5. bölüm · Ay Kızı
3.Bir yabancı
Medya : Jacob Root
Yaklaşık yarım saat sonra okula geldim .
Okula girdiğimde; kapısına, bahçesine, duvarlarına uzun uzun baktım. Burada bir tuhaflık vardı. Okul ne çöküyordu ne de yıpranıyordu. Okul her zaman yepisyeniydi . Ama biz yıpranıyorduk , çöküyorduk. Olan bize oluyordu . Şu duvar kadar rahat olmak isterdim . Biz neden insanız ki? Şu herkesin bildiği yalan dünya .Bizi hem yaşatan hem de öldüren dünya . Okula baktıktan sonra okula karşı:
'Evet sayın okul bugünde beni karanlık ışıklarına alacak mısın? ' dedim . Sonra da kendi kendime cevap verdim.
'Koskoca hafta sonu bitti, bu da demek oluyor ki, çoktan karanlık ışıklarının içine girmişim. (Okula karanlık ışık diyorum)
Okulun girişine nihayet adım attım. Her sabah olduğu gibi bu sabahta öğrencilerle top oynayan okulun sevgili köpeği vardı. Top oynarken köpekte katılırdı tabi havlayarak .
Bu arada köpeğin ismi :"Yumurcak" ne güzel isim değil mi ?
Kantinci erkenden gelmiş bütün tost ne varsa koymuştu. Bende ucuz yolu seçtim çünkü zamlar kaçınılmazdı .Bir otuz liralık tost yerine yirmi liralık bir simit aldım. Ne kadar ucuz ! Bunun yanında tatlı almazsam olmazdı. İki çikolata aldım çünkü keyfim öyle istedi. Unutmadan favori içeceğim ayranı da alıp bugünkü kantin hesabını kapattım.
İstanbul'da "Aktan Kolej Lisesi'nde okuyorum. 12.sınıfım ,12 A 'da okuyorum.
Okulumuz üç kattan oluşuyordu. Benim sınıfım ikinci kattaydı . Kapı önündeki kalabalığa aldırış etmeden sınıfa girmeyi başarmıştım.
Bir gün okulun içine araba sokup hepsini ezesim geliyor! İçimde nasıl bir psikopat yatıyor, acaba? bazen kendimi bile çözemiyordum.
Her neyse çantamı en köşede ki ilk sıraya koydum. Daha önce önde oturduğumdan bahşetmiştim. İtiraf etmeliyim ki her ne kadar derslerle aram iyi olsa da dersleri sevmiyordum.
Özellikle fizik, matematik gibi dersleri ama konusuna göre değişkenlik gösteriyordu.
Kafamda kulaklıkla kimseyi takmadan zil çalana kadar müzik dinledim .
Okulda telefon yasak değildi ama derste hocadan izin almamız gerekiyordu.
İlk dersi tahmin edin ne dersidir? En bayılıp ayıldığım : Fizik dersi . Aman ne şaşırtıcıydı! Ben bugün neden nefret doluydum? Bir modum bir güne uymuyordu.
Ciddi anlamda beynim yanmıştı . Sabah zaten minnacıktı beynim şimdi ise hiç yoktu. Tebrikler!
İlk ders sonrası teneffüs olunca kendimi dışarı attım ancak beynimi toparlardım.
En sevdiğim şeylerden biri aşağı inip yeşillik içinde yürümektir.
Yağmur başlamıştı. Yağmuru çok severdim . Huzurlu, rahatlatıcı bir havası vardı.
Bu fırsatı kullanıp kulaklığımı takıp
" Posion Tree " açtım.
Oh Beatiful Posion Tree.. ( Güzel Zehirli Ağaç) ( Grouper : Posion Tree)
Başka bir evren ve bu dünya ile alakası olmayan bir şarkı. Hayatın en kötü zamanlarında geçecek dediğin evrede çalan şarkı. Ya da hissizlik bir şarkı olsaydı bu şarkı olurdu. Bütün hisleri yaşıyorsun ama hareket edemiyorsun.
