ASTORHA: Kasvetin Yükselişi kitap kapağı

5. bölüm / 5

Bölüm I - Kısım V

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: Bölüm I - Kısım V

Vingeston'a uzanan yolun yarısını geride bırakmışlardı. Yol, iki yanını kaplayan ağaçların arasından kıvrılarak ilerliyor, akşam güneşi dalların arasından süzülüp toprağa uzun gölgeler bırakıyordu. Gün boyunca fazla konuşmamışlardı. Reidan yolun geri kalanını hesaplamakla, Seidella ise atının üstünde olabildiğince dik oturmaya çalışmakla meşguldü.

Reidan başlangıçta yaraların yolculuğa engel olmayacağını düşünmüştü. Nilfa'nın bakımından sonra kadın kendini daha iyi hissettiğini söylemiş, yola çıkmaya hazır olduğunu belirtmişti. Reidan da onu zorlamadan, ihtiyaç duyduklarında dinlenebilecekleri bir yol izlemeyi kabul etmişti.

Ama güneş alçaldıkça Seidella'nın hâli değişmeye başlamıştı.

Önce dizginleri tutan ellerinin sıkılaştığını fark etti. Ardından her tümsekte yüzüne yerleşen kısa acı ifadesini gördü. Seidella onun kendisine baktığını anladığında yüzünü toparlıyor, hiçbir şey olmamış gibi önüne dönüyordu.

Karanlık çökünce yarası yeniden uyanıyor. Nilfa'nın sözü zihninde yankılandı. O zaman bunu bir hekimin sıradan uyarısı gibi duymuştu. Şimdi, gölgeler yolun üstüne uzanırken, kadının omuzlarının her gölge boyuyla biraz daha çöktüğünü görünce, uyarının daha fazlası olduğunu anlıyordu.

Bir süre daha onu gözlemledi. Sonunda atını yavaşlattı.

"Leydi Seidella."

Kadın başını çevirdi.

"Efendim?"

"Bir süredir doğru dürüst konuşmuyorsunuz."

"Yolculuk boyunca konuşmak zorunda mıyız?"

"Elbette hayır. Ama konuşmamanızın sebebinin yorgunluk olduğunu sanmıyorum."

Seidella'nın dudakları belli belirsiz gerildi.

"Beni bu kadar kısa sürede çözdüğünüzü mü düşünüyorsunuz, Lord Reidan?"

"Hayır. Ama acı çektiğinizi anlayacak kadar gözüm var."

Seidella cevap vermedi. Bakışlarını yeniden yola çevirdi. Birkaç adım sonra atının hareketiyle omzunu istemsizce geriye çekti. Bu kez acısını gizleyemedi.

Reidan hemen atını durdurdu.

"Durmamız gerekiyor."

"Gerek yok."

"Bu bir soru değildi."

Seidella ona döndü. Bakışlarında hem öfke hem yorgunluk vardı.

"Vingeston'a ulaşmamız gerekiyor. Ne kadar erken varırsak o kadar iyi."

"Bu hâlde devam ederseniz oraya ulaşmamızın hiçbir anlamı kalmayabilir."

"Biraz ağrım var diye yolculuğu yarıda kesemeyiz."

"Öğleden beri her hareketinizde yüzünüzün değiştiğini görüyorum."

Seidella'nın söyleyecek bir şeyi vardı belli ki ama sonunda yalnızca derin bir nefes aldı.

Yolun son kıvrımında Reidan, kuşların sustuğunu fark etti. Eli kendiliğinden kabzaya gitti.

Sonra yolun ilerisinden bir köpek havladı. Bir kapı gıcırdadı, bir kadın bir şey söyledi. Dalların arasından lamba ışığı sızdı. Kuşlar, akşam karanlığı bastığı için susmuştu; başka bir nedenle değil.

Reidan'ın eli kabzadan gevşedi. Seidella ona soru dolu bir bakış attı ama sormadı.

