27. bölüm · AYZA
27.BÖLÜM
Umarım bölümü beğenirsiniz.
İyi okumalar ❤️
27.BÖLÜM
Yeni güne, odamdaki pencerenin camlarına çarpan sert su damlaları ile başladım. Sokaklar sessiz, gökyüzü griydi.
Sınav haftamın son bulmuş olması iyi hissettirse de Uraz ile planladığımız buluşmanın yağmur yüzünden iptal olabilme ihtimali beni endişelendiriyordu çünkü yoğun geçen bir hafta yüzünden günlerdir birbirimizi görememiştik.
Telefonumu elime aldığımda, ekranda gördüğüm mesaj bildirimi gülümsememe sebep oldu. Günaydın mesajına yanıt verdikten sonra yatağımdan çıkarak, uykumun açılması için buz gibi suyla yüzümü yıkadım.
Abilerimin hala uyuduklarını bilsem de onları uyandırmak istemiştim. Bu yüzden ilk önce Agah abimin odasına girdim. Hala uyuyordu. Sessiz adımlarımla yatağının kenarında durduğum zaman hafifçe eğilerek yanağına bir öpücük bıraktım. Yeni yeni çıkmaya başlayan sakalları, dudaklarımı gıdıkladı.
''Abiciğim, çoktan sabah oldu. Uyanmalısın.''
Uykusu hafif olduğu için hemen uyanmış, gözlerini kısıkça aralamıştı. Beni gördüğü zaman dudakları iki yana kıvrıldı. ''Günaydın güzel bebeğim.''
''Günaydın abiciğim.'' dedim ve eğilerek tekrardan yanağına bir öpücük bıraktım. ''Diğer abilerimi de uyandıracağım.'' derken dirseklerini yatağa yaslayarak hafifçe bedenini kaldırdı. ''Uyandır bakalım.''
Onun odasından çıktıktan sonra Ayvaz abimin odasına girdim. Düşündüğümün aksine uyanmış, yatağını topluyordu. Odasının kapısı açıldığı için omzunun üzerinden bana baktı. Yüzüme yerleştirdiğim gülümseme ile enerjik bir şekilde ''Günaydın.'' dedim.
Aramızdaki mesafeyi hızlı adımlarımla kapatmaya çalışırken tamamen bana doğru dönmüş ve iki yana açtığı kolları ile ona sarılmamı bekliyordu.
Kollarımı beline sardığım zaman saçlarımın üzerine bir öpücük bıraktı. ''Günaydın güzelim.''
''Seni uyandıracaktım ama çoktan uyanmışsın.'' diyerek söylendiğimde gülümsedi. ''Yarın beni uyandırmanı beklerim.'' dediğimde parmak uçlarımda yükselerek zar zor da olsa yanağına bir öpücük bıraktım. Ayvaz abimin boyu çok uzundu.
Parmak uçlarımda durmaktan yorulduğum için ellerimi abimin omzuna yaslarken bu halime ilk önce gülmüş ardından da yanağıma bir öpücük bırakmıştı. ''Şimdi uyandım işte.'' dediğinde gülerek kollarının arasından çıktım. ''Diğerlerini de uyandıracağım.''
Sıradaki kişi Bartu abimdi. Yorganını omuzlarına kadar çekmişti ve derin bir uykuda görünüyordu. Yavaş bir şekilde yatağın boş kısmına oturdum. Elimi yanağına yasladım. Kısık bir sesle ''Abiciğim.'' diye mırıldandım.
Uyanmadığında aklıma gelen şey ile yüzümde beliren gülümsemeye engel olamadım. O benim yanaklarımı her bulduğu fırsatta ısırıyordu. Onun kadar sert bir şekilde olmasa da dişlerimi yanaklarına geçirdiğim zaman hafifçe irkilerek gözlerini açmış, uyku mahmuru bir şekilde ''Ne oluyor lan sabah sabah'' diye mırıldanmıştı.
Geri çekildiğim zaman şirin olduğunu umduğum bir şekilde gülümsedim. ''Lan falan ayıp oluyor.''
''Sen miydin güzelim benim?''
