Dört

Vaveyla Yazarı: Luviaa 🥨

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Dört

Saat sekiz oldu sekiz! Neden yazmadı bu çocuk hâlâ? Teslim tarihini bekliyor herhalde. Bende bir konu bulamamıştım zaten. Stresten hem tırnaklarımı bükmüş hem de tırnaklarımın yanındaki ölü etleri koparmıştım.

Allah’ım ne yapacağım? Yani hangi konuyu yapacağım? Bir sürü konu var evet fakat beni zorlayacak bir şey istemiyordum. Bir yandan ise güzel bir puan alınacak konu seçmek istiyordum.

Elimdeki kalemin arkasını ve ucunu ritmik bir şekilde masaya çarparken diğer elimi dağınık saçlarıma daldırdım. Önümde ise coğrafya dersi ile alakalı tüm her şey vardı. Notlar, defterler, kitap, harita…

Bu kadar şeyin arasından ise hiçbir konu seçemeyen beynimi kolonyaya bulayıp çakmakla yakmak istiyordum. Gerçi farklı yöntemlerde vardır ama benim elimin altında şu anlık sadece kolonya vardı.

Gözlerimi karşımdaki boş duvara diktiğimde yalnızca onun mesaj atmasını bekliyordum. At artık. Bir şey yaz, bir şey söyle yani, of ya! Kök saldım, meyvelerim oldu. Kalemi bırakıp hemen elimin altında duran telefonu küçük bir açıyla kaldırıp ekranı kaydırdım. Mesaj kutusuna girdiğimde benim mesajım, daha doğrusu mesajlarım, dışında hiçbir mesaj yoktu.

16.13
Siz: Ben bir şey bulamadım (Okunmadı)

Siz: Sen buldun muuuu (Okunmadı)

16.54
Siz: Emiiiiiiir (Okunmadı)

17.37
Siz: Bulup da yazmazsan sence sana ne yaparım Bay Zeki? (Okunmadı)

Siz: Ve bu asla bir tehdit değildi (Okunmadı)

17.58
Siz: Neyse gördüğünde yazarsın (Okunmadı)

Siz: Bekliyorum (Okunmadı)

18.24
Siz: Hâlâ bekliyorum (Okunmadı)

19.00
Siz: Beklemeye devam ediyorum (Okunmadı)

Siz: Sen sakın acele etme tamam mı (Okunmadı)

Ama yuh yani! bir saat geçmiş ona yazmamın ardından. Yani en son yazmamın ardından. Her neyse üf!

Acaba bir şey olmuştu? Başına bir şey gelmiştir ve görmemiştir. Olabilir yani, bunlarda bir seçenek sonuçta. Hem bana ne ya, kendi halleder. Ya da ben fazla düşünüyorum. O, ya ders çalışıyordur ya da ders çalışıyordur. Başka seçenek gelmiyor aklıma çünkü.

Yazdığım mesajları tekrar tekrar okurken odamın kapısı ani bir şekilde açıldı. Hemen ardından ise odayı çocuk ağlama sesi doldurdu. Pardon ya, böğürme diyecektim. Sandalyeden sıçrayarak dengemi kaybettim. Tiz çığlığım eşliğinde bir anda sandalyeyle geriye doğru devrildim. Allah’ta benim belamı versin, seni eşek sudan dönünceye kadar dövemezsem.

Yere çuvallamam ile omurgama yayılan acıyla zeminde iki büklüm oldum. Kimin bedduasını aldıysam söyleyin ona bela olarak geri döneceğim. Tabii felç kalmazsam. Lanet çocuk! Anamı ağlattı iki saniyede.

Bir elimle sırtımı tutarken diğeri ile hayata tutunma çabası olarak masaya çarpan ayak bileğimi tutum. Dudaklarımdan dökülen kısık inlemeler ile gözlerimi sıkı sıkıya yummak zorunda kaldım.

Kulağıma gelen devam eden ağlama sesi ile içimdeki öfke yanardağ gibi fokurdadı. Ama çok acıdı ya… Anne…

“ABLAAĞĞĞ…! AN- ANLAMIYĞĞOOOM! ANNEM… TER- TERLİK FIRLATTIIIĞĞĞĞ!”

Ses tellerin kopsun senin, tamam mı mal kardeşim. Ay sırtım, ay bileğim, ay projem, ay Emir…

Gözlerimi açmaya korkuyordum. Aslında bilinç altımla alakalı, çünkü ben açarsam sanki acım katlanarak artacaktı. Ve bende bunu hiç göze alamazdım. Bu yüzden acıyla inleyerek, karga sesli kardeşimi dinliyordum. Çünkü ben çok güzel bir ablayım.