Yolun kenarında birbirine yakın birkaç yapının çatısı seçiliyordu: küçük bir yerleşim ve yolcuların konaklaması için yapılmış bir han.

"Şurada dinleneceğiz," dedi.

Seidella itiraz edecek gibi olduysa da bu kez vazgeçti.

Han, dışarıdan bakıldığında sıradan bir yolcu konağından farksızdı. Taş temellerinin üstüne kurulmuş ahşap duvarları yılların yıpranmışlığını taşıyor, geniş çatının altından gelen sesler içerideki kalabalığı haber veriyordu. Kapının önüne bağlanmış atlar ve duvar dibine bırakılmış birkaç araba, buranın yalnızca yakın köylerden gelenlerin değil, uzun yola çıkanların da uğrak yeri olduğunu gösteriyordu.

Reidan atından indi ve Seidella'nın inmesine yardım etmek için yanına yaklaştı.

"Kendim inebilirim," dedi kadın.

"Buna şüphem yok."

Reidan elini geri çekti. Seidella eyere tutunarak yavaşça indi ama ayakları yere değer değmez yüzü acıyla kasıldı. Bir an dengesi bozuldu. Reidan refleksle kolundan tuttu.

Kadın bu kez elini çekmedi.

"Teşekkür ederim," diye mırıldandı.

"Rica ederim. Şimdi içeri girelim."

Atlarını hanın önündeki görevliye teslim ettiler. Reidan, Seidella'nın adımlarını yavaşlatmasına uyum sağlayarak kapıya yürüdü. İçeri girdiklerinde sıcak hava, yemek kokusu ve kalabalığın uğultusu karşılarına çıktı. Uzun masaların çoğu doluydu. Bir köşede birkaç tüccar hararetle tartışıyor, şöminenin yakınındaki yolcular yemeklerini bitirip kadehlerinden yudum alıyordu.

Reidan girişin karşısındaki tezgâha yöneldi.

"İyi akşamlar. İki kişilik bir oda arıyoruz. Yalnızca bir gece kalacağız."

Han sahibi önündeki defteri kapatıp başını kaldırdı. İri yapılı, kır saçlı bir adamdı. Önce Reidan'a, sonra onun arkasında bekleyen Seidella'ya baktı.

"Bir gece mi? Şansınızı biraz geç denediniz. Bugün yolcu eksik olmadı. Bir odam kaldı."

"Oda nasıl?"

Adamın yüzünde muzip bir ifade belirdi.

"Yataklı."

Reidan bekledi.

"Bunu tahmin etmiştim," dedi sonunda. "Kaç kişilik?"

"İki kişilik. Tek yatak."

Reidan'ın yüzündeki ifade değişmedi ama cevap vermeden önce kısa bir an duraksadı.

"Başka oda yok mu?"

"Olsaydı söylerdim, bayım. İsterseniz başka bir han deneyebilirsiniz. Ama bir sonraki yerleşime ulaşmanız bu saatte kolay olmaz."

Reidan arkasına döndü. Seidella konuşmanın tamamını duymuştu. Yüzünde, Reidan'ın kendi hislerine oldukça benzeyen bir memnuniyetsizlik vardı.

"Bir gece," dedi Seidella sonunda. "Sabah erkenden ayrılırız."

Reidan han sahibine döndü.

"Odayı tutuyoruz."

Ücreti ödedi, anahtarı aldı. Han sahibi merdivenleri gösterip odanın üst katta olduğunu söyledi. Reidan teşekkür edip Seidella'yla birlikte merdivenlere yöneldi.

İlk basamakları çıkarken kadın alçak sesle konuştu.

"Sanırım bu gece birbirimizin arkadaşlığından kaçamayacağız."

"Korktuğunuz kadar kötü biri değilimdir."

"Henüz karar vermedim, Lord Reidan."

"O hâlde kararınızı vermek için sabaha kadar vaktiniz var."