Okulun içinde olan ama okula ait olmayan bahçeye girdim. Okulun içinde olduğu için pek sorun değildi ama girmek yine de sakıncalıydı. Bu bahçenin içinde depo ve bank vardı.
Her ne kadar ürkütücü ağaç yaprakları olsa da benim hoşuma gidiyordu. Duyduğuma göre deponun içinde antika eşyalar vardı ve kilitliydi. Onun haricinde örümcek ağları her yerdeydi . Bu bölgeye her zaman gelirdim ve şu ana kadar başım belaya girmemişti ama bir gün belaya bulaşacaktım .
Ellerimi açıp, yağmura uzattım. Yağmur tanelerinin elime düşmesini sağladım, kafamı kapattım ve yüzümü gökyüzüne çevirdim. Bu huzurun en güzel haliydi. Yağmurun küçük taneleri yüzüme düşüyordu. Gökyüzüne doğru yüzüm çevrili sonsuza kadar kalabilirdim. Bu bahçe ürkütücü olduğu halde huzurlu diyordum nasıl tedirgin olmadığımı inanın hiç bilmiyordum. Yağmur yağarken daha da ürkütücü ve ıssız bir hava oluyordu ama benim en rahat hissettiğim yerdi. Gerçeği söylemek gerekirse birazcık tırstığımı söyleyebilirim. Bankta duran tozu elimle silkeleyip oturdum. Kitabımı çıkarıp okumaya başladım . Tedirgin olup arkamı döndüm. Önüme tekrar döndüğümde kitabımın üstünde tozlu kağıt vardı. Bir dakika kitaptan mı çıktı bu tozlu kağıt?
-Anlatıcı :
Okulun arkasında bulunan ıssız bir bahçe vardı. Bahçenin içinde ise depo vardı. Bahçenin her tarafını otlar çevrelemişti. Otların arasında çivileri paslanmış tahtaları yıpranmış bir bank vardı. Buraya her gün gelen bir kız vardı. Bankın üstünde oturup merakla kitabını okuyordu. Kitabın sayfalarına zarar vermek istemediği için büyük bir özenle ve yavaşça sayfayı çeviriyordu. Kız kitabı okurken arkasında biri varmış gibi hissetti. Arkasına tereddütle döndü ama kimse yoktu önüne döndüğünde kitabının üstünde kenarları yanmış harita bulunuyordu. Haritada isminin üstü çizilen orman ismi bulunuyordu.
Üstü çizildiği için ismini göremedi. Haritada belirttiği ormanın içinde terk edilmiş ev olduğu çizilmişti . Evin arkasında bir yerde haritada belirtilen kayıp kolye vardı . Kolyenin üstünde anahtar vardı. Harita burada bitmiyordu. Gözlerini haritanın sağ tarafına çevirdi . Kolyenin solunda bir küçük sandık olduğu gösteriliyordu. Sandık içinde ne olduğu söylenmiyordu. Haritayı arkasına çevirdi bir şeyler daha olmalı diye baktığı esnada arkasından bir ses duydu.
" Elindeki nedir ?" diyordu bir oğlan.
" Seni ne ilgilendirir hem sen kimsin?" dedi kız.
"Bir yabancı " dedi oğlan kıza cevap vererek .
"Sen beni takip mi ediyorsun? " dedi kız.
"Buradan geçerken seni gördüm. Genelde burada kimse olmaz diye biliyordum. İlk defa seni görüyorum merak edip geldim." Dedi oğlan. Aslında oğlan kızı hep takip ediyordu. Onu otururken görünce kızı bir köşede oturup izlemeye başlıyordu.
Kız elindeki haritayı göstererek:
" Bunu sen mi verdin ?" dedi elindeki haritayı hatırlayarak.
