ASTORHA: Kasvetin Yükselişi kitap kapağı

4. bölüm / 5

Bölüm I - Kısım IV

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: Bölüm I - Kısım IV

Karsen geride kaldığında Reidan'ın aklında hâlâ köyün sessizliği vardı. Yıkılmış evler, sokaklara saçılmış eşyalar, fırının altındaki karanlık bölmede günlerce saklanmış bir çocuk. Bir zamanlar insanların yaşadığı o yer şimdi yalnızca geride bırakılmış bir felaketi anlatıyordu.

Önlerinde ise hâlâ bulmaları gereken biri vardı.

Reidan atını kuzeybatıya sürdü. Muenir, Egwen'i kendi atında taşıyarak onu izliyordu. Çocuk yol boyunca pek konuşmamıştı. Arada bir başını kaldırıp çevresine bakıyor, sonra yeniden önüne dönüyordu. Karsen'de gördüklerinden sonra yabancılara güvenmekte zorlanması şaşırtıcı değildi.

Cebindeki yüzük her adımda uyluğuna hafifçe vuruyordu. Reidan onu bir kez daha avucuna alıp çevirdi: o elin hâlâ sıcak olup olmadığını bilmiyordu.

Bir süre sonra ağaçlar seyrekleşti. Yol, taşlık bir araziye açılıyor, ileride yeniden sıklaşan ormanın içine giriyordu. Taşların arasından ince bir su sesi geliyordu.

"Dere," dedi Muenir.

Dere, ormanın kıyısında iki kayalığın arasından sızıp taşlı bir yatağa akıyordu. Geniş değildi ama soğuk ve hızlıydı. Atlar kıyıda durup başlarını suya indirdi. Reidan indi, yatak boyunca yürüdü. Buradan kimin geçtiğini suya sormak anlamsız görünüyordu; ama su da her şeyi silmezdi.

Muenir öbür kıyıya geçmişti. Çömelmiş, bir kamış demetini iki parmağıyla ayırıyordu.

"Buraya bakın."

Kamışlar akıntıya karşı ezilmişti. Birkaçı kopmuş, uçlarındaki yeşil lif hâlâ solmamıştı.

"Suyun içinden yürümüşler," dedi Muenir. "Dereyi izlerini silmek için kullanmışlar. Ama bunu yapanlar yorgun ve aceleci. İyi kaçan, kamışı kırmadan geçer."

"Ya da yaralı birini taşıyordur."

Muenir başını kaldırdı.

"Bundan emin misiniz?"

"Hayır. Ama handaki odada kan vardı."

Muenir memnun gibi başını salladı.

Dereyi izleyerek biraz yukarı çıktılar. Bir dönemeçte, kıyıdaki dikenli bir çalıya takılmış bir parça mor yün buldular; kenarı yırtılmış, yağmurdan solmuştu. Reidan kumaşı parmaklarının arasında ovaladı. Lindra moruydu bu.

Biraz ilerde, çamura yarı gömülmüş bir mızrak ucu duruyordu. Sapı kırılmıştı. Ucundaki kabartma, ak geyiğin boynuzlarıydı. Yanındaki taşların üzerinde, yağmurun bile silemediği kahverengi bir leke vardı.

Muenir yatağın iki yanına bakıp başını yavaşça salladı. "Buraya bakın lordum. Morluların izleri burada ikiye ayrılıyor. Yarısı yukarı çıkmış, yarısı derenin aşağısına dönmüş."

"Birini bulmak için birliklerini bölmüşler."

Muenir mızrak ucuna baktı.

"Biri burada durmuş. Geride kalan hep tek kişi olur. Onları yukarıya, kuzeye çekmiş. Gerçek iz dereden ormana, başka yöne gidiyor."

Reidan mızrak ucunu bırakıp ayağa kalktı.

"İzi sürmeye devam," dedi.

Geceyi derenin yukarısında, ateş yakmadan geçirdiler; Egwen ikisinin pelerinine sarılı uyudu.

