Aynı Rüya kitap kapağı

3. bölüm / 5

Aynı Rüya

BİR RÜYANIN ARDINDAN

Vaveyla Yazarı: Senya K.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: BİR RÜYANIN ARDINDAN

(Uraz'ın ağzından)

Gözlerim, o gözlerin varlığını hatırlamaya çalışarak açıldı. Yine o rüya.
Yine o gözler...

Yine o gözleri görmüştüm. Bu sefer daha netti ama tanımaya yetmezdi. Ne saçlarının rengi netti nede başka bir şey. Karmaşaydı. Göz göze geldiğimizde zaman duruyordu sanki evrendeki herşey silinmiş bi tek onlar kalmıştı.

Uzanıp telefonumu aldım. Ekran: 07:13

Evin içinde bir sesizlik vardı. Bu dakikalar muhtemelen Araz' ın ikinci defa "Beş dakika daha." diye susuturduğu, Özgür'ünse gece vardiyadan gelip yüzüstü koltuğa sızıp sabaha kadar orada kalmış olabileceği dakiklardı.

Yavaşça kalktım. Banyoya doğru geçtim. Rüyanın sesleri hala kulaklarımdan yankılanıyordu, suyu yüzüme çarpınca geçeceğini sandığım ses kalbimin derinliklerine gömüldü.

Mutfağa doğru giderken yerde bir çift çorap gözüme çarptı. %99 Araz' a aitti. %1 ise Özgür'e ama onun çorap giymediğini hepimiz biliyorduk.

Buzdolabını açtım. İçi tabikide boştu. Hiç şaşırmamalıydı. İçime bir kahve isteği doğdu. Ama oda bitmişti. Sonunuda dün Özgür "Bu sonmuş ama ben polis olduğum için ben içiyorum." diyerek bitirmişti.

Tam o sırada arkadan bir ses:
"Uyandı mı lan sabah ayazı?"
Bu Özgür'dü. Yüzünde kazak iziyle salona giriyordu. Hâlâ altındakinin üniforma mı pijama mı olduğu anlaşılmıyordu. Kendini koltuğa doğru fırlattı. Siyah saçları, kahverengi gözleri vardı. Esmerdi. Kirli sakallı uzun boylu yakışıklı bir adamdı. Etrafındaki kızların gözdesiydi. Normalde çok sakin birisiydi ama o üniformayı giydi mi arkadaşmış, akrabaymış tanımazdı. Hele ki sinirliyse ben bile tanıyamıyordum. Yaklaşık 10 yıldır tanısıyorduk, liseden. En yakınımdı ailemden sonra tek dayanağımdı.

"Kahve yok." dedim.
"Kahve yoksa yaşamkta yok hacım." dedi ve gözlerini kapattı. "Bir polis kahveyle yaşar, kahve yoksa ruhuda yok."

Tam o sırada Araz odasından çıktı. Saçi dağınık, tişörtü ters paçasının bir tanesi çorabının içindeydi. Sarı saçlı, yeşil gözlüydü. Daha çocuksu bir yüzu vardı. Bizden çok küçüktü. İşletme ikinci sınıf öğrencisiydi. Özgür' ün uzaktan akrabasıydı. Onunla iki yıldır birbirimizi tanıyorduk. Ama hemen birbirimize alışmıştık.

"Ben rüya gördüm." dedi
İçim ürperdi. Bı an duraksadım "Ne gördün?" dedim. Bir dakika düşündü.
" Rüyamda... Özgür kel kalmıştı." dedi. "Ama
böyle bildiğin gibi değil... Bildiğin yumurta gibiydi."

Özgür doğrularak gözlerini kısıp ona baktı.
" Bak benimle uğraşma çocuk sana dalarım burdan kahvemde yok zaten."

Kahkaha attım bu evin tuhaflığı benim rüyalardan ibaret değildi.

Artık işe gitmem gerekiyordu. İçeri geçip, yatağımın kenarına dizdiğim kıyafetlerden bir gri tişört ve kot ceket seçtim. Üzerime geçirirken rüyada gördüğüm kadının gözlerini yeniden hatırlamaya çalıştım. Gözümde canlanan görüntüyle, gerçeklik arasındaki boşluk canımı sıktı.

Çantamı aldım. İçine laptopumu, not defterimi, kulaklığımı yerleştirdim.
Araz hâlâ koridorda tişörtünü düzeltmeye çalışıyordu.

Kapıdan çıkarken Özgür bana seslendi:
"Oğlum bir ara şu gözlü kızı çizsene ya."

Donup kaldım.

“Ne?”
“Dün gece sayıklıyordun, ‘gözleri gördüm, gözleri gördüm’ diyordun. Dedim kesin birini stalkladı yine rüyasına girdi.”

Kıkırdadılar.
Ama ben gülmedim.
Ben sadece düşündüm.

Ben o gözleri daha önce görmüştüm. Ama nerede? O sahildeki kız geldi aklıma ama kendi kendime saçmaladığımı düşündüm.

