19. bölüm · AYZA

19.BÖLÜM

Buket Arslan

19.BÖLÜM

Gözlerim acıyana kadar ağlamıştım ancak bunun sebebi sadece Mete'nin söyledikleri değildi. Her şeye ağlamıştım. Doğar doğmaz kaçırılmama, ailemden uzakta tek başıma büyümeme, mezar taşının üzerinde ismimi görmeme...

Her şey kalbimde birikmiş ve kalbim artık bu yorgunluğu taşıyamamıştı. Gözlerimden akan yaşlar ile yorgunluğunun sesini duyurmak istemişti ve ilk defa da sesim duyulmuştu.

Tüm gece anne ve babamın ortasında uzanmıştım. Göz yaşlarım sevgi dolu ebeveynlerim tarafından silinmişti. Saçlarım annemin şefkatiyle okşanmıştı, göz yaşlarım ise babamın sevgisiyle silinmişti yüzümde izleri kalmamıştı.

Abilerimin de benimle konuşmak istediğini biliyordum çünkü gece birkaç kez sıra ile odama gelmişlerdi ancak annem onları göndermişti. Yarını beklemeleri gerektiğini söylemişti.Sadece birkaç saat uyuyabilmiş olsam da saatlerce uyumuş gibi uykumu almıştım. Belki de benim de bir anne ve babam olduğunu tamamen kabul etmek, omuzlarımdaki yükleri azaltmıştı.

Kahvaltı saatinde uyanmış olsam bile karnımın ağrısı yüzünden yatağımdan çıkmak istememiştim. Annem de bu isteğimi anlayışla karşılamış ve benim için odama bir kahvaltı tepsisi getirmişti.

Kahvaltıdan beri de yatağımda uzanmış, yatağın boş kısmına koyduğum diz üstü bilgisayarımdan dizi izliyordum. Odama kimse gelmemişti ancak bunun sebebinin annem olduğunu biliyordum. Yalnız kalarak biraz kendi kendime vakit geçirmeye ihtiyacım olduğunu fark etmiş olmalıydı.

İzlediğim dizinin yedinci bölümüne geldiğim zaman azalan karın ağrım tekrardan kendini belli etmeye başlasa da göz ardı etmiştim çünkü birkaç gün daha ağrıyacağını hatta ağrıdan kıvranacak kadar çok ağrıyacağını biliyordum o yüzden bu kramplar ve ağrıları şu an pek umursayamıyordum. Sadece canım tatlı çekiyordu. Çikolatalı her şeyi yemek istiyordum.

Örmüş olduğum kahverengi saçlarımı yavaş bir şekilde açarken odamın kapısına birkaç kez üst üste vurulmuştu. Bu sabırsız vuruşların sahibini biliyordum. Çağatay abimdi.Diğerlerinin odasına direkt girmeye o kadar alışmıştı ki benim odama girerken kapıyı çalmayı alışkanlık haline getirmek onun için hala zordu.

''Gelebilirsin abi!'' diye seslendiğimde, saatlerdir konuşmadığım ve gece boyu da ağladığım için sesim çatallı çıkmış ve boğazım acımıştı.

Odamın kapısı hızlıca açıldığı zaman ilk önce içeri Çağatay abim ardından da diğer abilerim içeri girmişti ancak ellerindeki tepsileri gördüğüm zaman gülümsemiştim. Canımın çektiğini hissetmiş gibi tatlılar ile yanıma gelmişlerdi.

''Tatlı.'' Diye mırıldandığımda Bartu abim diz üstü bilgisayarı çalışma masamın üzerine bırakarak kendilerine oturmak için yer açmışlardı.

Sırtımı yatak başlığına yaslayarak bağdaş kurduğum onlar için biraz daha yer açılmıştı.''Sana tatlı aldık.'' Diyen Ayvaz abimdi.

Bartu abim yanıma oturduğu zaman kucağındaki tabağın içerisindeki şerbetli tatlıdan çatal yardımı ile aldığı parçaya dudaklarıma yasladığı zaman ağzımı açarak yavaş bir şekilde çiğnemeye başlamıştım.

''Yarasın benim güzelime.'' Diyerek dudaklarını şakağıma bastırdığında gözlerim hemen dolmuştu.Agah abim avucunu yanağıma yasladığı zaman baş parmağı nazik bir şekilde gözümün altında geziniyordu.

''Gözlerin neden doldu?'' dediğinde omuz silkerek ''Bana tatlı almışsınız.'' Demiştim.

''Yok ben dayanamayacağım.'' Diyen Çağatay abim ile merakla başımı ona doğru çevirsem de gerçeği öğrenmem çok uzun sürmemişti çünkü ilk önce yanağımı ısırmış ardından da iki yanağıma da sert birer öpücük bırakmıştı.

''Yerim seni Ayza, böyle tatlı tatlı bakma.''Hala şaşkın bir şekilde ona baktığım için gülmüş ve geri çekilmeden önce yanağıma tekrardan sert bir öpücük bırakmıştı.

