Aynı Rüya kitap kapağı

4. bölüm / 5

Aynı Rüya

İSMİNİ BİLMEDEN

Vaveyla Yazarı: Senya K.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: İSMİNİ BİLMEDEN

(Lizge'nin ağzından)

Sabah gözlerimi açtığımda bı süre tavana baktım. Ne bir alarm sesi, ne bir mesaj bildirimi...
Ve evet bugün tatil günümdü. Her hafta yolunu dört gözle beklediğim o günnn.

Ayağımı yere bastığımda, soğuk parkeye degdiği an hafif ürperdim. Yine yorganı bir kenara atıp hızlıca ayağa kalktım. Kalkmamla gözlerimin kararması bir oldu. Ve evet B12 im yine ayaklanmıştı. Doktorun verdiği hapları hiç düzenli yutamamıştım. Bu konuda hiçbir zaman disiplinli değildim zaten. Esnedim, saçlarım yüzüme dolanmıştı. Banyoya yürürken aynada kendime şöylece bı baktım. Solgun ve bitkin görünüyordum. Ama kimin umrundaydı. Kendime büyük bir gülümsedim.

Ama bu sabah birşey vardı ve evet yine rüya görmüştüm ama bu sefer çok net değildi. Sanırım artık sıkılmıştım. Sürekli aynı şeyleri görüp durmaktan. Umursamadım bugün benim tatil günümdü moralimi hiçç kimse bozamazdııı.

Mutfakta kahvemi demleyip, elimde kupayla salona döndüm. Kendimi koltuğa doğru fırlattım. Elime televizyon kumandasını aldım kanalları çevirmeye başladım. İzleyecek hiçbir şey bulamadıktan sonra oflayarak kapattım.

Gözüm kitapliğıma takıldı. Ayağa kalkıp elime rastgele bir kitap alıp, rastgele bir sayfasını açtım. Eski bir kitaptı, yaprakları sararmıştı. Kurşun kalemle çizilen cümleye takıldı gözlerim.

"Bazı rüyalar, bizi gelecekte bekleyen bir duygunun fragmanıdır."

Yutkundum. Gözlerim cümlede takılı kaldı. Sayfayı çeviremedim. Daha fazlasına gerek yoktu, o cümle tek başına yetmişti. Bir süre öylece durdum. Elimde kitap, gözlerimde kelimeler.

Demek ki bir anlamı vardı. Demek ki sadece rastgele değildi.

Öglen 14:45

Kapı çaldığında hâlâ pijamalarımla oturuyordum. Üzerime hızlıca bir hırka geçirip kapıyı açtım.

Sude.

“Offf hâlâ uyuyorsun zannediyordum.” dedi kahkaha atarak.

“Hadi hadi gel içeri.” dedim.

Ayakkabılarını çıkarırken kollarındaki iki poşeti gösterdi.

“Ben geldim, hayatını kurtarmaya. Simit aldım, yanında yeşil zeytin bile var. Bugün kendimize küçük bir kahvaltı partisi yapıyoruz!”

“Kralsın,” dedim, gözlerim parladı.

Mutfakta birlikte tabakları dizerken Sude klasik Sude’liğini yaptı:

“Gece rüyamda Çağatay Ulusoy' la hamakta yatıyordum. Adam karizmanın dibi yeminle. Ama rüya öyle saçmaydı ki… hamakta tost yiyorduk.”

Ben kahkahalara boğuldum. “Ne? Tost mu? Hangi bilinçaltı travmanın sonucu bu?” dedim.

Sude gözlerini devirdi. “Kim bilir, belki de içimde bastırılmış bir Ayvalık tostu özlemi var.”

Kahvaltı masasında ikimiz de çocuk gibi güldük. Aramızdaki o samimi bağ… başka bir şeydi. Gerçekti. Bu şehirde bana iyi gelen sayılı insandan biriydi Sude.

Kahkaha arası ciddileştim. “Sude, sana bir şey anlatacağım ama gülmeyeceğine söz ver.”

“Hmm, korkuyorum ama tamam. Söz.”

Rüyaları anlattım. Sahili. O gözleri. Hissedilen garip tanışıklığı.
Sude bir an sustu. Gözlerini bana dikti.

“Bir şey söyleyeceğim ama önce ciddiyet garantisi alayım…”

“Evet?”

“Bu çok romantik olabilir.”

Gülümsememle gözlerim doldu.
“Ya da çok tuhaf.”

“İkisi de olabilir.”

