6. bölüm / 6
ATEŞ BÖCEĞİ | TEXTİNGBeş
Bölümler 6Şu an: Beş
- 1 Bir1.262 kelime
- 2 İki2.613 kelime
- 3 Üç2.532 kelime
- 4 Dört1.387 kelime
- 5 WhatsApp kanalııı2 kelime
- 6 Beş2.518 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yorum yapıp oy verin kızzzz lütfennn
🌻🌻🌻
“Seçin artık birini, vallahi cart diye yırtılacağım şurada!” isyan eden yağızı umursamadan ikimizin de elinde duran ojelere baktık. Hangisini seçeceğimize dair pek bir fikrimiz olmadığı içindi bu isyanı. Ama harbiden de yaklaşık bir yirmi dakikadır bu bölümün önündeydik.
Aslında her şey benim anlık bir kararla Gratis’e gitmek istememle başladı. Okuldan sonra ilk iş buraya gelmiştik. Aklımda beliren rengi bir türlü bulup da anlatamadığım için beş tane çalışanla bir çıkmaza girmiştik.
Umutsuz bakışlarla bir benim elimdeki lacivert ve mavi ojeye bir de Zişan’ın elindeki bordo ve kırmızı ojeye baktım. Bunların hiç biri değildi işte. Fakat bulamıyordum da, ağlayacağım şimdi şuraya çöküp yemin ediyorum. Taktım kafaya bulana kadar her yeri gezerdim.
Sıkıntıyla ofladım. Arkamda zebellah gibi duran arkadaşıma kaçmak bir bakış attığımda beni öldürecek gibi duruyordu. Ay biraz kız halinden anlasın o da, çıkmaza girmişim hâlâ midesinin derdinde. Ayı diye boşuna demiyorum. Yalnız bu kadar yemesine rağmen hiç kilolu değildi, aksine sanki yediklerini kasa çeviriyordu.
“Kolaysa sen gel bul!” diye çemkirdim bende ona. Sesimi duyan çalışanlar bezgin gözlerle bana bakınca geri yerime sindim.
“Pardon bende bir bakabilir miyim?” arkamdan gelen sesle omuzumun üzerinden baktım. Kızıl saçlı bir kız vardı arkamda. Yüzündeki tebessümle bana bakarken bir süre bakıştık. Alıklığım vurmuştu herhalde. Kız benden bir şey bekleyen gözlerle bakarken bende tık yoktu. En sonunda Yağız kolumdan tuttuğu gibi beni kızın önünden çekip aldı.
“Tabii, buyurun geçin. Arkadaşta biraz alıklık varda.” Sonunu sadece benim duyabileceğim bir ses tonuyla söyleyince kendime geldim. Bir elimdeki ojelere bir de önümdeki kıza baktım. Bu sırada kafayı sıyırdığımı düşündüğüm için ojelere nefretle baktım.
Ama alacağım sizi. Bulup da alacağım seni, duydun mu zihnimde devlet sırrı gibi saklanan renk.
Umutsuz ama çocukça bir inatla ojeleri yerine koydum. Of zaten Emir de yoktu bugün, mesajlara da bakmamıştı. Bende hâlâ bir konu seçememiştim doğal olarak. Affedersiniz de bir bok çuvalı gibi ortaya savrulmuştum resmen.
Yağız’ın yüzünde vatan gülüşü yerini alırken Zişan da ters ters ona baktı. İşte, kadın kadının yurdudur. Elimi kışkışlar gibi salladığım sırada önümüzdeki kız yana doğru seslendi. “Pişt, gelsene.” Kısa bir göz attığımda seslendiği kişiyle adımlarım durdu.
Şu an karşımda allık reyonuna bakan Emir gerçek değil dimi? Lan! Göz bebeklerim yuvalarından fırlarken ağzım bir karış açıldı. Nasıl yani? Okula gelmedi, mesajlarıma bakmadı. Hadi her şeyi geçtim okula gelmedi. Emir. Okula. Gelmemişti.
Ekmiş miydi yani? gerçi buna ekmek de denmez pek ama olsun. Gelmemişti sonuç olarak. Emir’in başı ona seslenilmesiyle bizden yana olan tarafa döndü. Beklediğim gözleri kızarmış bir Emir değildi.
