5. bölüm · ASENA
KAÇIŞ
Evet, yine ben ve yine dağlar ve yine peşimi bırakmayan aşklarımdan kurtulma seansı.
Şaka bir yana görevdeydim. Temizlikte annemi bile geçmiştim artık ama bitmiyordu soysuzlar. İnsana arada gelmiyorlar değildi!
Gözümü kamptan ayırmadan;
"Var mı bir haber?"
"Henüz hayır, sadece gördüğümüz kadarı var."
Başımla onayladım. Bu defa hedefi canlı paketleyecektik. Sorgu vardı, en sevdiğim!
"Efendim."
"Evet anlat Karan."
"Anlatacak çok bir şey yok, sadece yarın toparlanacaklar diyecektim. Süremiz sınırlı."
"Tamam süremiz yeterli, o zamana kadar paketleriz. Ters bir durum olursa bildir."
"Tamamdır."
Yaklaşık bir saatlik süre sonunda zayıf bir anlarını yakalamıştık. Harekete geçme vaktiydi.
"Hazırlanın, yerlerinize geçin."
Herkes yerini almıştı.
"Unutmayın hedefi canlı ele geçireceğiz."
Herkesten onay aldıktan sonra;
"O zaman parti başlasın."
***
Parti güzeldi ama aynı şeyi parti çocuğu için geçerli miydi emin değildim sormak lazımdı.
"Şştt parti çocuğu eğleniyor musun." silahın ucuyla dürttüm. "Eğlenmiyorsan söyle müzik falan ekleriz, Barın aç bakalım hareketli bir şeyler dinl-"
Sözümü kesen şey arkadan yükselen müzik sesiydi.
"Barın sence ben ciddi anlamda mı söyledim."
Şarkıyı geri kapattı, bende arkadaşa geri döndüm. Görevi bitirmiş, paketi almış dönüş yolundaydık.
"Nerede kalmıştık? Heh siz tam olarak ne planlıyordunuz?"
Bir süre bekledikten sonra Karan;
"Utanmıştır o, bak ellerini de önünde bağlamış. Nasılda masum bakıyor biz gidelim açılır orada." dedi yapmacık bir tatlılıkla.
Ardından eliyle omzunu sarsarak;
"Açılır... Açılır."
***
Yakaladığımız adam sorgu için hazırdı. Bende sorgu için odaya doğru gidiyordum. Odaya geldiğimde şaşırmıştım çünkü içeride Altay vardı.
"Anlat!"
Anlaşılan sorguya yeni başlamıştı. En azından sorguyu izleyecektim.
"Bildiğin her şeyi anlat!" Adamdan ses çıkmadı.
"Anlat! Eninde sonunda konuşacaksın uğraştırma bizi."
Adam bu sefer konuştu inşallah son sözü olmaz çünkü öğreneceğimiz bilgiler vardı.
"Asla konuşmam , size verecek hiç bir şeyim yok!"
Altay yerinden kalktı ve Alex'in yanına gitti. Ellerini omuzlarına yerleştirdi ve hafif sıktı. Adam gerilmişti ama belli etmemeye çalışıyordu oysaki korkusu buradan bile hissediliyordu.
"Konuşursun biz seni biraz açalım seni gevşetelim biraz çok kasılmışsın sen." dedi ve yumruğunu sıktı ardından karnına geçirdi.
"Açıldın mı?"
Adam sendelemişti ama ses çıkmadı.
"Açılmadın mı? He az geldi dozu arttırmak lazım tabi."
Ardından daha sert bir yumruk vurdu.
"Açıldın mı? Açılmadıysan…"
"T-tamam konuşacağım." Altay durdu ve yerine geri oturdu. Ellerini önünde birleştirdi.
"Seni dinliyorum." dedi ve arkasına yaslandı.
"B-bomba patlatacaktık..."
"Orasını biliyoruz, bilmediklerimizi anlat. Nerede ve neden?"
"Merkezde, daha fazla insan öldürebilmek için." Altay keyifli bir ifadeyle;
"Patlatabildiniz mi bari?" dedi. Ama onun yüzünde şeytani bir gülüş vardı.
"Henüz değil, saat kaç?" diye sordu pişkin bir biçimde. Atayın yüzündeki keyifli ifade sinire evirildi.
"Ne diyorsun lan sen?" dedi ve bir hışımla ayaklandı. Adamın yakasına yapıştı ve duvara yasladı. Artık gözlerindeki sinir dolu ifade öyle büyümüştü ki gözlerinden ateş çıkacak gibi görünüyordu. Onu ilk kez böyle görüyordum. Ama adamın söyledikleri ilgimi daha çok çekmişti. Henüz değil, ne demeye çalışıyordu? Onları durdurmamış mıydık?
"Sen ne dediğimi anladın komutan." dedi ve ekledi, "Sizce neden bu kadar çabuk öttüm sanıyorsu-" dedi ama gerisi gelmedi. Çünkü yüzüne yediği yumrukla susmuştu.
"Nerede, BOMBA NEREDE?"
"Sizce söyler miyim lan..." bir yumruk daha yedi.