Seidella'nın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. Çok kısa süren bu gülümseme, gün boyunca yüzünde gördüğü acılı ifadelerden farklıydı. Reidan bunu fark etti ama üzerinde durmadı.

Oda, hanın geri kalanına kıyasla sadeydi. Duvarlardan birine dayalı geniş bir yatak, karşı köşede küçük bir masa ve iki sandalye, pencerenin yanında ise yolculuk eşyalarını bırakabilecekleri dar bir dolap vardı. Şöminenin içinde sönmeye yüz tutmuş birkaç odun duruyordu. Pencere, yolun ve hanın arkasındaki ağaçların göründüğü bir açıklığa bakıyordu.

Seidella içeri girer girmez odayı gözden geçirdi. Bakışları yatağın üzerinde biraz fazla kaldı.

Reidan kapıyı kapatıp anahtarı masaya bıraktı.

"Yatağı siz kullanabilirsiniz. Ben sandalyeleri birleştirip burada uyurum."

"Buna gerek yok."

"Yatak iki kişilik olabilir ama ikimizin de rahat uyuyacağını sanmıyorum."

"Öyleyse yatağı paylaşırız. Birbirimizi rahatsız etmeden uyuyabilecek kadar büyüğüz sanırım."

Reidan ona baktı. Seidella'nın yüzü ciddi görünüyordu ama gözlerinde hafif bir meydan okuma vardı.

"Sizin için sorun olmayacağından emin misiniz?"

"Lord Reidan, bir han odasında bir gece geçirmekten daha büyük sorunlarım oldu."

Kadının sesi sakindi. Söylediklerinin ardında saklı bir şey olup olmadığını anlamak zordu.

Reidan başını salladı.

"Peki. Yine de kendinizi rahat hissetmezseniz söylemekten çekinmeyin."

Seidella cevap vermek yerine pelerininin tokasını çözdü. Hareket ederken yüzü yeniden gerildi. Bu kez acısını saklamak için uğraşmadı; duvarın yanındaki sandalyeye oturup dikkatlice nefes aldı.

Reidan'ın bakışları hemen ona yöneldi.

"Ağrınız arttı mı?"

"Biraz."

"Biraz mı?"

"Beni her sorduğunuzda ağrımı daha fazla hissediyorum. Bu yüzden sormayı bırakmanızı rica edeceğim."

Reidan ellerini iki yana açtı.

"Pekâlâ. Ama yemek yiyeceğiz. Ardından dinlenirsiniz. Sabah hâlinize bakıp yola devam edip etmeyeceğimize karar veririz."

"Yola devam edeceğiz."

"Sabah karar vereceğiz, Leydi Seidella."

Kadın başını hafifçe yana eğdi.

"Her konuda son sözü söylemeye alışkın mısınız?"

"Yol arkadaşımın kendini daha fazla yaralamasını önlemeye çalışıyorum."

"Ne kadar düşüncelisiniz."

"Bunu iltifat olarak kabul edeceğim."

"Nasıl isterseniz."

Bu kez ikisi de belli belirsiz gülümsedi.

Reidan aşağı inip yemek siparişini verdi. Bir süre sonra odaya sıcak yemek, ekmek ve su getirildi. Seidella ilk birkaç lokmasını güçlükle yedi. Reidan bunu fark etse de soru sormadı. Yemeklerini bitirince tabakları kapının önüne bıraktı ve masaya oturdu.

Dışarıda hava iyice kararmıştı. Hanın alt katından yükselen sesler, kapalı kapının ardından boğuk bir uğultuya dönüşüyordu. Reidan pelerininin tokasını açıp sandalyesinin arkasına astı. Seidella ise yatağın kenarına oturmuş, sargılarının üstüne dikkatle yerleştirdiği elini inceliyordu.

Bir süre sessizlik oldu.

Sonunda Reidan konuştu.

"Size bir şey sorabilir miyim?"

Seidella başını kaldırdı.

"Şimdiye kadar sormaktan çekindiğinizi sanmıyordum."

