13. Bölüm ilk parça

Yazar: Nujin Rendan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 29Şu an: 13. Bölüm ilk parça

Sabahın ilk ışıkları perde aralığından içeri süzülürken gözlerimi açtım.
Bir süre tavana baktım.
Hareket etmedim.
Çünkü gözlerimi açtığım anda kaybolacağından korktuğum bir şey vardı.
Gece gördüğüm o görüntü...
Bir ev.
Yağmur.
Kapının önünde duran küçük bir bavul.
Ve elimde tuttuğum bir mektup.
Ne kadar uğraşırsam uğraşayım mektubun üzerinde ne yazdığını göremiyordum.
Sanki zihnim, o kelimeleri benden özellikle saklıyordu.
Ama ilk kez bir şeyden emindim.
Bu bir rüya değildi.
Bir anıydı.
Gerçekten yaşanmış bir andı.
Elimi alnıma götürdüm.
Başım hafifçe ağrıyordu.
Son günlerde baş ağrılarım arttıkça geçmişimin de daha fazla yüzeye çıktığını fark etmiştim.
Belki de zihnim bana unuttuğum şeyleri geri vermeye çalışıyordu.
Ama neden?
Neden şimdi?
Neden bütün bunların içinde Aras vardı?
Gözlerimi kapattım.
Yine o görüntü geldi.
Yağmurun altında bana uzanan bir el.
Aras'ın sesi.
“Bana güven.”
Gözlerimi hemen açtım.
Kalbim hızlı atıyordu.
Yatağın kenarına oturdum.
“Ne oldu bana?”
Bu soruyu kaçıncı kez sorduğumu bilmiyordum.
Ama artık cevabın bir yerlerde olduğundan emindim.
Yavaşça ayağa kalkıp aynanın karşısına geçtim.
Yüzüme baktım.
Kendime yabancı hissediyordum.
İnsan kendi yüzüne bakıp nasıl yabancı hissedebilirdi?
Ama ben hissediyordum.
Çünkü aynadaki kadın, benim bildiğim Asteria'ydı.
Fakat zihnimdeki Asteria başka biriydi.
Daha önce yaşamış, sevmiş, korkmuş ve bazı şeyleri unutmayı seçmiş başka bir Asteria...
Tam o sırada kapı çaldı.

“Girebilir miyim?”

Aras.
Sesini duyduğum anda içimde garip bir sakinlik oluştu.
Bu beni daha da rahatsız etti.
Çünkü bana bunu yapan adamdan korkmam gerekirken, sesini duyduğumda neden içim rahatlıyordu?

“Gel.”

Kapı açıldı.
Aras içeri girdi.
Elinde küçük, koyu renkli ahşap bir kutu vardı.
Gözlerim hemen kutuya takıldı.
Aras bunu fark etti.

“Bunu sana getirdim.”

“Nedir?”

“Geçmişinden bir parça.”

Kalbim hızlandı.
Aras yatağın kenarına oturdu.
Kutuyu hemen açmadı.
Önce bana baktı.

“Dün psikoloğunla konuştum.”

“Biliyorum.”

Kaşları hafifçe çatıldı.

“Bizi duydun.”

“Evet."

Bir süre sessizlik oldu.
Sonra Aras başını salladı.

“Öyleyse ne yapacağımızı biliyorsun.”

“Her şeyi bir anda hatırlamamam gerektiğini.”

“Evet.”

“Bazı şeylerin bana geçmişimi hatırlatabileceğini.”

“Evet.”

Kutuyu elinde çevirdi.

“Bunu sana göstermek istememin nedeni de bu.”

“Ya hatırlamak istemezsem?”

Aras'ın yüzü yumuşadı.

“O zaman kutuyu kapatırım.”

“Ya korkarsam?”

“Yanında olurum."

“Ya senden korkarsam?”

Bu soru ikimizin de arasına ağır bir sessizlik bıraktı.
Aras gözlerini benden ayırmadı.

“O zaman yine yanında olurum.”

Kaşlarımı çattım.

“Bunu nasıl yapacaksın?”

“Benden korktuğun için beni yanında istemesen bile... seni zorlamayacağım.”

Bu cümle, önceki gün söyledikleriyle arasındaki farkı bana hissettirdi.
Dün beni kapının arkasında tutan adamla bugün karşımdaki adam aynı kişiydi.
Ama bugün beni seçmeye bırakıyordu.