Sokağa çıktığımda hava sabah soğukluğunu henüz atamamıştı. Güneş kendini göstermek istiyor ama hâlâ gri tonlar arasında sıkışıp kalıyordu. İçimden bir parça, o griye benziyordu. Ne tam karanlık, ne tam aydınlık. Bir geçiş gibiydim.

Kulaklıklarımı taktım. Spotify rastgele bir liste açtı, ne çıktığını bile dinlemeyecek kadar dalgındım. Gözlerim bir an, apartmanın giriş kapısındaki yansımama takıldı. Yüzümde uykunun izleri, içimde uykudan kalma bir boşluk.

Adımlarım beni durakta bekleyen 36B minibüsüne götürdü. Her sabah aynı koltuk savaşı. Aynı sabırsız insanlar. Aynı korna sesi, aynı tümsek. Ama bugün hepsi sanki biraz daha yavaştı. Belki ben biraz daha sessizdim. Belki de sadece… hâlâ o gözlerdeydim.

Otobüs tıklım tıklımdı. Ayakta kaldım. Yanımdaki çocuk çaktırmadan telefon ekranından mesajları okuyordu. Birileri kavga ediyordu, sessizce. Bir kadın poğaça yedi, poşeti hışırdayarak. Ama ben hiçbirine tam dikkat edemedim.

İndim.
İstanbul’un o bilindik karmaşası karşıma çıktı. Koşan çocuklar, aceleyle yürüyen takım elbiseliler, kaldırımda simit satan adam.
Hayat, aynı hızda dönüyordu ama ben ona eşlik etmekte zorlanıyordum.

Ofis binasına girdiğimde güvenlik görevlisi Eyüp Abi başıyla selam verdi.
“Günaydiın Uraz, hayırlı sabahlar." dedi.
Bir gülümsedim. Bende aynı şekilde cevap verdim.

Ofis bizimkilerin deyimiyle "yarı bohem, yarı kurumsal" bir yerdi. Yani, jean pantolonla müşteri karşılıyorduk ama sunumlara ceket giymek zorundaydık. Renkli post-it’lerle kaplı duvarlar, yarım kalan kahveler, grafik tabletlerin her yere dağılmış kalemleri… Ve tabii, patronun keskin sesiyle delip geçen toplantı anonsları.

Bilgisayarımı açtım.
İlk iş olarak, ajandamdaki taslak dosyayı buldum. Yeni bir kampanya için karakter yaratmam gerekiyordu. İronik olan şu ki; ben, kendi içimde hâlâ bir karakteri bulmaya çalışıyordum:
O gözlerin sahibini.

Ekrandaki beyaz boşluk, kafamın içindeki sessizliğe benziyordu.

Çizmek istedim. Sadece gözleri. Rüyada gördüğüm gibi.
Ama parmaklarım tuhaf şekilde ağırdı. Çizemiyordum.

Sanki beynim hatırlamak istemiyor ama ruhum unutmamak için direniyor gibiydi.

Öğleye kadar zaman ağır aktı.Toplantı bitince, kendimi ofisin balkonuna attım.
Hava güneşliydi ama beni ısıtmıyordu.
Telefonumu çıkarıp açmadan baktım.
Bir bildirim yoktu.

Saat altıyı biraz geçmişti. Güneş çekilirken şehri pembe-turuncu bir örtüye sarıyordu. İş çıkışı kalabalığı yolda sel gibi akarken, ben o kalabalığın en sessiz parçasıydım. Telefon cebimdeydi, kulaklık kulağımda. Şarkı çalmıyordu ama alışkanlık işte, taktım. Bazen sessizlik bile gürültüden daha çok şey söyler.

Yoruldum.
Ama bu yorgunluk sadece mesaiye ait değildi. Sanki uyanamadığım bir rüyadan taşınan bir ağırlık da vardı omzumda.

Eve vardığımda apartmanın beşinci katına yürümeyi seçtim. Asansör yine bozuktu, ya da ben inatla basmamıştım. Merdivenlerde her adımda beton gibi bir sessizlik vardı.

Kapıyı açtım.
Ve işte bizim “erkek evi” manzarası:

Araz salonda yerde uzanmış, televizyona dik dik bakıyor, yanında koca bir cips paketi.
Özgür mutfakta. Şüpheli şekilde tencere kapağını kapatmaya çalışıyor. Duman var. Bolca.

“Ne yaptın mutfağa, yangın çıkacak gibi?” dedim kapıyı kapatırken.

Özgür tencerenin kapağını kapatmayı başardı.
“Deney,” dedi, yüzünde uyduruk bir gurur ifadesi. “Soğanlı menemen yapıyorum.”

“Menemen zaten soğanlı olur ki,” dedim.
Araz hemen atladı:
“Hayır, olmaz abi. Biz Ege çocuğuyuz, bizde soğan yok.”

Özgür döndü ona:
“Oğlum sen Edirne doğumlusun.”

“Ege’ye yakın ama,” diye geveledi Araz.