Öğleye doğru patika ormanın içinden geçip alçak tepelerin arasına uzandı. Dallar zaman zaman yolun üstüne sarkıyor, atların geçişini yavaşlatıyordu. Reidan birkaç kez durup çevreyi dinledi. Aradıkları izleri kaçırmamak için acele etmek istemiyordu.

Bir hafta, birilerinin izini sürmek için çok uzun bir süreydi. Yağmur yağmış, rüzgâr kuru yaprakları yerinden oynatmış olabilirdi. Üstelik Seidella'nın yanındaki askerlerden birinin yaralı olduğu söyleniyordu; bu, grubun ne kadar uzağa gidebileceği konusunda bir fikir veriyordu.

Bir süre sonra patika genişledi. Uzakta, tepelerin ardında birkaç ince duman yükseliyordu.

Muenir başını kaldırdı.

"Bir köy."

"Önce oraya gideceğiz. İzleri burada kaybetsek bile köylüler bize yardım edebilir."

Köy, bir yamaca yaslanmış on, on beş evden ibaretti. Çatıları çimle örtülü, bacalarından gri dumanlar tırmanan alçak yapılar. Birkaç evin önünde çalışan insanlar, gelen yabancıları fark edince başlarını çevirdi. Reidan'ın zırhı ve kılıcı dikkat çekiyordu; Muenir'in önünde bir çocuk bulunması köylülerin bakışlarını yumuşatmak yerine merakla karıştırmıştı. Bir kadın iki çocuğunu içeri çekti. Kapılar usulca kapandı.

Reidan atından indi, ellerini açık tuttu.

"Burada yaralı bir kadın gördünüz mü? Yanında iki asker vardı."

Köylüler birbirine baktı. Yaşlı bir adam öne çıktı; omuzları çökmüştü ama bakışları keskindi.

"Siz kimsiniz?"

Reidan pelerininin yakasındaki ejder nişanını gösterdi.

"Lord Reidan Dragerys."

Adam nişana baktı, sonra Reidan'ın yüzüne, sonra yeniden nişana. Omuzları biraz gevşedi.

"Şifacımız Nilfa'nın evinde bir kadın var. Köyün dışında, yolun yakınında bulmuşlar. Yaralıydı."

"Şimdi nasıl?"

"Toparlanıyor. Birkaç gündür ayağa kalkabiliyor." Adam bir an durdu.

"Dört gün önce tanıdık olmayan bir grup geldi. Kızıl saçlı bir kadını soruyorlardı."

Reidan'ın bakışı sertleşti.

"Ne dediniz?"

"Hiçbir şey bilmediğimizi söyledik. Nilfa onu daha önce arka odaya saklamıştı." Adam omuz silkti. "Bize ne yapacağımızı söylemedi. Biz de bir şey görmedik dedik."

Reidan adama başıyla teşekkür etti. Tarif edilen evi öğrenip atlarına döndüler.

"En azından doğru yere geldiğimizi biliyoruz," dedi Muenir.

"Umarım geç kalmamışızdır."

Köyün daha sakin bir köşesinde, önünde küçük bir bahçe bulunan, diğer evlerden pek farklı görünmeyen bir yapının önünde durdular. Reidan kapıyı çaldı.

İçeriden ayak sesleri geldi. Kapı açıldığında karşılarında yaşlı bir kadın belirdi. Saçları ağarmış, yüzünde yılların izleri birikmişti. Bakışları önce Reidan'ın zırhına, sonra Muenir'e ve arkalarındaki atlara kaydı.

"Buyurun?"

"Birkaç gün önce yaralı bir kadını bulup evinize aldığınızı öğrendik," dedi Reidan. "Onunla görüşmem gerekiyor."

"Kim olduğunuzu öğrenebilir miyim?"

"Lord Reidan Dragerys."

Kadının yüzündeki ifade değişti. Kapıyı biraz daha açtı.

"Öyleyse içeri buyurun, lordum. Ben Nilfa."