Uykusuz kaldığı gözler önündeydi. Allah Allah… ne oldu bu çocuğa be? Uyuya mı kalmıştı acaba? E benim mesajlarıma niye cevap vermemişti. Kırıldım diyeceğim ama umursayacağım bir insan değildi. Şu anlık ve o zamanki tek derdim paçamı kurtarmaktı. O coğrafyadan geçeceğim. Diğer dersleri güç bela da olsa geçmiştim. Ortalamaydı işte notlar, ne bir çok güzel ne de bir kötü.
Siyah çerçevelerinin ardında kalan kahveleri önce kardeşine değdi, sonra ise bana kaydı. Beni görünce gözleri hafifte olsa büyümüştü. Sanki beni görmeyi beklemiyormuş gibi. Vallahi ikimizde aynı durumdayız Emir kardeş.
Bende allıklara bakan bir Emir görmeyi beklemiyordum.
Artı bir.
Yanımdaki kızın tekrardan ona seslenmesiyle sertçe yutkunup bize doğru adımladı. Yanımıza gelene kadar bakışları kaçamak şekilde bana değdi. Adam mı yiyorum ben niye öyle bakıyordu?
Adımları sonunda durduğunda yanımda ki kıza baktı. Kız ise ona bakmak yerine reyondan oje seçip hangisini alayım diye soruyordu. Ama Emir’in aklının burada olmadığı bakışlarından belliydi. Boş bakıyordu ve birde… yakalanmış olmanın suçluluğuyla.
Gitmem gerekiyordu evet ama onu hazır bulmuşken kaçıramazdım. Mavilerimi inatla ona diktim. Acilen bir konu söylemesi lazımdı, sonrasında giderdim canım bende zaten. İnsanların hayatında yer kaplamayı pek sevmem. Zaten projeden sonra bir daha konuşacağımızı sanmıyordum, çünkü o üniversiteyi kazanmak için sadece ders çalışacaktı. Arkadaşı olduğunu da hiç görmemiştim. Yani ben sadece cevabımı alsam yeterdi.
Sonunda bakışlarımın karşılığını almıştım. kaçamak attığı bakışlarından birini yakaladığım da bu sefer kaçıramamıştı. Öyle, sadece kısa bir süre baktı. Konuşmak için ise hiç tenezzülde bulunmadı. Of! Sıkıldım. Konuşsundu artık. Ya da tamam ya ben başlardım.
Tam dudaklarımı araladığım sırada yanımdan bir ses yükseldi. “Abi, kız arkadaşına sonrada bakarsın. Bu konu mühim.” Hı? Efendim, bacım, ne dedin?
Gözlerim büyürken ağzım şokla açıldı. Emir de şaşkınlıkla kaşlarını çatıp anlamadığı bakışlarını ona çevirdi. Onunda gözleri kısılmıştı. İkimizden de bir “Ne?” nidası döküldü.
“Ne?”
Ne kız arkadaşı be?
Saçmalama kızım! Yok öyle bir şey!
Tövbe tövbe…
Üzerime atılan kuru sıkının da böylesi.
Güzel salladı resmen.
Kız alık bakışlarını ikimizin üzerine dikip elindeki ojeleri öylesine sallayarak rahatça konuştu. “Siz sevgili değil misiniz? Neye bu kadar şaşırıyorsunuz?” dedi.
“Ne?” dedi arkamdaki Zişan hayretle.
“Yok artık…” diye bir şeyler geveledim ağzımdan ardından.
“Taşşak mı geçiyorsun bacım?” diye ortamı iyice bozan Yağız’dan sonra Emir kendine gelmiş gibi sert bir müdahalede bulundu.
“Saçma sapan konuşma Burçin. Kız arkadaşım falan değil. Nerenden uyduruyorsun bunları?” ismini de öğrendiğime göre isminle bir güzel sövebilirdim kızıl saçlı iftiracı.
“Doğru diyor,” diyerek bu sefer ben atıldım telaşla ortaya, “biz Emirle sadece…” neydik lan biz? Sınıf arkadaşı desem, ondan uzaktık. Arkadaş desek kelimeyle yan yana getirilmezdik. Bakışlarım tıkanmışlıkla Emir’ e döndüğümde merakla bana bakıyordu. Aynı şeyi düşünüyorduk sanırsam. Aklıma gelen ilk şeyi söyleye verdim. “grup arkadaşı.”
