2. bölüm / 6
ATEŞ BÖCEĞİ | TEXTİNGİki
Bölümler 6Şu an: İki
- 1 Bir1.262 kelime
- 2 İki2.613 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 Üç2.532 kelime
- 4 Dört1.387 kelime
- 5 WhatsApp kanalııı2 kelime
- 6 Beş2.518 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Efe hadi! Bak bırakır gideriz seni şimdi şurada!” diye olduğum yerde tepinerek bağırdım. Bıkmıştım yahu. Bezmiştim, bezmiş. Her okul sabahı babamla birlikte hazırlanmış Efe’yi bekliyorduk. Halbuki okul saatine daha vardı, neden bu kadar erken kalkıp ille de beni okula bırakmak istiyordu? Sorunlu mavi kirpi.
Apartman boşluğunda durmuş onu beklerken bir anda merdivenin başında biri belirdi. Ters bakan gözlerimi o kişiye çevirdiğimde gördüklerime inanamadım. “Oha…” dudaklarımdan dökülen şaşkın nida ile birkaç kez göz kırpıştırdım. Ben doğru mu görüyordum? Bu kişi benim…
“Ya yavrum ne abarttın, alt tarafı birkaç meyven olmuştur,” diyen kişi kardeşimdi evet. Üstünde siyah deri bir ceket, altında ise siyah bir kot pantolon vardı. Ayakkabıları ise daha yeni aldığımız, annemin onları giydiğini görürse geberteceği beyaz sporlarıydı. Saçları kendince taranmıştı ve asıl star parçaya geliyorum, kasım ayının başında takmış olduğu güneş gözlüğü.
Az daha beklesek kar yağacak kar. Bu çocuk şaka mı?
Küçük parmaklarıyla güneş gözlüğünü tutup burnun üzerine düşürdü. Bana üstten havalı, çapkın bir bakış gönderip yavaş yavaş basamakları inmeye başladı. Böyle bir sahnenin arkasında nasıl bir şarkı çalınmalı kestiremedim. Beynim durmuş gibiydi. Derdi neydi bu veledin?
Hayrete düşmüş olan bakışlarımla inişini izlerken boş apartmanda bir ses yankılandı.
“Efe Can! O ayakkabıları hemen çıkart! Lan gel buraya!” annemin tiz sesini duymasıyla son beş basamakta kendini bir anda aşağı fırlattı. Benim üzerime hem de. Bana doğru yaklaştığını anladığım küçük bedenini havada düşmek üzereyken yakaladım.
Ayaklarını yere inmek ister gibi çırpınca bıraktım. Ayakları yere temas eder etmez dış kapıdan koşarak çıktı. Aynı şekilde annemin gazabından kaçmak için ve tabii bir de geç kaldığım için hızlıca peşinden gittim.
Ama bir de ne göreyim? Küçük fare ön koltuğu çoktan kapmış. Neyse şu an onunla bunun tartışmasını yapamazdım. Dediğim gibi hiç vaktim yoktu. Hemen arka koltuğa geçtiğimde babam arabayı sürmeye başladı.
Oda işe geç kalmıştı zaten. Hepsi öndeki mavi kirpi yüzündendi. Of! Gerginliğim kat ve kat her geçen dakika da biraz daha artıyordu. Çünkü bugün fizik sınavı vardı. Aslında hazırdım, yani dünden.
Dün coğrafya sınavına girmiştim ama fiziğe çalışmıştım. Yani bir arkadaştan yanlış notlar almıştım. Neyse dünden idmanlısın kızım. Korkma. Korkma. Korkma…
Stresten tırnak kenarlarımı soyduğumu bile babamın beni uyarmasıyla fark etmiştim. “Efza,” demişti sadece. Başımı eğdim kucağımdan kaldırdığımda dikiz aynasından bana bakan babamla karşılaştım. Ah baba ah, kızın ne yangınlar içinde bir bilsen. “kızım iyi misin?” sorarken bakışları aynadan yolduğum tırnaklarıma kaydı.
Başımı hemen olumlu anlamda salladığım sırada Efe atıldı. “Ya benim gibi yakışıklı, karizmatik, bebeksi mi bebeksi bir kardeşi var. E kızlarda peşimde zaten, göyümcelik damarı tutmuş stres yapmıştır.” Diyerek olaydan kendine pay biçti. Süper zeka kardeşim benim, ne kadar da zekisin sen öyle.