"Bunu daha yeni görüyorum. Nedir bu ?" deyip kızın elinden haritayı aldı. Kız almasın diye kolunu yukarıya kaldırdı. Kız ayağa kalkıp elini uzattı ama ulaşamadı.
" Onu bana ver ." dedi haritayı almaya çalışarak kız. Oğlan kızdan aldığı haritayı geri verip bahçeden kıza hiç bir şey demeden hızlıca çıktı. Kız arkasından ona seslendi.
" Nereye gidiyorsun? "dedi şaşkınlıkla kız.
"Okula " dedi oğlan.
"Onu biliyorum Bir şey demeden mi gideceksin? " dedi kız.
"Birazdan söylerim ." diyerek uzaklaştı oğlan.
"Bu ne demek?" dedi kız ama oğlan çoktan gitmişti.
Kız elindeki haritayı cebine koydu kitabını kapatıp eline aldı .
- Ana karakter:
Tamam bela ayağıma kadar gelmişti kabul .Ayrıca bu çocuk beni ne zamandan beri takip ediyor ? Bunu hiç bilmiyordum . Hiç bir şey demeden gitti . O çocukla ben bir belaya bulaştık. Sadece tek bildiğim bu . Bu lanetli yerden bir an önce gitmeliydim. Bir daha gelmemeliydim ama bu gizemi çözmemiz lazımdı çünkü o haritada ek olarak :
' Bu haritayı verilen kişiler gizemi çözmelidir aksi takdirde bu kişiler kaybolabilir .' yazıyordu. Hatta süresi bile vardı. ' Bu gizemi çözmeniz için ilk olarak silinmiş ormanın ismini bulunuz daha sonra gizemli ormana gidiniz ama bu ormana kolayca gidemezsiniz öncelikle bazı aşamaları geçmelisiniz. Geçemeyen elenir yani yok olur .
Verilen tarihe kadar gizemi çözünüz. Ayrıca harita verilen kişiler sorumludur .
Not: harita vermediğimiz haritayı gören kişilerde sorumludur. Başarılar." İyide burada tarih yoktu.
Kağıdın alt köşesinde tarih hakkında bilgi vardı. Bu haritadan sorumlu olan kişilerin sadece bir kişiye verilecektir.
Merhaba mücadele dedim kendi kendime . Ayakta okuduğum haritayı cebime attım ve gizemli bahçenin kapısını kapattım. Sonunda ayaklarımı bu lanetli bahçeden çıkardım. Bir dakika neden etrafta kimse yoktu. Hayır zil çalmıştı . Acele etmem gerekiyordu! Sınıfa hızlıca gitmeye koyuldum. Giderken botlarımın bastığı yerdeki yağmur birikintisini ezip geçtim. Merdivenlere yöneldim. Basamakları çıkarken ciğerimin yandığını hissettim ve biraz dinlenip nefes aldıktan sonra basamak çıkmaya devam ettim. Yüzümün ısındığını hissediyordum . Yüzüm kıpkırmızı olduğunu anladım .
Elimi alnıma koyup terimi aldım. Sınıfımın katına geldiğimde o çocuğu aradı gözlerim . Arkamda bir şey var gibi hissettim. Arkama dönüp baktım kimse yoktu. Çok fazla dış dünyadan koptuğum için artık olmayan şeyleri hissediyordum. Zil çalmıştı ama hoca gelmemişti. Yani zil yeni çalmıştı. Çok şükür . Katta ki lavaboya girip aynadan yüzüme baktım. Hakikaten pancar gibi kıpkırmızı olmuştu suratım . Yüzüme hemencecik su çarptım ve peçete koparıp yüzümü kurulayıp çöpe attım. Lavabodan çıktığımda öğrenciler kapı önünde sohbet ediyordu.
Bir çocuk vardı herkesin tanıdığı kapının önünde etrafı izliyordu. Soru soranlara cevap veriyordu. Saçlarım yağmurdan kabarmıştı. Tamam ! İşte o çocuk bulmuştum onu ama yanına gidemezdim . Islak saçlarımı düzeltmek için yanımdaki ince tarağı çıkardım. Tarağı saçlarıma geçirdim . Sınıfa yaklaşıyordum.
