11. bölüm · ASENA

KAVUŞMA

Betül Y.

(Yaklaşık yarım saatlik düşünmenin sonunda bu bölüme şarkı bulamadım sjsjsjjsjsjsjsjj)

Oy vermeyi unutmayın.

Altay araçtan indiğinden beri aklında tek bir isim vardı; Asena.

Gözleri onu arıyor, bir an önce kavuşmak istiyordu.

Bir kaç ay önce birisini bu denli özleyeceğini söyleseler, inanmazdı. Ama şimdi inanmaktan öte, yaşıyordu.

Bir süre aradı, sordu. En sonunda odasında olduğunu öğrendi. Hızla ama çaktırmadan odaya doğru yürümeye başladı. Kapısına geldiğinde tıklattı.

"Gel."

"Asena'm?"

Aslıhan bu hitabı duyunca başını kaldırıp Altay'a baktı. Gözleri parlıyordu.

"Altay!" dedi yerinden hızla kalkıp yanına giderken. Kollarını boynuna dolayarak sarıldı. Altay karşılık vererek ellerini beline doladı. Yüzünde garip bir tebessüm vardı, adını koyamadığı bir tebessüm. Bir süre sarıldıktan sonra Aslıhan geri çekilip bedenini süzdü.

"Yaralanmadın değil mi?" dedi gözlerine bakarak.

"Hayır tabi ki sen sevgilini hiç tanımamışsın be Asena. Ben hiç öyle kolay yıkılan birisi miyim?" dediğinde Aslıhan kaşlarını çatarak dik dik bakmaya başladı.

"Tamam belki birazcık şey olabilir ama yine de çok iyi bir askerim yani." dedi, "Ayrıca dönünce yapmamız gereken bazı konuşmalar vardı sanki."

"Ne konuşmasıymış o?" dedi sırıtarak.

Sağ elini Aslıhan'ın yanağına yerleştirdiğinde Aslıhan'ın gözleri yavaşça kapanıyordu. "Sen biliyorsun konuşmamızı."

"Bilmiyorum, belki anlatırsan anlayabilirim gibi." dedi yarı açık gözle ve imayla.

"Tabi ki anlatırım Asena." dedi yüzünü, Aslıhan'ın yüzüne yaklaştırarak. Aslıhan ise karşılık vermek için ona yaklaştı. Altay'ın gözleri kısılmıştı.

İkilinin yakınlaşmasını bölen kapının tıklatılması oldu.

Gözleri aynı anda açıldı. Aslıhan hareketlenmeye başladığında Altay, "Yo, yo hayır Asena bak lütfen. Bitsin öyle aç bak, lütfen!"

Aslıhan kaşlarını çatıp, "Saçmalama lütfen, bide bir daha odaya gelme ben şimdi seni nereye sokacağım?!"

"Kapının arkasında beklerim ben." dedi Altay kapının arkasına geçerken. "Aç sen kapıyı."

"Kapıyı niye ban açıyorum mal mıyım?!" Yapmadığı şey değildi.

Gidip sandalyesine oturdu.

"Gel." Kapı açıldı.

Gelen; Alparslan'dı.

En azından çok oyalanmaz, diye düşündü.

"Evet?"

Biraz etrafa bakındıktan sonra, "Bir kaç iş vardı da... Evrak işleri falan. Gerçi bunları niye ben getirdim onu da bilmiyorum. Bırakıyorum." dedi masaya bırakırken.

"Evet ben hallederim çıkabilirsin." dedi masanın üzerindeki diğer dosyalara bakıyormuş gibi yaparak.

"Tamamdır." dedi kapıyı kapatıp çıkarken. Alparslan çıktıktan sonra, Aslıhan sandalyede geri yaslanarak kendini bıraktı ve derin bir nefes aldı. Sonrasında kapının arkasındaki Altay ile bakıştı.

"Altay bak tekrar ediyorum. Bir. Daha ki. Buluşmamızda. İcat edilen ve adı telefon olan itemi kullan. Ve. Beni. Arayıp. Yanına. Çağır."

"Anladım."

"Hadi, şimdi narş narş." dedi kapıyı göstererek.

"Ama..."

"Yok ama falan. Bir hafta yasak var. Hadi."

Altay suratını asıp odadan çıktı. "Ne var bir kere öpüşebilsek be."

Etrafa bıkkın bakışlar atarak kantine kadar indi.

*

"Abi! Abi!"

Hamza duyduğu sesle gözünü yumup sıkıntıyla nefes alıp-verdi.

"Efendim abicim?" dedi pek de dost canlısı olmayan bir tavırla.

Mehsa abisinin bu tavrına yüzünü buruşturdu. "Aşk olsun abi! Sanki dakika başı sesleniyoruz! Bir şey hakkında haber vereceğim sadece."

"Neymiş bakalım, söyle de kurtulayım."

Mehsa pi pis sırıtarak, "Buraya taşınmaya karar verdim abiciğimm!" dedi.

