9. bölüm / 9
Ay Tutulması (yarı texting)★9★
Bölümler 9Şu an: ★9★
- 1 1★1855 kelime
- 2 ★2★700 kelime
- 3 ★3★587 kelime
- 4 ★4★613 kelime
- 5 ★5★811 kelime
- 6 ★6★697 kelime
- 7 ★7★618 kelime
- 8 ★8★652 kelime
- 9 ★9★1.287 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ağır çantamla söylene söylene okula doğru yürüyordum, her gün olduğu gibi. Ama bugün farklıydı. Çünkü bana seslenen biri vardı.
"Tosbik"
Bu, bana taktığı lakaptan da tanıdığım üzere mahallenin tehlikeli çocuğu Sefa'ydı. Tabi tehlikeli olan tek şey görünüşüydü. Kendisi korumacı ve tatlı biriydi. Aynı mahallede büyüdüğümüz için yakındık. Bazen evde tek kalınca annesi beni evlerine çağırır, istediğin zaman gelebilirsin gibi şeyler söylerdi. Ailemin evde olmadığı günler -yaklaşık yılın yarısı- onlarda kalır, onunla oyunlar oynardım.
Yani o, benim çocukluğumdu.
"Sen bu saatlerde burada olur muydun ya?" Diye sordum.
Elinde sigarası yanında arkadaşlarıyla bir duvara yaslanmış duruyordu.
"Çok sevineceğin bir sürprizim var" diyerek yaslandığı yerden bana doğru geldi.
"Neymiş o?"
"Sizin okula nakil oldum" dedi alayla. Sonra bir kahkaha attı.
"Şaka yapıyorsun! Şaka, dimi?" Diye bağırdım şaşkınlıkla.
"Ya tosbik mutlu olsana"
"Mutlu olcam olmasına da, okulda peşimde dolaşma"
"Niyeymiş?"
"Nasıl niyeymiş?"
"Niyeymiş işte"
"Kısmetimi kapatıyorsun"
"E iyi ya işte" dediğinde sinirle baktım.
"Nesi iyi bunun?"
"Tosbik..."
"Geç kalıyoruz" bileğimden tutup beni asılmaya başladı. Arkadaşlarına da kafasıyla işaret verdi.
Yanımda Sefa, arkamda arkadaşları birlikte okul kapısından geçtik. Geçtik de, geçmez olaydık.
Yaman'ın beni başka erkeklerle görmesi...
Gerçekten hiç iyi değildi.
Ben böyle düşünürken Yaman gelip önümde durdu.
"Nasılsın? Belgin" gözü Sefa ve arkadaşları arasında dolaşıyordu.
Utançla incelen sesimle "İyi" dediğimde gözleri beni bulmuştu.
"Teneffüste görüşürüz" deyip gülümsediğinde sanki dilim tutulmuştu, cevap veremedim. Giderken aşkla arkasından bakıyordum. Tüm umudumu solduran bir ses gelene kadar.
"Ondan uzak dur"
Sefa'nın yumuşak ses tonu gitmiş, tehlikeli haline geri dönmüştü.
"Ne?!" Deyip ona baktığımda umutsuzca başını salladı.
"O iyi biri değil, tahmin edemeyeceğin kadar kötü"
"Neden, ne yaptı ki?"
"Tosbik"
"Sınıfına git"
Yine cevaplamaktan kaçmıştı. Pek umursamadan sınıfa doğru ilerledim. İki adım arkamdan gelen 'Sefa'nın arkadaşlarını' fark edince durdum.
"Siz neden geliyorsunuz?" Diye sorunca biri cevapladı.
"Aynı sınıftayız" diğeri de ekledi.
"Aynı zamanda, Sefa öyle istedi"
SEFAAAA!!!
"Neyse ne, pek yanımda dolaşmayın"
Sınıfa girince Mihra heyecanla bana sarıldı.
"Beloşumm, artık tekrar sıra arkadaşıyız!!"
"Ne! Nasıl?!" Dediğimde gözlerim parladı.
Sonunda matematikçi biraz akıllanmış mıydı?
...
İlk dersin boş olduğunu gelen nöbetçi hocadan öğrenmiştik, önceden söyleselerdi bir saat fazla uyurdum!
Ama neyse ki, Mihra yanımdaydı.
"Kanka şu çocuk fena değilmiş he" deyip gösterdiği çocuk, Sefa'nın arkadaşıydı. Ve aynı zamanda müdür yardımcısının odasında Barlas'ın yanındaki çocuktu. Şu "çocukluk arkadaşı" olan. Bunu yeni fark etmiştim.
Şuan da Barlas'la konuşuyor olması hatırlamamı sağlamış olabilirdi.
"Senin Okyanus'un yok muydu?" Diye sordum hesap sorar gibi.