"Söylersin..." bir yumruk daha vurdu ,"Hem de öyle bir söylersin ki..." Sonrasında silah çıkardı ve kafasına dayadı. Adamın gözleri silahın ucuyla tetik arasında gidiyordu ama savunması vardı. Bizde o arada bombanın aranması için ekip göndermiştik.
"Beni öldüremezsiniz, bombanın yerini bir tek ben biliyorum!" Altay hazırlıklıydı.
"Neden, konuşmayacaksın ki? İşe yaramayacaksan..." tetiği biraz hareket ettirdi. "Yaşamana gerek mi var?"
Salak p!ç yemiş olacak ki,
"Tamam! tamam söyleyeceğim." Altay silahı daha da yaklaştırdı.
"Söyle!"
"Merkezdeki çeşmede, saat ikide patlayacak."
Ardından silah patladı ama adam ölmemişti çünkü silah zaten boştu.
Onlar canları için her şeyi satardı ama biz her şey için canımızı verirdik aramızdaki fark buydu.
Aptal adam silahın boş olduğunu anlamamıştı. Silaha ve Altay'a boş boş bakıyordu. Altay'ın sinirli ifadesi dağıldı. Benim yüzümdeyse gururu bir ifade vardı. Odadan çıkarken kısa bir an gözleri gözlerime değdi ardından önüne dönüp,
"Salak kaç yıllık numarayı yedi." diye kendi kendine söylenmişti. Bizde ekiplere bombanın yerini bildirmiştik neyse ki daha yarım saat vardı. Sorgu odasından sonra onu takip ettim. Resmen dejavu yaşıyordum. Az önceki performansı için tebrik edecektim.
Dışarı çıkmıştı. Elinde ki sigarayı bir kez daha içine çekti.
Ne laftan anlamazdı!
Hızla yanına gittim ve sordum,
"Hani içmeyecektin?"
Beni gördüğüne şaşırmış gibi görünüyordu. Beklemiyordu yüksek ihtimal.
Eh, bende beklemiyordum.
Ama cevabı daha çok şaşırttı.
"Sen yokken başka bir şey fayda etmiyor."
"He yani benle sigarayı aynı kefeye koyuyorsun?" dedim yapmacık bir alınganlıkla.
"Beni şaşırtıyorsun."
"Öyle mi, oysa sen hiç yapmıyorsun. Benimde şaşırmaya hakkım yok mu?" Bir süre bir tepki vermeyince elindeki sigarayı alıp çöpe attım. Bana şaşkın bir bakış attı.
"Sevmiyorum kokusunu."
"Sende hiç bir şeyi beğenmiyorsun. Eee ben ne yapayım, söyle ne yapsın bu adam?"
"Sussun."
"Sen geldin yine farkındasın değil mi?"
Farkındaydım çünkü ben bir salaktım.
"Neyi ima ediyorsun?"
"İma etmiyorum her şey açık, ama sen anlamak istemiyorsun."
Anlıyordum ama anlamak istemiyordum çünkü bende abamızdaki çekimin fakındaydım, en azından normal bir ilişki değildi. Her iltifatında içimde bir şeyler kıpırdıyordu. Bunun farkındaydım. Ama biz askerdik ve sevgi insanın zayıf noktasıydı. Hele ki iki askerin birlikteliği...
"Anladığımı sende biliyorsun ama nedenini de biliyorsun..."
İşaret parmağını dudağıma kapattı.
".Biliyorum ama.." Yutkundu, "Bir şansımız... olamaz mı?"
Duraksadım, Elbette isterdim bende bir şansımız olsun, mutlu olalım. Ama...
"Bizde bir kez deneyemez miyiz, askeriz yarınımızın garantisi yok biz de üç gün mutlu olamaz mıyız?" Tam bir şey daha söyleyecekken bu defa susturan bendim.
"Devam etme, edersen..."
İnanırım.
"Hiç tanışmamış gibi davranamaz mıyız? Sen beni tanımadın bende seni..."
Daha da yaklaştı. Aramızda iki adım mesafe vardı.
"Sence de çok geç değil mi?"
Evet öyleydi ama ben kendimi inandırmak için çaba sarf ediyordum.
Uzun sayılabilecek bir süre bakıştık. O aramızdaki mesafeyi kapatmak isterken ben öylece bekliyordum ama olmazdı bunun geri dönüşü yoktu. Ya itecektim yada kabullenecektim.
En azından düşünmeliydim. Aklımı başıma alıp uzun uzun düşünmeliydim. Bunun dönüşü yoktu. Daha fazla duramadım hiç istesem de ellerimi göğsüne yerleştirip ittim. Anlamış olacak ki zorluk çıkarmadan geriledi. Ardından daha fazla orada kalamadım. Hızlı adımlarla uzaklaşmaya başladım. Arkamda bıraktığım soru işaretlerinin farkındaydım ama,
Çaresiz hissediyordum. Çıkmazda gibi. Hiç bir çatışmada bu kadar zorlanmamıştım. En zoru da buydu ya; iç çatışma.
Şimdii, evet kabul edelim biraz hızlı oldu ama ben bir tık sabırsız davranmış olabilirim. Ama merak etmeyin bunu telafi edeceğim.
Oy vermeyi unutmayın.