Evde kurutulmuş otların ve kaynatılmış bitkilerin kokusu vardı. Masanın üzerinde küçük kaplar, temiz bezler ve çeşitli şişeler duruyordu. Odanın kenarındaki yatakta genç bir kadın sırtını duvara dayamış oturuyordu.

Kızıl saçları örgüsünden fırlayıp omuzlarına dökülmüştü; dalgalı, bakımsız, ama yine de dikkat çekiciydi. Yüzü açık ve solgundu. Kollarında ve gövdesinde temiz bezlerden sargılar vardı; bazıları giysisinin altından belli oluyor, bazıları bileklerine kadar iniyordu. Reidan, Corald'ın tarifini düşündü. Yeterliydi.

Ama bakışı asıl olarak kadının kucağında birleştirdiği ellere kaydı. Sol elinin yüzük parmağında, tenin geri kalanından biraz daha açık, ince bir halka vardı.

Reidan birkaç adım yaklaştı.

"Leydi Seidella?"

Kadın başını kaldırdı. Karşısındaki adamı tanımıyordu. Bir an boyunca onu dikkatle inceledi. Ela gözleri, bakışlarını kolay kolay kaçırmayan birinin gözleriydi.

"Evet. Siz kimsiniz?"

"Lord Reidan Dragerys. Kral Corald'ın oğluyum. Sizi bulmak için gönderildim."

Seidella'nın yüzündeki gerginlik biraz olsun azaldı. Günlerdir içinde bulunduğu belirsizlikten sonra karşısında Dragerys Krallığı'ndan birini görmek onu rahatlatmıştı.

"Beni bulmanızın bu kadar süreceğini düşünmemiştim," dedi.

"Karsen'e gittik. Orada yaşananları öğrendik, kuzeybatıya doğru ilerlediğinizi duyduk. İzinizi takip ederek buraya ulaştık."

Seidella hafifçe başını salladı.

"Öyleyse sonunda biri bana neler olduğunu sorabilecek."

Reidan karşısındaki sandalyeye oturdu.

"Karsen'de sağ kalan bir çocuk bulduk. Adı Egwen. Muenir onunla ilgileniyor."

Seidella'nın yüzünde belli belirsiz bir rahatlama belirdi.

"Egwen hayatta mı?"

"Evet."

Kadın gözlerini kısa bir süre kapattı.

"Bunu duyduğuma sevindim." Gözlerini açtı.

"Köyde kalan başka kimse var mı?"

Reidan cevap vermedi. Cevap onun yüzünde yazılıydı.

Seidella başını önüne eğdi.

"Beni arayanlar yüzünden mi bastılar köyü?"

"Köyleri savaş için bastılar," dedi Reidan. "Sizi aramaları bahaneydi."

Seidella bir şey söylemedi. Parmakları kucağında birbirine kenetlendi. Reidan o parmaklara bakmamaya özen gösterdi.

"Leydim, Karsen'den ayrıldıktan sonra neler oldu?" diye sordu sonra. "Yanınızda iki asker olduğunu biliyoruz. Onlara ne oldu?"

Seidella uzun süre konuşmadı. Pencereden süzülen ışık sargılı kollarının üstünde duruyordu.

"Dereye indiğimizde Lindralılar yaklaşıyordu," dedi sonunda. "Askerlerimden biri atını döndürdü. 'Siz devam edin, leydim,' dedi. Onları başka yöne çekeceğini söyledi." Sesi bir an titredi ve toparlandı. "Dönüp bakmadım. Daha doğrusu bakamadım."

"Mızrağının ucunu derenin kıyısında gördük."

Seidella gözlerini kapattı. "Demek..." Cümlenin devamını getirmedi.

"Diğeri?"

"Diğeri yaralıydı." Seidella'nın dudakları ince bir çizgi hâline geldi. "Üçüncü gece, kan kaybından öldü."

Reidan başını salladı. İnsanların susmak istediği yerde durmayı öğrenmişti.

"Fakat beni yaralayanlar," dedi Seidella, kendini zorlayarak, "Lindralılar değildi."

Reidan'ın bakışı keskinleşti.