Sude elini kalbine götürdü, sahte bir drama yaptı:
“Yani içimdeki küçük pembe kelebek, bunun bir ruh eşi hikâyesi olduğunu düşünüyor ama beynim diyor ki: Hemen terapi randevusu al.”

İkimiz de aynı anda kahkaha attık.

“Şaka bir yana,” dedi sonra ciddileşerek, “bu seni korkutmuyorsa, içgüdülerine güvenmelisin. Belki de zihnin sana bir şey anlatmaya çalışıyor.”

Sude’nin bu tarafını da seviyordum. Saçma sapan esprilerinden sonra bir anda ciddi olabiliyordu. Cümleleri içime dokunuyordu.

Sude gittikten sonra pencereyi açtım. Şehir sessizdi. Gökyüzü pusluydu ama içimde kıpırtılı bir şey vardı.

O sırada telefonum çaldı. Annem.

“Lizge, bu akşam babanlarla yemekte olacağız. Sen de gelir misin?”

Bir süre sustum. O “babanlar” cümlesi hâlâ kulağımda yankılandı.
“Yani eşi ve oğlu Umut da orada olacak sanırım.”

“Evet,” dedi annem, sesinde hep o mesafe.
“Gelmek istemiyorum,” dedim, yumuşak ama net bir sesle.

“Yine mi?”

“Anne… lütfen.”

Bir iç çekti.
“Sen bilirsin.”

---

Telefonu kapattıktan sonra başımı cama yasladım. Dışarısı grileşmeye başlamıştı. Kalbim biraz ağırdı.

Babam bana küçükken bile baba gibi olmamıştı. Vardı ama yoktu. Hep uzaktı. Soğuktu. Konuşmazdı.
Annem, daha sertti. Beni hep “daha iyi” olmam için zorladı. Ama sevdi mi? Sevgisi koşulluydu.
Umut, yani üvey abim…
O çoktan bitti.
Aramızda hiçbir zaman bir bağ olmadı. Olması da gerekmiyordu. Olmadı işte.

(Sude'nin ağzından)

Trafik o kadar sıkışıktı ki, radyo bile isyan etti. Anons geçti:
“Kadıköy yönünde Emniyet’in kontrolü devam ediyor, sürücüler dikkatli olsun.”

Kafamı direksiyona koyup iç geçirdim. “Of Allah'ım ya gerçekten mi bir de çevirme eksikti…” dedim. Yorgundum, sinirliydim, Lizge’nin rüyaları hâlâ beynimin köşesinde dolanıyordu. Sanki kendim görmüşüm gibi garip bir ağırlık vardı üstümde.

Derken önümdeki araç kenara çekildi. Sonra ben. Sağ aynadan baktım; bir polis yaklaşıyordu. Ceket düğmeleri ilikli, saçları tertemiz, postallarına kadar parlıyor. Hatta belindeki telsizi bile tam olması gereken açıyla duruyordu. Yanıma geldiğinde eliyle nazikçe camı işaret etti.

Camı indirirken içimden “Dizi karakteri gibi adam, fazla düzgün…” dedim. Tam o sırada, durdu ve göz hizasına geldi.

“İyi akşamlar hanımefendi. Trafik kontrolü. Ehliyet ve ruhsat rica edebilir miyim?”

Sesi sakindi, hatta nazikti. Göz teması kurdu ama bakışlarında başka hiçbir şey yoktu. Bu, görevini ciddiye alan bir adamdı. Bir an kendimi lise müdürüne yakalanmış öğrenci gibi hissettim.

“Tabii… hemen…” dedim. Çantama daldım. Tabii ki en altta. Bozuk para, kırık toka, eski bir sakız kutusu. Nihayet buldum.

"Teşekkürler," dedi. Belgelere baktı. "Sude. Soyadınız da güzelmiş."

“Teşekkür ederim.” dedim, sesi çıkmayan bir şekilde. Aklımda hâlâ saçımın direksiyona takıldığı an vardı.

"Farlarınız biraz puslu, bilgi vermek istedim. Gece sürüşünde netlik önemli. Bir sonraki sefere kontrol ettirmenizi rica edeceğim."

Adam ciddi ciddi uyarı yapıyor. Not defterine bir şeyler karaladı. Hâlâ çok düzgün, hâlâ çok mesafeli.

O sırada telsizden bir anons geldi. Cevap verdi. Ses tonu net, kelimeleri tane tane. Benim kafam ise çorba. Hem utanmıştım hem de içimden "Vay be, bu adam sadece iyi görünmüyor, işini de iyi yapıyor." diyordum.

Sonra... her şey tersine döndü.

