1. bölüm · Ay Kızı
1.Kendi Değerini Bilmek
Merhabalar bu bölümü sonradan ekledim .
Daha anlamlı olması amacıyla.
Bu arada düzeltip halen yanlış kelimeler unttuğum noktalama hatası var düzeltmeye çalışıyorum
Hadi iyi okumalar değerli okurlarım nereden bulup geldiniz yorumlara bekliyorumm
Anahtarı almayı başarmıştım . Sıra kuleye girmekteydi.
" Aferin sana Areles dedim " kendi kendime.
Ancak bir sorun vardı. Ben anahtarı almayı başardıysam gelecek olan hamle hiç de iyi olmayacak demekti. Arkama dönerek: " Stew!" diye bağırdım.
Yavaşca gelen x -ışınları gelecek olan hamlenin ne olduğunu göstermişti bile .
Şansıma bu hamleyi tahmin ettiğim için yanımda ışının yaydığı radyasyonu engelemek için gözlük almıştım. Diğer gözlüğü Stew' e attım. Anahtarı boynumdaki ipe taktım .
"Areles!" dedi hızlıca.
Hemen kafamı eğerek üstümden gecen şeye çarpmaktan kurtuldum .
Hızlıca gözlüğü taktım . "Stew" diyerek ona baktım o da bana baktı. "Başlıyoruz prenses "dedi.
"1,2 ve 3 " diyerek ışınların arasından koşmaya başladık.
"Prenses-.....
Kapı açıldı . Kulaklıkta çalan şarkıyı durdurarak toplu kahve saçlarıyla karşımda kaygılı gözlerle bana bakan kişiye baktım. " Kızım odada ne yapıyorsun? " dedi. Anneme bakarak kulağımdaki kulaklığı bir kenara koyarak :" Bir şeyler yazıyorum anne " diye cevap verdim. Annem ikna olmamış gibi sözüne devam etti. " Kızım tüm gün odandan çıkmıyorsun. Şu an gece olabilir ama gündüz dışarı çık arkadaş edin" deyince annem sustu ve bir süre sonra sözüne devam ederek:
" Tamam ben senin yanındayım nasıl istiyorsan öyle olsun kızım ama sende biraz odandan çık ki yüzünü görelim . Hafta sonu böyle geçmesin." dedi.
" Anne beni düşündüğün için teşekkür ederim ama ben bu halimden memnunum. Ayrıca yemek saatinde aşağı iniyorum anne lütfen abartma." dedim sakince ısrar eden anneme.
"Yavrum konu evlat ise abartırım. Sen bizim yavrumuzsun tabi ki seni merak edeceğiz . Yemekte bile iki kelam etmiyorsun ki güzel evladım senin için üzülüyorum. " deyip yanıma oturup saçlarımı koklayıp öptü. Yüzümde tebessüm olunca annem fark edip " Böyle gülmeni istiyorum güzel kızım ."Hadi tatlı rüyalar " dedi. " Sana da tatlı rüyalar annecim " dedim. Annem ben küçükken de yaptığı gibi ışığımı kapatıp küçük lambayı açarak elini kelebek işareti yaptı .Bunu gece uyurken güzelce rahat bir uyku çekmem için yapardı ki ışığı kapatınca kötü şeyleri düşünmeyeyim diye. Odadan çıkana kadar hareketi sürdürüyordu ve odanın sonuna gelince kapıyı aralık bırakıp odadan çıkıyordu.
Aslında kötücül şeylerden eskisi gibi korkmuyordum zaten kötücül şeyler hep aklımdaydı. Yastığa kafamı koyup tavana bakmaya başladım. Tavan boş ve beyaz değildi benim için. Bir sürü düşüncemin yansımasıydı. Öylece bakıyordum ama neler görüyordum o bomboş tavanda ...
Bir süre sonra yaşadığımı fark edip ne boş , sıkıcı bir aktivite diye düşünüp komodindeki saate baktım ve saat 01.00 olmuştu.
Annem geldiğinde saat 00.30 'tu.
Yarım saattir tavana mı bakıyordum?. Düşüncelerim ne kadar yoğunmuş.
Evet hayatımı çok ihmal ediyordum.
Tek başıma odada hiçbir şey yapmazsam düşüncelerimin esiri oluyordum.
Ben aklımı yönetemiyordum . Ne yaparsam yapayım düşüncelerimin esiri oluyordum ve sonsuza kadar öylece esir olacaktım.