O çocuğun gözleri tarağı çıkardığımda beni buldu. Ne vardı ki alt tarafı saçımı düzelttim. Çocuk bana bakarken ben gözlerimi kaçırdım. Kimseyle göz teması uzun süre kuramazdım. Sınıfa girdimde o çocuktan uzaklaşmıştım. Sınıfı sağ tarafta kalmıştı. İlk defa sınıftan çıktım . Onda da çocuğun dikkatini çektik. Sorunsuz bir gün yok muydu? Sırama geçip oturdum. Hoca geldi. Zamanlamam mükemmeldi. Hocadan sonra asla girmezdim. Hoca girdiği gibi ayağa kalktım. Selamlaşıp yerime oturdum.
Hoca bir duyuru yapacakmış . Dönem bitiyordu. Hâlâ sınıf değiştiren var mıymış? Merakla dinledim. Belki bir kızdır diye fakat erkek lafı geçince kitabıma geri döndüm. Aklıma az önce koridordaki çocuk geldi. Neden aklıma gelmişti. Hoca anlatırken kulak misafiri oldum. Resim sınıfındaymış orada da sayısal dersler görülüyordu ama bu sınıftaki kadar fazla değildi . Bizde resim dersi görmüyorduk. O yüzden hoca sayısal derslerde arkadaşa yardım etmemizi söylüyordu. Hocayı dinlemekten sıkıldığım için kendi kendime konuşmaya başlamıştım.
Hoca derse başlayınca hikâye kitabımı kapatıp , edebiyat kitabını çıkardım ,çok severdim ya! Neyse hoca yine tahtada slayttan giderken arada derse katılıyordum. Ara da kitap ,masa karalıyordum derste mutlaka üçgen çizerdim ; yuvarlak, kare şekiller çiziyorum. Artık alışkanlık olmuştu. Bir bakıyorum ,elim yine üçgen çiziyor. Masamın her yeri karalamalar la doluydu size de oluyor mu?
Dersin bitmesine az kalmıştı ben saate bakmadan duramıyorum. Sayım yapıyordum, ve 4321 zill! Sonundaa! Edebiyat çok sıkıcı bir dersti. Eskiden seviyordum ama yine de sıkıcı olduğu gerçeğini değiştirmez! Şimdi ne ders vardı diye programa baktım genelde sözel sonrası sayısal koymuşlardı. Evet kimya dersi vardı seviyorum bu dersi! Ders bitti hala sandalyede oturuyorum .Ders bitince hala sıra da oturan birini mi arıyorsunuz? O kişi benim. Kapı doluyken çıkmak bana mantıksız geliyor. Teneffüs değildi o yüzden hoca gelene kadar çantamdan en sevdiğim kitabımı çıkardım. Kitabımı merakla okurken başımı masaya gömmüş kimseyi göremeyecek halde okuyordum. Bu yanıma biri gelmiş gibi sıramda bir hareketlilik oldu. Kafamı kaldırıp baktım . Bu şaka olmalıydı.
" Ödüm koptu öyle sessiz sessiz mi gelinir az insaf " diyerek giriş yaptım konuşmaya.
" Resim çiziyorum dikkatimi bozma lütfen " dedi ama altta kalmayacaktım.
" Bozacağım efendim. Sen sessiz sessiz gelirsen ben de bozarım resmini . Bir tanışsaydık öyle geçerdin. Ayrıca başka yer mi yok buldun burayı da geldin oturdun sırama!
" Sırana mı ? Artık benimde sıram " dedi. Çıldırmak üzereydim !Gözümü kapatıp ,açtım ama maalesef halüsinasyon da görmüyordum.!
Sinirimi tutarak sakince: "Harita için mi geldin?" dedim.
