1. bölüm · Aynı gökyüzünün altında

bölüm 1 -cocukluk

Ela naz Kuvanç

Çocukluk
2006 — Ankara
Mahallede yaz akşamlarının nasıl geçtiğini anlatmak için saatlere ihtiyaç yoktu.
Çünkü çocukların eve girmeyi reddettiği, annelerin pencerelerden isimlerini bağıra bağıra çağırdığı ve sokak lambalarının yanmasına rağmen kimsenin eve gitmek istemediği o saatler, mahallenin en hareketli zamanlarıydı.
O akşam da durum farklı değildi.
Sokağın ortasındaki boş alanda sekiz çocuk vardı.
Çınar, diğerlerinden bir yaş büyük olduğu için kendisini grubun doğal lideri ilan etmişti. Her ne kadar kimse ona bu görevi vermemiş olsa da bunu kendisine hatırlatmanın hiçbir faydası yoktu.
Atlas, kaldırımın kenarında oturmuştu. Emir yanında durmuş, elindeki topu sürekli havaya atıp tutmaya çalışıyordu. Hakan ise topun her seferinde Emir'in elinden düşmesini büyük bir ciddiyetle izliyordu.
Beren ve Tuana kendi aralarında konuşuyor, Leyla ise biraz ileride sessizce onları dinliyordu.
Alara ise sokağın ortasında, ellerini beline koymuş şekilde hepsine bakıyordu.
"Biriniz şu topu artık düzgün tutsun."
Emir topu havaya atıp yakalamaya çalıştı.
Top elinden kayıp doğrudan Hakan'ın ayağına çarptı.
Hakan birkaç saniye topa baktı.
Sonra Emir'e.
"Çok güzel tuttun."
Emir dudaklarını büzdü.
"Bilerek yaptım."
Hakan kaşını kaldırdı.
"Tabii."
"Gerçekten."
"Ben de sana inanmış gibi yapayım."
Emir cevap vermek için ağzını açtı ama Hakan daha önce davranıp topu aldı.
"Sen bırak. Senin elinde bu topun ömrü uzun değil."
Beren gülerek ikisine baktı.
"İkiniz her gün kavga etmiyor musunuz?"
Emir hemen cevap verdi.
"Biz kavga etmiyoruz."
Hakan başını salladı.
"Ediyoruz."
Emir ona döndü.
"Etmiyoruz."
"Az önce kavga ettik."
"O kavga değildi."
"Ne?"
"Fikir alışverişiydi."
Tuana kahkaha attı.
"Senin fikir alışverişin niye hep bağırarak oluyor?"
Emir ciddi bir ifadeyle omuzlarını kaldırdı.
"Çünkü fikirlerimi çok seviyorum."
Alara gözlerini devirdi.
"Senin fikirlerinin yarısı saçma."
Emir hiç beklemeden ona baktı.
"Yarısı mı?"
Hakan araya girdi.
"Çok iyimser."
Emir ikisine de ters ters baktı.
"Ben büyüyünce çok önemli biri olacağım."
Çınar kollarını bağladı.
"Ne olacaksın?"
Emir bir anda ciddileşti.
"Asker."
Bir an sessizlik oldu.
Sonra Alara'nın yüzü aydınlandı.
"Ben de asker olacağım!"
Hakan hemen elini kaldırdı.
"Ben de."
Beren gülümseyerek:
"Ben de asker olacağım."
Tuana:
"Ben de."
Leyla, her zamanki sakinliğiyle:
"Ben de asker olacağım."
Çınar başını salladı.
"Ben zaten asker olacağım."
Emir iki elini yana açtı.
"Bir dakika, hepimiz asker oluyoruz."
Alara'nın gözleri parladı.
"Tabii ki."
Hakan hemen yere çömelip küçük bir dal parçası aldı ve toprağın üzerine şekiller çizmeye başladı.
"Bakın, hepimiz aynı timde oluruz."
Beren merakla ona yaklaştı.