"Sizi sadece ismen biliyordum. Olfrid birkaç kere bahsetmişti. Ailenizle yaşamayı sevmiyorsunuz sanırım."

Kadının yüzündeki ifade bir anda değişti. Çok küçük bir değişimdi bu; başkasının dikkatinden kaçabilirdi. Ama Reidan, sorusunun ardından omuzlarının gerildiğini gördü. Seidella'nın sol elinin başparmağı, yüzük parmağındaki halkayı çevirmeye başlamıştı.

"Ailem hakkında konuşacak pek bir şey yok."

"Her ailenin anlatacak bir şeyi vardır."

"Her ailenin anlatılmaya değer bir hikâyesi olmayabilir."

Reidan bir süre onu inceledi. Cevap, sorusunu karşılamıyordu ama Seidella'nın konuşmak istemediği açıktı.

"Ailenizle görüşmüyor musunuz?"

Seidella gözlerini elinden kaldırdı.

"Hayır."

"Uzun zamandır mı?"

"Çok uzun bir zamandır."

Kadın hemen ardından pencereye döndü. Konuyu kapatmak istediği o kadar açıktı ki Reidan başka bir soru sormanın onu rahatsız edeceğini anladı.

"Anladım," dedi yalnızca.

Seidella'nın bakışları yeniden ona çevrildi. Belki de daha fazla soru bekliyordu.

"Merak etmiyor musunuz?" diye sordu.

"Elbette ediyorum."

"Öyleyse neden sormuyorsunuz?"

Reidan sandalyeye yaslandı.

"Çünkü cevap vermek istemediğinizi net şekilde görebiliyorum."

Seidella bir süre sessiz kaldı. Sonra bakışlarını masadaki boş tabaklara indirdi.

"İnsanların bunu anlaması genellikle uzun sürer."

"İnsanlar bazen meraklarını karşılarındakinin duygularından daha önemli görürler."

"Siz görmüyor musunuz?"

"Bazen. Ama genellikle sonuçlarını düşünürüm."

Seidella'nın yüzünde bu kez daha belirgin bir tebessüm belirdi.

"Bunu babanızdan mı öğrendiniz?"

"Hayır. Babam bana birçok şey öğretti ama insanların susmak istediği yerde durmayı kendim öğrendim."

"Kral Corald'ın oğullarından biri olmanın kolay olduğunu sanmıyorum."

"Kolay değil. Ama şikâyet etmek için de bir sebep değil. Babamın oğlu olarak doğmayı ben seçmedim; yine de bunun getirdiği sorumlulukları taşımak benim kaderimde var."

Seidella başını salladı.

"Bunu söylerken bile bir lord gibi konuşuyorsunuz."

"Nasıl konuşmamı bekliyordunuz?"

"Bilmem. Bir kral çocuğunun kendinden daha çok söz etmesini bekliyordum."

"O hâlde sizi hayal kırıklığına uğratmış olabilirim."

"Hâlâ karar vermedim, Lord Reidan."

Reidan güldü. Bu kez Seidella da gülümsedi.

Aralarındaki sessizlik, önceki sessizliklerden farklıydı. Birbirlerine hâlâ yabancıydılar ama konuşmaları artık yalnızca yolculuk ve yaralardan ibaret değildi.

"Peki ya siz?" diye sordu Reidan. "Benim hakkımda ne öğrenmek istiyorsunuz?"

Seidella düşünür gibi başını eğdi.

"Kaç kardeşsiniz?"

"Dört erkek kardeşiz. Ben üçüncüyüm."

"Ortada kalmışsınız."

"Arada kaldığımı söyleyenler de oldu."

"Şımarık ortanca çocuk beklerdim."

"O hâlde ailemle tanışmamışsınız."

"Kardeşlerinizle aranız nasıl?"

Reidan'ın yüzündeki gülümseme biraz yumuşadı. "Değişir. Taegar'la birbirimize güveniriz. Birlikte çok zaman geçirdik. Juliard bazı konularda hepimizden farklı düşünür. Ama ne olursa olsun kardeşlerimdir."