Hem ne demişti o? Göyümce mi?
Dudaklarımdan kaçan kıkırtıya engel olamadım. Ellerimi koltuğun iki yanına koyup öne doğru eğildim. İki koltuğun arasından başımı uzatıp yandan bir şekilde koltuğa kurulan kardeşime baktım. “Ne dedin sen? De bakayım bir daha,” dedim merakla. Aslında dalga geçecektim ama bunu benim biricik saf kardeşim anlamamıştı.
Yüzünü bana çevirip gözlüğünü tekrar burnunun ucuna düşürdü. Bakışlarındaki bilmiş eda ile dudaklarımı bir birine bastırdım. “Yakışıklı, karizmatik…” diye saymaya başlayınca hemen böldüm. Beklediğim cevap bu değildi çünkü.
“Hayır, hayır. Bu değil, ne damarım tutmuş benim onu söyle.” Diyerek aydınlattım. Babam ise neden sorduğumu anlamış gibi bıyık altından gülmeye başladı. Gül sen gül, senin de bir açığını yakaladığımda böyle gülebilecek misin acaba.
“Göyümce.” Masum masum cevaplayınca bir kahkaha kopardım. Şen kahkahalarıma babamın kahkahası da eklenince arabanın içi şenlik yeri gibi olmuştu. Biz gülerken Efe’nin en son kollarını göğsüne de bağlayıp koltukta aşağı kaydığını görmüş sonrasında ise karnımı tutarak arka koltuğa yığılmıştım.
Ay, karnım ağrımıştı yahu. Nefesim yavaş yavaş düzene girerken araba durdu. koltuktan destek alarak doğrulduğum da okula vardığımızı anlamış oldum. Okul bahçe kapısının önünde duran arkadaşlarım görmemle hemen yere düşen çantamı alıp arabadan indim. Altı biraz pislenmişti, aman silkelerdim canım. Beni görmeleriyle el sallayıp yanıma geldiler.
Demek ki geç kalmamıştım. Saatlerle aram pek iyi değildir de.
Onlar yanıma yaklaşırken arabaya dönüp Efe’nin olduğu tarafın camını tık tıkladım. Babam camı açtığı sırada Efe hemen doğruldu. Ellerini kapının üstüne koyup arkama baktı, sanki birini arar gibi. Onu görmezden gelip babama baktım. Yine her zamanki gibi sıcak olan gülümsemelerinden birini sundu.
Gerçi bunu neden yaptığını biliyordum. Stresimin gitmesi, rahatlamam içindi. Ve ne yalan söyleyeyim işe de yarıyordu. Aynı şekilde karşılık verdiğimde elimi dudaklarımın üzerine bastırıp öpücük attım.
Tam geri çekileceğim esnada bir el omuzumu tutup beni durdurdu. Aynı anda ise omuzumun üzerinden bir baş uzandı. “Günaydın Cihan abi, oo bizim afacan da buradaymış. Nasılsın Can?” Diyerek babamlara selam verdi.
Efe Can adını duymasıyla
Efe Can adını duymasıyla gözlüğünü çıkartıp göğsünü kabarttı. Gözlerini Zişan’a diktiğinde bakışlarındaki hayranlığı görmüştüm. Vallahi ne diyeyim ablacım kız harbi harbi güzel yani.
Özellikle o mavi gözleri… Benimkilerden bile daha güzeldi. Benim gözlerim maviden çok turkuaz gibiydi.
“Bizde durumlar aynı Zişan’ım senden ne haber? Keyfin yerinde mi?” dedikten hemen sonra yüzü ciddiyete büründü ve dizlerini koltuğa bastırıp doğruldu. Kısaca camdan görebildiği kadar etrafa baktı.
Her neyi teyit ettiyse bitirmiş olmalı ki sır verir gibi Zişan’a doğru yaklaşıp küçük elini dudaklarına siper etti. “Biri seni rahatsız ederse söyle alayım ifadesini.” Kısık bir sesle fısıldadı. Dedikten sonra ise göz kırpıp göğsünü kabarttı tekrardan.
Lan oğlum sen daha altı yaşındasın, altı!
