1. bölüm / 5
Aynı RüyaTANIDIK GİBİ
Bölümler 5Şu an: TANIDIK GİBİ
Gün batımına sadece yarım saat vardı. Güneş, denize doğru ağır ağır süzülürken gökyüzü pembe,turuncu ve sarı renkleriyle boyanmıştı. Hafif bir rüzgar, denizin kokusunu taşıyarak sahil boyunca esiyor, dalgaların kıyıya çarpış sesi uzaklardan bile duyuluyordu.
Lizge, tahta bir banka oturmuştu. Elinde küçük, siyah kaplı bir eskiz defteri vardı. Gözleri denize takılmış gibiydi ama aslında orada değildi. Her zamanki gibi zihni bambaşka bir yerdeydi. Tam da adını koyamadığı bir rüyanın içinde.
Son zamanlarda sık sık görmeye başladığı o rüyayı düşündü. Hep aynı kişi, hep aynı his… Ama yüzü net değildi. Sadece gözleri. O gözlerde bir şey vardı… tanıdık. Bunu tarif edemiyordu ama kalbinin içinde, küçücük bir parça her defasında sızlıyordu.
“Bu saçmalık,” diye fısıldadı kendi kendine. “Rüyalar gerçek değil.”
Tam o anda, sahil yolunun diğer tarafında biri yürümeye başladı. Sırtında bez çanta, elinde bir kamera. Uraz. Gözleri etraftaki detayları arıyor gibiydi ama asıl bakmak istediği şey içindeydi, yıllardır eksik kalan o parça.
Yürürken başını hafifçe kaldırdı ve Lizge’yle göz göze geldi.
Zaman kısa bir anlığına durdu.
İki yabancı.
İki tanıdık.
Birbirini tanımaması gereken iki ruh, birkaç saniyeliğine birbirine baktı.
Sonra geçip gittiler. Hiçbir şey demeden. Öylece..
Ama ikisinin de içinde bir şey kıpırdadı.
Bir şey tanıdıktı.
Lizge, başını çevirip uzaklaşan adamın arkasından baktı.
“Gözleri…” diye mırıldandı.
“…o rüyadaki gözler gibi.”
Gün batımına sadece dakikalar kalmıştı. Uraz, yıllardır alışkanlık hâline getirdiği gibi sahil yolundan ağır adımlarla yürüyordu. Elinde eski bir analog kamera, sırtında bez çantası. İnsanlar için sıradan bir manzaraydı belki ama onun için her gün başka bir anlam taşıyordu gökyüzünün bu hâli.
Gözleri etrafta geziniyor, ışığın su üzerindeki yansımalarını, rüzgârın dalgaları nasıl savurduğunu inceliyordu. Ama bu görüntülerin ötesinde, zihninde sürekli eksik kalan bir şey vardı. Ne olduğunu bilmediği, ama yokluğuyla hep hissedilen bir şey.
Bir anda başını kaldırdı.
Ve onu gördü.
Küçük bir bankta, elinde siyah bir defterle oturan bir kız. Lizge.
Uraz’ın bakışları, kızın yüzünde kısa bir an takılı kaldı. Tam o anda göz göze geldiler. Gözler. Bir şey kıpırdadı içinde, açıklayamadığı, ama çok derinden tanıdığı bir şey.
Zaman sanki kısa bir anda kıvrılıp içe çöktü. Her şey sessizleşti. Sadece o gözler…
Rüyalar.
Çocukluğundan beri zaman zaman aynı rüyayı görüyordu. Puslu, sıcak bir ışık. Karşısında bir siluet. Yüz yok. Ama gözler hep aynıydı. Uraz hiçbir zaman kimin gözleri olduğunu bilememişti. Ama hissetmişti. Kalbine işleyen o bakışlar.
Ve şimdi…
Lizge’nin gözlerinde o bakış vardı.
“İmkânsız,” diye fısıldadı içinden. “Bu… saçma.”
Ama adımları kendiliğinden hızlandı. Göz temasını kısa kesti. Yürümeye devam etti, hiçbir şey olmamış gibi. Çünkü korktu. O anda dönüp bir şey dese… her şey değişebilirdi. Hazır değildi.
Ama o gözleri unutmayacaktı.
İlk defa yazıyorummm. Çok heyecanlıyım. Düşüncelerinizi yazarsanız beni çok mutlu edersinizzzz. Devamı gelecekkk.🤩🤩🤩💋
Bölüm etkileşimi