"Dördüncüsünü anlatmadınız."

Reidan bir an durdu. Seidella'nın dikkatinden bir şey kaçmıyordu.

"En büyüğümüz," dedi. "Aegnor."

Seidella bekledi.

"Yıllar önce kayboldu. Bazıları öldüğünü kabullendi."

"Siz?"

"Görmediğim bir şeye inanmam."

Oda bir an sessizleşti. Şöminedeki odun çıtırdadı. Seidella yüzüğü çevirmeyi bırakmıştı.

"Üzgünüm."

Seidella'nın bakışı yumuşadı. Bir şey söyleyecek gibi oldu, söylemedi. Reidan buna minnettar kaldı.

"Onlarla aynı görevlere mi çıkıyorsunuz?" diye sordu Seidella sonunda, konuyu daha hafif bir yere çekmek ister gibi.

"Her zaman değil. Babam bu sefer bana ayrı bir görev verdi. Taegar'ın ve Juliard'ın kendi sorumlulukları var."

Seidella'nın yüzündeki merak belirginleşti.

"Hiç ejderha öldürdünüz mü?"

"Evet."

"Yakından gördünüz mü?"

"Yeterince yakından."

"Ve hâlâ hayattasınız."

"Görünüşe göre iyi bir avcıyım."

Seidella güldü. Gülüşü kısa sürdü ama odayı bir anlığına dolduran gerginliği dağıtmaya yetti.

"Onları anlatır mısınız?"

Reidan bir an düşündü. Ejderhalar hakkında anlatılacak çok şey vardı ama hepsini bir yabancıya anlatmak istemiyordu. Üstelik Seidella'nın merakı, konuyu değiştirmek için bulduğu bir bahane de olabilirdi.

"Başka bir zaman," dedi. "Şimdilik dinlenmeniz daha önemli."

Seidella'nın yüzü hemen asıldı.

"Yine mi?"

"Evet."

"Beni tanımaya çalışırken bile emir vermeyi başarıyorsunuz."

"Emir vermiyorum. Tavsiyede bulunuyorum."

"Aradaki farkı anlayamadım."

"Sabah daha iyi hissederseniz size ejderhaları anlatırım."

Seidella ona şüpheyle baktı.

"Söz mü?"

"Söz."

"Öyleyse sabah daha iyi hissetmeye çalışacağım."

Reidan bu cevaba gülümsedi. Ama kadının yüzündeki canlılık yavaş yavaş silinmeye başladı. Seidella bir elini yarasının üstüne götürdü. Parmakları kumaşa dokunduğunda nefesi kesildi; sonra kendini toparlamak ister gibi doğruldu.

Reidan'ın gülümsemesi kayboldu.

"Seidella?"

Kadın başını kaldırdı. İlk kez ona yalnızca unvanıyla değil, adıyla seslenmesine itiraz etmedi.

"İyiyim."

"Hayır, değilsiniz."

"Sadece biraz dinlenmem gerekiyor."

Reidan ayağa kalkıp yanına yaklaştı. Seidella'nın yüzü solmuş, alnında ince bir ter tabakası oluşmuştu. Yaralarının çevresindeki sargılar hâlâ temiz görünüyordu. Buna rağmen kadın, içten içe büyüyen bir ağrıyla savaşır gibiydi.

"Bu ağrı yol boyunca arttı mı?"

Seidella bir süre cevap vermedi.

"Evet."

"Ne zamandır böyle?"

"Öğleden beri. Başlangıçta katlanılabilirdi. Sonra..." Sözünü kesip gözlerini kapattı. "Sonra giderek kötüleşti."

Reidan çenesini sıktı. Nilfa'nın evinde yaralar büyük ölçüde iyileşmiş görünmüştü. Kadın da yola çıkabilecek durumda olduğunu söylemişti. Ama şimdi, aradan birkaç saat geçmişken, ağrısı güneşin çekilmesiyle birlikte şiddetleniyordu.

