17. bölüm · 🐺 AŞİRET: 🐺 AŞİRET: GERÇEK AİLEM — KURT DOĞUŞUYıll
16
BÖLÜM 16— DÜN BEN NE OLDUM?
Sabah olduğunda Ezra gözlerini açtı ama birkaç saniye boyunca tavana bakmaktan başka bir şey yapamadı.
Nerede olduğunu biliyordu.
Karahan Konağı'ndaydı.
Ama dün gece yaşananlardan sonra burası bile ona eskisi kadar güvenli gelmiyordu.
Yavaşça doğruldu.
Ellerine baktı.
Parmaklarını oynattı.
Sonra kollarına baktı.
Her şey normaldi.
En azından dışarıdan öyle görünüyordu.
Ama Ezra artık kendi bedenine bile güvenemiyordu.
Dün gece ormanda yaşadıklarını düşündükçe midesine bir ağırlık oturuyordu.
O anı hatırlamak istemiyordu.
Ama ne kadar istemese de aklına geliyordu.
Ay ışığı...
Vücudunda başlayan o garip değişim...
Korkusu...
Ve Baran.
Ezra iki elini yüzüne kapattı.
“Vay anasını be…”
Sesi odanın içinde kayboldu.
Başını kaldırdı.
“Dün ben ne oldum?”
Bu soruya verecek bir cevabı yoktu.
Asıl korktuğu da buydu.
Daha dün gerçek ailesini öğrenmişti.
Bugün ise kendi bedeninde ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
Bir insanın hayatı bu kadar kısa sürede nasıl değişebilirdi?
Ezra yataktan kalkıp pencerenin önüne geçti.
Mardin'in sabahını izledi.
Güneş yavaş yavaş yükseliyordu.
Dışarıda hayat normal devam ediyordu.
İnsanlar işlerine gidiyor, sokaklarda araçlar geçiyor, konakta çalışanlar güne hazırlanıyordu.
Sanki gece hiçbir şey yaşanmamış gibi.
Ezra camdaki yansımasına baktı.
“Ben hâlâ benim, değil mi?”
Kendi kendine sorduğu soru karşısında kısa bir süre sustu.
Sonra gözlerini kaçırdı.
Kapı çaldı.
Ezra hemen döndü.
“Kim?”
“Baran.”
Ezra birkaç saniye bekledi.
“Gel.”
Kapı açıldı.
Baran içeri girdiğinde Ezra'nın yüzüne baktı.
“Uyandın.”
Ezra ona bakarak:
“Uyandım da keşke hiçbir şey hatırlamasaydım.”
Baran kapının yanında durdu.
“Nasıl hissediyorsun?”
Ezra hafifçe güldü.
“Bunu sorma.”
“Niye?”
“Çünkü ne cevap vereceğimi bilmiyorum.”
Baran sessiz kaldı.
Ezra yatağın kenarına oturdu.
“Dün gece ne oldu?”
Baran cevap vermeden önce birkaç saniye düşündü.
“Hatırladığın kadarını anlat.”
Ezra kaşlarını çattı.
“Ben senden cevap istiyorum, sen benden anlatmamı istiyorsun.”
“Çünkü ne kadarını hatırladığını bilmem gerekiyor.”
Ezra derin bir nefes aldı.
“Hatırlıyorum.”
Bir süre sustu.
“Bana bir şey oldu.”
Baran'ın yüzü ciddileşti.
“Evet.”
Ezra'nın gözleri doldu.
“Ne oldu bana?”
Baran hemen cevap vermedi.
Ezra bunu görünce başını eğdi.
“Yine aynı şey.”
“Ne?”
“Bir şey biliyorsunuz ama bana söylemiyorsunuz.”
Baran yaklaştı.
“Ezra…”
“Hayır.”
Ezra başını kaldırdı.
“Bu sefer gerçekten bilmek istiyorum.”
Sesi titriyordu.
“Daha dün kim olduğumu öğrendim. Şimdi bir de kendime ne olduğunu bilmiyorum. Ben bunu nasıl kaldıracağım?”
Baran sessizce onu dinledi.
Ezra gözyaşlarını eliyle sildi.
“Ben normal bir hayat yaşıyordum.”
Bir süre sustu.
“İşe gidiyordum. Eve geliyordum. Kendi hayatım vardı. Sorunlarım vardı ama en azından neyin ne olduğunu biliyordum.”
Başını iki yana salladı.
“Şimdi hiçbir şey bilmiyorum.”
Baran'ın sesi yumuşadı.
“Bunun senin suçun olmadığını biliyorsun, değil mi?”
Ezra acı bir gülümsemeyle baktı.