''Ne güzel uyandırdım işte.'' derken fazlasıyla keyifliydim. Onların yanında çocuklaşabiliyor olduğumu fark etmek gerçekten güzel hissettiriyordu. Gözlerimizi açtığımız her yeni bir gün, geçmişten gelen bir yarayı tamamen iyileştiriyordu.
Çenemi sıkıca tuttuğu zaman yanağımı ısıracak sansam da yanağıma sert bir öpücük bırakıp yüzümü serbest bırakmıştı. ''Günaydın.''
''Günaydın abiciğim.'' dedim ve yatağın üzerinden indim. ''Çağatay abimi uyandıracağım.''
Çağatay abimin odasına girdiğim zaman diğer abilerimin aksine oldukça dağınık bir şekilde yatıyordu. Üzerindeki yorgan bile beline kadar sıyrılmıştı.
Koşarak üzerine atladığım zaman sıçrayarak uyanmış, sesi de şoktan dolayı yüksek çıkmıştı. ''Siktir! Ne oluyor lan!''
Kollarımı sıkıca boynuna sarmamış olsaydım yattığı yerden doğrulurken kesinlikle yere düşerdim.
''Abi, ayıp oluyor cidden.'' dediğimde yavaş bir şekilde kafama vurmuştu. ''Şapşal, böyle mi uyandırılır.'' dediğinde alıngan bir şekilde omuz silkmiş ardından da kollarımı boynundan çekmiştim. Konuşmayarak kalktığım zaman kafama vurmuş olmasına alındığımı anladı.
Bileğimi tutarak yatağın etrafından uzaklaşmama engel oldu. ''Gel buraya cimcime.'' diyerek beni kucağına çekti ve saçlarımın üzerine bir öpücük bıraktı. ''Canın acıdı mı?'' diye sorsa da, ikimiz de cevabı çok iyi biliyorduk. Acımamıştı. Benim canım sadece ona trip atmak istemişti. Konuşmamaya devam ettiğimde sırasıyla her iki yanağıma da birer öpücük bıraktı.
''Barıştık mı?'' diye sorduğunda daha fazla trip atmanın gereksiz olduğunu düşünerek ''Barıştık.'' dedim. Ve onun aksine yanağını ısırdım. ''Gerçekten barıştık.'' dediğimde güldü. Benim de yanağımı ısıracağını fark ettiğim an koşarak odasından çıktım.
Abilerimi uyandırdıktan sonra aşağı kata inerek annemlerin de uyanıp uyanmadığını kontrol ettim ancak ikisi de yoktu. Uyanmışlardı. Abilerimle birlikte mutfağa girdiğimiz zaman hazır olan kahvaltı ile oyalanarak daha fazla vakit kaybetmek istememiştim. Abimlerin söylenmelerini görmezden gelerek kahvaltımı hızlı bir şekilde yaptıktan sonra hazırlanmak için odama döndüm.
Dün geceden ne giyeceğime karar vermiş olsam da üzerimde gördüğüm zaman fikrim değişebileceği için biraz gergindim çünkü aklımdaki kombini beğenmezsem Uraz'ı kesinlikle bekletirdim.
Bebek mavisi kazağımı giydikten sonra da siyah pantolonumu da giyerek aynanın karşısında geçtim, neyse ki aklımdaki gibi olmuştu da dolabımı karıştırarak kıyafet aramama gerek kalmamıştı.
Makyaj masamın başında soluğu alarak sandalyemin üzerine oturdum.
İnce fırçası olan rimelim ile kirpiklerime ihtiyacı olan şekli verdikten sonra kahverengi dudak kalemim ile dudağıma güzel bir çerçeve çizdim. Ne çok pembe ne de çok kırmızı olan rujumu dudaklarıma sürdükten sonra daha da güzel durması için üzerine parlatıcı sürdüm. Yanaklarıma da biraz allık sürdükten sonra makyajım bitmişti.
Çağatay abimin doğum günümde hediye olarak aldığı makine ile de saçlarıma güzelce şekil verdim.
Aynada kendime baktım ve derin bir nefesi ciğerlerimle buluşturdum . Güzel görünüyordum , umarım Uraz da beğenirdi .