Evet, evet. Grup arkadaşı. Doğru olanı söylemiştim canım. Yanlış bir şey yoktu.
Başımı kendimi onaylara şekilde aşağı yukarı şiddetle salladım. Kızın şüpheli bakışları bende durduğunda daha da gerildim. Ama ne yapayım iftira atılıyordu düpedüz, elbette stres yapardım. Kız hiçbir tepki vermezken bir anda arkamda duran Yağız’a çemkirmeye başladı. Daha demin şüpheyle bana bakmıyor muydu bu kız yahu?
“Ağzı bozuk herif! Ettiğin argoyu da duydum.” Diyerek bağırdı. Yazık, garibim, topun bir anda ona geçmesiyle kalakaldı çocuk. Fakat hemen olaya adapte oldu. Aynı şekilde karşılık verdiğinde bir kargaşa başladı.
“Yalnız o bir küfürdü, argo değil. Ve okları nasıl bir anda bana çevirebiliyorsun? Manyak mısın kızım!” derken kaşları her bir kelimede vurgu yapar gibi çatılıyordu.
Burçin tam ağzını açıp karşılık vereceği sırada Emir uyarır niteliğinde ismini vurguladı. “Burçin.” Deyip kaşlarını daha çok çattı. Burçin burnundan sertçe nefes verip omuzunun üzerinden Emir’e baktı. “Ojeni al ve kasaya git.” Emreder gibi çıkan ses tonuyla sorgulayan gözlerle ona baktım.
Burçin’in ise çatılan kaşlarıyla elindeki ojeleri avucunda sıktı. Ayaklarını vura vura kasaya gittiğini yandan bir şekilde görmüştüm. Bakışlarımı kısa bir saniyede ondan çekip arkamda duran arkadaşlarıma baktım. Yağız öfkeden anlayamamıştı ama Zişan anladım dercesine gözlerini ağırca kırpıp geri açtı. Yağız’ı kolundan tutup çıkışa doğru çekiştirip gözden kaybolduğu sırada onunla baş başa kalmıştık. Mavilerimi ona çevirdiğimde onun çoktan bana bakan kahveleriyle karşılaştım. Dikkatli bakışlarının altında boğazımı temizleyip konuya girdim.
“Konuya karar verebildin mi? Ben düşündüm ama bir türlü net bir sonuca varamadım.” Diyerek gözlerimi isteksizce birkaç kez üst üste kırpıştırdım. Bu hareketim onun düz ifadesini saniyelik bir bozguna uğrattığında az önceki gibi sertçe yutkundu. Adem elması kavislendiğinde bakışlarım oraya kaydı.
Fakat anlık bakışımdan sonra direkt gözlerine döndüm. Kan çanağına dönen gözlerine.
“Ben…” deyip sustu. Diyeceklerini içinde ölçüp tartar gibiydi. Dilini dudaklarının üstünde gezdirip alt dudağını içe doğru yuvarladı. Bu hareketi… Beklenmedikti. Kanımın içeride nedense ısındığını hissettim. O da çok anlıktı.
Hayatı harbi anlık yaşıyordum. “Doğal ve beşeri unsur olur mu? Zorlanmayacağın bir konu semek istedim. Bir gün dolaşıp fotoğraf çeker, bir slayt hazırlarız. İstersen tabii…”
Başımı hiç düşünmeden onaylarcasına salladım. Yetmezmiş gibi dudaklarımdan da aynı şekilde birkaç kelime döküldü. “Olur, olur hiç fark etmez. O zaman bir müsait olduğum günü yazarım sana, sende müsaitsen çıkarız bir gün.”
“Ben her zaman müsaidim.”
Diye hemen yanıtlamasıyla kalakaldım. Dudaklarım açılıp kapandığında kaşlarım çatılmıştı. Ne yani? Ders çalışmaktan vakit bulabiliyor muydu?
“Tamam, ben olunca yazarım sana. Görüşürüz.” Diyerek yanından geçip gideceğim sırada dedikleriyle donup kaldım.
“Neden bugün okula gelmediğimi sormayacak mısın?” dedi. Nefesimi ciğerlerime hapis ettim. Omuzlarım kasılmayla yukarı kalktı. Neden sorayım ki? Beni ilgilendirmezdi o kadarı sonuçta. Sormamı mı bekliyordu?
