Asteria unutulan yeminler kitap kapağı

24. bölüm / 29

23. Bölüm geride kalanlar

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 29Şu an: 23. Bölüm geride kalanlar

Sabah olduğunu pencereden süzülen solgun ışıktan anladım.
Uyumamıştım.
Aslında hiç kimse uyumamıştı.
Gecenin geri kalanında kimse Asaf'ın adını yüksek sesle söylemedi.
Sanki adını söylersek gerçekten öldüğünü kabul etmek zorunda kalacaktık.
Oysa hepimiz biliyorduk.
Asaf yoktu.
Bir daha kapıdan girip elinde bir şeylerle çıkmayacaktı.
Bir daha Ege'yle dalga geçmeyecek, Hira'yı güldürmeye çalışmayacak, Yüsra'yı sinirlendirmek için bilerek onunla tartışmayacaktı.
Ve en kötüsü...
Bir daha "Seni seviyorum." demeyecekti.
Yatakta oturmuş, ellerimi dizlerimin üzerinde birleştirmiştim.
Gözlerimi kapattığımda hâlâ geceyi görüyordum.
Ağaçların arasındaki karanlığı.
Aras'ın yüzünü.
Demir'in sessizliğini.
Fuad'ın Hira'yı kendine çekişini.
Ege'nin ilk defa tek kelime bile edemeyişini.
Ve Yüsra'yı...
Asaf'ın elini bırakmayan Yüsra'yı.
Kapı hafifçe açıldı.
Aras içeri girdi.
Elinde iki bardak vardı.
Birini bana uzattı.

"İç."

Bardağı aldım.

"Sen uyudun mu?"

"Hayır."

"Demir?"

"Uyumadı."

"Fuad?"

"Kimse uyumadı."

Bardağın içindeki sıcaklığa baktım.

"Yüsra?"

Aras birkaç saniye sustu.

"Demir onun yanında."

Başımı salladım.

"Demir neden bu kadar sakin?"

Aras pencereye doğru yürüdü.

"Çünkü sakin değil."

Ona baktım.

"Ne demek istiyorsun?"

"Demir'in sakinliği biraz farklı."

Aras pencerenin önünde durdu.

"İnsan bazı acıları yaşayınca dışarıdan daha güçlü görünmeye başlıyor."

"Demir daha önce birini kaybettiğini söyledi."

Aras'ın yüzü değişti.

"Ne söyledi?"

"Yüsra'ya."

Aras bir süre sessiz kaldı.

"Demir sana hiç anlatmadı mı?"

"Hayır."

Aras başını iki yana salladı.

"Anlatmaz."

"Neden?"

"Çünkü o olaydan sonra bazı şeyleri içinde tuttu.

Aras'ın sesindeki değişiklik dikkatimi çekti.

"Ne oldu?"

Aras bana döndü.

"Şimdi anlatmak doğru zaman mı bilmiyorum."

"Ben bilmek istiyorum."

"Demir'in geçmişi onun anlatacağı bir şey."

Başımı eğdim.
Haklıydı.
Ama içimde garip bir his vardı.
Sanki Demir'in yaşadığı şey, şu an yaşadığımız kaybı anlamam için önemliydi.
Kapının dışında ayak sesleri duyuldu.
Hira içeri girdi.
Gözleri şişmişti.

"Uyanık mısınız?"

Aras:

"Uyanığız."

Hira yatağın kenarına oturdu.
Bir süre konuşmadı.
Sonra:

"Yüsra hâlâ ağlıyor."

İçim burkuldu.

"Demir yanında."

Hira başını salladı.

"Demir iyi geliyor."

Aras sessizce:

"Çünkü ne hissettiğini biliyor."

Hira gözlerini kapattı.

"Keşke hiçbirimiz bilmek zorunda kalmasaydık."