Annemlere çıktığıma dair haber verdikten sonra – neyse ki yağmur durmuştu da buluşma planımız iptal olmamıştı- babamın ısrarlarına rağmen Uraz ile buluşacağımız yere kendim geldim. Metro istasyonundan çıktıktan sonra sırtını duvara yaslamış bir şekilde beni bekleyen Uraz'ı görmüştüm. O da geldiğimi hissetmiş gibi başını telefonundan kaldırdı. Gülümseyerek elini salladı.
Yanına ulaştığım zaman kollarını ona sarılmam için iki yana açtı . Ona sarılmayı her şeyden çok istiyordum ama ilk hamleyi yapabilecek kadar cesur değildim bu yüzden açmış olduğu kollarının arasına büyük bir mutlulukla girdim. Kollarımı sıkıca beline sararken saçlarımın üzerine bir öpücük bırakmıştı.
''Seni çok özledim.'' Dediğinde yanaklarımın kızarmaya başladığını hissediyordum. Gözlerinin içine bakarak söylemeye utanarak ''Bende.'' Diye mırıldandım. Kolunu belime sardığı için yüzümü göğsüne yaslamıştım ve böylece kızaran yanaklarımı görmüyordu.
Beni kolunun altından çıkarmadığında adımlarına eşlik etmeye başladım. ''Sınavların sonunda bitti.''
''Sonunda.'' Derken gözlerinin içine bakmak istesem de yanaklarımın kızarıklığının geçip geçmediğinden de emin olmadığım için kafamı kaldırmaya cesaret edemedim.
''Sınavların bittiğine göre daha sık görüşebiliriz. Görüşelim mi, ister misin?''
''İsterim tabi ki.'' Dediğimde yüzünü göremesem bile gülümsediğini hissediyordum.
Adımlarımız beni getirdiği kitapçının önünde durana kadar sınav haftamın nasıl geçtiğini ve okulda neler olduğunu anlatmıştım. Kolunu bedenimden uzaklaştırdıktan sonra karşıma geçerek ellerini omuzlarıma yasladı ve aramızdaki boy farkı yüzünden hafifçe eğildi.
''Sınav haftasının bitmiş olmasının şerefine sana istediğin bir kitabı alacağım.''
''Teşekkür ederim ama gerek yok, gerçekten.'' Dediğimde başını olumsuz anlamda iki yana salladı. ''Gerek var. Gel bakalım.''
Elini uzattığı zaman hevesli bir şekilde tuttum. İçeri girer girmez kitapların kokusu burnuma doldu. Kitapçı benim için her zaman bir sığınak olmuştu; raflar arasında dolaşırken huzurlu hissediyordum.
"Hangi tür kitaplara bakıyoruz?" diye sordu, raflarda ki kitaplara göz gezdirirken.
"Ruh halime göre değişiyor," diye cevapladım. "Bugün biraz romantik bir şeylere bakasım var."
''Aslında yanında ben varken, romantik kitap karakterlerine ihtiyacın olduğunu sanmıyorum.'' Dediğinde gülerek yanağına bir öpücük bıraktım. Ani hareketim şaşırmasına sebep oldu.
''Başka şeylere bakayım o zaman.'' Diyerek diğer tarafa yöneleceğim sırada bana arkamdan sarılmış ve yürümeme engel olmuştu.
''Şaka yaptım, canın ne okumak istiyorsa onu al. Hatta birkaç tane al, sadece bir tane alma.''
Belimdeki kollarını çektiğinde kitaplara daha rahat bakabilmem için bana alan bırakmıştı.
Raflardan bir kitap seçip kapağını inceledim. Uraz ise elinde taşıdığı birkaç kitapla yanıma geri geldi. Bir süre kitap tartışması yaptıktan sonra ikimiz de tercihlerimizi tamamladık. Uraz, tıp ile ilgili bir kitap almıştı.
"Hiç mi derslerden uzaklaşamıyorsun?" diye sordum, şakayla karışık.