Hamza önce boş boş baktı. Sonra, "Ne?" diyebildi.

"Evet. Hem sen de beni çok özlemedin mi abicimm?"

"Yaa seninle yanıp tutuşuyordum. 'Ne zaman gelecek benim canım kardeşim? Hatta gelsin de yanıma kurulsun.' diye."

"O kadar da değil. Seninle kalabilir miyim sence ben? Bünyem kaldırmaz. Ev tuttum."

"Ne zaman? Tek mi kalacaksın?"

"Ev arkadaşı bulana kadar evet."

"Olmaz."

"Niye olmazmış? Olur işte."

"Tek olmaz."

"Arkadaş bulacağım diyorum. Ayrıca çok geç, evi tuttum bile."

"Ev kaç artı bir?"

"Ne yapacaksın? Yanıma mı geleceksin?"

"Hayır, ona göre ev arkadaşları bulacağım."

"Ev arkadaşları? Bir tane neyine yetmiyor?"

"Öyle."

"2+1"

"İyi."

"Ne yapacaksın ki?"

"Görürsün." dedi evden çıkarken.

"Abi! Ne yapacaksın ya!"

Dinlemeden kapıyı yüzüne kapattı.

"Öküz!" diye bağırdı arkasından.

"Duydum bunu! Düzgün konuş benimle."

"Duy! Öküz!"

*

Semih yine hastanenin önündeydi. Zaten hep öyle olurdu. Küçüktü, annesini, babasını bekledi. Büyüdü, abisini.

Ama bu sefer başkasıydı. Daha önce hiç böyle hissetmediği birisini.

Mehir'i.

Ve daha önce hiç bu kadar gerilmiyordu. Önceden ihtimaller belliydi. Ya ölürdü buraya giren, yada yaşardı.

Ama beklediği kişi yaşayan bir ölüydü. Bedeni vardı ama ruhu yoktu.

Derin nefes alarak içeri girdi.

"Mehir Aydan'ı görmeye geldim."

"Neyiniz olur?"

"Yakınıyım."

Umarım.

"Tamamdır oda numarası-"

"32. Teşekkürler." dedi ve asansöre doğru yöneldi. Asansör geldiğinde içeri girdi ve 3'e bastı. Asansör geldiğin de indi ve odanın kapısında durdu.

Her seferinde durakladığı yerlerden biri daha.

Bu defa daha fazla beklememek adına hemen kapıyı tıklattı ve içeri girdi.

Uyuyordu.

Odanın kapısını kapatıp olduğu yerde onu izlemeye başladı.

Bir süre sonra dalıp gitmişti.

Onu ilk gördüğünde yaralı bir kuşa benzetmişti. Kanadı kırık, özgürlüğü elinden alınmış bir kuş. Sadece özgürlüğü de değil, yaşama sevinci, sevgisi, güveni, umudunu da almışlardı.

Geriye kalan bedeniydi.

Onu düşüncelerinden sıyıran şey hemşirenin sesiydi.

"Beyefendi?"

"Efendim."

"Mehir hanıma mı bakmıştınız?"

"Ha evet. Ama uyuyor ben çıkayım." dedi ver arkasını dönerken, "Durun." dediğinde adımları durdu. Arkasını dönüp sorgulayan bakışlar attı.

"Aslında Mehir hanımın kalacak bir yere de ihtiyacı var. Yakınıysanız bunu sağlamanız gerekir. Hayatının sonuna kadar burada kalamaz. Ayrıca ev ortamına ne kadar çabuk adapte olursa o kadar iyi olur. Tabi ki tek kalmaması da lazım hassas davranılmalı." Mehir'e dönerek, "Yaşadıkları şüphesiz korkunç şeyler olmalı ve bunları ona unutturulmalı, en azından yaralarını sarmaya çalışmalısınız."

"Bu konuyu en kısa sürede çözmeye çalışacağım. Söylediğiniz için teşekkürler." dedi ve odadan çıktı.

*

(Görev öncesi, yazarın anlatımıyla)

"Ömer!"

Ömer sağına soluna bakındı. Arkasından ona seslenen Bengü'yü görünce gülümseyerek, "Bengü'm!" dedi. Ama Bengü pek de gülmüyordü. Hatta Ömer'in ağzını mermi yuvası yapmak istiyormuş gibiydi. Ömer'de bunu anlamış olacak ki, "Bengü'm? N'oldu aşkım?"

"Göstereceğim ben sana aşkımı, balımı, Bengü'yü de!" dedi üzerine doğru gelmeye devam ederken. Ömer ise geriliyordu, Bengü koşmaya başladığında, arkasına bile bakmadan kaçmaya başlamıştı. Üst kata çıktığındaysa bulduğu ilk boş odaya girdi. Ama Bengü onu görmüştü. Kapıyı hışımla açarak, "BU NE LAN!" diye bağırdı.

Elinde kat izi olan bir a4 kağıdı vardı. Kağıdı sallayarak, "Bu ne lan?! Kimden bu? ALDATTN MI LAN SEN BENİ!"