Omuzumun üzerinden ona dönüp anlamadığım gözlerle baktım. “Nereden çıktı şimdi bu?” diye soruya soruyla cevap verdim. Ellerini rahatça hırkasının cebine sokup ilgili gözlerle bana baktı.
“Sormak istiyorsun.” Dediğinde daha da şaşırdım. Nereden çıkartıyordu bunları? Yani evet, ucundan bir merak ediyordum ama gidip de özel hayatına karışmazdım. Her ne kadar grup arkadaşı olsak da.
Yüzümü buruşturup inkar ettim. “Hayır. Allah akına nerden çıkardın bunu şimdi?”
İnkarımı umursamadan büyük bir adımda yanıma geldi. daha doğrusu dibime. Fazla içli dışlı olduk bence, ha bilader? Yukardan bana hâlâ sanki ona gerçekten de böyle bir şey sormuşum gibi bir kararlılıkla baktı.
Gözlerini gözlerime kilitlediği sırada hafifçe eğildi. “Gözlerinden. Sormak istediğini, merak ettiğini, gözlerin saklayamıyor katil civciv.”
Gözlerim mi…
Katil civciv…
O… Ne?
Vay, manipülasyona da başlanmış. Çünkü üzerimde kurmuş olduğu etkiyi başka şekilde açıklayamazdım. Kaşlarım eski haline dönerken gerdanıma ve yanaklarıma kanın oturduğunu hissettim. Yanıyordu çünkü orası. Bugünde ne kadarda çok iftiraya uğruyordum böyle.
Gözlerimi kısarak ondan bir adım uzaklaştım. “Uydurma. Sana da iki deha dedik diye kendini falcı sandın.” Ne diyordum lan ben?
Kaşları çatılırken dudağının köşesi hafifçe kıvrıldı. Varla yok arsıydı. “Falcı mı? Ayrıca sen bana deha mı diyorsun? Hiç ağzından duymadım, bir kere söylesene.” Diyerek açtığım mesafeyi tek adımda kapattı.
Çenemi havaya dikerek göz dağı verdim. “Yoo, demiyorum.” İnkar ettim. Neden onu on iki b dehası diye kaydettiğimi söyleyeyim ki?
“Diyorsun, diyorsun…” dedi ve başını hafifçe sallayarak dediğini de destekledi. Yüzü eğlendiğini belli edercesine kasılıyordu. Gül bari de tam olsun. Hem neye gülecekti onu bile anlamış değildim.
Dudaklarımı birbirine bastırıp öylece durdum karşısında. Gıcık diye boşuna demediğimi bir kez daha söylemek istiyorum. Ters gözlerimi gülmemek için dişlediği alt dudağına diktim. Oradan da gözlerine çıkardım. Derdi neydi bunun benimle?
“Ne oldu yine? Çekil de eve gideyim.” Dedim tersçe. Sinir etmişti beni şu an. Hem mesajlara bakmıyor hem de yüzsüz gibi gelmiş benimle alay ediyor. Tamam kabul ediyorum o mesajlara kafayı takmıştım. Yani aslında öyle gece gündüz onları düşünmedim ama ödevin stresiyle aklım oraya kayıp duruyordu. Ben ne yapayım canım.
Ne ben geçmek için hamle yaptım ne de o çekildi. Gülüşü yüzünden silindiğinde benim çehremi izledi. Ay ne bakıyorsun ya! Kaşlarım çatılırken ben de aynı şekilde onu izledim. Uzun bir bakışmanın ardından dudaklarını ıslatıp konuştu.
“Öncelikle, benim tanıdığım Efza o mesajlara bakmadım diye kafamı şu reyonlara geçirirdi ama yapmadı,”
“Çünkü telefonun karşısına geçip de saatlerce senden mesaj beklemedim.” Diye böldüm onu. Aklıma gelen aydınlanma ile sinirle ona döndüm. “Sen sana attığım mesajları gördün mü? Lan o zaman niye bir şey yazmıyorsun İtselköpek!” hafifçe sesim yükselmişti kızmamla.
Bakışlarımı biri bakıyor mu diye kısaca göz gezdirmenin ardından tekrardan ona döndüm. Düz bir ifadeyle bakıyordu hâlâ yüzüme. “Hayır, görmedim.” Deyince kalakaldım. Ne bok dönüyor lan burada?