Zişan’ın dudaklarından kaçan kıkırtıyla Efe’nin alnına işaret parmağımı bastırıp kafasını geriye ittirdim. Koltuğa devrilirken dudaklarından birkaç homurtu döküldü. “Hadi canım hadi, büyüde gel,” diyerek onu geçiştirdim. Babama döndüğümde tekrardan el sallayıp vedalaştım. “Güle güle.”
Efe ise bana sallamak yerine yanımdaki arkadaşıma salladı. Gıcık! Bu zamanda herkesin bana bir garezi vardı kardeşim. Halbuki uslu uslu duruyorum yerimde.
Araba olduğumuz yerden uzaklaşıp köşeyi döndü, bizde daha fazla beklemeyip okula doğru ilerledik. Neden bir okul on ikinci sınıfları en üste atar ki? Zoru ne bizlerle? Bak daha okula girmeden çıkacağım basamak sayılarını düşünüyorum, bahtsız kaderimim bir kez daha alnından öpmek istiyorum.
Yağız bir anda kolunu boynuma dolayıp beni kolunun altına aldı. Zişan da koluma girdiği için beraberimde o da geldi. ikimiz de Yağız’a çarpmıştık ama kendileri gram etkilenmemişti.
Üçümüzde doğrudan okula bakarken Yağız gene böbürlenmeye başladı. “Bence Fizik diye bir ders olmamalı. Biz, yani öğrencilere yazık. Çok zor bir ders. Cık, cık, cık…”
“Konuştu her defasında sınıfta ikinci yüksek notu alan şahıs.” Diye takıldım ona. Dalga geçmek için söylediğine yemin edebilirdim. Neyse canım, bende çalışmıştım zaten. Yani bir tekrardan fena gelmezdi aslında. Of onu da sınıfta karar veririm. Keyfimin istemesi lazım önce.
Bir de evet. Sınıfta ikinci yüksek notu alan kişi benim pampamdı. Fakat ne kadar zekiyse bir o kadar da dilsizdi. Çocuk anladığını anlatamıyordu resmen. Bu yüzden milletten not istiyordum her sınav zamanı.
İkinci olduğunu söylememle yandan tip tip bana baktığını hissettim. Kendi kaşınmıştı. Hem kötü bir şey dememiştim ki, koskoca fizikten yüksek bir puan almıştı. Yani bu tripleri boşa.
“Konuştu doğru sınav notunu bile alamayan şahıs.” Alayla karşılık verip başlattığı meydan okumayı kolunu morartmak üzere çimdiklemem ile hiç başlayamadan bitti. “Hass…” dudaklarından dökülen nida, yüzünün buruşması ile keyfim yerine gelmişti.
Yağız bana saydırmaya başlarken binaya giriyorduk, şimdi ise sınıfın oraya geldik hâlâ susmak bilmemişti. Bezmiş bir şekilde kollarımı ikisinden de kurtardım ve sınıfın kapısını açtım. Fakat açmam ile yüzüme doğru esen şiddetli rüzgâr bir anda beni dövmeye başladı.
“Lan!” dememe kalmadan sınıfın kapısını kapattım. Oğlum hava ne kadar da çabuk bozuyor iki dakika da. Gerçi sabahta rüzgar vardı biraz ama üç kat çıkana kadar bu kadar hızlanmış olamaz her halde.
Savrulan sarı saçlarımı ellerimle düzeltip ters ters kapıya baktım. İşaret parmağımı kaldırıp kapıyı onlara işaret ettim. “İlk ben girmem.” Dedim keskin ve kararlı bir sesle. Rüzgârı bir türlü sevemiyordum. Şiddetli olanı tabii.
Yağız gür bir kahkaha kopardığında sesi koridorda yankılandı. Pardon bacım? Bir şey mi oldu söyle biz de gülelim? Zişan da ona katıldığında bir tane koluna geçirdim. “Çok kötüsünüz,” diye sitem ettim. Ama bunlar hâlâ girmiyordu, gıcık mısınız? Sinirle gülmekten moraran Yağız’ın arkasına geçtim ve kapıyı açarak sırtından ittirdim. “göster bize marifetlerini sınıf ikincisi.” Diye de kendimce gazladım.
Kapıyı açtığımız anda o beklediğim şiddetli rüzgâr yoktu. Nasıl ya… haksızlık bu. Bu kadar güldükten sonra onunda başına gelmeliydi aynıları. Başımı yandan çıkartıp direkt kapının karşısında olan cama baktım.