Arabayı çalıştırmaya çalıştım. Tak diye bir ses geldi. Silecekler aniden çalışmaya başladı. Otomatik farlar da yanıp söndü.

Başını kaldırdı. Bu kez bakışlarında “ne oluyor burada?” ifadesi vardı. Hâlâ ciddi kalmaya çalıştı ama dudağının kenarı oynadı. Benim kafamı çevirdiğimde fark ettiğim şey ise daha kötüydü.

Çantamdan dışarı sarkmış olan renkli bir... don. Evet, bir don. Çamaşırhane poşetinden sarkmış. O kadar sıkışık koymuşum ki çantaya... anlatamıyorum. Zaman durdu.

O da gördü. Ama bir şey demedi. Başını eğdi. Not defterini kapattı. Tam ciddiyetini koruyacak gibi oldu... ama sonra pes etti.

“Şey... bu da kayıt altına geçmeli mi?” dedi.

“Ne?!” dedim, sesim bir oktav yukarı fırlamıştı.

“Yani... eşyalar arasında açıkta olan kişisel... şeyler?” Gülüyordu. Artık ciddi polis gitmişti, yerine gülmemek için dudağını ısıran bir çocuk gelmişti.

“Hiç komik değil!” dedim.

“Pardon. Profesyonelliğimi kaybettim. İlk defa çantadan çorap değil de don çıkan biriyle karşılaşıyorum.”

Direksiyona kapandım. İçimden “Lütfen bu bir rüya olsun” diye geçirdim. Bu sırada o hâlâ arabanın yanında dikiliyordu.

“Bir sakınca yoksa... sosyal medya hesabınızı da kontrol etmek isterim. Tabii don paylaşmıyorsanız.”

BAŞIMI KALDIRDIM.

“Ne?!”

“Ehliyetin üstünde adın var, soyadın da var. Bir de memlekette herkes birbirini stalklıyor, ben neden eksik kalayım?”

"Siz ciddi bir polistiniz?!"

“Evet. 15 dakika önceydim. Sonra sen geldin.”

"Siz..." dedim. "Gerçekten çok değişik bir tipsiniz."

"Siz de öyle. Güzel eşleşmeyiz."

Yüzüme bir bakış attı, sonra arkasını dönüp gitti.

Ben direksiyona yaralanmıştım. Direksiyon bile benden utanmıştı.

"Ben ne yaşadım az önce." dedim kendi kendime.

(Özgür' ün ağzıyla)

Eve girdiğimde saat gece yarısını çoktan geçmişti. Kapıyı anahtarla açarken parmaklarım hâlâ sarsıntıdaydı. Yorgun değildim; travma yaşamış bir savaş gazisiydim. Hem fiziksel hem ruhsal bir saldırıya uğramıştım. Kapıyı açınca içeriden gelen ses, televizyonun karşısında hâlâ pinekleyen Araz’dı.

"Ooo kaptan döndü!" diye bağırdı. Üstümdeki üniformayı görünce hemen peşimden seslendi:
"Memleketi kurtardın mı?"

Ayakkabılarımı çıkardım, gömleğimin üst düğmesini açarken sadece “Kurtarmak mı…” dedim. Ardından derin bir nefesle içeri yürüdüm.

Uraz mutfakta kahve yapıyordu. Elindeki kupayı havaya kaldırıp, “Gece uzun muydu?” diye sordu.
Ben cevap vermedim. Sadece koltuğa geçip kendimi yere bıraktım.

"Arkadaşlar…" dedim, dramatik bir ses tonuyla.
"Bugün bir şey oldu."

Araz hemen yandaki pufa oturdu, gözlerini büyüttü. Uraz da gelip sandalyeye çöktü. Sessizlik oldu. Bekliyorlardı. Ve ben başladım.

“Çevirme yaptık. Klasik. Yavaş akan trafik, ışıklar, standart prosedür. Derken... geldi.”

"Kim geldi?" dedi Araz.

“Kız. Araba sürdüğü hâlde dalmış. Camı indirdi... Ve ne göreyim biliyor musunuz?”
İkisi birden başlarını bana çevirdi.
"Yerde. Pembe. Puantiyeli. ÇANTA DIŞINA SARKMIŞ!"
“NE?” dedi Araz, gözleri parladı.
"DON MU GÖRDÜN?!"

"Evet! Hem de sarkmış halde!"
"Kime çevirme yapıyorum sanıyorsunuz siz ya? Gülmemek için dilimi ısırdım!"

Uraz elindeki kahve kupasını masaya bıraktı. “Peki sen bu durumu... nasıl yönettin?”