Odada ağlama sesi durmuş, onun yerine geriye kalan hıçkırık ile iç çekişler kalmıştı. Çünkü ona cevap vermediğimi fark eden kardeşim bir şeylerin ters olduğunu anlamıştı. Ya, sen, ne kadar da akıllısın öyle? Gözlerim yaşardı, bak. Demek ki bir şeyleri yola getirebilmişiz.

Kesik nefesler eşliğinde yerde yatan bana seslendi. “Ab- abla? Ne… yapıyorsun, se- sen yerde?” sesi az öncekinin aksine daha yakından geliyordu. Varlığını hemen dibimde hissetmiştim. Gölgesi de üzerime düştüğümde başımı yana çevirip tek gözümü yavaşça açtım.

Görüş alanıma ilk başta bir çift yaşlarla dolup taşmış maviler girdi. Yanakları yaşlar yüzünden ıslanmış yapış yapış olmuştu. Burnu ise akmış ve gözünden akan yaşlara karışıp iğrenç bir görüntü oluşturmuştu.

Pis çocuk. Küçük elinin tersiyle yaşların boşalacağı gözünü sildi. Başını eğerek bana baktığı için son anda fark ettiğim akmak üzere olan salyasından muhteşem bir çeviklikle kaçtım. Ay midem ağzıma geldi resmen.

Yerde dönerek kaçmam ile ayak bileğime keskin bir acı nüksetti. Tekrardan dudaklarımdan acı dolu bir inleme döküldüğünde avucumu üst üste yere vurdum.

Annemin cırlayarak odaya girmesi ile başımı kaldırıp ayakta dikilenlere baktım. “Efe can, gel bu- Ayy! Efza! Ne yapıyorsun sen yerde?” ne yapıyor gibi duruyorum anne? Allah aşkına, şezlongda uzanıyormuş gibi bir halim mi var?

Alaycı bir gülümseme dudaklarıma kurulduğu sırada parlak ışıktan dolayı tek gözümü kapattım. “Hiç, dedim ki bir de buranın tadına bakayım. Nasıl ama, bence çok rahat, sence nasıl anne?” dedim.

Annem kaşları çatık bir biçimde çipil çipil gözlerle yerde yatan, üstüne pişkince sırıtan bana baktı. İnan anne ben bile ne dediğimi bilmiyordum. Stresliydim yahu! Gelmeyin üzerime! Annemle bakışmamı kesip acı içinde ayağa kalkmaya çalıştım. Bu ayağım inşallah yarına iyileşirdi.

Yatağımdan destek alarak doğrulduğum da omuzumun üzerinden onlara baktım. Daha doğrusu anneme baktım, çünkü kardeşim annemin alıklığından fırsat bulup kaçmıştı. Yani doğal olarak bende onun bıraktığı boşluğa bakıyordum.

Ay of, çok açıkladım. Bende edebiyat ruhu mu var acep?

Hee, mal. Her olanı açıklasaydık şair oldurduk her halde. Dersten geçmeye bahane arama.

Ama ya…

Çok berbat bir iç sese sahibim.

Bende öyle.

İç sesime anlamadan göz devirdiğimde annem tuhaf bakışlarını üzerimde tutarak odamdan çıktı. İstikamet ise; Efe Can.

Her gün şaşmadan yaptığımız, günlük rutin haline getirdiğimiz o ödev mevzusuz. İlk bir on dakika evde ödevin yapılacağı kitap veya defter aranır. Bulunduktan sonra ise Efe’nin yapmak istemiyorum isyanları. Annemin o isyanları yok sayıp zorlaya zorlaya devam etme çabaları ve en sonunda ise kafaya füze gibi inen Anne Terliği.

Babam ise ödevlere karışmazdı. O daha çok anneme kolaylık olsun diye onlar ödev yaparken yemeklere girişirdi veya dersine hazırlanırdı. Babam hukuk fakültesinde öğretmendi. İşi çok zordu anlayacağınız. Yazık babama…

Omuzlarımı düşürüp arkamda duran dünya savaşına baktım. Gördükçe içim sıkılıyordu resmen ya. Ne biçim bir ders bu? Öleceğim şimdi şurada. Sen de bir yazamadın gıcık. Masanın üzerinde duran telefona uzanıp ekranı açtım. Tabii ki de bir mesaj yoktu. Uyumuştur her halde.

Sıkıntıyla derin bir nefes verip bizimkilerle olan gruba girdim.

“Ben okumuş insanım”

Siz: Bakın hele bir

Siz: Eyy! Okumuş insanlar!

Siz: Bir başka okumuş arkadaşınız size sesleniyor

Zişan’ım: Geldim, geldimm

Mükremin: Ne vardı canım

Siz: Ooo, Mükremin?

Siz: Bakıyorum da erken bakıyorsun mesajlara

Mükremin: Mükremin ne lan!