Kapalı.
Ne beklerdim ki zaten. Efza kim ki zaten. Tüm kötü olayları bir mıknatıs edasıyla kendisine çeken ve arkadaşları için kendini yanlışlıkla da olsa feda eden yüce gönüllü bir şahıs. Tanıştığımıza memnun oldum.
Benim yüzüm düşerken Yağız ile arkamdaki Zişan tekrardan gülmeye başladı. Pardon düzeltiyorum önümdeki hayvan böğürmeye başladı. Hatta o kadar çok güldü ki ayaklarımın önüne dizleri üzerine düştü.
Yukarıdan ona ‘mal mısın?’ bakışları göndermemi ise hiçbir tarafına takmadı. Ayağımla dizini dürttüm gülmeyi bitirsin diye ama bu sefer yanımdan gülmekten yanakları kızarmış bir Zişan geçti. Sırasına gidiyordu. İyi gitsindi, beni de bu baş belasıyla yalnız bıraksındı. Gerçi onunda pek bir farkı yoktu.
Yağız gülmeyi bitirmese de elini duvara koyarak doğrulmaya çalıştı. Mavilerimi ona kilitledim yerden kalkana kadar. sonunda bunu başarmış ama kalkmak için destek aldığı montumun içinden geçmişti.
Bana doğru dönüp sol dirseğini tahtanın çıkıntısına dayayıp bedenini de tahtaya yasladı. Ayak bileklerini çapraz yapıp bu seferde sinir bozucu bir şekilde sırıttı. Senin o ağzını…
Karşısında kollarımı göğsümün altında bağlayıp tip tip baktım. Şu an tüm sınıfın dikkatini çekmiştik. Bu mal neye bu kadar gülüyor diye düşündüklerine eminim.
Başını ağır hareketlerle aşağı yukarı salladı. “Komikti.”
Bende başımı aynı şekilde iki yana salladım. “Değildi.” Değildi çünkü. Bunun nesi komik kardeşim, kabul etmiyorum. Bana ne!
“Komikti, komikti.”
“Değildi, değildi.”
“Komikti.”
“Lan değildi! Nesi komik!” diye bir anda parladım. Alt tarafı rüzgârdan kaçmıştım. Sanki karınca ordusundan kaçmışım gibi bir de gülüyor. Tekrardan pis pis gülünce göz devirip yanından geçip gittim. Sırama doğru ilerlediğim sırada bakışlarım duvar kenarına kaydı.
Aha! Hatırladım, hatırladım. Hiç unutur muyum ben seni.
Ona baktığımı bilmesine rağmen bana değil önündeki test kitabına bakıyordu. Ne çözüyordu o? Tarih mi? Çöz sen çöz daha çok çözeceksin. Olduğum yerde kalıp gözümü dahi kırpmadan ona baktım.
İki ders sonra sınava girecektik ama o sınava çalışmak yerine test çözüyordu. Ben bu işlerden anlamıyorum galiba. Burnun ucuna düşen gözlüğünü hemen işaret parmağıyla yerine iteledi. Elindeki kalem ise hiç durmuyordu. Ya kitaba bir şeyler yazıyor yada insanı etkileyecek türden kalem çeviriyordu. ‘Sen boş zamanlarında antrenman mı yapıyorsun?’ diye sorsam çok utanç verici olurdu her halde.
İnatla bana bakmıyordu. Gıcık. Sen coğrafya dersinde göreceksin asıl. Şimdilik rahatsın aslanım, ama şimdilik.
Bakışlarımı ondan çekip sırama oturdum. Zişan hemen arkamdaki sırada Yağız ise yanımda oturuyordu. Cam kenarında bir sıra kaptığıma şükrediyordum vallahi. Dört ya da üç, hiç fark etmiyordu. Çantamın içinden kitaplarımı ve kalemliğimi çıkarttım. Doğru ders mi diye Zişan’a döndüğüm anda göz göze geldik.
Hah! Ya, işte öyle de göz göze geliriz.
Bakışlarımda düşman bayrakları çekilirken onun bakışları düzdü. Hayır hayır, parıltılar vardı. Mercekten dolayı mı acaba? Yok lan. Bu resmen eğleniyordu benimle. Gözleri eğlenirken yüzünde mimik oynamadı. Tam bu anda zihnime bir anı düştü.