"Tövbe de Bengü. Bak daha lafı geçerken bile çarpılıyordum. Sence aldatsam halim ne olurdu?"

"Peki bu ne. İçinde 'aşk dolu cümleler' var. Ve yastığının altın da ne işi var? Kimden ki bu saklıyorsun."

"Yastığımın altında mıymış? Ne ki o, ver bakayım."

"Sus lan! Bakayım diyor bir de! Aldattın mı lan cidden?!"

"Hayır tabi ki aşkım."

"Aşkım deme bana!"

"Tamam yapmadım Bengü'm."

"Bengü'm deme bana!"

"Ne diyeyim başka? Mahmut mu diyeyim?"

"Konuşma da doğruyu söyle, aldatıyordun beni değil mi?!"

"Hayır ded-"

"Konuşma!"

Konuşmadı.

"Lan söylesene aldatın m-"

Konuşmadı ama cevabı çok netti. Dudakları üzerine kapanan dudaklarıyla vermişti cevabını.

İkisinin de gözleri kapandığında Bengü ayak uçlarında olabildiğince yükselmiş, eliyle Ömer'in ensesini kavrayarak daha da kendine çekmişti. Ömer ise onu belinden kavrayarak kendi bedenine daha da yaklaştırmıştı.

Geri çekilirken eliyle Bengü'nün çenesini nazikçe tutup, kaldırmıştı.

"Sence bu dudaklar senden başkasıyla birleşir mi? Sence bu gözler senden başkasını görür mü? Peki... Sence bu adam senin üzerine gül koklar mı?"

"Koklamaz mı?"

"Koklamaz tabi ki! Soru mu bu da?"

"E sen sordun."

"Olabilir. Sen beni s..tir et, bizden konuşalım."

"İkisinin farkı ne ki?"

"İçinde sen varsın." dedi. Aşık aşık bakarken.

"Neyse testten geçtin."

"Test mi? Aşk olsun güvenin gözlerimi yaşarttı."

Bengü sırıtırken, Ömer aralarındaki mesafeyi tekrardan sıfırlamak üzere ilerlerken kapı aniden açıldı. İkisinin bakışları da hızla kapıyı buldu.

"Altay bak baştan hatırlatayım ben patates çuvalı deği-" dedi bir ses. Sonrasında kapıya çarpan bir beden ve o bedenin önünü kapatan başka bir beden.

Aslıhan.

Sırtını ovarken, "Altay kaç kez dedim şunu yapma diye!" diye söyleniyordu.

Ve ardından başka bir ses daha. Ellerini ki yana kaldırırken, "Tamam yapmam bir daha, istersen ellerimi arkada bağlaya da bilirsin." dedi arkasını dönerek. Sonrasında durakladı. Aslıhan bakmak için kafasını kaldırdığında gördüğü şey; Bengü ve Ömer'di.

Onların gördüğüyse; Aslıhan ve Altay'dı.

Ve sessizliği bozan o ses çok gecikmedi, "LAN!"

"ULAN! SİZİN NE İŞİNİZ VAR LAN BURADA?!"

"Komutanım..." dedi Ömer çaresiz bir ses ile.

"LAN." dedi ve sesini alçalttı. "Lan sizin ne işiniz var yine amına koyayım?! Bengü sen yine de üzerine alınma." diye detay belirtti.

"Komutanı-"

Ömer'in sözünü kesen şey telefon çalma sesiydi. Altay sinirle telefonu cebinden çıkarıp kimin aradığına baktı. Sonra derin bir nefes verip telefonu açtı.

"Efendim Komutanım?" dedi. Az önceki sinirinden eser yoktu. Konuşma bittikten sonra, "Görev var lan! Gidin diğerlerine de haber verin. Hadi!" dedi.

Onlar da ikiletmeden odadan çıktılar. Daha doğrusu kaçtılar.

"Her ne kadar tırmış olsam da Altay komutanımı ilk kez öyle gördüm." dedi Ömer.

"Bende. Nede olsa aşk insanı değiştiriyor, değil mi?" diye sordu Bengü.

"Bu deneyin, deneği ben oluyorum değil mi?"

"Sence?" dedi gülerek.

"Bence de." diye karşılık verdi.

_-_-_-_-_-_-_-_-_

Mer-ha-ba-larr

Bu bölümde diğerlerine de yer vermek istedim. Umarım beğenmişsinizdir. Ve son sahne biraz plansız bir sahneydi. Aniden geldi böyle ama güzel oldu bence.

Yani ben yazarken Ömer'e düşmüş olabilirim de.

Ama bölüm güzel gibiydi. Yine de daha iyi olabilecek yerleri olabilir.

Öyle yerler, hatalar, yazım yanlışları vb. olursa yazarsanız sevinirimm.

Sonraki bölümde görüşmek üzere; Hoşçakalınnn!

Oy vermeyi unutmayın.