Buna dur demenin zamanı geldi de geçiyordu! Diye birden canlandığımı fark edip artık hayatımı yaşamak istiyordum . Geçmişi bir kenara atıp düşünmeden mutlu olmak istiyordum. Sanırım artık hayata dönüyordum.
Hemen yataktan çıkıp masamdaki mumumu yakıp , kulaklığımı, telefonumu, fazla önemsemediğim paragraf şeklinde hikaye yazdığım defterimi alıp aşağı indim. Bahçenin ışıklarını açıp masaya elimdekileri koydum. Mutfağa girip kendime kahve yaptım. Koltuğun üstündeki sıcak tutan battaniyeyi alıp bahçedeki koltuğa oturdum.
Annemler uyumuştu. Sessizliği çok severdim ve bunu da mekân olarak favori yerim bahçe de taçlandırdım. Hayatta en zevk aldığım şeylerden biri; gece ay ışığında müzik dinleyerek bir şeyler yazmaktır.
Kulaklığımı takıp "The Weeknd " oynatma listesini açıp lavantalı mumu masanın ortasına koydum. Rüzgar olmadığını anlayınca mutfaktan aldığım çakmağı mumun yanması için yaktım. Defteri elime alıp taslağı düzenledim . Bir süre sonra defteri kapatıp ayı izlemeye başladım. Yağmur çiselemeye başladı. Yağmur beni yalnız bırakmamıştı. Elime değsin diye kolumu uzattım. Katlanır kış bahçesi olduğu için yağmur üstüme yağmıyordu.
Yazdığım hikayedeki amaç karakterin anahtara ulaşıp kuleye girmesiydi. Anahtar kulenin sahibi tarafından saklanıyordu. Karakterim bu anahtara büyük engelleri aşarak ulaşmayı başardı ancak her şey anahtarı almakla başladığı için kule aslında bir yan üründü. Bugün karakterim anahtara ulaştığı için yazmaya devam etmedim. Bölümleri düzenlemeye karar verdim.
Yağmurun huzur verici atmosferiyle kendi düzenimi romantizme etmiştim. Battaniyeyi sırtımdan geçirip işimin başına döndüm bir yandan kahvemi içiyordum. Bir saat bahçede durunca sanırım bayılmışım uykusuzluktan . Gözlerimi açtığımda saat 04:00 olmuştu! iki saattir bahçede uyuyordum. Ayrıca kafamda kulaklık yoktu. Telefonumda masanın öbür ucundaydı. Her tarafım uyuşmuş bir vaziyette oturduğum yerden kalktım. Masanın üstündekileri toplayıp yukarı çıktım. Odama girip kendimi yatağa attım.
Evimiz sahile yakın bir yerde İstanbul'un Şile ilçesinde bulunuyordu. Arka sokağında ise dükkanımız vardı.
....
Güneş ışıklarına gözlerimi açtığımda komodinimdeki saatime baktım. Saat öğlen 13.00 olmuştu. Kahvaltıyı kaçırdığım için acele etmeden güne başlayabilirdim.
Yatağımdan çıkıp yumuşak terliklerimi giyip banyoya girdim. Bu banyoyu genellikle ben kullanıyordum o yüzden eşyalarım burada bulunuyordu. Yüzümü soğuk suyla yıkadım. Havalar soğumaya başladığı için su yüzümü dondurmuştu. Kasım aylarının başındaydık. Saçlarımı özenle tarayıp dişlerimi fırçaladıktan sonra cilt bakımımı yapıp banyodan çıktım.
Odama geçip bugünkü kıyafetlerimi ayarladım. Kahverengi bol pantolon, balıkçı yaka siyah , mantar desenli hırka giydim. Takı olarak beyaz saç bandı ,mantarlı küpe kolye ve bileklik takarak kombini tamamladım. Terliklerimi giyerek odamdan çıktım.





Merdivenlerden sersem adımlarla aşağı indim. Kahvaltı saatini geçirdiğim için aile üyeleri salonda kendi işini görüyordu. Aşağı indiğimde annem mutfakta su içiyordu . Anneme gözümü ovuşturarak bakarken :
Annem " Günaydın güzel kızım" dedi.
" Bana gün aymadı anne " dedim.
" Gece içtiğin kahveden olmasın ?" dedi. Ah ! Kahve bardağını bulaşık makinasına koymayı unutmuştum. O kadar çok uykum vardı ki bardağı unutmuştum.