“Bilmiyorum.”
“Bilmelisin.”
“Ben kendimden korkuyorum, Baran.”
Bu cümleden sonra odada sessizlik oldu.
Baran bir süre Ezra'ya baktı.
“Benden korkuyor musun?”
Ezra başını kaldırdı.
“Hayır.”
Sonra durdu.
“En azından senden değil.”
Baran'ın yüzünde belli belirsiz bir ifade oluştu.
Ezra devam etti.
“Dün gece sen yanımdaydın.”
“Evet.”
“Bana korkma dedin.”
Baran başını salladı.
“Hatırlıyorum.”
“Ben de korkmamaya çalıştım.”
Ezra'nın gözleri yeniden doldu.
“Ama kendime ne olduğunu görünce…”
Cümlesini tamamlayamadı.
Baran daha fazla soru sormadı.
“Bunu birlikte çözeceğiz.”
Ezra başını eğdi.
“Ya çözemiyorsak?”
“Çözeceğiz.”
“Bundan bu kadar emin olma.”
“Olacağım.”
Ezra istemeden küçük bir gülümseme gösterdi.
Ama gözlerindeki korku hâlâ geçmemişti.
---
Aşağıda ise salon oldukça gergindi.
Rauf masanın başında oturuyordu.
Baran henüz aşağı inmemişti.
Miran, Karan ve diğer kardeşler salonda konuşuyordu.
Miran'ın yüzündeki ifade hâlâ sertti.
“Dün gece olanları hepimiz gördük.”
Karan başını salladı.
“Gördük.”
“Ve hâlâ hiçbir şey bilmiyoruz.”
Rauf sessizce onları dinliyordu.
Miran devam etti.
“Ya bu kontrol edemeyeceği bir şeyse?”
Karan ona baktı.
“Daha ne olduğunu bile bilmiyoruz.”
“Tam da mesele bu.”
Miran'ın sesi yükseldi.
“Ne olduğunu bilmiyoruz.”
Rauf sonunda konuştu.
“Ezra'yı suçlamayın.”
Miran sustu.
“Suçlamıyorum.”
“Ama güvenmiyorsun.”
Miran cevap vermedi.
Bu kez Karan konuştu.
“Ben de şu an güvenmek için erken olduğunu düşünüyorum.”
Rauf başını kaldırdı.
“Daha dün ailesine geldi.”
“Biliyorum.”
“Ve siz daha şimdiden onun hakkında karar veriyorsunuz.”
Karan iç çekti.
“Baba, mesele o değil.”
“Peki ne?”
“Biz Eliza yüzünden ne yaşadığımızı unutmadık.”
Salondaki hava bir anda değişti.
Eliza'nın adı geçince herkes sustu.
Miran başını eğdi.
“Bir daha aynı hatayı yapmak istemiyorum.”
Rauf ona baktı.
“Ezra, Eliza değil.”
“Umarım.”
Tam o sırada Leyla salona girdi.
Konuşulanları duymuştu.
“Yapmayın.”
Herkes ona döndü.
Leyla'nın sesi sakindi ama kararlıydı.
“Ezra daha dün ne olduğunu öğrendi. Bir de siz üstüne gidiyorsunuz.”
Miran cevap vermek istedi.
“Leyla…”
“Hayır.”
Leyla başını salladı.
“Şu anda onun ihtiyacı olan şey şüphe değil.”
Kimse konuşmadı.
Leyla devam etti.
“Biraz zaman verin.”
Sonra salondan çıktı.
Miran arkasından baktı.
Karan sessizce:
“Bize güvenmesini istiyorsak önce bizim ona güvenmemiz gerekiyor.”
Miran başını kaldırdı.
“Ben sadece temkinliyim.”
Rauf sertçe baktı.
“Temkinli olmak başka, önyargılı olmak başka.”
---
Ezra aşağı indiğinde salondaki konuşma kesildi.
Bunu hemen fark etti.
Bir an durdu.
Sonra yavaşça içeri girdi.
Herkese baktı.
“Ben gelince neden sustunuz?”
Kimse cevap vermedi.
Ezra'nın yüzündeki ifade değişti.
“Tamam.”
Kısa bir nefes aldı.
“Anladım.”
Miran ona baktı.
“Yanlış anlama.”
Ezra kaşlarını kaldırdı.
“Nasıl anlamam gerekiyor?”
Karan araya girdi.
“Biz sadece—”
“Şüpheleniyorsunuz.”
Karan sustu.
Ezra başını salladı.
“Edin.”
Rauf ona baktı.
“Ezra…”
“Hayır, baba.”