“Profesyonel kaldım.” dedim, başımı hafif kaldırarak.
"Ta ki farları açmaya çalışıp silecekleri çalıştırana kadar. Orada ilk çatlağımı verdim."

Araz kahkahayı bastı. “Abi resmen romantik komediye düşmüşsün, başroldeki mağdur erkeği oynuyorsun.”

"Hayır hayır, daha bitmedi." dedim. “Sonra ehliyeti elime aldım… ismi okudum… ve düşündüm: Bu kız, sosyal medyada da felaket midir?”
"Aaa stalk mı attın?" dedi Araz, sırıtarak.
"Henüz değil, ama ehliyeti net okudum. Kızın adı Sude. Soyadı da epey havalıydı. Kafamda yıldızlar döndü."

Uraz kaşlarını kaldırdı. "Yıldızlar mı? Sen ciddi ciddi etkilendin mi yani?"

Bir anda sustum. Cevap veremedim. Çünkü tam olarak ne hissettiğimi bilmiyordum. Komikti evet, ama garip de bir şey vardı. Göz göze gelişimiz... o telaş... onun gözlerindeki karışıklık...

"Hayır, etkilendim diyemem. Ama... unutamam da diyemem."
"Aha!" dedi Araz. “Uraz, bu çocuk aşık olmuş! Polis kaskı takıp çeyiz düzeceğiz buna!”

“Saçmalama!” dedim.

Ama Uraz’ın gözleri ince bir gülümsemeyle bana takılmıştı. O, benimle dalga geçmiyordu. Tanıyordu beni. Bilirdi, kolay kolay biri için böyle etkilenmem.

“Sosyal medyada arayacak mısın?” diye sordu.
“Hayır.” dedim.
“Yani... belki. Hani, çok da şey yapmadan. Bakmak yani. O kadar.”

“Aa bakmak o kadar mı? 45 dakika stalk atıp 2018 yaz tatili fotoğrafına mı ‘güzelmiş’ diyeceksin?” dedi Araz.

“Bak Araz, sana şimdi öyle bir tokat atarım ki donu çantadan çıkan kız bile hisseder!”

Araz kahkahayı bastı. Uraz ise hala gülümseyerek başını sallıyordu.

"Peki, bir daha görürsen?"
"Bilmiyorum..." dedim.
"Ama bu sefer ben saçmalamam. Silecekleri değil kalbini açarım."

İkisi birden boğulmuş gibi güldü.

Araz nefes nefese: “Yemin ediyorum sana TikTok açacağım. 'Romantik Polis Günlükleri' diye içerik serisi başlatıyoruz.”

Ben gözlerimi devirdim, ama içten içe bir şeyi itiraf etmeliyim:

Sude'nin gözleri... hala aklımdaydı.

Saat gece 2'ye yaklaşırken Uraz’la Araz çoktan odalarına çekilmişti. Ben ise salonda tek başıma oturuyordum. Televizyonda ne olduğu bile belli değildi ama ses açıktı. Elimde telefon, gözlerim tavanla ekran arasında gidip geliyordu.

“Yapma Özgür.” dedim kendi kendime. “Profesyonelsin sen. İş etiği, gizlilik, tarafsızlık... unutma.”
Parmağım yavaşça arama çubuğuna gitti.

"Ama..." dedim fısıltıyla, “Ehliyetinden ismini okudun. Zaten yasal. Bilgi senden geldi değil ki.”

Kendimi inandırmaya çalışırken, Instagram’a girdim.
Adı: Sude Işılkan

İlk denemede olmadı. İkinci denemede profil gizli, ama profil fotoğrafında kendisi var gibi.
Gözlerimi kıstım. Zoom yapıyorum ama... telefon patates.
Yanlış kişiyse? Yanlış kadına mesaj atarsam? Yarın haber olurum:
"POLİS STALKÇULUĞA TERFİ ETTİ."

Ama… bir yandan da başka bir seçenek aklıma geldi. TikTok.

Sude gibi birinin TikTok hesabı olmaması mümkün mü? Derken...
Buldum.
Kullanıcı adı “@sudeninkutuphanesi”
Profilde “kitap, kahve ve kaos” yazıyor.

Kaos. Bingo.

Videolara göz gezdirdim. Bir tanesinde cam kenarında kahve içerken fonda romantik bir şarkı var.
Bir diğerinde:
“Bir şeyler yolunda gidiyorsa kesin fırtına yakındır.”
Altına yorum: “Ehliyetimi düşürdüm, sanırım başıma gelecekleri çağırdım.”