O cümleden sonra odada yine sessizlik oldu.
Ben ellerime baktım.
Asaf'ın ölümüyle birlikte bir şey fark etmiştim.
İnsanların hayatından biri çıktığında yalnızca o kişi gitmiyordu.
Onunla ilgili küçük şeyler de bir anda yetim kalıyordu.
Bir sandalye.
Bir kahkaha.
Bir mesaj.
Bir alışkanlık.
Birinin sürekli söylediği bir kelime.
Bir bakış.
Ve bazen...
Bir cümle.
Yüsra'nın hayatında artık bir cümle vardı.
"Seni seviyorum."
Ama o cümlenin karşılığı yoktu.
Öğlene doğru herkes salonda toplandı.
Kimse televizyonu açmamıştı.
Kimse müzik dinlemiyordu.
Ege bile sessizdi.
Bu, hepimiz için alışılmadık bir şeydi.
Ege koltuğun kenarında oturmuş ellerine bakıyordu.
Fuad karşısındaki sandalyede sessizce duruyordu.
Hira onun yanına oturdu.
Fuad Hira'nın elini tuttu.
Birbirlerine bakmadılar.
Sadece ellerini tuttular.
Aras ise pencerenin önündeydi.
Demir hâlâ Yüsra'nın yanındaydı.
Ben ise masanın üzerindeki boş bardağa bakıyordum.
Ege aniden konuştu.

"Ben hâlâ onun birazdan kapıdan gireceğini düşünüyorum."

Kimse cevap vermedi.
Ege devam etti.

"Belki içeri girip 'Ne bakıyorsunuz?' diyecek."

Sesi titredi.

"Sonra da benimle dalga geçecek."

Fuad başını eğdi.
Ege'nin gözleri doldu.

"Ben ona hiç doğru düzgün veda etmedim."

Hira elini tuttu.

"Kimse edemedi."

"Son sözünü bile duymadım."

Ege'nin sesi kırıldı.

"Yüsra duydu."

Herkesin bakışı bir anda ona döndü.
Ege hemen başını eğdi.

"Özür dilerim."

Yüsra'nın adını söylemek bile ağır gelmişti.
Fuad derin bir nefes aldı.

"Kimse suçlu değil."

Aras ilk kez konuştu.

"Bu cümleyi herkes kendine tekrar etmeli."

Ege ona baktı.

"Sen de mi?"

Aras sustu.
Sonra:

"Özellikle ben."

Ben hemen Aras'a baktım.

"Sen neden?"

Aras cevap vermedi.
Fuad:

"Aras."

Aras başını iki yana salladı.

"Ben onu oraya götürdüm."

"Öyleyse?"

"Onu koruyamadım."

İçim acıdı.
Aras'ın bu kadar açık konuştuğunu ilk kez görüyordum.
Demir merdivenlerden indi.
Hepimiz ona baktık.

"Yüsra uyudu."

Ege başını kaldırdı.

"Nasıl?"

"Zor."

Demir koltuğa oturdu.

"Bir süre sonra yoruldu."

Aras:

"Sen?"

Demir:

"Ben iyiyim."

Aras ona baktı.

"Değilsin."

Demir hafifçe gülümsedi.

"Sen de değilsin."

İkisi birkaç saniye birbirine baktı.
Sonra Aras yanına oturdu.

"Anlatmak ister misin?"

Demir'in yüzündeki gülümseme kayboldu.

"Ne anlatayım?"

"Geçmişini."

Demir gözlerini yere indirdi.

"Şimdi değil."

Aras başını salladı.

"Tamam."

Bu kez zorlamadı.
Ama Demir'in yüzündeki o ifade bana bir şeyi açıkça gösteriyordu.
Geçmişinde kapanmamış bir yara vardı.
Ve Asaf'ın ölümü o yarayı yeniden açmıştı.
Akşamüstü Yüsra salona geldi.
Gözleri kıpkırmızıydı.
Herkes bir anda sustu.
Yüsra:

"Niye sustunuz?"

Ege hafifçe gülümsedi.

"Sen gelince sustuk."

Yüsra ona baktı.

"Eskiden olsa sana kızardım."

Ege başını eğdi.

"Şimdi?"

"Şimdi kızacak gücüm yok."

Ege'nin gözleri doldu.

"Keşke kızsaydın."

Yüsra hiçbir şey söylemedi.
Sonra koltuğa oturdu.
Ben yanına gittim.
Bir süre sessizce oturduk.

"Nasıl hissediyorsun?"

Yüsra gözlerini kapattı.

"Hiçbir şey hissetmek istemiyorum."

"Anlıyorum."

"Hayır."

Bana baktı.

"Kimse anlayamaz."

Haklıydı.
Ben de bunu kabul ettim.

"Belki anlayamam."

Elini tuttum.

"Ama yanında olabilirim."

Yüsra'nın gözleri doldu.

"Son söylediği şeyi sürekli duyuyorum."

"Seni seviyorum."

Başını salladı.