Kaşlarım şaşkınlıkla daha çok çatıldı. Dudaklarımdan ise bir “Hı?” nidası döküldü.
“Tahmin ettim sadece ve bu tepkinde düşüncemi doğruladı. Neyse şimdi sana izin verirsen neden bakamadığımı açıklayayım.” Dedikten sonra durdu. izin mi bekliyordu cidden benden şu an. Çenemi havaya dikerek beni ilgilendirmez mesajı verdim. O da anlamıştı ama anlamamazlıktan geliyordu. “Seni ilgilendirir.” Dedi. Sessizce verdiğim mesaja sesli bir şekilde yanıt verdi. Hem nasıl ilgilendirirdi kardeşim? İlgilendirmez.
“İlgilendirmez.”
“İlgilendirir.”
“İl-gi-len-dir-mez!”
“İl-gi-len-di-rir.”
“Lan!”
“Asıl sana la-” derken dilini ısırarak dediğini son anda fark etti ve sustu. Sinirle parmak uçlarımda yükselip yüzüne yaklaştım. Az eğil ya sende of. Çok uzun bu direkte.
“Emir!” diye uyarı niteliğinde adını söyledim.
“Efendim.” Dedi ama bunu öylesine söylemişti. Merceklerin arkasında kalan kahveleri sinirli mavilerime kilitlendi. Hiçbir şey söylemeden bakmaya devam ettiğimde o konuşmaya kaldığı yerden devam etti. “Bak, telefonumun dokunmatiği bozuldu. Mesajların bana geldi ama ben ekranı açamıyorum bile.”
Söylediği şeylerle geri yerime sindim. İçten içe merak dinmişti sonuç olarak. Okula niye gelmemişti? Hasta desem buraya gelmezdi. “Okula niye gelmedin?” kendimden beklemediğim sakin bir ses tonuyla sormuştum.
Bunu sormam ile bakışlarında ve ifadesinde bir şeyler değişmişti. Sanki sormam gereken bir şey sormuştum da onu zora sokmuşum gibi. Yine beni gördüğü anda ki gibi sertçe yutkundu. dudaklarını birbirine o kadar çok sıkıca bastırdı ki cevap vermeyeceğini anladım.
Bakışlarımı üzerinden çekip yanından sıyrıldım. Cevap vermek zorunda değildi elbette, ben de bu yüzden gittim zaten. Orada durdukça buna zorunda gibi hissetmesin diye. Zaten beni sadece mesajlar ilgilendirirdi. Bir anlık boşlukla sormuştum o soruyu.
Yanından geçip çıkışa yöneldim. Hızlı adımlarla ilerlediğim için hemen çıkmıştım dışarı. Çantamın askılarını tutup beni bekleyen arkadaşlarımın yanına gittim. “Hadi gidelim.” Dedim sadece. Yağız ise hâlâ içerdeki kıza söyleniyordu.
Bu arada cidden onun kardeşi miydi? Hiç duymamış ve görmemiştik. Aynı okuldaysalar bir kere bile yanına gelmez miydi? Belki de aynı okulda değildik.
“Sahteci Kızılı! Bak zaten açım, bir de gelmiş laf atıyor. Büyü de gel, büyü de!” arkasını dönerek geri geri adımlarken önünden ayrıldığımız Gratise doğru bağırdı. Kolundan tutup düşmemesi için önüne çevirdim. Şimdi düşecek soluğu hastane de alacaktık.
Kalabalığın arasından sonunda sıyrılıp bir dönerci bulduk. Ben çiğköfte istemiştim ama reddetmişlerdi, bende çok üstelemedim. Artık işimizi halledip eve gitmek istiyordum. Boş bir masaya geçtiğimiz de yanımıza tahminen bizden bir iki yaş büyük bir çocuk geldi. Üstünde dönercinin logosunun olduğu bir önlük giydiğine göre burada çalışıyordu.
Yapma be, yuh resmen! Sen nasıl anladın onun garson olduğunu. Zeki kız seni.
Dalga geçmesine köpek.
Ben geçerim.
İyi geç, ne yapayım.
Hı?