"Anne " dedim suçlu bir şekilde. " Hadi kahvaltı yap kızım sonuçta başka bir gün doğdu. Önümüze bakalım.". diyerek konuyu kapattı.
" Yok anne ben çörek yiyeceğim." dedim.
" Rahmetli de çok severdi çöreği . Sen de onun gibi çörek delisi oldun . " deyince yüzümde tebessüm oluştu. Annemin ise gözleri dolmuştu .
" Neyse anne o , bu kötü dünyadan kurtuldu onun için mutlu olmalıyız . O bizim üzüldüğümüzü görmek istemezdi . Hadi onun için mutlu olalım. Hepimizin gideceği yer orası. Onu hatırladık madem dua okuyalım." dedim teselli ederek.
Dua okuyup gönderdikten sonra ekmeklikten çöreği çıkarıp buzdolabından tereyağını aldım . Yağı sürmek için bıçak alıp çekmeceyi kapattım. Isınmış çaya bardak alıp koydum. Malzemeleri masaya koyup yemeğe başladım. Üç malzeme ile kahvaltımı yaptım. Yediklerimi bulaşık makinesine koyup banyoya gittim. Tekrar dişimi fırçalayıp. Salondaki koltuğa oturdum. Telefonumu alıp sosyal medyada on dakika gezindim. Ağzım kuruduğu için kendime portakal suyu sıktım. Sıktığım portakal suyumu alıp yukarı çıktım. Kitaplarımın olduğu odaya yani kütüphaneme girdim. Raflardan serinin ikinci kitabına geçtiğim aksiyon kitabını alıp terasa geçtim. Terasta bulunan puflu yastığa oturup elimdeki portakal suyumu içerek kitabımı okuyordum. Yaklaşık yarım saat sonra ödevim aklıma geldiği için keyfim kaçtı. Ödevleri son güne bırakan biriydim. Kimyadan karton ödevim vardı. Organik kimya alkol zincir çeşitlerini araştırıp resimlerini çıkarmam gerekiyordu. İki saat ödevimle uğraştıktan sonra kitabımı okumaya geri döndüm. Kitabımı da iki saat okuyunca olayları sindirmek için okumayı bıraktım. Odamdan örgü çantamı alıp içine ıslak mendil, peçete, telefon ve defter koydum. terasta bulunan kulaklığımı kafama geçirip aşağı indim. Mutfaktan çantaya iki çikolata ve su koydum. Kahverengi Converse giyip salonda olan anneme seslendim.
" Anne ben çıkıyorum" deyip kapıyı kapatırken Annem: " dikkat et kendine kızım" dedi .
" Gözün arkada kalmasın anne selametle" deyip kapıyı kapattım. Telefondan ' bad habit ' şarkısı açarak sahile yürümeye başladım. Hafif rüzgar vardı ama sahile yaklaştıkça rüzgar artıyordu. Denizin sesini dinlemek en sevdiğim şeylerden biriydi.
Saat dört civarındaydı. Sahile geldiğimde çantamdan hiç çıkarmadığım bez parçasını kumun üstüne serdim ve oturdum.
Oturup deniz kabuğunu izlemeye başladım.
Kum ve deniz kabuğu arasında bağlantı kurmaya çalıştım.
Kum deniz kabuğunu sıkıca tutuyor gibiydi.
Denizin dalgasını bile engelliyordu.