“Hazırım.”

Aras kutunun kapağını yavaşça açtı.
İçinden ince, gümüş renkli bir zincir çıktı.
Ucunda küçük bir yıldız vardı.
Onu gördüğüm anda nefesim kesildi.
Kalbim bir anda hızlandı.
Elim istemsizce göğsüme gitti.

“Ben bunu...”

Cümlem yarıda kaldı.
Aras kolyeye baktı.

“Tanıdın mı?”

“Bilmiyorum.”

Ama içimde bir yer biliyordu.
Aras kolyeyi bana uzattı.

“Dokun.”

Parmaklarımı uzattım.
Kolyenin ucuna dokunduğum anda...
Her şey değişti.
Yağmur yağıyordu.
Ama bu kez yağmurun altında yalnız değildim.
Gülüyordum.
Gerçekten gülüyordum.
Üzerimde açık renk bir mont vardı.
Saçlarım ıslanmıştı.
Aras önümde duruyordu.
Elinde küçük bir şey vardı.

“Gözlerini kapat.”

“Niye?”

“Sürpriz.”

“Aras, sana güvenmiyorum.”

Gülümsedi.

“Yalan söylüyorsun.”

“Belki.”

“Gözlerini kapat.”

Gözlerimi kapattım.
Boynumda soğuk bir şey hissettim.
Gözlerimi açtığımda kolyeyi gördüm.
Yıldız şeklindeki küçük taş ışığı yansıtıyordu.

“Bu ne?”

“Senin.”

“Bana neden aldın?”

“Çünkü bunu görünce beni hatırlamanı istedim.”

Gülümsedim.

“Zaten seni unutacağımı mı düşünüyorsun?”

Aras birkaç saniye yüzüme baktı.
Sonra gülümsedi.

“Bazen insan en çok hatırlamak istediği şeyi unutuyor.”

O cümle içimi ürpertti.
Görüntü değişti.
Başka bir gün.
Başka bir zaman.
Kolyeyi elimde tutuyordum.
Aras karşımdaydı.

“Bunu çıkarma.”

“Neden?”

“Çünkü sana verdiğim ilk şey.”

“İlk şey mi?”

“Evet.”

“Son şey ne olacak?”

Aras sustu.
Sonra bana yaklaşarak fısıldadı.

“Onu zamanı gelince öğreneceksin.”

Görüntü yeniden değişti.
Bu kez hava karanlıktı.
Ben ağlıyordum.
Kolyeyi avucumun içinde sıkıyordum.
Aras önümde duruyordu.

“Gitme.”

“Gitmem gerekiyor.”

“Beni yine yalnız bırakacaksın.”

“Hayır.”

“Öyle diyorsun ama sonra gidiyorsun.”

Aras elimi tuttu.

“Bu kez geri döneceğim.”

“Ya dönmezsen?”

“Döneceğim.”

“Ya beni unutursan?”

Aras yüzüme baktı.

“Unutmayacağım.”

Gözlerimden yaşlar süzülüyordu.
Aras parmaklarıyla gözyaşımı sildi.

“Beni de kaybetme.”

Gözlerimi açtığımda odadaydım.
Nefes almakta zorlanıyordum.
Elimde kolye vardı.
Ama nasıl tuttuğumu bilmiyordum.
Aras önümdeydi.
Bana dokunmamıştı.
Sadece bekliyordu.

“Ne gördün?”

Cevap vermeye çalıştım.
Sesim çıkmadı.
Bir süre sonra fısıldayabildim.

“Yağmur.”

Aras başını salladı.

“Başka?”

“Sen.”

“Başka?”

“Kolyeyi bana sen verdin.”

Aras'ın gözlerinde belli belirsiz bir duygu belirdi.

“Evet.”

“Bana bir şey söyledin.”

“Ne söyledim?”

“Beni unutmamamı istedin.”

Aras sustu.

“Bir de...”

Boğazım düğümlendi.

“Beni kaybetme dedin.”

Aras gözlerini kapattı.
Sanki o cümleyi duymak onun için de kolay değildi.

“Ben de sana bir şey söyledim.”

“Ne?”

“Hatırlayamıyorum.”

Başımı iki yana salladım.

“Hayır...”

Zihnimde bir görüntü daha belirdi.
Aras'ın yüzü.
Elimi tutuşu.
Ve dudaklarından çıkan kelimeler

“Ne olursa olsun...”