"Onun adım atmasını beklersem mezarda flörtleşiriz" şikayetçi ses tonuyla söylediği şeye ben kahkaha atmıştım.
"Bu çocuğun adını öğrenmeliyim" dediğinde ciddileştim.
"Teneffüste hallederim" deyip göz kırptığımda hayretle baktı bana.
Beklemiyordun dimi Migross!!
Teneffüste ismini öğrenmek için çocuğun yanına gitmeden birinin bana seslenmezdi ile kapıya döndüm.
"Tosbik gelsene"
Lan napıyosun Sefa!
Bir kere daha bağırmaması için hızlıca ona doğru ilerledim. Bir elimle de Mihra'yı asılıyordum. Biz çıkarken arkamızdan da 'Sefa'nın arkadaşları' geliyordu. Aşırı dikkat çektiğimizin farkındaydım. Bu durumdan da hiç hoşnut değildim.
"Niye geldin?" Diye sordum. Uzak durmasını söylemiştim oysa.
"İlk günüm bugün, okulu gezdir bana" deyip gülümserken Mihra elimi sıkarak bana sinyal verdi.
"Bu kim?" Dedi kulağıma yaklaşarak.
"Bir tanıdık" dedim seslice.
Daha sonra kıstım sesimi.
"Sonra anlatırım"
Okulun bahçesinde beş kişi dolaşırken aklıma gelen soruyu sordum.
"Adınız ne?"
Mihra için küçük bir iyilik.
"Ben Arel" dedi Mihra'nın beğendiği çocuk.
"Ben de Aren" dedi diğeri.
"İsimleriniz çok benziyor?" dediğimde güldüler.
"Onlar ikiz" diye yanıtladı Sefa.
Anlamamam normaldi bence, birbirlerine hiç benzemiyorlardı ki.
Sohbetimiz böyle devam ederken Arel ve Aren hakkında birçok bilgiyi öğrenmiştik ve daha da samimileşmiştik. Herşey çok eğlenceli ilerlerken bir anda karşıma Yaman'ın çıkması dopamin seviyemi fullemişti resmen.
"Belgin" dedi gülümseyerek.
"Birlikte yürüyelim mi?"
Kalbimin attığını hissediyordum. Teklifi hemen kabul etmek istesem de bizimkilere doğru döndüm.
Mihra çok belli etmeden onaylamam için işaret yaparken gözlerim Sefa'da kaldı. Çünkü daha önce hiç görmediğim tehditkar bakışı Yaman'da sabitlenmişti.
Neden böyle yapıyordu ki? Mutlu olmamdan rahatsız olmazdı o, beni mutlu ederdi...
Belki de, değişmişti.
Yaman'a dönüp gülümseyerek cevapladım.
"Gidelim"
Yaman elini tutmam için uzattığında heyecandan titremeye başladım. Elimi eline yerleştirdiğimde titrediğimi fark etmiş olacak ki sakinleştirici ses tonuyla konuştu.
"Sakin ol güzelim"
Güzelim..
Yamaan sen böyle konuşurken ben nasıl sakin kalayımm!!!
Gitmek için ilk adımı atıyorken Sefa'nın sesini duydum tekrar.
"Belgin"
Tüylerimi diken diken olmuş, vücudum karıncalanmaya başlamıştı. Nadiren terleyen ellerimden bile terler akmaya başlamıştı.
Sefa bana asla 'Belgin' demezdi. En son dediği gün...
O iğrenç gün.
Gözyaşlarım yüzümde sıralanırken Sefa'nın gözlerinin içine baktım.
"Söz vermiştin!" Diye bağırdım tüm ciddiyetimle. Yüksek sesim yüzünden bahçedeki öğrenciler bizi izlemeye başlamıştı. Bunu fark etmem bile şuan ki sinirimi ve kırgınlığımı geçiremezdi.
"Belgin" dedi tekrar. Yalvarıyor gibi çıkıyordu sesi. Ama benim takıldığım şey o değildi.
"Yapma! Artık bana sağladığın tek şey acı" sinirle söylediğim şey karşısında kırıldığını biliyordum. Ama şuan benim kadar kırılmış olamazdı!
Boğazım düğümlendi, konuşamadım. Oradan uzaklaşmak için okulun arkasına doğru koştum. En son nefesim tükendi. Bir duvara yaslanarak olduğum yere çöktüm. Gözlerimi kapattım. Korkularımdan kaçmak için hayal dünyama sığındım.
"En İğrenç Gün"
-Sefa'nın 'Belgin' diye hitap ettiği son gün-
(Günümüzden 8 yıl önce)
Sefa ve Belgin, Sefa'nın annesi Huriye teyzeden izin alarak parka gitmişlerdi. O yaz sıcağında koşa koşa uzun bir süre oyun oynadıktan sonra ikisi de kaydırağın içinde oturmaya karar vermişti. Gözleri dışarıda dondurma yiyen diğer çocuklarda gezindi. Onlar da yemek istiyordu, ama ikisi de harçlıklarını bitirmişti.