"Nasıl yani?"
Hakan toprağa sekiz tane küçük yuvarlak çizdi.
"Şunlar biz."
Emir hemen itiraz etti.
"Ben niye en küçük yuvarlağım?"
Hakan ona baktı.
"Çünkü en çok sen konuşuyorsun. Daha fazla yer kaplamanı istemiyorum."
Emir'in ağzı açık kaldı.
"Ben komutan olacağım."
Çınar güldü.
"Sen komutan olursan ben istifa ederim."
Emir:
"Niye?"
"Çünkü seni çekemem."
Hakan hemen başını salladı.
"Ben de."
Emir ellerini beline koydu.
"Siz beni kıskanıyorsunuz."
Alara kahkaha attı.
"Sen daha komutan olmadın."
"Olacağım."
"Tamam."
"Gerçekten."
"Tamam dedim."
Emir birkaç saniye sustu.
Sonra tekrar konuştu.
"Ben komutan olunca hepiniz bana selam vereceksiniz."
Hakan:
"Ben vermem."
Emir:
"Verirsin."
"Vermem."
"Verirsin."
"Vermem."
Çınar ikisinin arasına girerek:
"Yeter. Daha asker bile olmadınız."
Alara gülerek başını salladı.
"Çınar haklı."
Sonra Atlas'a baktı.
"Sen ne olacaksın?"
Atlas başını kaldırdı.
"Ben de asker olacağım."
Alara'nın yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.
"Gerçekten mi?"
Atlas başını salladı.
"Evet."
"Neden?"
Atlas birkaç saniye düşündü.
Sonra omuzlarını kaldırdı.
"Sen olacaksın diye."
Alara bir an sustu.
Sonra gülümseyerek ona baktı.
"O zaman hepimiz birlikte olacağız."
Atlas da gülümsedi.
"Olacağız."
Tam o sırada sokağın diğer ucundan küçük ayak sesleri duyuldu.
Altı yaşındaki Lina, elinde oyuncak bebeğiyle onlara doğru geliyordu.
Lina diğerlerine göre çok küçüktü ama bu, kendisini grubun geri kalanından daha az önemli hissetmesine hiç sebep olmuyordu.
Hatta tam tersine...
Çoğu zaman herkesten daha önemli olduğunu düşünüyordu.
Yanlarına geldiğinde önce toprağın üzerindeki şekillere baktı.
"Ne yapıyorsunuz?"
Alara hemen ona döndü.
"Mesleklerimizi konuşuyoruz."
Lina kaşlarını çattı.
"Meslek ne?"
Emir cevap verdi.
"Büyüyünce ne olacağımız."
Lina biraz düşündü.
"Ne olacaksınız?"
Emir gururla:
"Asker."
Lina diğerlerine baktı.
"Hepiniz mi?"
Beren başını salladı.
"Hepimiz."
Lina'nın gözleri Alara'ya kaydı.
"Sen de mi?"
Alara gururla göğsünü kabarttı.
"Ben özellikle."
Lina bebeğini kucağına biraz daha sıkı bastırdı.
"Ben doktor olacağım."
Alara şaşkınlıkla kardeşine baktı.
"Sen mi?"
Lina başını salladı.
"Evet."
"Niye doktor olacaksın?"
Lina bunu düşünülmesi gereken zor bir soru gibi görmedi.
Çünkü cevabı ona göre çok açıktı.
"Ablam asker olacak ya."
Alara'nın yüzünde yumuşak bir gülümseme belirdi.
"Eee?"
Lina, bebeğinin saçını düzeltirken gayet ciddi bir sesle konuştu.
"Ablam asker olursa onu ben iyileştiririm."
Alara'nın yüzü bir anda aydınlandı.
Kardeşinin yanına çömeldi, iki yanağını hafifçe sıktı.
"Ya yerim seni."
Lina gülmeye başladı.
Ama Alara'nın onu sevgiyle sıkıştırmasından birkaç saniye sonra yüzündeki ifade değişti.
