4. bölüm · ASENA
KABULLENME
Aslıhan'ın Anlatımıyla
Arkasını dönüp gidişini izlemiştim.
Az önce ne olmuştu? Bana neden Asena diyordu? Peki bu neden benim hoşuma gidiyordu? Neden böyle davranıyordu? Peki ben neden onu umursuyordum? Bende bıraktığı etkiye ne demeli peki? Bahçede öylece kalakalmıştım. Sinirim dinmeye başlamıştı. Kendi kendime söylenmeye başladım.
"Asena'ymış ne yapmaya çalışıyorsun be!"
Söylenerek askeriyenin kapısına kadar geldim. Kapıda Bengüyü gördüm sırtını duvara yaslamış birisini bekliyordu. Beni görünce yanma geldi. Bengüyü tanıyordum, iyi bir kızdı. Yeri geldiğine pamuk gibi olurdu, yeri geldiğinde görebileceğiniz en sert insan olabiliyordu. Birisini sevdiği zaman sonuna kadar arkasında dururdu. Derdi olanın derdini dinlerdi, teselli ederdi. Kumraldı, açık mavi gözleri vardı. Haber ona da uçmuştu anlaşılan.
"Aslıhan, konuşalım mı?"
Başımla onayladım ve peşine takıldım. Benimde konuşmaya ihtiyacım vardı. Bahçeye çıkıp banklardan birine oturduk. Vücudunu bana döndü ve elini önünde birleştirdi. Açıklama bekliyordu.
Bende bekliyordum. Biri bana da açıklayabilir mi?
"Eee anlat"
"Neyi?"
İmalı bir şekilde gülümsüyordu. "Aranızdakini" dedi son hecesini uzatarak.
"Kiminle?"
Dedenle Aslıhan dedenle!
"Aslıhancım salağa yatmadan anlatır mısın canım?"
"Neyi?"
"Aslıhan! Yüzbaşı binbaşı demem çarparım. Neyi olacak Altay'la aranızdakini."
Dudaklarımı büzdüm "Rütbe de olduğumuzu sanıyordum" ve ekledim, "aramızda bir şey yok ki."
Telefonunu çıkarıp bir fotoğraf gösterdi. Fotoğrafta biz vardık. Bakışmamızı çekmişti.
Bide çerçeveletseydin Bengü!
"Ama ben burada çok şey görüyorum."
"Göründüğü gibi değil..."
Bıkkın bir bakış attı.
"Tamam Aslıhancım şöyle yapalım, bana gözlerini neden gözlerine diktiğini anlat."
Sustum çünkü verebileceğim mantıklı bir cevap yoktu. O da bunu varsaymış olacak ki devam etti.
"Çünkü, bence aranıza bir şey var!"
Zafer kazanmış gibi sevinçliydi. Bense tam tersi hüsran dolu bakışlarımla onu süzüyordum. Ardından ayağa kalktı ve;
"Eee sen biraz ölç tart bunları kafanda hadi bana müsaade." dedi ve az önce azıma etmemiş gibi eliyle öpücük gönderdi, saçlarını savurdu ve arkasını dönerek uzaklaşmaya başladı.
Çok sağ ol Bengü Allah razı olsun. Kız iki dakikada nakavt etmişti resmen.
Bana sorarsanız bu olanlar sadece tesadüftü.
Kendini kandırma Aslıhan bir şey var!
Aşk?
Yok daha neler olsa olsa hoşlantı olurdu. Ayrıca çok kaba birisiydi, ciddilik desen sıfırdı. Biz... çok ayrı insanlardık. O ve ben, kulağa imkansız geliyordu!
Ayrıca neler düşünüyordum ben ya! O ve benmiş. Saçmala Aslıhan daha çok saçmala yetmedi bütün gün zaten!
Bir süre daha o bankta oturdum. Sonra kalktım ve askeriyenin kapısına doğru yürümeye başladım. Sonunda içeri girebilmiştim ama bu sefer çıkmak istiyordum çünkü gören herkes bana bakıp, kendi aralarında bir şeyler fısıldıyordu. Sert bakışlarıma maruz kalınca önlerine dönüyorlardı. Sanırım bir süre daha böyle sürecekti...
Ama eninde sonunda unuturlardı değil mi? Evet, evet unuturlardı. Unutmalılardı. En sonunda bu günü de bütün hayatım sorgulayarak bitirdim.
***
Yazarın anlatımıyla
Hamza elindeki telefonla bakışıyordu. Arasam mı? Aramasam mı? Arasa çenesinden kurtulamazdı, aramasa da o arardı. Yine çenesinden kurtulamazdı ayrıca işin ucunda namus sözü vardı. Aramak zorundaydı.
Telefon rehberinden "Azra" ismini seçti ve arama tuşuna bastı. Telefon çalıyordu.
Başlasın bizim mesai, diye geçirdi içinden.
"Alo?"
"Alo, şey ben arabanız için..."