"Tıp benim işim. Neden kaçayım?" diye karşılık verdi, sanki dünyanın en normal şeyiymiş gibi. ''Tamam, bir şey demedim.''
Kitapçıdan çıktıktan sonra bir kafeye gittik. Pencereden dışarıyı görebileceğimiz bir masaya oturduk. Ben küçük bir kahve ve cheesecake siparişi verdim, Uraz ise sade bir kahveyle yetindi.
Kahvenin şekersiz olması ile masanın üzerinde duran küçük şeker paketlerini sırasıyla açmaya başladım. Dördüncü şekeri de açmak üzereyken Uraz'ın eli bana engel oldu.
''O kadar şeker iyi değil.'' Dediğinde omuz silkmiş ve yine de dördüncü şekeri de kahveme eklemiştim.
Burnumun ucunu parmaklarının arasına alarak hafifçe çekiştirdi. ''İnatçı.'' Diye söylendiğinde gülümsemiş ardından da kahvemden büyük bir yudum almıştım.
''İşte şimdi güzel oldu.'' Dediğimde gözlerini devirerek arkasına yaslandı. ''Sana şekerli şeyler hakkında yasak koyacağım artık.'' Dediğinde birkaç saniyeliğine afallamıştım. ''Anlamadım.''
''İlk olarak çay bir, kahve de bir şeker ile içilecek. Hafta da iki kere çikolata, bir kere de tatlı yeme hakkın var o kadar.''
''Hayır, kabul etmiyorum.''
''Kabul edip etmediğini sormadım ki.'' dediğinde omuz silktim.
"Tatlı sevgini anlayamıyorum,"
"Tatlı insanlara tatlı şeyler yakışır," diye cevap verdim ama dudaklarımın arasından çıkan kelimeleri sonradan fark etmiştim. Düşünmeden konuşmuştum ve dudaklarımın arasından çıkan sözlerin sorumlusu bir nevi de abilerimdi. Bana her zaman güzel şeyler söylüyorlardı ve ben de şimdi düşünmeden konuşmuştum. Uraz'ın beni egolu biri sanmasını istemiyordum, bu ihtimal beni germişti.
Kendimi açıklamak için doğru kelimeleri ararken gülümsemiş ve elini uzatarak yanağımı parmaklarının arasında sıkıştırarak hafifçe çekiştirmişti. ''Haklısın.''
''Dünyanın en tatlı yanı kızı karşımda duruyor.'' dediğinde utandığım için bakışlarımı kaçırdım ve o sırada çapraz masamızda oturan iki genç kız dikkatimi çekti. Uraz'a bakıp kendi aralarında fısıldaşıyorlardı. İçimi garip ama güçlü bir kıskançlık sardı. Uraz ise kızlarının bakışlarının farkında bile değildi, gayet normal bir şekilde kahvesini yudumluyordu.
Bakışlarım dikkatini çekmiş olmalı ki merakla, ''Bir şey mi oldu?'' diye sordu.
''Hayır, bir şey olmadı.''
"Hmm, bence bir şey oldu," dedi. "Cheesecake'ini bıçaklar gibi kesiyorsun."
Keyifsiz bir gülümseme yüzümde belirdi. ''Bir şey olmadı.'' dedim ve cheesecakeimden büyük bir parça alarak yedim.
''Emin misin?'' diye sorduğunda başımı olumlu anlamda aşağı yukarı salladım.
''Ben emin olamadım ama neyse, yakında öğrenmiş olurum.''
Acil serviste nöbete kaldığı gecelerde başına gelen birkaç komik olayı anlattığında kahkahama engel olamamıştım ve zamanın onunlayken de nasıl geçtiğini anlamamıştım. Onunla sohbet etmeyi gerçekten çok seviyordum.
''Lavaboya gidip geleyim, kalkalım olur mu?'' diye sorduğumda başını olumlu anlamda aşağı yukarı salladı.
Lavaboya gittiğim zaman huzursuz bir şekilde sıranın bana gelmesini bekliyordum çünkü belime giren hafif kramplar şu an olmasını hiç istemeyeceğim bir şeyin habercisiydi. Sıra bana geldiği zaman maalesef istemediğim gerçek ile karşılaşmıştım.