Kulağımda çalan estetik şarkı listesinden bir müzik çaldığında deniz dalgalandı. Denizi izleyerek çikolatamı yiyordum. Sahilde bir saat geçirdikten sonra eşyalarımı toplarken birini fark ettim o da aynı benim gibi durmuş denizi izliyordu. Tek fark elinde çikolata yoktu. Kapüşonu kafasında olduğu için kız mı erkek mi ayırt edemiyordum ama iri yapılı olduğundan erkek olduğunu söyleyebilirdim. İçimden yanına gidip konuşmak geldi ama yapamadım. İçimdeki diğer ses buna engel oluyordu ayrıca anksiyete rahatsızlığım buna tamamen engel oluyordu. Dönüşte bir tane daha çikolata bitirdim. Eve döndüğümde ise akşam yemeği saati gelmişti. Sofraya biraz geç gelmiş olmalıyım ki çorba tabakları yerine balık tabakları vardı. Aile bireyleri geç gelmeme şaşırmamıştı diyecektim. Babam ağzını açarak: " Kızım balığı sevdiğini sanıp kaçırmazsın diye düşünmüştüm." Ben mahcup olmuş bir ifade ile . " Az önce iki çikolata bitirmiş olsam da midemde balık için daha çok yer var baba ." dedim. Babamda tepkisiz bir şekilde" İyi bakalım ama o tabaktaki özenle seçtiğim balık bitmezse bozuşuruz." dedi ve yerime oturarak benim için seçilen balığı çatal ile ağzıma bir lokma attım . Sonra tadında ekşilik olduğunu fark ettim. Ekşi tadın sebebinin limon olduğunu anladığımda balığın tek başına tatsız olduğunu düşündüm. Böylece sözümü doğrulamıştım. Tabağımı kolayca bitirebilmiştim çünkü balık kolayca sindirilen cinsteydi. Yemeğimizi bitirince sofrayı toplayıp yukarı çıktım. İkinci kitabı bitirmeme çok az kalmıştı. Akşam sekize kadar kitap okumuştum. ikincisini bitirip üçüncü serisine başlamıştım. Kitabı okumaktan sıkıldığım için birazcık telefonumla uğraştım. Saat dokuz gibi çantamı programa göre hazırlayıp aşağı indirdim. Yukarı çıkıp kartonu da aşağı indirdim . Tekrar yukarı çıkıp pijamalarımı giydim.
Banyodaki rutin işlerimi yapıp odama geri döndüm.
Kitabımı alıp yatağa girdim. Saat 10.30 olunca kitabı komodine koyup uyumaya çalıştım. Gözümü kapattım aile üyeleri odalarına geçiyordu çünkü kapı kapanma sesi gelmişti. Madem herkes odasına çekildi . Bende bahçeye inip oksijen alabilirim diye düşündüm. Bu fikir cazip geldiği için yatağımdan yavaşça kalkıp parmak uçlarına basarak odadan çıktım.
Telefon aklıma geldiği için odama geri dönüp telefonumu aldım. Yıllardır tanıdığım arkadaşımla uzun süre konuşmuyorduk . Ona mesaj atmak istedim.
" Uzun süredir ses yok umarım iyisindir:)" yazıp gönderdim. Bir süre bekledikten sonra yazdığım mesajı sildim. Telefonu uçak moduna alıp odada bıraktım . Merdivenlerden inerken dikkatli olmaya çalışıyordum. Aşağı indiğimde salon ve mutfak birleşik olduğu için salon ile mutfağın ortasında bulunan kapıyı açıp bahçeye çıktım. Dışarısı soğuk olduğu için salonda koltuğun üstünde duran kalın hırkayı üzerime geçirip bahçedeki koltuğa oturdum. Karanlık ışık beni bekliyordu. Gökyüzünde parlayan dolunaya baktım. Ay beni anımsatıyordu. Sadece karanlıkta kendi başına parlıyordu. Uzun zamandır hissettiğim kötücül duygulardan kaçmaya çalışıyordum ama asla kaçmayı başaramadım çünkü hep yanı başımdaydı. Sahilde denizi izlesem , gece ayı izlesem olmuyor bir türlü kurtulamıyordum bu kötücül duygudan. Yaşadığım bu duygu kendimi değersiz, suçlu ve pişman hissetmemi çağrıştırıyordu. Bu duygu bir insana çok değer verip aldığın değeri görememekti. Çok can yakıcıydı. Neden ben önemli değilim ? Hissi neden ben değilim ? Benim ona kusurum var mı ? hissini aşamıyordum. Aynı döngünün içinde dolanıp duruyordum. İnsanlar kaybederek kazanırmış. Belki ben onu kaybetmedim . Sadece yoğundur . Evet o her zaman boşluk bulunca seninle konuşurdu belki işi yoğunlaşmıştır diyerek kendimi kandırıyordum. Tamam aynı okuldayız ona selam veriyordum ona soruyordum nasıl olduğunu ben de artık ona nasıl olduğunu sormam ve ona selam vermeyecektim . Belki fark edip sorardı. Sonra eskisi gibi olurduk. İşte ! buldum . O nasılsa sen de öyle ol kuralı. Aya bakınca bir başka kötü hissim beni yine ele geçirdi. Kolumdaki saate baktığımda saat 11.00 olmuştu. Sabah 6'da kalkan biri için 8 saatlik uyku demekti. Yeter de artardı bile yatmaya gidebilirdim. Koltuktan kalkıp bahçeden çıktım. Kapıyı kapatıp merdivenlerden sessizce çıktım . Odama gelince telefonu meraktan uçak modundan çıkardım. Mesaj menüsüne girdim ama hiçbir şey yoktu. Çünkü mesajı silmiştim profiline girdiğimde 2 dakika önce aktif olduğu görünüyordu. Bunu gördüğüm için üzülmeme sebep olmuştu. Neden sildin bile dememişti. Gözlerimi bir umutla yarına kapattım .