"Sen malsın."
Alara'nın gülümsemesi anında kayboldu.
"Ne?"
Lina bu kez daha da ciddi görünerek:
"Hemen vurulursun gerizekâlı."
Emir başını öne eğdi.
Hakan dudaklarını ısırarak gülmemeye çalışıyordu.
Beren ise Lina'ya şaşkınlıkla bakıyordu.
Alara yavaşça ayağa kalktı.
"Lina."
Lina bir adım geriledi.
"Ne?"
Alara kaşlarını çattı.
"Ablanla düzgün konuş eşek."
Lina bir saniye boyunca ona baktı.
Sonra kahkahayla geriye doğru koşmaya başladı.
"Eşek sensin!"
Alara'nın gözleri büyüdü.
"Gel buraya!"
Lina kahkahalarla kaçarken Alara peşinden koştu.
"Dur!"
"Yakalayamazsın!"
"Bir yakalayayım seni!"
Çocukların geri kalanı kahkahaya boğuldu.
Emir, gülmekten konuşmakta zorlanarak Hakan'a döndü.
"Doktor olacakmış."
Hakan başını salladı.
"İlk hastası ablası."
Çınar gülümseyerek onları izledi.
"Alara'nın işi zor."
Leyla sakin bir ifadeyle:
"İkisi de birbirini iyileştirir."
Beren kahkaha attı.
"Nasıl?"
Leyla omuzlarını kaldırdı.
"Biri diğerinin sinirlerini düzeltir."
Tuana:
"Ya da daha çok bozar."
Herkes yeniden gülmeye başladı.
Alara sonunda Lina'yı yakaladı.
Lina'nın elindeki oyuncak bebek yere düşmesin diye önce onu aldı, sonra kardeşine baktı.
"Bir daha bana gerizekâlı diyecek misin?"
Lina birkaç saniye düşündü.
"Belki."
Alara gözlerini kıstı.
"Lina."
Lina gülerek:
"Tamam, demem."
Alara ona inanmış gibi başını salladı.
"İyi."
Lina birkaç saniye sonra fısıldadı.
"Gerizekâlı."
Alara'nın gözleri tekrar büyüdü.
"LİNA!"
Lina kahkahalarla kaçmaya başladı.
Diğer çocuklar da onların arkasından gülüyordu.
O gün, hiçbiri gelecekte neler yaşayacağını bilmiyordu.
Hiçbiri yıllar sonra gerçekten asker olacaklarını, aynı üniformanın içinde yan yana duracaklarını, çocukken kurdukları o küçük hayalin hayatlarının merkezine dönüşeceğini tahmin etmiyordu.
Onlar için gelecek çok uzaktı.
Ve çocukken gelecek her zaman güzeldi.
O sırada Atlas, diğerlerinden biraz geride durmuştu.
Yerde küçük bir şey gördü.
Eğilip onu aldı.
Metal bir pusulaydı.
Atlas pusulayı avucunun içinde çevirdi.
Üzerinde Alara'nın kullandığı küçük işaretlerden biri vardı.
Onun olduğunu hemen anlamıştı.
Başını kaldırıp Alara'ya baktı.
Alara hâlâ Lina'nın peşinden koşuyordu.
Atlas bir an ona seslenmeyi düşündü.
Sonra pusulayı avucunun içinde kapattı.
Alara'ya göstermedi.
Sessizce cebine koydu.
Neden sakladığını kendisi bile bilmiyordu.
Belki biraz sonra geri verecekti.
Belki ertesi gün.
Belki de bu küçük pusula, yıllar boyunca onun yanında kalacaktı.
O gün bunun hiçbir önemi yokmuş gibi görünüyordu.
Ama bazı küçük şeyler vardır.
İnsan onları önemsemediğini sanırken hayatının bir köşesinde yıllarca saklar.
Atlas'ın cebindeki pusula da onlardan biri olacaktı.