"Kimdi peki?"

"Kim olduklarını, nereden geldiklerini, kimin emriyle hareket ettiklerini bilmiyorum. Birden ortaya çıktılar. Yüzleri örtülü olduğu için sadece gözlerini gördüm ama onları daha önce hiç görmemiştim. Ne istediklerini anlayamadan saldırıya uğradık."

"Nasıl yaralandınız?"

Seidella kolundaki sargıya baktı.

"Hançerle. Küçük ama fazlasıyla keskin bir hançerdi. Darbeyi aldığımda sıradan bir yara sandım. Ama kısa süre sonra kendimi kötü hissetmeye başladım. Gücüm tükeniyordu. Yaralarım da beklediğim gibi iyileşmiyordu."

Nilfa söze girdi.

"Onu bana getirdiklerinde durumu çok kötüydü. Kan kaybetmişti, ateşi vardı. Yaralarını temizledim ama vücudu tedaviye beklediğim gibi karşılık vermedi." Sargılardan birini birkaç parmak kaldırdı. "Yaranın çevresine damarlar siyah bir ağ gibi yayılmıştı. Ateş düşünce çekildi ama tamamen silinmedi. Bakın."

Reidan baktı. Seidella'nın derisinin altında, yaranın etrafında soluk, gri-siyah çizgiler yürüyordu. Bahsi geçen üçüncü cesedin yüzündeki damarlar geldi aklına. Midesinde soğuk bir ağırlık hissetti.

"Bu bir zehir."

"Öyle görünüyor. Hançerin üzerinde ne vardı bilmiyorum. Ama yaranın kendisiyle açıklanamayacak kadar güçsüz düşmüştü. Onu günlerce gözlemlemem gerekti."

Reidan sessiz kaldı. Lindralıların onları takip etmesi bir meseleydi; Seidella'nın kimliği bilinmeyen kişilerce zehirli bir hançerle yaralanması ise başka bir mesele. Bunların birbirine bağlı olup olmadığını henüz bilmiyordu.

"Bu kişilerin kim olduğunu öğrenmeye çalışacağız," dedi. "Ama şu an önceliğimiz sizi Vingeston'a götürmek."

Seidella başını salladı.

Reidan cebine uzandı.

"Bir şey daha var. Egwen size vermek için almış ama saldırı yüzünden verememiş."

Avucunu açtı.

Yüzük, ak geyiğiyle, sarmaşıklarıyla Nilfa'nın evindeki loş ışıkta bile parladı.

Seidella'nın nefesi kesildi. Elini uzatmadı; bir an yalnızca yüzüğe baktı. Sanki içinde bir şey gizliymiş, dokunursa kaybolacakmış gibi.

"Kuyunun başında bıraktım," dedi. Sesi çok alçaktı. "Ellerimi yıkarken. Fark ettiğimde geri dönmek istedim ama atlar..." Sustu.

Reidan elini biraz daha uzattı. Seidella yüzüğü iki parmağının arasına aldı, bir süre çevirdi, sonra sol elinin yüzük parmağına geçirdi. Soluk halka yerine oturdu.

"Teşekkür ederim," dedi. Bu kez gözlerini kaçırmadı. "Bir kez daha."

Reidan başını eğdi.

"Teşekkürü Egwen'e edin."

"Edeceğim."

Nilfa bir süre onları izledi, sonra Seidella'nın omzundaki sargıyı kontrol edip yeniden yerleştirdi.

"Yolculuk yapabilir," dedi. "Ama uzun süre at üstünde kalması ağrılarını artırır. Dinlenmesi, mümkün olduğunca dikkatli hareket etmesi gerek. Özellikle akşamları."

Reidan bunu dikkate aldı.

"Akşamları mı?"

"Karanlık çökünce yarası yeniden uyanıyor. Ateşi artıyor, ağrısı katlanıyor." Nilfa'nın bakışında bir uyarı vardı. "Gece konaklamanız gerekirse ateşi sönmeyecek, dinlenebilecek bir yer bulun."