...
Gözlerimi açtığımda daha gün aymamıştı. Komodinimden telefonuma uzanıp saate baktım. Saat 4.30'du. Tekrar uyumaya çalıştım fakat susadığım için merdivenlerden sessizce inip mutfaktan bir bardak su alıp içtim. Sonra yatağıma tekrar geri dönüp uyudum. Alarm çalınca gözlerimi açtım. Saat 6.00 olmuştu. Yatakta biraz daha uyumaya çalıştım fakat uykuya dalamadığım için yatakta oyalanınca on dakikam geçmişti. Komodinin üzerindeki kol saatimi taktım. Puflu terlikleri giyerek odadan çıktım. Banyoya girip yüzümü yıkayıp dişimi fırçaladım . Aşağıya inip mutfağa girdim. Çöreğimi yedim okul için beslenmeni koyup yukarı odama çıktım. Okul için kombin hazırladım.
Yıldızlı kazak ve bol pantolon giymeyi tercih ettim. Saçlarımı tarayıp perçemlerimi şekillendirdim ve parfümü sıktım. Dolaptaki çantamı alıp aşağı indim. Karton ödevimi unuttuğum aklıma gelince koşarak yukarı çıktım. Saat 6.50 olmuştu. Evden çıkacakken ilaçlarımı içmeyi unuttum aklıma geldi elimdekileri kapıya bırakıp mutfaktan ilaçlarımı çıkardım. Bu aralar çok fazla unutkanlık yaşıyordum. Dikkat hapını hızla içip davranış bozukluğu ilacını da içip ayakkabımın üstüne basarak evden çıktım.
Evden çıktığımda şu an fark ettimki karton ödevim evde kalmıştı .
Hayır! Olamaz ! Telefonum da masada kalmıştı. Bahçedeki kapıdan girip eşyalarımı alıp çıktım neyse ki bahçe kapısını kilitlememiştim . Ayakkabımı düzeltip hızlıca koşmaya başladım . Kalbim hızlıca atmaya başladı. İçtiğim ilacın tadı yoktu tadı zehir gibiydi dört senedir davranış bozukluğu için DEHB eksikliği içinde sekiz senedir ilaç kullanıyordum. Bu ilaçları kullanmam benim için daha iyi olacağını söyleseler de ben aksini düşünüyordum. Beni çok fazla kısıtlıyordu daha fazla depresif hale getirdiğini düşünüyorum . Bu ilaçları içmediğim de tam bir kaos oluyordu.
Durağa nefes nefese geldiğimde saat 7.01 geçiyordu sadece bir dakika gecikmiştim. Otobüs şansıma bugün bir dakika geç gelmişti. Otobüsün basamaklarından çıkıp kendime bir yer bulup oraya oturdum çantamdan kulaklığımı çıkartıp kulağıma taktım şarkı olarak
'The neighboorhood' , 'softcore ' dinlemeyi tercih ettim. "Gerçekten bunun için çok genç değil miyiz? "
Trafikten dolayı bir saatlik mesafe sonrası okula varabilmiştik. İstanbul trafiği kaçınılmazdı özellikle okul zamanları tam bir felaketti.
Okula gelince çantamı ve kartonumu alıp otobüsten indim .
Okula girdiğim gibi okulun boğucu havası beni ele geçirmişti. Okulun güvenlikçisine kimliğimi gösterip okula girdim. Basamaklardan çıkarak 2. kata ulaştım sınıfta erkenci olduğum için sınıfın lafazanları daha gelmemişti okulun en sevdiğim saatleri diyebilirdim. Sınıfta kulağında kulaklık olan kafasını sıraya koyan mavi saçlı bir kız vardı adı Senay' dı. Bir de sarı saçlı telefonda herkesin numarasını barındıran kız Selin vardı. Sınıfta tek başıma oturduğum için kapının yanındaki köşeye geçtim. Tek başıma oturuyordum . Aslında bu acizlik değildi ben kaliteye bakardım. Sırama gömülüp zil çalana kadar öylece durdum.