" Sana da merhaba ." demekle yetindi. Neden anlamıyordu.
" Elimden aldın ya haritayı " dedim.
" Haa o mu? Tabi ya çocuklar bırakmıştır onu önemsiz bir şeydir. dedi . Demek ki okumamış iyi bari kendim hallederdim.
"Bir nedenin vardı da geldin diyelim neden benim yanımdasın ? " tekrar düzgünce sordum.
" Önde oturmak istedim "
" O zaman köşeye ben oturayım. "
" Tabi yer senin " diyerek çantasını diğer tarafa koydu . En azından köşem gitmemişti. Sonra kimya kitabımı çıkarıp organik sorularına göz attım. şu alkol , eter yok mu :)
Tam o sırada yanımdaki çocuk bana dönüp, konuştu. Bir yandan resmini çizdiği defteri kapatarak.
Hoca içeri girdi ve derse başladık kitabımı kaldırdım kimyadaki organik konusunu yapacaktık . Kimya dersine katılıp soruları cevapladım Yanımdaki yeni çocukta derslere katılıyordu. Hoca ödevleri toplamaya başlarken içimden (erkenden yapmıştım ama iyi bir eser çıkarmışım diye övdüm kendimi). Organik hakkında soru çözecektik . Ödevi yapmam iyi olmuştu. Yeni gelen çocuk ödevini verince şaşırdım. Şaşırdığımı anlamış gibi: " Bize de aynı ödevi veriyorlar "diye ekledi.
Kötü haber yeni Rakip! İyi haber ise zil çalmıştı.
Kimya hocamız yeni çocuğu yanına çağırdı ve isim listesine adını ekledi ismini sorunca "Uğur Sözer " dedi . Ne güzel ismi vardı.
....
Zil çalınca teneffüs olmuştu. Bu sefer kulaklığımı alıp aşağı indim. Gizemli bahçeye gitmek için adım attım belki başıma yine bir şey gelir diye vazgeçtim. Yağmur hâlâ devam ediyordu. Kapüşonumu kafama geçirip kulaklığımı takıp ağaçların oraya yürüdüm. Ağaca yaslanarak etrafı izledim gözümü yan tarafa baktığımda onun orda beni izlediğini görünce hemen gözlerimi kaçırdım . Kafamı meraktan çevireyim deyince birde ne göreyim ! Orada yoktu. Sağa baktım ,sola baktım yoktu.
Birden arkama bakınca onu görmemle şoka girdim.
" Uğur mu senin adın ? " dedim
" Nereden biliyorsun diyeceğim senin adında Arya mı?"
" Sınıf listesi " diye mırıldandk aynı anda.
Beklemediğim bir şey yapıp kulaklığımı çıkardı.
" Ne müziği dinliyorsun diye bakmak istedim "
Acaba dirseğini geçirsem ne olurdu diye düşünmeden edemedim
"Bak Uğur! Şu an emin ol hiç sırası değil ve bugün modumda değilim! Lütfen iki metre mesafe koy." Dedim sinirimi tutarak
Beklemediğim bir şey yapıp iki metre uzağa gitmeyip kulaklığımı kulağına yaklaştırdı ve müziği dinledi. Onu düzgünce uyarmıştım ve bugün kendimi tutamayacaktım . O kendini ne sanıyordu bilemiyorum ama ona şimdi gösterecektim.
"Bu şarkı Conan Gray 'in "Heather" şarkısı. Bende bu şarkıyı dinliyorum." dedi.
Benimle konuşmak istiyordu. İyi de neden benimle konuşmaya çalışıyordu ? Aklıma gelen düşüncelerden kurtulup, onunla konuşmadım ,ona özel soğuk değildim. Benim insanlara güvenim kalmamıştı. Ona bakıp konuşamıyordum. Ben kimseye inanmıyordum . Kabuğuna çekilmiştim artık kim ne yaparsa yapsın kabuğumu kıramazdı.
