2. bölüm / 5
Aynı RüyaTANIDIK OLMAYAN TANIDIKLAR
Bölümler 5Şu an: TANIDIK OLMAYAN TANIDIKLAR
(Lizge'nin ağzından)
Sabah alarmımın sesiyle uyandım, gözlerimi ağır ağır açarken hala düne dair hafif bir bulanıklık vardı aklımda. Yataktan kalkmak için derin bir nefes aldım. Güne başlamadan önce banyoya uğradım. Aynaya baktım. Saçlarım yine darmadağındı. Islak ellerimle bukleleri biraz bastırdım ama nafile. Bugün yine zor bir gün olacaktı belliydi.
İhtiyaçlarımı giderdikten sonra giyinmek ićin dolabımın önüne geçtim. Klasik şeyler tercih ettim. Siyah bol paça bir kot pantolon ve ince beyaz bir gömlek geçirdim üstüme. Makyaj masamın önüne geçip hafif bir makyaj yaptım hemen. Dışarı çıkarken yağmurluğumuda elime aldım. Bu aralar havaların ne olacağı belli olmuyordu. Ayakkabılarım topuklu değildi, çünkü günümün büyük bir kısmını ayakta geçirecektim. Kıyafetlerim hem rahat hem de profesyonel olmalıydı.
Mutfakta kahvaltı yapacak zamanım yoktu ama çıkarken hazır yulaflı bir bar attım çantama. Kapıyı kilitleyip hızlıca çıktım evden. Apartmandan çıkarken annemle dün akşam telefonda yaptığımız sert konuşma geldi aklıma. Bu tartışmalar bitmek bilmeyen bir girdaptı. Hem beni çok üzüyor hem de yorup yıpratıyordu.
İstanbul bugün biraz serindi ama üşütmüyordu. Arabaya doğru yürürken çantamdan telefonumu çıkardım ve Sude'ye mesaj attım: "Hazır mısın? Beş dakika sonra seni alıyorum." Sude hayatımdaki en renkli, en samimi insandı. Uzun boylu, açık tenli, gür ve dalgalı kestane rengi saçları vardı; enerjisi odanın içini aydınlatırdı. Sude benim içimi okuyan tek insandı. Belki de tek gerçek dostum. Yıllardır bana katlanan, ailemin gerginliğinden sonra beni toparlayan yegane varlık.
Sude'nin evine doğru yürürken aklıma iş yerindeki yoğunluk, tasarım projelerim, müşterilerin talepleri geçti. İç mimarlık benim için sadece bir meslek değil, bir kaçıştı. Kendi dünyanı yaratmak, dünyadan biraz olsun uzaklaşmak için bir araçtı.
Sude kapıyı açtığında yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Üzerinde mavi bir kot pantolon ve sarı bir bluz vardı. Aşk böceğim ne kadarda güzeldi. Gözlerindeki enerji hemen banada geçmişti. Arabaya binince biraz sohbet ettik. Radyoda Emir Can İğrek çalıyordu.ikimizinde kahvaltıya ihtiyacı vardı ama vaktinizin olmadığını biliyorduk. Geç kalırsak patronumuz Emre Bey ikimizde çiğ çiğ yerdi. Onun o nemrut yüzüne sabah sabah ikimizde dayanamazdık. Yol üzerinde marketten aldığımız sandviçi paylaştık.
"Bugün varya Emre kesin sinir krizi geçirir. Dünkü dosyayı tamda istemediği gibi yapmışız." dedi Sude.
"Benim çizimimi beğenmişti?"
"Aynen. Ama işte seni överken beni gömmeyi ihmal etmedi nemrut."
Yol bugün nedense bitmek bilmiyordu.Camdan dışarıya baktım. Aklım bı anda başka bir yere kaydı. Sahilde gördüğüm o adam... Kimdi? Gözleri bana neden bu kadar tanıdıktı? Ama hayır. Hemen kendimi toparladım. Sadece... boş bir tanıdıklık hissiydi bu başka bir şey olamazdı.