“Siz ne alırdınız?” uzaktan gelen bir sesle, iç sesimle girdiğim içsel çatışmadan sıyrıldım. Başımı tepemizde dikilen çocuğa çevirip siparişimi verdim. Dediklerimi not alırken gözünün sık sık bana kaydığını fark ettim ama çok umursamadım.
Siparişlerimizin geldiği zaman yine aynı kişi geldi. Tepsiyi önüme bıraktığı sırada göz göze geldik. Fakat çok uzun sürmeden çektim bakışlarımı. Denk düşmüştür.
Dönerlerimizi hızlıca yedikten sonra kasaya ödeme yapmaya doğru ilerledik. Ben sadece susup dönerimi yediğim için bana çok kısa gelmişti zaman. yemek yerken konuşmayı pek sevmezdim.
İlk önce Yağız ödedi, Zişan ise kartını unuttuğu için onunkisini de ödedi. Bense kendim ödeyeceğimi söyleyip cüzdanımdan kartımı çıkarttım. Pos cihazına tutup okuttuktan sonra kartı geri yerine koyacakken kasiyerdeki çalışan beni durdurdu.
“Yetersiz bakiye diyor.” Dedi gözlerini üzerime diktiğinde. Nasıl yani? Babamdan almıştım ama para.
Kaşlarım çatılırken kartı tekrardan uzattım. “Bir daha dener misiniz lütfen?” çocuk birkaç tuşa basıp tekrardan bana doğru uzattı. Bir kez daha bastığımda yine yetersiz bakiye yazısı gözüktü. Nakitte almamıştım yanıma. İyice moralim bozulurken Yağız kolumu dürtüp ona bakmamı sağladı. Kartını havaya kaldırıp benden izin istedi.
Başka seçeneğim kalmamıştı sanırım. Başımı mahcubiyetle salladığım anda başka bir ses duyuldu. Bakışlarımız sesin sahibine kaydığında az önce sipariş alan çocuk olduğunu gördüm. Siyah gözleri ben ile kasiyerde ki çocuk arasında gidip geliyordu.
“Ozancım yirmi beş liranın hesabımı olur,” diyerek bana döndü. “Bizden olsu-”
“Olmasın!” dediği sırada bir başka ses onu böldü.
Ne oluyor ulan!
En son duyulan ses çok tanıdıktı. Bu ara çok fazla muhabbette olduğumuz Emirdi tabii ki de. Kendisini göremiyordum fakat bizimkilerin arasından sıyrılıp yanıma gelene kadar. Bakışları pür dikkat yanımdaki çocuktaydı. Çok kısa saniyelik bir zaman diliminde kahveleri aşağıdan ona izleyen bana baktı. Bana baktığı sırada bakışlarında bir yumuşama gördüm. O da Tekrardan o çocuğa döndüğünde kayboldu zaten.
Sınıfta herkese baktığı, normal Emir ifadesiyle bakmıştı çocuğa. Soğuk…
Cebinden çıkarttığı kartını pos cihazına bastırıp ödeme yaptı. Pardon? O az önce benim hesabımı mı ödemişti? Ne münasebet? Kaşlarım yaptığı hareketle çatılırken söylenmek için ağzımı açtım. Fakat işaret parmağımda hissettiğim baskıyla dudaklarımı kapatıp parmağıma baktım. Emir parmağımı çok sıkmadan hafifçe tutuyordu. Sanki yeri değil der gibi.
Aha! Çözdüm seni Pikachu!
Burnumdan soluyarak elimi geri çektim ama hiçbir şey demeden çıktım oradan. Sinirle kolumdan düşmek üzere olan çantamı çekiştirip hızlı adımlarla durağa ilerledim. Gıcık ya! Sen kimsin de benim hesabımı ödüyorsun. Bu konulardan hoşlanmıyordum. Zaten sürpriz yumurtadan çıkar gibi fırlayarak geldi hiçbir şey anlamadım.
Arkamdan adımı seslendiğini duydum fakat dönüp bakmadım. Yanıma gelen Zişan ile Yağızla hızımı arttırıp koşar adım durağa ulaştım. Bok yesin o Emir de. Gıcık. Bak sana nasıl zehir ediyorum proje günlerini. İzle de gör.
Bölüm fotosuuuuuuu🥹🥹💅🏻
Yorum yapın lütfeeennnnn
Bölüm etkileşimi
