece mesaj atan, yüzüne yumuşak davranan kız gitmiş, yerine adeta duvardan farksız bir komutan gelmişti.
​"Şey... ben sadece incelik olsun diye..." diye kekeledi Buğra.
​"İnceliğe gerek yok Teğmen Karaca," dedim lafını keserek. "Çayını kendin iç. Ve bir daha görev dışında bu tarz kişisel adımlarla karşıma gelme. Anlaşıldı mı?"
​Buğra yutkundu. Boğazına bir şey düğümlenmiş gibi duruşunu dikleştirdi. Şaşkınlığı yerini hafif bir gurur kırıklığına bıraksa da gözlerindeki o bana olan hayranlık sönmek yerine daha da hırslanmış gibiydi.
​"Emredersiniz Üsteğmenim!" dedi dimdik durarak.
​Abim yanımızda Buğra’ya ve bana bakıyordu. Kaşlarını hafifçe çatmıştı ama benim bu sert tavrım hoşuna gitmiş olacak ki hafifçe gülümsedi.
​"Güzel," dedi abim otoriter sesiyle. "İçtimaya 10 dakika var Teğmen. Çayını çabuk bitir de sahaya geç. Bugün seni bayağı bir terleteceğim."
​"Emredersiniz Komutanım!" dedi Buğra ve arkasını dönüp hızlı adımlarla uzaklaştı. Uzaklaşırken arkasından baktım; bardağı tutan eli sıkılaşmıştı. Reddedilmek, hele ki benim gibi güçlü bir kadından buz gibi bir karşılık almak Adanalı teğmenin gururuna dokunmuştu ama bu duruşum onu bana daha çok çekecekti, hissediyordum.
​Abim yanıma yaklaşıp omzuma hafifçe vurdu. "Aferin kızım," dedi gururla. "Rütbenin ve duruşunun hakkını ver. Askeriz biz, kimseye prim yok."
​"Merak etme abi," dedim soğukkanlılıkla. "Benime kimse öyle kolay oyun oynayamaz."
​Barut Timi’nin dinlenme odasına doğru yürürken içimden sırıtıyordum. Buğra Teğmen... Seninle işimiz daha yeni başlıyordu!

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.