Bir an durdum.
“Bu kız... BENİ anlatıyor olabilir mi?”

Kafamın içi karıştı. Benimle ilgili mi, değil mi?
Yorumlara girdim. Arkadaşları “Yine n’oldu?” demiş.
Sude cevap vermemiş.

“Belki de o da düşünüyor… Belki de bana gıcık oldu.”

Bir elimde telefon, diğer elim alnımda… sahiden düşündüm.
Ya o da beni stalklıyorsa?
Ya şuan o da beni bulmaya çalışıyorsa?

Derin bir iç çekip telefonu masaya bıraktım.
“Yok. Aramayacağım. Yazmayacağım. Asla.”

Beş dakika sonra Instagram DM kutusuna girdim.
Yeni mesaj:
“Merhaba, sanırım ehliyetimi düşürdüm. Eğer sizdeyse haber verir misiniz?”

GÖZLERİM FAL TAŞI GİBİ AÇILDI.
KENDİMİ GERİ YASLADIM.
"BU BİR İŞARET!"

Ama hemen cevap yazmadım.
Profesyonellik.
Ağırlık.
Ciddiyet.

On saniye sonra cevap verdim:
"Evet, bende. Karakoldan alabilirsiniz ya da müsaitseniz ben getirebilirim."

Nokta. Hiçbir emoji yok. Sade ve resmi.
Ama içimdeki Özgür resmen delirmişti.
"Sude sana yazdı oğlum! SANA!”

(Sude'nin ağzından)

Cam açıktı. Şehir uykudaydı ama benim beynim açık ara fazla mesai yapıyordu. Üzerime tişörtümü geçirip yatağın ucuna oturdum. Telefonu elime aldım, sonra tekrar bıraktım.

"Ne yaşadım ben az önce?"

Arabanın içindeki panik hâlim, o polisin ciddi bakışları, sonra o saçma sapan tepkim…
"Ehliyetim!"

Yataktan fırladım. Çantamı altüst ettim ama... yok.
Çantanın dibinden kıvrılmış küçük bir not kâğıdı çıktı. El yazısı, klasik memur notu gibi.

"Bulundu. Teslim eden: Özgür Sancaktar/Kadıköy Karakolu."
Altına bir numara yazılmıştı.

Telefonumu aldım. Numarayı Google’a yazdım.
Karakolla ilgisi yok. Bireysel bir hat.
Hımm... şahsi telefon. İlginç.
Bu kadar özel bilgiyi neden bıraktı ki?

Numarayı kaydederken parmağım istemsizce Instagram’a kaydı.
Arama çubuğuna yazdım:
"Özgür Sancaktar."

İlk çıkan hesapta:
Profilde polis memuru amblemi.
Açtım.
Hesap açık. Fotoğraflar: bir kedi, bir Fenerbahçe forması, bir çay bardağı, bir de üniformalı selfie.
"Kesin bu."

Duraksadım.
Yazmalı mıyım?

Ama ehliyetim yok. Yani evet, yazmalıyım.

DM kutusu açıldı:
“Merhaba. Ehliyetim sanırım sizde. Notunuzu çantamda buldum. Size nasıl ulaşabilirim?”

Gönderdim.
Sonra hemen geri sildim.

“YOK YOK. Cümle çok kibar, fazla kibar. Sanki işe alım formu.”
Bir daha yazdım:
"Merhaba, sanırım ehliyetimi düşürdüm. Eğer sizdeyse haber verir misiniz?”

Ara
Gönderdim.
Bu sefer gönderdikten sonra başımı yastığa gömdüm.
“Of ya... niye böyle gerginim ben?!”

Üç dakika sonra cevap geldi:

"Evet, bende. Karakoldan alabilirsiniz ya da müsaitseniz ben getirebilirim."

Nokta.
Sade.
Resmî.
Soğuk bile olabilir.

“Bu kadar mı yani? Polis ciddiyeti mi yoksa... başka bir şey mi?”

Ben hâlâ "acaba yüzümü hatırladı mı?" diye düşünürken, o anda yeni bir mesaj daha geldi.

"Dün gece biraz paniktiniz, önemli değil. Ehliyet sağlam."
Yanına bir de çay bardağı emojisi eklemişti.

Bir anda iki duyguyu aynı anda yaşadım.
Sinir.
Ve... gülme.

“Ne alaka şimdi çay bardağı?”

Beğenmeyi, yorum unutmayınnnnn 💕❤️❤️

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

14okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 154

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk AşkıDark RomancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanplatonikpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYarı TextingYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18