Sonra beni inceledi ve nefesini çekip "Tamam ,konuşmak istemiyorsun ,belli ki sen tüm kapılarını kapatmışsın ama senin kapılarını açmanı sağlayacağım." dedi .ben hala konuşmuyordum..
"Sen herkesten uzaksın kendine sığınak yapmışsın , belli ki kimseyi istemiyorsun ,belki sana yardım edebilir- derken sözünü kestim.
"Benim kimseye ihtiyacım yok!" dedim sert bir şekilde. Farkın da olmadan o an bir şey daha söyledim; "Bir tane daha yalana ihtiyacım yok" dedim. "Boşuna uğraşma kapılarım kitli". dedim sinirli bir şekilde. Göz yaşlarımı tutamadım, elimle yüzümü kapatarak lavaboya girdim . Aynanın karşısında kendime tezahüratlar yaptım. Zaten başka kim bana 'ağlama güçlüsün' diyebilir ki ?. Yüzümü toparlayıp lavabodan çıktım, sınıfa gittim, sırama oturup kitabımı açtım , kafamı kaldırıp sınıfa baktım o neredeydi? derken ,içeri yüz ifadesi değişmiş şekilde girdi .Bakışları çaresizdi. Bana karşı nasıl davranacağını bilemez gibi bakıyordu. Gözlerimi hemen kaçırdım . Ben söz veren insanlardan nefret ediyordum çünkü kim söz verdiyse gitmişti .Benimde onunla birlikte umutlarım sönmüştü .Yanıma oturup yine resim çizmeye başladı ,bende kitabımı okuyordum .fark etmeden onu incelemeye başladım. Saçları kahverengi gözüne düşüyordu ,gözleri ela rengiydi. Uğur, okulun gözdesi , hem derslerinde , hem de resimde iyi olan, herkesin de dilinde olan çocuk. Beni mi bulmuştu?
Uğur hoş çocuktu, ama ben kimseyi istemiyordum.
Hoca sınıfa geldi dersimiz boştu, yoklama alıp bizi bıraktı, yine aşağı iniyordum . Sonra onun yanımda yürüdüğünü fark ettim , neden bu kadar çabalıyordu ki? sonra konuşmadan yürüdük.
Ansızın bana dönüp " Yağmuru seviyorsun" dedi.
Sen benimi izliyorsun!! diye içimden sövdüm.
" Sen yağmur da ıslanıyorsun ama diğerleri yağmur başlayınca içeri giriyor ,yağmur senin bir parçan olmuş. " dedi beni anlıyordu nasıl??
"Yağmur bizim içimizin göstergesi , duygularımızın dışarı yansıması.." dedim , cevap olarak sonra devam ettim.
"Ne zaman kafam karışıksa ve yağmurda ki sessizlik huzuru istesem gelirim. Yağmur yağınca asla kaçmam. Ben hep yağmura doğru koşarım çünkü o yalnızlığımın bir parçası." dedim.
Sonra hiç beklemediğim bir anda bu arada Ben " Uğur Sözer" dedi karşılık olarak sonunda ismimi söyleyebildim. Ne de olsa ben onun ismini biliyordum. Bende "Arya Başaran " dedim .
Senden notlarını alabilir miyim? Benim eksiklerim var da?" dedi.
"Tabii ama çok karışık anlarsan?" dedim. nazik konuştum nasıl? O güvenilir miydi?
"Sorun değil ben anlarım". dedi
Memnun olmuşçasına gülümsedi. Bu durumdayken bile kendimi savunmasız, bütün sözlerimi çiğnemiş gibi hissediyordum, ama belli mi olur ?,
Hayat bu, bir anda tüm yeminlerini bozar , o bitmiş zamanda gelir tüm umutlar ...
hayat bu, bir anda tüm yeminlerini bozar , o bitmiş zamanda gelir tüm umutlar ...
SİZce ARYA İÇİN Mİ GELDİ??