Kelime ağzından doğal bir şekilde çıkmıştı.
Ezra da bir an durdu.
Sanki söylediği kelimeyi kendisi de yeni fark etmişti.
Rauf'un yüzü yumuşadı.
Ezra devam etti.
“Ben de kendimden şüpheleniyorum zaten.”
Miran bir şey söyleyecek gibi oldu.
Ezra ona döndü.
“Benden korkuyorsanız söyleyin.”
Miran sustu.
“Çünkü ben de korkuyorum.”
Bu kez kimse cevap veremedi.
Ezra başını eğdi.
“Dün gece ne olduğumu bilmiyorum.”
Sesi iyice düştü.
“Bana ne oluyor, onu bile bilmiyorum.”
Rauf ayağa kalktı.
“Bunu öğreneceğiz.”
Ezra babasına baktı.
“Sen kızma.”
Rauf şaşırdı.
Ezra devam etti.
“Abilerime kızma.”
Miran ve Karan birbirine baktı.
Ezra derin bir nefes aldı.
“Onlar bana güvenmiyor olabilir.”
Sonra başını kaldırdı.
“Ama ben sana güveniyorum.”
Rauf'un yüzündeki sertlik bir anda kayboldu.
“Ezra…”
“Beni korumaya çalıştığını biliyorum.”
Ezra birkaç saniye sustu.
“En azından öyle hissediyorum.”
Rauf yanına geldi.
“Doğru hissediyorsun.”
Ezra'nın gözleri doldu.
Ama bu kez ağlamadı.
---
Öğleden sonra Ezra yine yalnız kaldı.
Odasının penceresini açtı.
Dışarıdaki havayı içine çekti.
Bir süre sessizce durdu.
Sonra kendi kendine konuştu.
“Ben gerçekten onların kızıymışım.”
Bu düşünce hâlâ garip geliyordu.
“Babam bana inanıyor.”
Kısa bir süre sustu.
“Galiba…”
Dudaklarında küçük bir gülümseme oluştu.
“En azından babam beni seviyor.”
Sonra aklına abileri geldi.
Gülümsemesi kayboldu.
“Onlar ise benden şüpheleniyor.”
Ezra yatağa oturdu.
İçinde garip bir kırgınlık vardı.
Onları yeni tanımıştı.
Onlar da onu yeni tanıyordu.
Belki de güvenmek için gerçekten erkendi.
Ama yine de insan, ailesinin kendisine biraz olsun güvenmesini istiyordu.
Başını duvara yasladı.
“Ben Eliza değilim.”
Bunu söylerken sesi sertleşti.
“Ben onun yaptıklarından sorumlu değilim.”
Sonra kendi kendine daha sakin bir şekilde ekledi:
“Bunu onlara kanıtlamak zorunda da değilim.”
Bir süre sessiz kaldı.
Ama içindeki başka bir ses hemen cevap verdi.
Peki ya tekrar olursa?
Ezra gözlerini kapattı.
İşte en çok bundan korkuyordu.
Bir daha o hale gelmekten.
Ne olduğunu bilmeden değişmekten.
Kendini kontrol edememekten.
Ve bir gün gerçekten sevdiği insanlara zarar vermekten.
Gözlerinden tek bir damla yaş süzüldü.
Ezra hemen sildi.
“Ben ne oldum böyle?”
Başını iki yana salladı.
“Dün geceye kadar her şey normaldi.”
Kapının dışında ayak sesi duyuldu.
Ezra başını kaldırdı.
Kapı açıldı.
Baran içeri girdi.
“Hazır mısın?”
Ezra kaşlarını çattı.
“Neye?”
“Babam seninle konuşmak istiyor.”
Ezra ayağa kalktı.
“Konuşalım.”
Baran kapıya yöneldi.
Ezra arkasından baktı.
Bir an durdu.
Sonra seslendi.
“Baran.”
Baran döndü.
“Efendim?”
Ezra birkaç saniye düşündü.
“Dün gece…”
“Evet?”
“Ben yine öyle olursam…”
Cümlesini tamamlayamadı.
Baran onun ne demek istediğini anlamıştı.
“Yalnız olmayacaksın.”
Ezra başını salladı.
“Tamam.”
Baran kapıyı açtı.
Ezra arkasından çıktı.
İçinde hâlâ korku vardı.
Ama bu kez korkusunun yanında başka bir şey daha vardı.
Bir aile.
Henüz tam olarak tanımadığı, henüz kendisine tamamen güvenmeyen ama onu bırakmayan bir aile.
Ve Ezra, hayatında ilk kez bunun ne demek olduğunu anlamaya başlıyordu.