Agah abim onun ensesine sertçe vursa da pek canı acımış gibi durmuyordu. ''Hayvan gibi öpüp durma kızın yanağını, tahriş olacak.'''

'Olmaz olmaz.'' Dedi Bartu abim ve o da yanağıma bir öpücük bıraktı.

Öpücükleri şımarmama neden olurken hormonlarımın dengesizliği ile ağlamaya başlamıştım.

Aniden ağlamaya başlamam onları şaşırtmıştı. Dizlerimin üzerine durduğum zaman kollarımı iki yana açmıştım. '' Gelin, hepinize sarılacağım.''

Yanımda oturan Bartu abim kolunu belime sararken beni kucağına çekmişti. Kollarını sıkıca bedenime sararken ''Tek tek sarıl güzelim, bu herifler birlikte sığmaz senin narin kollarının arasına.'' Dedi.

Beni en çok şaşırtan Ayvaz abimin onun ensesine vurmasaydı. ''Düzgün konuş lan, sensin herif.''

Ayvaz abimden beklemediğim bu davranış gülmeme neden olurken gülümsemişti. Kollarımdan tutarak beni Bartu abimin kollarının arasından aldı. ''Ona bu kadar sarılma yeter.'' Dedi ve kendisi bana sıkıca sarıldı.

Başımı geniş omzuna yasladığım zaman güzel kokusunu içime çekmiştim.''Benim sıram artık.''

Çağatay abim sabırsız küçük bir çocuk gibi hemen arkamızda söylenirken istemese bile abim beni kollarının arasından çıkarmıştı. Yatağın ucuna doğru koyarken arkadan kollarımı boynuna sarmış ve öne doğru başımı uzatarak onun aksine yavaş bir şekilde yanağına bir öpücük bırakmıştım.''Sıran geldi.'' Dediğimde az önce ağlayan ben değilmiş gibi neşeyle gülümsemiştim.

Ellerini kollarımın üzerine yasladı. ''Seni bir gün görmedim çok özledim, böyle ısıra ısıra sevmek istiyorum.'' Dediğinde tekrardan gülmüştüm.

''Isırmadan da sevebilirsin abiciğim.''

''Abiciğim mi dedin az önce?'''

'Hı hı.''

Yanağımı ısırmak için döneceğini fark ettiğimde kollarımı geriye bırakarak kendimi yatağımın üzerine atacakken Agah abim kollarını belime sararak beni kucağına çekmişti.

''Şimdi de benim sıram.'' Dediğinde ''Senin sıran olduğunu unutmadım ki abiciğim.'' Demiştim.

Yüzüme gelen kahverengi saç tutamlarımı nazikçe geriye doğru itekledi. Dudaklarımı alnıma bastırdığı zaman gözlerimi huzurla kapatmıştım.

Şu an hepsine karşı tarif edemediğim bir sevgiyle dolup taşmıştı bedenim ve sürekli gülümsemek istiyordum.

Geç de olsa benim onlara adım atmaya ihtiyaçları olduklarını fark edebilmiştim.

Agah abimin beni kollarının arasında bırakmaya niyeti yoktu bu yüzden de kucağına oturmaya devam ederken tatlımı yiyordum.''Artık bize dün akşam neler olduğunu anlatabilirsin.'' Diyen Çağatay abim ile başımı Ayvaz abime çevirmiştim.

Ona da bir şey anlatmamış olsam da bir şeyleri tahmin ettiğini biliyordum ve güven vermek istercesine bana gülümsemişti.

Tabağımdaki tatlım bittiği zaman Bartu abim benimle kendi tatlısını paylaşmaya başlamıştı.

''Mete diye bir arkadaşım var.'' Dedim ancak hala arkadaş olup olmadığımı bilmiyordum.''Dün sinemaya da onlarla gitmiştim.'' Dediğimde Bartu abimin kaşları hafifçe çatılsa da bir şey söylememişti böylece de hepsinin bir şeyler söylemek için onlara her şeyi anlatmayı bitirmemi beklediklerini anlamıştım.

''O beni arkadaşı olarak görüyor, ben de onu arkadaşım olarak görüyorum ama şey ondan hoşlanıyorum.'' Dediğimde başımı eğmiştim.

Kucağımdaki boş tabağa bakıyordum. Agah abimin dudaklarını başımın üzerine hissettiğimde eş zamanlı olarak da dudaklarıma tatlı dolu çatal uzatılmıştı.

Tatlıyı yerken birkaç saniye sessiz kalmıştım. Onlar da sabırla anlatmaya devam etmemi beklemişti. ''Hiçbir şey söylemeyecektim. Hoşlandığımı bilmesini istemedim çünkü şey biraz korktum. Ama o fark etmiş. Beni eve bırakırken, Benden hoşlanma, bana aşık olma. Kendini bana daha fazla kaptırma diye seni uyarıyorum. Sadece arkadaş olabiliriz' dedi .''

"Sonra da gitti. Ben biraz kırıldım ya da çok kırıldım. Bir de her şey üst üste geldi ama şimdi iyiyim.'' Dediğimde buna inanmalarını istercesine gülümsemiştim.