Yaklaşık on dakika sonra Berçin diye seslenen birini duydum. Evet başlıyorduk .
Kafamı kaldırıp masanın yanındaki konuşan kişiye hayretle bakıyordum. O Berçin mi yoksa ben yanlış mı görüyordum?
Benim sınıfımda ne yapıyordu ? Tahmin edeyim Selin'den numara alıyordu .
Bir insan hiç mi değişmezdi.
Ona selam vermek yerine hiç yapmadığım bir şeyi yapıp sırama kafamı tekrar koydum. Onu görmek keyfimi kaçırmıştı zaten bir keyfim bile yoktu. Bu çok zordu içimdeki ses beni suçluyordu diğer bir ses ise beni tebrik ediyordu. İçimdeki sesi söküp atmak için elimden gelen her şeyi yapabilirdim. İnsan ancak kendisini mahvedebilirdi kendi düşünceleri ona eziyet edebilirdi. Nihayet zil çalınca onun da sesi kesilmiş oluyordu. Sınıfa nöbetçi hoca gelerek dersimizin boş olduğunu söyledi . Bu benim için güzel bir haberdi çünkü boş ders demek: gizli yerime çekilip kitap okumak demekti. Kulaklığım ve kitabımı alıp aşağı indim. Okuldaki en sessiz en gizemli yere gittim . Kitabımı açtım ve bir sürü sayfa okuyunca kulaklığımı takıp bir şarkı açtım. Kitabı kapatıp önümdeki sarmaşıklara baktım gece attığım mesaj ve sabahki gördüklerim beni yaralamıştı. Ona ilk defa selam vermeyi kestim ve bana hiç sormadı bile. Kendimi yine değersiz ve suçlu görerek kendime kızmaya başladım. Benim değerim bu kadardı zaten. Yanıma bile gelmemişti aklıma geldikçe kırılıyordum. Gözyaşlarımı tutamadım ve hüngür hüngür sessizce ağlamaya başladım en hassas olduğum konulardan biriydi . İnsan hiç mi hal hatır sormazdı. Ağladığım için gözlerim şişmişti daha fazla şişmemesi için ağlamayı kestim. Gerçi doğal halim olduğu için gözlerimin altı her zaman mordu. O yüzden daha fazla ağlamadım . Çantamdan suyumu alıp içtim. Kendinizi çaresiz hissedince ne yapardınız? Ben kendimle konuşuyordum size göre deli ama bana göre bir tedavi yöntemiydi. Şimdi kendi güvenimi yükseltme sırasıydı. İnsanın kendisinden duymaya ihtiyacı vardı bazı şeyleri. İnsanlar için kendisini yıpratmamayı bilmeliydi. Kendi değerini asla düşürmemeliydi. "Sen değerlisin" diyerek kendi moralimi yükselttim . Ben güzel miyim ?diye kendime sordum. Sonra onaylayarak sen çok güzelsin dedim. Sanki bir yerden fısıldayarak biri beni taklit ederek çok güzelsin demişti. Hemen gizemli bahçenin duvarlarını kontrol ettim. Aşağıya baktım bankta oturup gökyüzüne bakan çocuk vardı. Çocuk kafasına kapüşonu geçirmişti o yüzden yüzünü görememiştim. Neyse tekrar bahçedeki banka geri döndüğümde zil çalıyordu . Teneffüs olmuştu. Şimdi sıra öz güven şarkısı dinlemekteydi. kendime baktıkça iyi hissediyordum zaten yeni başladığım kitap psikolojimin içine etmişti . İlk başta karakterleri iyiydi sonra kızı katilin eline bıraktı . Katilin elinde olduğu sahneleri okumak işkence gibi olduğu için kitabı okumamaya karar verdim. Streets şarkısını dinleyerek moralimi düzelttim. Teneffüs zili çalınca sınıflarımıza geçtik ve ders işledik .Çok bir şey olmadığı için okul sıradan geçmişti. Eve dönüp yine aynı şeyleri yaptığım için hayatım sıradan geçmişti.
Artık bu kötü dönemden çıkıp kendimi değerli hissettiğim döneme girmeliydim. Annemle alışverişe çıkıp kendim için bir şeyler aldım.
Kendime değer verip umursamamam benim için daha iyi olurdu.
Merhaba Uzun zamandır yoktum