"Neden daha önce söylemediniz?"

"Çünkü durmak istemiyordum."

"Ve bunun sonucunda daha da kötüleşebilirsiniz."

"Bunun farkındayım." Seidella'nın sesi bu kez savunmacı değildi.

Reidan ona yardım etmek için elini uzattı ama yaralarına dokunmamaya dikkat etti.

"Sabah olmadan yola çıkmayacağız. Gerekirse burada bir gün daha kalırız."

"Vingeston'a ulaşmamız gerekiyor."

"Biliyorum."

"Öyleyse—"

"Seidella," dedi Reidan, sesini yükseltmeden. "Sizi bir şekilde şehre götüreceğim. Ama önce hayatta ve ayakta kalmanızı sağlayacağım."

Kadın sustu.

Reidan onun cevabını beklemeden şöminenin önüne gidip ateşi canlandırdı. Ardından masadaki suyu tazeledi, Seidella'nın ulaşabileceği bir yere bıraktı.

Alevler yükselince heybeyi hatırladı. Nilfa'nın yerleştirdiği iki küçük keseyi çıkarıp masaya koydu. Birinden keskin, acımsı bir koku yayılıyordu; içi kurutulmuş yapraklarla doluydu. Ötekinde ezilmiş kökler ve sarımsı bir toz vardı.

"Hangisi ne işe yarıyor?"

Seidella gözlerini araladı, keselere baktı.

"Yapraklı olan sıcak suda bekletilir. Bezi onunla ıslatıp yaranın çevresini temizlersiniz. Toz en son, yaranın üstüne." Bir an durdu. "Nilfa her akşam böyle yapıyordu. Ben de izliyordum."

Reidan aşağı inip han sahibinden bir kap sıcak su ve temiz bez istedi. Döndüğünde yaprakları suya bıraktı. Su yavaş yavaş bulanık bir yeşile döndü; keskin koku odaya yayıldı.

"Sargıyı açmam gerekecek."

Seidella ona bir an baktı. Sonra yakasının bağlarını gevşetti, sol kolunu gömleğinin içinden sıyırdı. Omzunu ve kolunun üst kısmını açıkta bırakacak kadar. Bakışını şömineye çevirdi.

Reidan yatağın kenarına, yanına oturdu. Sargının düğümü kurumuş kanla sertleşmişti. Parmaklarıyla gevşetmeye çalıştı, olmayınca hançerini çıkarıp düğümü kesti. Bezi kat kat açtı. Son kat yaraya yapışmıştı.

"Bu acıtacak."

"Biliyorum."

Bezin ucunu ıslatıp yavaşça kaldırdı. Seidella nefesini tuttu ama ses çıkarmadı.

Yara, omzunun hemen altındaydı; bir parmak boyunda, ince ve düzgün. Kenarları kapanmaya başlamıştı. Ama çevresindeki gri çizgiler, Nilfa'nın evinde gördüğünden koyuydu. Tenin altından ince kollar hâlinde yayılıyor, köprücük kemiğine doğru tırmanıyordu.

Reidan bezi otlu suya batırıp sıktı. Yaranın kenarına dokundu.

Seidella'nın kolu istemsizce geri çekildi. Omzu kasıldı, parmakları yatak örtüsünü kavradı.

Reidan elini hemen çekti.

"Acıttım."

"Hayır." Seidella yutkundu. Gözlerini şömineden ayırmadı. "Soğuktu. Beklemiyordum, o kadar."

Reidan bir süre bekledi. Sonra bezi yeniden ıslattı ve bu kez bir süre avucunda tuttu, ısınsın diye. Yeniden dokunduğunda Seidella kıpırdamadı. Yalnızca nefesi bir an takıldı.