Zişan’ım: Bak bende de Diva Yağız diye kayıtlısın

Zişan’ım: O kadar çok değer veriyorum sana

Mükremin: Boş yapmayın. Boş. Yapmayın.

Siz: DKDKDJSDKKD

Zişan’ım: JSJSJSJSJSJSJSJSİDŞLŞL

Siz: Emrin olur paşam

Zişan’ım: Baş üstüne Yağız Diva hazretleri

Mükremin: Aynı anda yazıp durmayın be

Mükremin: Neyse, sen niye çağırdın bizi Efzoş onu söyle

Siz: Tabii

Siz: Öhöm, Öhöm!

Siz: Bana yardım edin.

Mükremin: Aha!

Mükremin: Sonda nokta var

Mükremin: Durum vahim

Mükremin: Dimi Zişan hazretleri

Zişan’ım: Niye tek seferde yazmak yerine on parçaya bölüyorsun?

Mükremin: On

Mükremin: Değil

Mükremin: Yalnız

Mükremin: Canım

Mükremin: O

Zişan’ım: Lan!

Mükremin: Dört

Mükremin: Parçaya

Mükremin: Böldüm

Siz: İyi halt ettin geri zekalı

Siz: Durun konudan sapmayın

Siz: Ya ben bu projeyi aldım ama konu seçemedim, bu Emir olacak Deha Bey de yazmıyor

Siz: Acil fikir lazım

Mükremin: Hımmmmm

Zişan’ım: Hımmmm

Siz: Hımmmm

Mükremin: Stop! Stop! Stop!

Siz: Ne?

Siz: Ne buldun?

Zişan’ım: Geliyor bir şey, cephe yerlerimize geçelim

Mükremin: Bu çocuk bu saatte ne den sana yazmıyor?

Mükremin: Hı? Hım? Hı?

Siz çevrimiçi…

Zişan’ım çevrimiçi…

Mükremin çevrimiçi…

Siz çevrimiçi…

Siz yazıyor…

Zişan’ım yazıyor…

Siz: Mal mısın?

Zişan’ım: Beynini akşam yemeğinde yemiş olma ihtimalin kaç?

Zişan’ım: Çünkü ona göre eleştireceğim de

Mükremin: Ben fikir üretiyorum en azından be

Mükremin: Hem daha yemek yemedim

Mükremin: Efza!

Siz: Ne?

Mükremin: Bana yemek getirsene yarın

Siz: Hı?

Mükremin: Aç kaldım AÇ!

Mükremin: Öleceğim şimdi şuracıkta

Siz: Mutfak orada git yesene bir şeyler

Mükremin: Olmaz

Zişan’ım: Nedenmiş o?

Mükremin: Annem yasakladı

Siz: Nasıl yani?

Mükremin: Öyle işte

Mükremin: Ya ben mutfağa girdiğimde orası mahşer yeri gibi oluyor annem de yasak koydu

Mükremin: Su dışında girmem yasak

Siz: E yemek yemediniz mi hâlâ?

Mükremin: Yedik

Zişan’ım: ?

Siz: ?

Mükremin: Doymadım

Zişan’ım: Ayı

Siz: Bok ye!

Siz: Üff yardımcı da olmadınız zaten

Siz: Neyse gidiyorum ben

Siz: Yarın görüşürüz

Zişan’ım: Görüşürüz aşkım

Zişan’ım: Kusura bakma güzelim ama benim aklıma seni zorlamayacak bir şey gelmedi

Zişan’ım: Hem illaki yazar sana Emir
Zişan’ım: Görmemiştir sadece

Siz: İnşallah

Mükremin: Aynen

Mükremin: O çünkü şu an İstanbul’u fethediyordur

Mükremin: Meşgul adam kızım

Mükremin: Sen ne biçim Türk vatandaşısın?

Mükremin: Bırak adam işini yapsın

Mükremin: Alla alla

Mükremin: Neyse ben zıkkımlanmaya gidiyorum bayss

Siz: Defol

Sinirle telefonu kenara fırlatıp ellerimi saçlarıma daldırdım. Gıcık. İstanbul’u fethediyormuş, peh! Bana ne! Bende coğrafyayı fethedeceğim kardeşim. Öff bu cümle de ne kadar saçma bir cümle ya. Edebiyat hocası görse beni lime lime eder.

Pes etmişlikle omuzlarım tekrardan çöktü. Telefonu elime alıp onunla olan mesajlara baktım. Okudum hepsini. İnsan bir bakar en azından.

Parmaklarım klavyede bir şeyler yazıp yolladı.

Siz: İyi geceler ve kabuslar görmen dileğiyle

Siz: 🐥🔪

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

76okunma 7beğeni 4yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.