Sonrası yoktu.
Görüntü kesildi.
Başım yeniden ağrımaya başladı.
Aras hemen ayağa kalktı.

“Yeter.”

“Hayır.”

“Başın ağrıyor.”

“Biraz daha beklersek belki hatırlarım.”

“Asteria.”

Sesindeki ciddiyet beni durdurdu.

“Bugünlük yeter.”

“Ben daha fazlasını hatırlamak istiyorum.”

“Biliyorum.”

“Peki neden durduruyorsun?”

“Çünkü seni yeniden kaybetmek istemiyorum.”

O cümle beni susturdu.
Aras kutuyu kapattı.
Ben kolyeye baktım.

“Bunu saklayabilir miyim?”

“Zaten senindi.”

Parmaklarımı zincirin üzerinde gezdirdim.

“Bunu neden sakladın?”

“Çünkü bir gün tekrar sana vereceğimi biliyordum.”

“Bunu nereden biliyordun?”

Aras bana baktı.

“Çünkü sen bana bir gün tekrar hatırlayacağını söylemiştin.”

Kalbim hızlandı.

“Ben mi?”

“Evet.”

“Ne zaman?”

“Bunu da hatırlaman gerekiyor.”

Aras ayağa kalktı.
Kapıya doğru yürüdü.

“Aras.”

Döndü.

“Ben geçmişte seni seviyor muydum?”

Aras'ın bakışları yüzümde kaldı.
Bu kez hemen cevap vermedi.
Sonra yavaşça konuştu.

“Bunu benim söylemem doğru olmaz.”

“Peki sen?”

“Ben ne?”

“Sen beni seviyor muydun?”

Aras'ın yüzündeki ifade değişti.
Gözlerini kaçırmadı.

“Bazı insanlar unutulabilir.”

Bir adım bana doğru geldi.

“Bazılarıysa ne kadar zaman geçerse geçsin insanın içinde kalır.”

“Bu bir cevap değil.”

“Belki de cevabın kendisi.”

Kapıya yöneldi.
Ama çıkmadan önce durdu.

“Kolye sende kalsın.”

Kapı kapandı.
Ben yalnız kaldım.
Elimi boynumdaki yıldızın üzerine koydum.
İçimde garip bir sıcaklık vardı.
Bir yandan mutluluk...
Bir yandan korku...
Çünkü artık geçmişimde Aras'ın yalnızca bir tanıdık olmadığını biliyordum.
O geçmişimin önemli bir parçasıydı.
Belki de en önemli parçası.
Akşam olduğunda ev sessizdi.
Kolyeyi çıkarmadım.
Aynanın karşısına geçtim.
Yıldız boynumda duruyordu.
Parmaklarımla ona dokundum.
Ve bir anda yeni bir görüntü geldi.
Bir masa.
Üzerinde birkaç fotoğraf.
Bir mektup.
Ve aynı pusula gülü.
Fotoğrafı elime alıyordum.
Fotoğrafta Aras'la yan yana duruyorduk.
Ama bu kez ikimiz de gülmüyorduk.
Aramızda bir kadın vardı.
Yüzünü göremiyordum.
Sanki görüntünün tam ortası silinmişti.
Sonra bir ses duydum.
“Bunu kimse bilmemeli.”
Görüntü kayboldu.
Gözlerimi açtım.
Nefes nefeseydim.
“Kimse...”
Kelimeler dudaklarımdan döküldü.
Sonra aklıma başka bir şey geldi.
Aras'ın bana söylediği:
“Bazı şeyleri hatırladığında benden nefret edebilirsin.”
Belki de sebebi buydu.
Belki de geçmişimizde sadece aşk yoktu.
Bir sır vardı.
Büyük bir sır.
Ve ben o sırrı unutmak için her şeyi geride bırakmıştım.
Elimi kolyenin üzerine koydum.
Sonra aynadaki kendime baktım.
“Hatırlayacağım.”
Bu kez korkmadan söyledim.
“Ne olursa olsun hatırlayacağım.”
Çünkü artık geçmişimden kaçmak istemiyordum.
Ne kadar acıtırsa acıtsın...
Ne kadar korkutucu olursa olsun...
Ben kim olduğumu öğrenmek istiyordum.
Ve biliyordum.
Bu sadece ilk parçaydı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

37okunma 13beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…