Yaranın çevresini dikkatle sildi; kurumuş kanı, dünden kalan ot kırıntılarını temizledi. Elleri, bir yarayı ilk kez temizleyen birinin elleri değildi. Avlarda, kamplarda yeterince sargı açmıştı. Ama o yaralar avcıların yarasıydı; homurdanır, küfreder, şarap isterlerdi. Seidella hiçbir şey istemiyordu. Bu daha zordu.

"Bunu daha önce yapmışsınız," dedi Seidella bir süre sonra.

"Çok kez."

"Hep böyle yavaş mı yapıyorsunuz?"

Reidan cevap vermedi. Bezi suya bıraktı, ikinci keseyi açtı. Sarımsı tozdan bir tutam alıp yaranın üstüne serpti.

Seidella dişlerini sıktı. Toz yakıyordu.

"Nilfa bunu yaparken bir şarkı mırıldanırdı," dedi, sesi gergin. "Acıyı unutturmak için."

"Benden şarkı beklemeyin lütfen."

"Beklemiyordum."

Reidan temiz bezi yaranın üstüne yerleştirdi, kolunun etrafında birkaç kez dolayıp düğümü sıkmadan bağladı. Parmakları bir an omzundaki gri çizgilerin üstünde kaldı; dokunmadı. Sonra elini çekti.

Seidella kolunu gömleğe geri geçirdi, yakasını bağladı. Uzun süre bir şey demedi.

"Teşekkür ederim," dedi sonunda.

"Nilfa'ya teşekkür edin. Ben yalnızca söylediklerinizi yaptım."

"Ben size bezi ısıtmanızı söylemedim."

Reidan ona baktı. Seidella yine şömineye bakıyordu.

Islak bezleri kurusun diye şöminenin kenarına serdi. Aklından hep aynı soru geçiyordu: Bir hançer yarası, aradan bu kadar zaman geçmesine rağmen neden iyileşmiyordu? Neden güneşle iyileşiyor, karanlıkla uyanıyordu?

Nilfa'nın sözleri, Seidella'nın damarlarındaki gri çizgiler yan yana geldi. Henüz ellerinde hiçbir kanıt yoktu. Ama bir tür dişlinin yavaşça yerine oturduğunu hissediyordu.

Seidella yatağın başına yaslanmış, gözlerini kapatmıştı. Yüzündeki gerginlik tamamen kaybolmamıştı ama en azından dinlenmeye çalışıyordu.

"Bir şeye ihtiyacınız olursa beni uyandırın," dedi Reidan.

Seidella gözlerini araladı.

"Aynı odada olduğumuzu düşünürsek sizi uyandırmak pek zor olmayacaktır."

"Haklısınız. O hâlde beni rahatsız etmekten çekinmeyin."

"Bunu yapmamaya çalışacağım."

Reidan sandalyelerden birine oturdu. Seidella bir süre onu izledi, ardından başını yastığa bıraktı.

"Lord Reidan?"

"Evet?"

"Bugün için teşekkür ederim."

Reidan ona baktı.

"Neden?"

"Beni yol boyunca zorlamadığınız için. Sorularıma cevap verdiğiniz için. Bir de..." Bir an durdu. "Ailem hakkında daha fazla soru sormadığınız için."

Reidan başını hafifçe eğdi.

"İyi geceler, Leydi Seidella."

Kadın gözlerini kapatmadan önce hafifçe gülümsedi.

"İyi geceler."

Gece yarısı geçtiğinde Seidella'nın nefesi değişti.

Reidan sandalyede, kılıcı dizinde, yarı uyanık oturuyordu. Önce sesi duydu: dişlerin arasından zorla kaçan kısık bir inleme. Yatağa yaklaştığında kadının gözleri açıktı, alnı terden parlıyordu. Yüzü yanıyordu.

Masadaki bezi ıslatıp alnına koydu. Seidella gözlerini kapattı.

"Sabah daha iyi hissetmeye çalışacağımı söylemiştim," dedi. Sesi çatlaktı. "Henüz sabah olmadı."

"Güneşin doğmasına çok var."