Sonunda ofise varmıştık. Benim için günün en zor kısmı başlıyordu. Masama geçerken Aslı yan masadan kafasını uzattı. Çekik gözlüydü, sarı saçlarıyla hep enerjik görünürdü. "Dün çizdiğin banyo tasarımı Emre Bey beğenmiş. "Gerçekten mi?" dedim şaşırarak. Bir ilk yaşanıyordu nerdeyse o nemrut surat ilk defa yaptığım bişeye burun kıvırmamıştı. Emre Bey tarafından hepimiz toplantıya çağrılmıştık. Toplantı odasına geçerken Çaycı Murat'la karşılaştık. "Günaydınlar Lizge Hanım." dedi. Bende aynı şekilde karşılık verdim. İçim ısındı. Çok tatlı çocuktu.
Toplantıda yeni müşteriyle tanıştık. Yekta Bey. Kırklı yaşlarında, oldukça zengin ve ukala bir adam. İstediği villa tasarımı için "Özgün bir tasarım istiyorum ama klasik çizgileride bozmayın" dediğinde içimden "Sihirli annem Dudu' ya mı benziyoruz" demek geçmişti ama kendimi çok zor tuttum. Sude'yle göz göze geldik o an anlamıştık bu adamla çok işimiz vardı.
Çok sevgili Yekta Bey' in isteklerini dinlemekten öğle arasına gelmiştik. Hava almak ve biraz kafa dinlemek için tek başıma dışarı çıktım. Parkta yürürken yine o gözler aklıma geldi. O bakışlar... Oysa sadece iki salise göz göze gelmiştik.
Kafamın içinde bir ses "Sen onu tanıyorsun" diyordu ama imkansızdı, nasıl olabilirdi. Tekrardan kendimi toparladım. Ofise dönmeye karar verdim.
Gün bitimine yaklaşmıştık. Artık son kontrelleri yapıyordum. Sude ve Aslı kahve içmeyi teklif etti. Ama reddettim. Çok yorgundum. Gün beni inanılmaz yormuştu. Onlar ofisten çıkarken bende son kontrollerimi yapıp çıktım. Arabaya atladım. Ve yine İstanbul ve yine trafik...
Zorda olsa sonunda eve varmıştım. Hemen apartmana girdim. Allah'tan birinci katta oturuyordum yoksa bu yorgunlukla katları çıkamazdım. Hemen odaya geçip üstümü değiştirdim. Sonra mutfağa geçip bir şeyler atıştırdım. Mutfağıda topladıktan sonra odama geçtim. Yatağıma uzandım. Odamın loş ışığında boşluğa dalmışken göz kapaklarım istemsizce ağırlaştı.
Uykuya direnemeden teslim oldum.
Ve yine.
O rüya.
Sessizlik. Garip bir sesizlik bu; sanki dağa bile nefesini tutmuş gibi. İleriye doğru yürüyorum. Üzerimde ince beyaz bir elbise, rüzgarla birlikle saçlarım yüzüme yapışıyor elimle düzeltiyorum. Çünkü önümde biri var. Yine.
Sırtı bana dönük. Kumral saçları rüzgarda dalgalanıyor. Hareketsiz. Siyah bir tişört var üzerinde. Yavaşça bana dönüyor.
Yüzünü net göremiyorum. Yine o gözler. Derin... Uzun uzun bana bakıyor. Kalbim hızlanıyor. Sanki birşey söylemek istiyor ama dudakları kıpırdamıyor.
Yaklaşmak istiyorum. Adım atıyorum gözleri dahada netleşiyor. Ama o an etraftan bir ses geliyor.
Gözlerini kapatıyor ve kayboluyor.
Yine.
Her seferinde olduğu gibi..
Gözlerimi aniden açıyorum. Odamdayım. Kalbim deli gibi atıyor. Elim yastığın köşesine sıkıca yapışmış. Hava kararmış. Telefonumun ekranında saat 03:19 yazıyor. İçimde garip bir boşluk, bir eksiklik var.
Ve bir soru:
Neden her gece aynı rüya?
Ve o gözler... Neden bu kadar tanıdık...
Devamı gelecekkkkk.💕 Yorum yapıp, beğenmeyi unutmayınnnnn🤩💋
Bölüm etkileşimi
