9. bölüm · AVUKAT 1: AMBER
YEDİ
Siz: Tam şu anda ne yapıyorsun?
Avukat Bey: Saklanıyorum.
Siz: Güzel, kimden saklanıyoruz?
Avukat Bey: ‘Biz’ diye bir şey yok. Önce şunu bir anla. Biz saklanmıyoruz. Sen saklanmıyorsun. Ben saklanıyorum.
Siz: Ama ben senin yanındayım.
Avukat Bey: Yanımda değilsin. Sen, telefonumun içindesin.
Siz: Telefonunu yanında taşımıyor musun?
Avukat Bey: Ne… Ne gereksiz bir bağlantı bu böyle.
Siz: Doğru olan her gerekçeye gereksiz diyemezsin.
Avukat Bey: Doğruluk yargılarımız çatışıyorsa, derim.
Siz: Pekâlâ… Sırf hoşuma gittiğin için seninle çatışmayacağım. Kimden saklanıyorsun?
Avukat Bey: Babamdan, abimden… Benimle aynı soyadını taşıyan kim varsa ondan.
Siz: Şirkettesin.
Avukat Bey: Öyleyim.
Siz: Soyadını taşıyanlardan biriyle karşılaşırsan, temsilciliği alamadın diye sana patlayacaklar.
Avukat Bey: Sahiden müneccimsin!
Siz: İstersen sana yardım edebilirim.
Avukat Bey: Nasıl?
Siz: Saklanıyorsan eğer bir yerde oturmuş, bekliyorsun demektir.
Avukat Bey: Belki.
Siz: Hani… Boş boş bekliyorsundur.
Avukat Bey: ‘Zaman öldürmek’ tabirini tercih ederim.
Siz: İstersen bu cinayette seninle birlikte ellerimi kirletebilirim.
Avukat Bey: Ne kadar sapkınca bir teklif bu böyle!
Siz: Yapma. Bir deliden daha fazlasını bekleyemezsin.
Avukat Bey: Pekâlâ, deli. Zamanı benimle birlikte öldür.
Siz: Ah, karamsar prensim… Böyle konuşunca kalbimi tekletiyorsun.
Avukat Bey: En başta nasıl anladın?
Siz: Neyi?
Avukat Bey: Hoşuna gittiğimi.
Siz: Hımm… Hoşuma gittiğini kabullenmen daha fazla hoşuma gitti, şimdi.
Avukat Bey: Nasıl anladığını söyleyecek misin?
Siz: Söyleyeceğim ama buna hazır mısın, bilemiyorum.
Avukat Bey: Kötü bir anlama süreci miydi?
Siz: Aklına gelebilecek en kötü anlama süreciydi.
Avukat Bey: Gönder, gelsin. Zaten kötülükler batağının içindeyim.
Siz: Seni daha fazla batırırsam ya?
Avukat Bey: Batıramazsın. Zaten dibi boylamış durumdayım.
Siz: Bitik bir ruh halin var.
Avukat Bey: Teşekkür ederim!
Siz: Bitik ruh haline hayranım.
Avukat Bey: Bana methiye yazmaya biraz ara versen, olmaz mı?
Siz: Tamam. Midemi bulandırdın.
Avukat Bey: Ne?
Siz: Seni ilk gördüğüm anda, midemi bulandırdın.
Avukat Bey: Mideni bulandırdım ve sen kendi kendine ‘bu adam acilen hoşuma gitmeli’ mi dedin?
Siz: Tama olarak öyle demedim. Önce tuvalete gittim. Sonra seni düşündüm. Yüzün, gözlerimin arkasında ne zaman belirecek gibi olsa midem bulandı.
Avukat Bey: İğrenç. Kendime olan sevgim katlandı. Sağ ol.
Siz: Bence de katlanmalı. Hatta yeryüzündeki herkes sana karşı sevgi beslemeli; katlanarak büyüyen bir sevgi. Tabii, o zaman herkesi kıskanmak yüzünden… Büyük ihtimalle katil olurdum.
Avukat Bey: Öyle bir durumda seni savunurdum. Sanırım.
Siz: İşte bu, hiç iç açıcı bir haber değil. Katil oldum diye beni savunursan hâkim kesin kalemimi kırar.
Avukat Bey: Kalem kırma olayı mazide kaldı.
Siz: Neyse ne işte.
Avukat Bey: Beni sahiden seviyor musun yoksa nefret mi ediyorsun, anlayamıyorum.
Siz: Nefret çok güçlü bir sevgi türüdür.
Avukat Bey: Zıtlıkların uyumuna inanmam.
Siz: Biliyor musun, yetmiş yaşındaki oda arkadaşıma benziyorsun.
Avukat Bey: Yetmiş yaşındaki ‘deli’ oda arkadaşına benziyorum, öyle mi?
Siz: Evet, ikiniz de huysuzsunuz. Memnuniyetsizsiniz. Somurtkansınız. Ama senin ondan güçlü bir farkın var.
Avukat Bey: Ya, neymiş?
Siz: Sen, mutsuzluğunla ruhumu ışıtıyorsun. Alev almış bir mum gibisin. Beni ışıtıyorsun ama kendini tüketiyorsun.
Avukat Bey: Hımm, ikimizden biri bu masalın sonunda kendini feda edecek öyle mi?
Siz: Öyle ama kendini feda eden sen olmayacaksın. Alevini üfleyeceğim. Belki ruhum karanlığa düşecek, belki çürüyeceğim… Yine de alev seni eritip bitirmeden önce onu söndüreceğim.
Avukat Bey: Bundan kazancın ne olacak?
Siz: Hiç. Yalnızca… Hoşuma giden adamın yaşamaya devam ettiğini bileceğim.
Instagram: hayalrafya