Çağatay abim hızla ayağa kalktığı zaman Bartu abim de onun gibi ayağa kalkmıştı. ''Soy isim ver bize.'' Dediğinde şaşkınca onlara bakıyordum.

''Evi nerede bu çocuğun?'' diye soran ise Bartu abimdi.

''İkinizde yerinize oturun.'' Dedi Agah abim.

''Kardeşimizi ağlattı, öylece oturacak mıyız abi?'''

'Bartu, oturun dedim!''Agah abimin hafif yüksek çıkan sesi ile gerilirken yine de ona sığınmıştım. Sırtımı gövdesine yasladığım zaman şakağıma bir öpücük bırakmıştı.

Ayakta duran ikili ile isteksiz bir şekilde az önce kalktıkları yere oturmuşlardı.

''Bana aşık değil diye onu dövecek misiniz?'' diye sorduğumda komik bir şey söylemişim gibi Ayvaz abim gülmüştü. ''Bebeğim bunlar, sana aşık olsa da döverdi.''

Çağatay abim büyük bir kıskançlıkla, ''Kimse benim kardeşime aşık olamaz ve ağlatamaz.'' Demişti

''Pazartesi günü okula seni ben götüreceğim.'' Dediğinde de Bartu abimde başını sallayarak onu onaylamıştı. ''Bende geleceğim.''

Ayvaz abim ise ''Giderseniz bana da haber verin, belki doktora ihtiyacınız olur.'' Demişti.

''Mete'ye bir şey yapmayın.'' Dediğimde başımı geriye doğru eğerek alttan bakışlarım ile Agah abime bakmıştım.

''Onlara söyle, bir şey yapmasınlar. Hem benim kalbimin kırılması geçti bile. Sadece bir çok şey üst üste gelmişti, yanlışlıkla bardak kırsam da muhtemelen ağlardım.'' Dediğimde belimi kavrayışı sıkılaşmıştı.

''Kimse çocuğu rahatsız etmeyecek. Rahatsız edeni de ben misafir edeceğim.''

Çağatay ve Bartu abim aynı anda küçük bir çocuk gibi oflarken gülmeden edememiştim. Ayvaz abim ise üzerime doğru eğilmiş ve yanağıma bir öpücük bırakmıştı. ''Hem ortalığı karıştırıyor hem de gülüyor.'' Dediğinde omuz silkmekle yetinmiştim.

''Herkes herkesi sevmek zorunda değil. Beni sevmiyor diye gidip ona zarar veremezsiniz. Hem eminim ki sizde lisedeyken birilerini üzmüşsünüzdür, biri gelip bu yüzden sizi dövdü mü?'' diye sorduğumda hiçbiri cevap vermemişti. ''O zaman siz de bir şey yapmayın. Yaparsanız küserim.'' Dediğimde dudaklarıma her zamanki gibi tatlı dolu çatal yaslanmıştı.

''Büyümüş de küsmekten bahsediyor.'' Dedi Bartu abim.''Oradan bakınca kaç yaşında görünüyorum, üç mü? Büyüdüm tabi ki!''

Çağatay abim alayla ''Üç çok büyükmüş ya bir daha iyi.'' Dediğinde yastığımı yüzüne atmıştım

•••

Aniden kesilen elektrik ile hala uyumadığım için korkmuştum. Saat neredeyse gece yarısı olmak üzereydi ve uyuyacağım için de odama gelmiştim ancak elektriklerin gitmesi yattığım yerden kalkmama sebep olmuştu.Karanlığı sevmezdim. Oda arkadaşlarım ile birlikte kaç gece uykusuz kalıp tek olmadığımızı ve karanlıktan korkmamamız gerektiğini söylerken küçücük bedenlerimizden çıkan umudu hala hatırlıyordum.

İç çekerek odamın kapısını açtığım zaman birkaç kez üst üste ''Abi!'' diye seslenmiştim. Hangisi uyanıksa beni duyacağını düşünmüştüm ama koridordaki diğer odaların kapısı aralanmamıştı.

Sabırla tek tek odalarına uğrasam da hiçbiri içeride değildi ve bu durum endişelenmeme neden olmuştu.

Karanlık yüzünden önümü pek göremesem de düşmemek için merdivenin trabzanını sıkıca tutmuş ve yavaş adımlarım ile merdivenleri iniyordum.

Anne ve babam bu akşam evde değildi ve çok geç geleceklerini söylemişti o yüzden tekrardan ''Abi!'' diye seslensem de bir cevap alamamıştım.

''Abi neredesiniz, korkuyorum!''Korktuğum duyarlarsa muhakkak yanıma gelirlerdi ancak kimse yanıma gelmemişti ve evde olmamaları beni daha çok korkutmuştu.

Karanlık , bu kocaman olan evin içerisinde tek kalmayı asla istemiyordum.

Salona doğru yavaş adımlarla ilerlerken belimi saran kol ile dudaklarımın arasından çıkan çığlığa engel olamadım

•••

Bölüm Sonu

Sizce Ayza'nın belini saran kol kime ait?

Abiler gerçekten de Mete'yi rahat bırakacak mı?