"He siz benim arabayı çizen odunsunuz dimi?"
Dakika bir, gol bir!
"Ayıp oluyor ama ayrıca ben dün bütün beyefendiliğimi orada konuşturmuştum." dedi yapmacık bir üzüntüyle.
"Her neyse konum atın geleyim yaptıralım arabayı, gerçi gelebilirse artık arabamda..."
"Azra hanım, arabanız atomlarına ayrılmadı sadece çizildi o da olsa olsa beş santim yani biraz abartmıyor musunuz?"
"Beyefendi, arabam aldığımdan bu yana en büyük darbesini sizden aldı."
İçinden ya sabır, çekti.
"Tamam hanımefendi ben konum atıyorum sizde ultra değerli arabanızı getirirsiniz."
"Laf mı sokmaya çalıştın sen!"
"Yok Azra hanım 'dilimi eşek arısı ısırsa' diyordum."
"İyi."
İyi diyor bir de! dedi içinden.
"Ben atayım konumu size."
"Tamam, adınız neydi bu arada?"
"Hamza"
"Peki kaydettim, kapatıyorum."
"Kapatın."
Ve telefon kapandı. Hamza arabaya bindi, attığı konuma doğru yola çıktı.
***
Bu gün güzel geçecekti, inanıyordum. Tek yapmam gereken onu görmemeye çalışmaktı.
"Aslıhan"
Kahretsin ben bu sesi tanıyorum!
Sorun yok! Yapmam gereken tek şey duymamış gibi yapmak.
"Aslıhan, duyduğunu biliyorum."
Bilme be adam onu da bilme!
En azından tenha bir yere çekmeliydim herkesin ortasında olmaktan iyidir. Askeriyeden çıkıp dün gittiğimiz yere doğru ilerledim. Bir umut peşimi bırakır dedim ama nafile. En sonunda ağacın altındaki banka oturdum. Arkamdan geldi ve ağaca yaslanıp;
"Duyduğunu biliyorum, neden kaçıyorsun?"
"Aa sen mi geldin hiç duymamışım, hem neden kaçayım ki?"
"Benden..."
"Senden neden kaçayım ki?"
"Bilmem onu da sana soralım... Neden benden kaçıyorsun Asena?"
"Şunu söylemeyi keser misin? Ayrıca senden kaçmamı gerektiren bir şey mi var?"
Sırtını ağaçtan çekip yanıma oturdu.
"Yine sana sormamız gereken bir soru Asena."
"Bilmem."
"Terslemedin."
Terslemedim çünkü fayda etmiyordu. Ayrıca az önce sorduğu soruyu düşünüyordum.
"Fark ediyor mu? Söylemeye devam ediyorsun. Neden Asena diyorsun?"
"Bilmem, yakışıyor sana."
Kalbim tekledi. Neydi bendeki bu etkisi?
"Öyle diyorsan... Ama kimsenin yanında söyleme!"
"Neden böyle davranıyorsun?"
"Nasıl?"
"Yakın... Tanıyormuş gibi."
"Belki de öyledir."
"Nasıl yani?!"
"Öyle işte, neyse çok konuştum bugün. İşlerim var."
Koştum ve kolundan yakaladım.
"Öyle laf atıp kaçamazsınız Altay bey, açıklama bekliyorum!"
"Salladım, yok öyle bir şey."
"Bende yedim!"
"Afiyet olsun."
Kolunu kurtarıp yürümeye devam etti. Bana da arkasından bakmak düştü.
***
Yazarın anlatımıyla
Semih hastanenin kapısında bekliyordu. Kimi mi? Elindeki kolyenin sahibini...
Kolyenin içinde bir fotoğraf vardı. Fotoğrafta da dört kişi. Birisi Mehir'di, diğerleri de aile üyeleriydi. Abisi, annesi, babası ve Mehir.
Kapıdaydı ama adımları gitmiyordu. Tepkisi ne olurdu? Acaba şimdide ondan korkar mıydı? Yoksa boş boş bakar mıydı? Sonuçta bu kolye onundu ve vermesi gerekiyordu, kendi kendine gidemezdi ya.
Hastanenin kapısından içeri girdi ve oda numarasını öğrendi. Asansöre bindi ve üçüncü kata çıktı. Odanın kapısını tıklattı bir süre bekledi ama içeriden ses gelmedi. Kapıyı sessizce açıp içeri girdi yine aynı sessizlikle kapattı. Tahmini doğruydu, uyuyordu. Uyurken onu uzun uzun izledi. O gün yüzünde yaralar vardı, şimdi yaralarına pansuman yapılmış, sarılmıştı.
Sonra aklına kolye geldi. Acaba şimdi bıraksa mıydı, yoksa sonramı gelip verseydi? Her ne kadar bir daha görmek istese de kolyeye ihtiyacı olabilirdi. Kolyeyi küçük masanın yanına bıraktı ve sessizce odadan çıktı.
Oy vermeyi unutmayın.