Dün akşamki mesajlaşma.
O mesajlarda bile eğlendiğini gizlemiyordu da şimdi niye gizliyordu. Ya da benden değil diğerlerinden gizliyordu. Tövbe tövbe…
Öylece bakıştıktan sonra hiçbir şey yapmadan tekrardan önüne döndü. Lan. Neyse, sakinim. Sakiniiiim. Derin bir nefes verip Zişan’a dersi sordum ve teyit ettikten sonra önüme dönüp telefonu cebimden çıkardım. Hoca daha gelmemişti.
Öylesine video kaydırırken üstten bir bildirim düştü. Açmadan üstten kim olduğuna baktım. Kendini mesajlarla ifade edebiliyor her halde. Hiç ona bakmadan bildirimin üzerine tıkladım.
12/B Dehası: Sözünü tutmamışsın.
Siz: Ne sözü?
12/B Dehası: Yağlama sözü.
12/B Dehası: Dün akşam söz verdin ya hani.
Siz: Şu her cümlenin sonuna nokta getirme telefonu elinden alıp tek tek silesim geliyor 😒
Siz: Ayrıca sana yağlama sözü falan vermedim.
Siz: Ki yağlama kelimesi sohbetin içinde bile geçmedi.
12/B Dehası: Sen de ekliyorsun.
Siz: Ne?
12/B Dehası: Noktayı işte, sende ekledin.
Siz: Üzüm üzüme baka baka işte.
12/B Dehası: Bu arada istersen gelip silebilirsin.
Siz: Neyi?
12/B Dehası: Noktayı güzelim neyi olacak.
Ha?
Ne dedi o bana?
Güzelim mi?
Neden demişti? Ağzından mı kaçmıştı?
İyi de yazışıyoruz nasıl kaçsın?
Şokla büyüyen gözlerimi anında ona çevirdim. Ki o da zaten bana bakıyordu. Bir de, sanki o da dediğine şaşırmış gibiydi. Kendisi bile beklemiyordu ama mesajı da silmiyordu. Konudan sapma, konudan sapma!
Siz: Nokta şu anda kalsın.
Siz: Ama sana yağlama sözü vermedim.
Siz: Ya Allah aşkına sabah sabah insan nasıl yağlamayı düşünebilir?
12/B Dehası: Ne alakası var sabahla.
12/B Dehası: Yağlama her zaman canı çekilecek bir yemek.
12/B Dehası: Hem bak hâlâ inkar ediyorsun atarım şimdi sana mesajı.
Siz: At lan.
Siz: Bış yağma
↪12/B Dehası: ?
Siz: Senin gözünün numarası kaç?
12/B Dehası: Sağ 4.50 sol da 4.00 olması lazım.
Siz: Ee şey sen söyledin de ben öylesine sormuştum, çünkü zaten bilmiyorum ne olduklarını.
12/B Dehası: Sağ gözüm uzağı daha bulanık görüyor, sol gözüm ise daha az bulanık.
Açıkladı? Dalga geçer sanmıştım halbuki. Şaşırtıyorsun beni çocuk.
Kaşlarım şaşkınlıkla kalkarken mesaj yazmaya başladım.
Siz: Hımmm
12/B Dehası: Hımmm
Mesaj yazmayı bırakıp gözlerimi ona çevirdim, aynı anda o da başını telefondan kaldırıp bana baktı. Göz göze gelmemizle bakışlarımı hızla çektim.
Siz: Hayret, şaşırtıyorsun beni.
12/B Dehası: Hangi konu da tam olarak?
12/B Dehası: Şu an suratına bakılırsa yazdığım her mesaj seni şaşırtıyor.
Siz: Artık cümlenin sonuna nokta koymuyorsun.
Siz: Seni de korkutmaya başladıysam bence ben bir imparatorluk kurmalıyım.
12/B Dehası: Tabii ki geç bile kaldın.
12/B Dehası: Coğrafyan bu kadar mükemmelken beklemen bile hata.
12/B Dehası: Beni vezirin olarak almazsan darılırım. O kadar yarımım dokundu yani ;)
Siz: Seni boğacağım oğlum.
12/B Dehası: Zevk ve heyecanla bekliyor olacağım ;)
Siz: Atıp durma şu ifadeyi!
Siz: Bekle tabii, bekle.