"Keşke başka bir şey söyleseydi."

"Ne gibi?"

"Mesela 'yarın görüşürüz' deseydi."

Gözlerinden yaş süzüldü.

"Yarın görüşeceğiz sanırdım."

Ben de ağlamaya başladım.
Çünkü bazı cümleler insana ölümü değil, yaşanabilecek hayatı hatırlatıyordu.
Yüsra başını omzuma yasladı.

"Ben ona söylemedim."

"Neyi?"

"Ben de onu sevdiğimi."

Boğazım düğümlendi.

"Belki biliyordu."

"Ya bilmiyorsa?"

"Yüsra..."

"Ya bilmiyorsa?"

Bu kez cevap veremedim.
Çünkü bazı soruların cevabı yoktu.
Gece olduğunda odama çıktım.
Ama uyuyamadım.
Masamın üzerinde Aras'ın kutudan çıkardığı fotoğraf vardı.
Dört çocuk.
Aras.
Demir.
Kuzey.
Ben.
Fotoğrafı elime aldım.
Parmaklarım arkasındaki yazıya değdi.
Anahtar onda değil.
Kalbim hızlandı.
O cümle neden bu kadar önemliydi?
Anahtar kimde değildi?
Peki kimdeydi?
Gözlerimi kapattım.
Bu kez hafızam zorlamadan geldi.
Çocukluğum.
Güneşli bir gün.
Bahçedeydik.
Aras bir ağacın altında oturuyordu.
Demir yerde taşlarla bir şey yapıyordu.
Kuzey biraz uzakta duruyordu.
Ben ise elimde bir anahtar tutuyordum.
Aras bana:

"Onu kimseye verme."

"Niye?"

"Çünkü o bize ait."

"Ne açıyor?"

Aras gülümsedi.

"Bir gün öğreneceksin."

Görüntü kayboldu.
Gözlerimi açtım.
Nefesim hızlanmıştı.
Tam o sırada kapım açıldı.
Aras.
Bana baktı.

"Uyumadınmı?"

"Hayır."

Fotoğrafı ona uzattım.

"Bir şey hatırladım."

Aras yanıma geldi.

"Ne?"

"Çocukken anahtarın bende olduğunu."

Aras'ın yüzü değişti.

"Ne anahtarı?"

"Kutudaki."

Aras bir süre sustu.
Sonra:

"Demek sonunda bunu da hatırlamaya başladın."

"Sen biliyor muydun?"

"Evet."

"Niye bana söylemedin?"

"Çünkü hatırlamanı istedim."

"Ben kendim hatırlamalıydım."

Aras başını salladı.

"Doğru."

Bir süre sessiz kaldık.

Sonra ona baktım.

"Aras..."

"Evet?"

"Çocukken gerçekten birbirimize söz vermiş miydik?"

Aras'ın gözleri yumuşadı.

"Evet."

"Ne sözü?"

Aras cevap vermedi.
Sadece bana baktı.
Sonra:

"Birbirimizi bırakmama sözü."

İçimde bir şey sızladı.
Asaf'ın ölümü geldi aklıma.
Yüsra'nın gözyaşları.
Demir'in suskunluğu.
Ve çocukluğumuz.
Belki de bazı sözler tutulmak için değil...
İnsanların birbirini kaybettiğinde ne kadar değerli olduklarını anlamaları için verilirdi.
Aras kapıya yöneldi.

"Dinlen."

"Aras."

Durdu.

"Sen beni bırakmayacaksın, değil mi?"

Aras arkasını dönmeden cevap verdi.

"Hayır."

Sonra çıktı.
Ben fotoğrafa tekrar baktım.
Dört çocuk.
Bir yemin.
Bir anahtar.
Bir mektup.
Ve şimdi...
Aramızda olmayan bir kişi.
Asaf'ın ölümü yalnızca Yüsra'nın hayatında bir boşluk bırakmamıştı.
Hepimizin içine bir boşluk açmıştı.
Ve o boşluğun içinde geçmişimiz daha yüksek sesle konuşmaya başlamıştı.
Ben ilk kez geçmişimi hatırlamaktan korkmadım.
Çünkü artık biliyordum.
Unuttuğum şeyler yalnızca acı değildi.
İçlerinde sevgi de vardı.
Ama sevginin yanında...
Bir sır vardı.
Ve o sır, hâlâ açılmamış bir mektubun içinde bizi bekliyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

9okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…