Ellerimi yıkarken ne yapacağımı düşünüyordum. Olmam gereken tarihten erken bir zamanda regl olduğum için hazırlıklı değildim ve neyse ki kıyafetlerime geçebilecek kadar çok kanamam yoktu. Uraz'ın yanından kısa bir süreliğine ayrılacak bir bahane arasam da bulamadım. Tıp okuyordu, doktor olacaktı ve eminim ki bu onun için çok normal bir şeydi. Utanılacak bir durum da değildi zaten ancak insan istemsizce çekiniyordu.
Onu da daha fazla bekletmek istemediğim için geri döndüğümde huzursuzluğumu fark etmişti. ''İyi misin?'' diye sorduğunda utana sıkıla bakışlarımı gözleriyle buluşturdum. Şu an oturmayı hiç istemiyordum. Ayakta durmaya devam ettiğim için kaşları hafifçe çatıldı. ''Ayza?''
Başka kimsenin duymasını istemediğim için hafifçe eğilerek elimi oturduğu sandalyenin arkasına yasladım. Böyle eğilmem belime tekrardan bir kramp girmesine sebep olsa da görmezden gelmeye çalıştım.
''Regl olmuşum da... Hazırlıksız yakalandım.''
Gözlerinin içine bakamasam da anlayışlı bir şekilde baktığını biliyordum. ''Biraz ileride alışveriş merkezi var. İhtiyacın olan şeyleri oradan alalım.'' dediğinde ''Olur.'' demekle yetindim.
Uraz hesabı ödedikten sonra kafeden dışarı çıktık. Yürürken elimi tutmaya başladı. ''Ağrın var mı?'' diye, ilgili bir şekilde sordu.
''İyiyim, şimdilik bir şeyim yok.'' dediğimde yürüyor olmamız ona engel olmadı. Şakağıma hızlı bir öpücük bıraktı. ''Utanmana gerek yok, gayet normal bir durum. Bakışlarını kaçırma benden.''
''Biliyorum ama elimde değil. Hem çok sorumsuz da hissettim kendimi, çantamda ped taşıyabilirdim. Erken oldum, beklemiyordum.''
''Sorun değil ki güzelim, alırız şimdi.''
Çok fazla yürümemize gerek kalmadan alışveriş merkezine geldiğimizde ilk önce ped almıştık. ''Sen şuradaki oturma yerinde beklesene beni, gelirim birazdan.'' dedim. Başını olumlu anlamda aşağı yukarı salladı.
Yanımda Uraz'ın olmamasını fırsat bilerek hızlı bir şekilde iç çamaşırı mağazasına girerek yeni bir iç çamaşırı aldım ardından da utana sıkıla lavabo da işlerimi hallettim. Gerçekten kendimi düşürdüğüm duruma çok utanıyordum. Uraz'ın yanına kızaran yanaklarım ile gitmemin sebebi de buydu.
Yanına oturduğum zaman kolunu omzuma atarak beni göğsüne doğru çekiştirdi. ''Her şeyi geçtim, tıp okuyorum. Doktor olacağım. Benden utanmasana güzelliğim.''
Güzelliğim, dediği için gülümserken bunu ona belli etmemeye çalışmak için başımı eğsem de muhtemelen fark etmişti. ''Tamam tamam, utanmıyorum.'' dedim ve birkaç saniyenin ardından başımı kaldırdım, alttan bakışlarım ile güzel yüzüne bakıyordum.
Dudaklarında beliren gülümseme ile eğildi ve yanağıma bir öpücük bıraktı. ''Seninle vakit geçirmeye devam etmeyi çok istesem de şu an yatağına kıvrılarak uzanmayı, yorganın altına sığınmayı içten içe istediğini hissediyorum.''
İsteksiz çıkan sesimle ''Evet.'' dedim. Karnım henüz ağrımaya başlamasa da belim gerçekten ağrıyordu. Ayağa kalktığında tutmam için elini uzattı. Elini tutarak ayağa kalktığım zaman belime giren kramp ile yüzümü buruşturmadan edemedim ve bunu o da fark etti. ''Ağrın mı var?''