Siz: Asıl yoluma güller serip beklemezsen ölümün daha kötü olacak.
12/B Dehası: Bence sana gül gitmezdi başka bir şey lazım.
Siz: Mesela?
12/B Dehası: Mesela…
12/B Dehası yazıyor…
12/B Dehası çevrim içi…
12/B Dehası çevrim dışı…
Lan?
Nereye gitti oğlum?
“Evet gençlik, günaydın!” sınıfta sesi yankılanan Adem hocanın, yani pek sevgili coğrafya hocamız sınıfa yine heyecanlı bir giriş yaptı. Ben hiç mutlu değildim ama hocam. Malum dersten geçirmediğiniz için.
Hemen telefonu cebime koyup ayağa kalktım. Selamlaşmadan sonra tekrardan yerimize oturduğumuzda ceketini sandalyenin arkasına asan Adem hocaya seslendim. Keltoş herif. Çok gıcık oluyordum bu hocaya, anlamıyordum derslerini.
“Adem hocam, size dediğim şeyi düşündünüz mü?” bana kaşlarını çatarak baktı sandalyesine otururken. Yok artık! Bunu da unutamazsın. O kadar yalvarmıştım halbuki. Adam ayarlarımla oynamaz mısın lütfen?
bir süre bir birimize boş boş baktıktan sonra aydınlanma yaşamış olacak ki kaşlarını kaldırdı. Dudaklarından ise, “Hee…” nidası döküldü. Çok şükür Allah’ıma…
Merakla ona bakmaya devam ettim. Sonra ciddi bir ifadeye bürünüp ellerini masanın üstünde birleştirdi. “Şimdi benim dersimden düşük not alanlar bir ayağa kalksın,” dedi. Ben ve benim dışımda birkaç kişi daha ayağa kalktık. Yanımdaki iblis ise bıyık altı gülmeye başladı. Pislik.
“Evet şimdi, “Efza arkadaşınız bana bir fikir danıştı. Dedi ki ‘hocam son yılımız ya, bu notu düzeltmek için bize proje verseniz olur mu?’ diye sordu. Bende dedim ki sınıfa bir sorayım, siz ne düşünüyorsunuz? Arkadaşlarınız kalsın mı geçsin mi? He yok hocam bu bize adaletsizlik olur diyorsanız konuyu kapatacağım.” Hay senin dilini…
Korkuyla karışık merakla gözlerimi sınıfta dolaştırdım. Hepsi birbirleriyle konuşmaya başladılar. Allah belanızı vermesin, neyi konuşuyorsunuz? Sınıf arkadaşıyız biz. Ayıp be ayıp.
Bir süre korkuyla bekledikten sonra hepsi onayladı. Çünkü bizimle uğraşacakları vakitleri olduğunu pek sanmıyordum. Hepsi üniversiteye çalışıyordu biz de dahil ama bu sınavlar yüzünden bir nebzede olsa engel yiyordum. Ben en azından çabalıyordum canım bir şeyler için.
Dudaklarıma yayılan sırıtma ile herkes otururken ben ayakta kalmaya devam ettim. Sınıftaki herkes bana bakmaya başladığında dudaklarımda ki pişkince sırıtma ile en arka sırada ki gıcığa baktım. Gıcıktı işte, adı da bundan sonra gıcıktı.
Ona bakmam şaşırmış ve anlamlandıramamış olacak ki tek kaşı kalktı. Aynı sırıtmayla hiçbir tepki vermeden Adem hocaya döndüm.
“Hocam bir şey daha isteyebilir miyim?” dedim. Hoca kafasını sallayarak onayladı. “Grup arkadaşı alabilir miyiz?” diye bir soru yönelttim.
Şöyle bir şüphe ile süzdü beni. Ne bakıyorsun dayı? Çay var simit var. Uzun bir süre kafasında düşünüp tarttıktan sonra başını yine aynı şekilde salladı. “Ben aklımdaki ismi söyleye bilir miyim?” dediğim de tekrardan başını salladı. Az bir konuşsan mı acaba? Neyse, konudan sapmayalım. Zaten plan da işe yarıyordu.
Düştün ağıma gıcık efendi.
Yüzümü tekrardan ona döndüm ve ismini vurgulayarak söyledim.
“Ben Emir Devan ile grup arkadaşı olmak istiyorum.”
Bölüm etkileşimi