Ben ayakkabılarımı çıkarırken ikisinin bu tartışmasına sadece kafa salladım. Aynı evde yaşamak demek, her gün bir konunun savaşı demek. Dün yastık kılıfıydı, ondan önceki gün bulaşık sırası. Bugün menemenin kimlik bunalımı.

“Bir gün biriniz gerçekten düzgün yemek yapacak mı?” dedim mutfağa geçerken.

Özgür tencereden bana kepçeyle tehdit eder gibi seslendi:
“Sen grafiker ol, biz yemeği hallederiz hacım.”

Araz kanepeye uzandı, elindeki kumandayı bana uzattı:
“Netflix aç, rüyalarını dağıtacak bir şey izleyelim.”

Bir an duraksadım.
Rüya dedi.
Sahi, ben daha sabah gördüğüm o rüyayı sindirememiştim. Ama bunu onlara anlatamıyordum. Anlatmak… çok fazlaydı. Ya da belki, çok gerçekti. Her sabah aynı gözlerle uyanmak, tanımadığın bir yüzü özlemek gibi bir şeydi bu.

Ama Özgür ve Araz... Onlar her şeyin dalgasını geçebilen insanlar. Araz haylaz, zekasını şakaya harcayan bir tip. Özgür desen, polis olacak ama evin en dağınığı. Ciddiyet sıfır. Ama kafa. Dert varsa dökebileceğin, gülmek istiyorsan yanında olmasını isteyeceğin türden.

Mutfağa geçtim, buzdolabından soğuk bir soda aldım.

“Bir gün rüyamda tencere olacağım diye korkuyorum,” dedim Özgür’e.
Güldü.
“Olursan kapağın bende, dert etme.”

Araz kahkahayı bastı.
“Seni tencerede bırakmayız abi, kardeşliğimiz var,” dedi, cipsleri patlata patlata.

Yemekten sonra üçümüz koltuklara yayıldık.
Araz kucağında laptop, “Yeni kızlarla tanışma uygulaması”na bakıyordu.
Özgür telefonunda bir oyun açmış, tıka basa yeniliyordu.
Ben de boş boş tavana bakıyordum.

“Abi yine mi rüyaları düşündün?” dedi Araz.

Birden dik oturdum.
“Ne?”
“Yüzünde yine o rüya suratı var. Gözlü mözlü rüyalar var ya hani yine onlardan mı?”

Bir an donakaldım.
Ben onlara bahsetmemiştim…
Yoksa bahsetmiş miydim?

Yutkundum.
“Siz bana söylemiştiniz ya… Rüyanı anlatırsan gerçekleşmez diye.”

Araz omuz silkti.
“Ben öylesine demiştim. Ama sen ciddi ciddi yaşıyorsun oğlum o rüyayı.”

Özgür araya girdi.
“Bir gün gidip bulacağız o gözleri. Ben polis oluyorum, dedektifliğini de yaparım. ‘Kayıp Gözler Büro Amirliği’ kurarız.”

Araz güldü.
“O zaman beni de teknisyen yazın, kahvemi içerim sadece.”

Ben gülümsedim ama içimde bir şeyler hareket ediyordu.
O gözlerin gerçeğe bu kadar yaklaşması ürkütücüydü.

Belki bir gün… belki çok uzak olmayan bir gün… o gözlerle gerçekten karşılaşacaktım.

Ve o zaman... hiçbir rüya artık sadece rüya olmayacaktı.

(Ertesi sabah...)

Gözlerimi açtığımda, hâlâ rüyanın sisli izleri vardı üstümde. O gözler… O deniz… O tuhaf sessizlik…
Bir an yataktan kalkamadım, sanki rüyanın içinde biraz daha kalmak istiyor gibi. Ama artık sıkılmış

“Uraz, kalk artık!” diye bir ses çınladı mutfaktan.
Özgür’dü. Sesinde ciddi bir panik havası vardı ama gürültüden çok komikti.

Yavaş yavaş gözlerimi açtım, yataktan doğruldum, pencereden içeri süzülen sabah ışığı odaya huzurla doluyordu. Saat daha yedi buçuktu ama evde hayat çoktan başlamıştı.

Mutfak kapısını araladım. Özgür, elinde koca bir tava, yüzünde kaygılı ama kararlı bir ifade vardı.

“Menemen olayı devam ediyor,” dedi.
“İnanıyorum ki bugün pişecek.”

“Aynı umutla bekliyoruz, amirim,” dedim gülerek.

O sırada Araz salondan geldi, elinde kahve bardağı, saçları biraz dağınık, hâlâ uykulu ama enerjisi tam yerindeydi.

“Uraz, kahveni içmeden dışarı adımını atma,” dedi, kahvesini uzatarak.

Ve böylece evde sabah ritüelimiz başlamış oldu. Yavaş yavaş, bol kahkahalı, biraz da aksilikli....

Lütfen beğenmeyi ve yorum yapmayı unutmayınnnn💋💓

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

13okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 154

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk AşkıDark RomancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanplatonikpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYarı TextingYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18