''Belim ağrıyor biraz.'' diye mırıldandım ve yavaş bir şekilde yürümeye başladım. Elini tuttuğum için o da benimle birlikte yürümeye başlamıştı.
''İleride taksi durağı vardı. Taksiye binelim, metroda rahat gidemezsin.'' Dediğinde başımı olumsuz anlamda iki yana salladım. Evim buraya uzaktı ve taksiye binersek çok yüksek bir meblağ ödememiz gerekecekti. Ben ödeyebilirdim sorun değildi ancak Uraz'ın buna izin vermeyeceğini biliyordum. Hiçbir zaman hesap ödememe izin vermemişti, yanındayken aldığım suyun parasına kadar o ödüyordu ve taksi parasını da bana ödetmeyecekti ve belli etmese bile bunun onu maddi açıdan zorlayacağını biliyordum. Ona yük olmak istemiyordum.
''Bartu abim işten çıkmak üzeredir, beni o alır. Hatta seni de bırakırız, taksiye gerek yok.'' Derken itiraz etmesine fırsat bırakmayarak abimi aradım ve beni gelip alıp alamayacağını sordum. Yarım saate geleceğini söylediği içinde Uraz ile birlikte sahil kenarındaki banklardan birine oturduk. Karın ağrımda başladığı için hiç keyfim yoktu.
''Karnın da ağrımaya başladı, değil mi?'' diye sorduğunda başımı koluna yasladım. ''Evet.'' Derken sesim huysuz, küçük bir çocuk gibi çıktı.
''Montunun önü açık kalmış, soğuk daha çok karnını ağrıtır.'' Dedi ve başımın kolundan düşmemesine dikkat ederek montumun fermuarını çekti.
Yüzünü görebilmek için başımı hafifçe geriye doğru yatırdım. ''Teşekkür ederim.'' Dediğimde gülümsüyordu. ''Seni şuan öpücüklere boğmak istiyorum. Çok tatlısın.''
''İstemekle kalma, yap.'' Derken bu cesaretin nereden geldiğini bilmiyordum. Sadece ondan etkileniyordum ve bunu bilmesini istiyordum.
Böyle şeyler söylememi beklemiyor olmalı ki birkaç saniyeliğine afallamıştı ama ardından da yüzünü yüzüme doğru eğdi. Söylediği gibi de , dudaklarım hariç yüzümün her bir köşesini hediye ettiği minik öpücükler ile beni sevgiye boğdu.
''Yanağını getirsene, ben de öpmek istiyorum.''
Uzattığı yanağına sulu bir öpücük bıraktığım zaman güldü ve yüzünü diğer tarafa doğru çevirdi. ''Bu yanağımı da öpmezsen küsermiş.''
''Küsmesin.'' Dedim ve o yanağına da sulu bir öpücük bıraktım.
''Ayza.'' Derken avucunu yanağıma yasladı. Sesindeki ciddiyet büyük bir dikkatle gözlerinin içine bakmama sebep oldu. ''Sevgilim olur musun?'' diye sorduğunda dudaklarım şaşkınlıktan dolayı hafifçe aralandı, kirpiklerim büyük bir telaşla birbirlerine karıştı. Dudaklarının arasından çıkan kelimeleri doğru algılayıp algılamadığımdan emin olmaya çalışıyordum.
''Ben mi? Sevgili? Senin?''
Şaşkın bir şekilde sorduğum zaman dudakları iki yana kıvrıldı, yüzünde ciddiyet az da olsa gitmişti.
''Evet, sen. Sevgilim sen olsan , güzel olmaz mı?'' diye sorduğunda yanaklarımın kızardığına emindim. Gülümseyerek kollarımı gevşek bir şekilde boynuna sardım. Yüzlerimiz birbirine yakın olsa da beni dudaklarımdan öpmeyeceğini biliyordum. Karın ağrımı bile unutturmuştu bana.
''Çok güzel olur.''
•••
BÖLÜM SONU
Bölüm nasıldı?
Arya ve Uraz arasındaki ilişki hakkında ne düşünüyorsunuz?