"Bulacağız."

Reidan ayağa kalkıp yaşlı kadına döndü.

"Leydi Seidella'yı Lindralılardan sakladığınız için size borçluyuz. Bunu unutmayacağız."

"Ben yalnızca yaralı birine yardım ettim, lordum," dedi Nilfa. "Başka bir şey yapmadım."

"Yine de teşekkür ederim."

Reidan evden çıktığında köyün üzerinde öğleden sonranın ışığı vardı. Aradığı kadını bulmuştu, ama zihninde artık yeni bir soru duruyordu.

Seidella'yı yaralayanlar kimdi ve neden onu öldürmek yerine yaralamışlardı?

Muenir, Egwen'in yanına gitmişti. Çocuk köyün kenarındaki bir evin önünde oturmuş, ayakkabısının ucuyla toprağı eşeliyordu.

Muenir yanına çömeldi.

"Egwen, sana bir şey söyleyeceğim."

Çocuk başını kaldırdı.

"Ne oldu?"

"Lord Reidan, Leydi Seidella'yı Vingeston'a götürecek. Benim seninle ilgilenmem gerekiyor."

Egwen'in yüzünde endişeli bir ifade belirdi.

"Ben de sizinle mi geleceğim?"

Muenir gülümsedi.

"Benimle geleceksin. Çok iyi bildiğim bir yer buradan yarım günlük yolda. Orada sıcak yemeğin, rahat uyuyabileceğin bir yatağın olacak."

Egwen bir süre sessiz kaldı. Sonra başını salladı. Gideceği yeri bilmiyordu ama en azından yeniden tek başına kalmayacaktı.

Muenir ayağa kalkıp Reidan'ın yanına geldi. Reidan atların hazırlanmasını kontrol ediyordu.

"Lordum, Egwen'i ben götürürüm. Onun için sağlam bir yer biliyorum."

Reidan ona döndü.

"Emin misin?"

"Onu burada bırakıp gidemem." Muenir bir an durdu. "Bildiğim bir yetimhaneye bırakacağım. Orada onunla ilgilenebilecek insanlar tanıyorum."

"Eğer eminsen çocuk sana emanet."

Muenir birkaç saniye sessiz kaldı.

"Hiç olmadığım kadar."

"Pekâlâ. İşin bittikten sonra Taegar'ı görmeye git."

"Öyle yapacağım, lordum."

Öğleden sonra hazırlıklar tamamlandı. Köylüler erzak ve yeni bir at getirmişti; Nilfa, Seidella'nın heybesine kurutulmuş otlarla dolu iki küçük kese yerleştirmişti. Herkes atlarına bindi.

Egwen, Reidan'ın yanından geçerken durdu.

"Ona verdiniz mi?"

"Verdim. Teşekkürlerini iletti."

Çocuk başını salladı. Sonra Muenir'in atına doğru yürüdü.

Ayrılmadan önce Muenir son kez arkadaşına döndü.

"Savaşta görüşürüz."

"Görüşürüz. Dikkatli ol."

"Siz de, lordum."

İki yol arkadaşı kısa bir süre birbirlerine baktıktan sonra ayrıldılar. Muenir, Egwen'le birlikte köyden uzaklaşırken Reidan da Seidella'yla birlikte Vingeston yoluna koyuldu.

Seidella ata biner binmez yüzünü buruşturmuştu ama bir şey söylememişti. Reidan atını onunkinin yanında yürüttü. Yol alçak tepelerin arasına dönüyor, ağaçların gölgeleri uzamaya başlıyordu.

Karsen'de başlayan arayış sona ermişti. Reidan, bulmakla görevlendirildiği kadını bulmuştu. Ama Seidella'nın anlattıkları, bu işin göründüğü kadar basit olmadığını gösteriyordu.

Peki bir kadını yaralayıp, ölmesine izin vermeden uzaklaşan kim olurdu?

Bu sorunun cevabını bilmiyordu. Ama cevabın, yolculuk boyunca onlarla birlikte yürüyeceğini hissediyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…