"Keşke dondurma alabilseydik Belgin" dedi üzgün sesiyle Sefa.
"Benim de çok canım çekti" dedi Belgin iç çekerek.
Birkaç dakika sonra Belgin su içeceğini söyleyerek parktaki çeşmeye gitti. Yanına yaklaşan güler yüzlü, 30lu yaşlarındaki adama gülümsedi.
Adam da gülümsemesini sürdürdü.
"Dondurma ister misin? Benim büyük bir marketim var" diyen adama büyük bir heyecanla baktı Belgin. Daha sonra yüzü düştü.
"Ama bizim paramız yok"
Adam Belgin'in başını okşadı.
"Benimle yalnız gelirsen sana bedava veririm"
"Ama iki tane, biri de arkadaşımın" dedi Belgin Sefa'yı göstererek.
"Tamam hadi gel" dedi elini uzatan adam.
"Bekle arkadaşıma haber vereyim" deyip bir koşuda Sefa'nın yanına gitti Belgin.
"Sefa beni bekle dondurma getireceğim!!" Diye bağırdı küçük Belgin heyecanla.
"Ben de geleyim" dedi Sefa, ama Belgin kabul etmedi.
Bir süre sonra adamın yanına geri döndü. Adamın elinden tutarak birlikte yürümeye başladılar. Belgin evden çok uzaklaştığını fark edince durdu.
"Evimden çok uzaklaşamam" dedi adamın sorgulu gözlerine.
Adam bir kahkaha attı. Belgin buna anlam verememişti.
Adam Belgin'i kucağına alıp ağzını da eliyle kapattı. Hızla bir ara sokağa girdi. Belgin hâlâ anlamamıştı ne olduğunu.
"Belgin" dedi adam derinden gelen sesi ile.
"Sen dondurmadan daha güzelsin"
Adam Belgin'in kıyafetlerini hızla çıkarmaya başladı..
Adamın her bir dokunuşu, Belgin'in hafızasına kazındı.
O gün orada, 9 yaşında bir çocuk olan Belgin tecavüze uğramıştı. Küçücük aklı ile anladığı tek şey acıydı.
Dakikalar sonra ara sokağa koşarak gelen çocuğu fark etti adam. Bu çocuk Sefa'ydı.
"Bırak onu!" Diye bağırdı. Var gücüyle adamın üstüne atladı.
Ne yazık ki Sefa'nın güçsüz, küçük bedeni adamın karşısında bir hiçti. Adam Sefa'yı tuttuğu gibi yere fırlattı. Yere düşmüş olan Sefa'yı rahatlatan şey ise mavi-kırmızı ışığı ile polis arabalarının gelmiş olmasıydı. Polisi Sefa çağırmıştı.
Polisler adamı yakalarken Sefa, Belgin'in yanına gitti. Üzerindeki sıfır kol tişörtü çıkarıp Belgin'e verdi. Belgin sonunda küçük bedenini kapatabilmişti.
Belgin ve Sefa polis arabasının arka koltuğuna oturdular.
"İyi misin Belgin?" Diyen Sefa'nın sesi ile Belgin'in ağlaması bir olmuştu.
Ağlayarak konuştu küçük kız.
"B-Belgin d-deme bana"
Polisler Belgin'i kontrol amacıyla hastaneye götürmüştü. Tabiki yanlarında Sefa da gitmişti. Oturduğu hastane koltuğunda Belgin'i bekliyordu. Sonunda odadan çıkan Belgin'in üzerinde kaplumbağalı bir kıyafet vardı. Sefa'nın aklına Belgin'in en sevdiği çizgi film geldi.
"TOSBİK" diye bağırdı.
Belgin ve Sefa birbirlerine sarıldı. Sonra Sefa tekrarladı.
"Tosbiksin sen, benim Tosbik'im"
O olaydan sonra Sefa, Belgin'e her zaman 'Tosbik' diye seslendi. Aralarında geçen sohbetlerde de Sefa bir söz verdi. Ona asla ismi ile seslenmeyecekti. Çünkü Sefa her 'Belgin' dediğinde, Belgin o günü hatırlayacaktı. Tekrar ve tekrar aynı acıları yaşayacaktı.
Oysaki
Sefa, Belgin'e acı vermezdi; Sefa, Belgin'i hep mutlu ederdi...
Bu bölümde hep Sefa'da bahsettik, araya Yaman da karıştı ama Barlas hiç yoktu. Sebebi de Sefa'ya biraz olsun alışmanızdı. Umarım bölümü beğenmişsinizdir.
Bölüm etkileşimi