"Evet..." Gözlerini araladı. "Uyuyamıyorum. Bir şey anlatın. Mesela ejderhaları."

"Sözümü sabah için vermiştim."

"Sabahı bekleyemeyeceğim."

Reidan bir an tereddüt etti, sonra yatağın kenarına, onun elinin uzanamayacağı kadar uzağa oturdu. Bezi bir kez daha ıslatıp yerine koydu.

"On beş yaşındaydım," dedi. "İlk büyük avımdı. Su elementli bir ejderha vardı. Yalnızdı. Bir gölün üstünden geçerken gördük."

Seidella gözlerini kapatmıştı ama dinlediği belliydi.

"Gölün üstünde alçaktan uçtu ve nefesini bıraktı. Su, birkaç dakikalığına bir nefeste dondu. Balıklar yüzeyin hemen altında, yüzerken kalmıştı; ağızları açıktı, kuyrukları hâlâ dönmeye hazır gibiydi."

"Avladınız mı?"

"O gün hayır. Yönünü değiştirdi, batıya doğru gitti." Bir an durdu. "Adını araştırınca öğrendim. *Pahreidan*. Külliyat arşivlerinde, sık sık görülen bir su elementi ejderhası olarak geçiyormuş."

Seidella'nın gözleri aralandı.

"Ve sonra?"

"Üç gün sonra bir köyün kuyularını bir gecede dondurduğu ihbarı geldi. Sabaha kadar su yoktu; çocuklar buzu emmeye çalışmış." Reidan'ın sesi sertleşmedi, yalnızca düzleşti. "Yalımlar çağrıldı. Aegnor, Taegar ve ben çıktık."

Aegnor'un adı odada bir an asılı kaldı. Seidella bir şey sormadı.

"*Pahreidan'ı* bir kayalığın dibinde bulduk. Nefesiyle bir kayalığın yarısını buza kesmişti. Aegnor'un oku gözünü buldu. Taegar kanadını bağladı. Son vuruş benimdi."

"Neden sizindi?"

"Aegnor öyle istedi." Reidan başını salladı. "'Onu ilk sen gördün,' dedi. 'Bitirmek de senin hakkın.'"

Seidella'nın dudaklarının kenarı kıpırdadı.

"Siz ejderhaları seviyorsunuz."

"Sevmiyorum." Reidan'ın sesi alçaldı. "Saygı duyuyorum. Bir avcının onlara verebileceği tek şey bu; çünkü hepsini öldürmek zorunda olmasak bile, bazılarını öldürmek zorundayız."

Seidella başını yastıkta hafifçe çevirdi.

"Bunu söylerken sesiniz ağırlaşıyor."

"İşimiz bu."

Cevap gelmedi. Seidella'nın nefesi yavaşlamış, parmakları yüzüğü bırakmıştı. Alnındaki ter kurumaya başlamıştı. Reidan bir süre daha oturdu, sonra sessizce kalkıp sandalyesine döndü.

Odadaki tek ses, şöminenin dibindeki közün çıtırtısıydı.

Reidan pencereye yaklaştı. Perdeyi birkaç parmak araladı. Ay, bulutların arasından ince bir şerit hâlinde süzülüyor, hanın arkasındaki ağaçları gümüşe boyuyordu. Rüzgâr yoktu. Hiçbir şey kıpırdamıyordu.

Tam o sırada, ağaçlardan birinin dibinde, bir ağaç gövdesinden biraz fazla yüksek, fazlasıyla hareketsiz bir şey gördü.

Gözünü kırptı.

Yoktu.

Reidan perdeyi bıraktı. Kılıcı yeniden dizine yerleştirdi, sandalyeye oturdu. Seidella yatakta sakin nefes alıyordu.

Onun için de uyumadı.

O gece, aynı odanın sessizliği içinde, ikisi de birbirleri hakkında birkaç şey öğrenmişti. Ama asıl sorular hâlâ cevapsızdı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…