17. bölüm · ARGEO KRALLIĞI 1

İHANET EDEN İHANETE UĞRAR

𝐌𝐰𝐞𝐫𝐨 🖤

BÖLÜM 17
ALORİC CEREA ZENNACODA

‘’İHANET EDEN İHANETE UĞRAR…’’

Lyra beni odada yalnız bıraktığında beynim tekrardan allak bullak oldu. Sooza’dan böyle bir teklif beklemediğimi söyleyemem ama bu kadar erken beklemiyordum. Onu gerçekten seviyorum. Öz babamdan bile çok. Bana asla bir kötülük etmedi, Clara’da aynı şekilde. Bu düşünce benim aklımı kemirirken adımlarımla cama doğru ilerleyip derin bir nefes aldım. Bu sefer, dışarıdaki duman kokusu bana Osail’i hatırlattı. Osail…
O Sooza’nın sağkoluydu. Benimle hep ilgilenmiş, hep sevmişti. Beni kıskanacağı ve benim kral olmamı istemeyeceği aklımın ucundan bile geçmezdi. Aklıma gelen bir anıyla sol gözümden bir damla yaş, rüzgara karıştı.
‘’Osail amca, bana yumruk atmayı öğretir misin?’’ diyerek başımı kaldırmıştım. Yeni yeni adım atmayı öğrenmiştim. Gülümseyerek önümde eğildiğinde seyrek siyah saçlarımı karıştırdı. ‘’Öğretmez olur muyum minik kral?’’ gülümsemiştim çünkü minik kral demişti bana. Ana salondaydık her zamanki gibi. ‘’Kral diyeceksiniz tabii ki. Ben Agoru’nun Kralıyım!’’ diyerek minik parmaklarımı yukarıya kaldırmıştım. Konuşmam, sürekli yetkili insanlarım yanında zaman geçirdiğim için güzeldi. Yalnızca bir kelimeye dilim dönmüyordu. Argeo diyemiyordum. Osail belimden tutup beni kucağına aldığında ‘’Neyin kralısın?’’ demişti iri elini minik burnuma koyarak. ‘’Arugu!’’ diyerek gülmüştüm ona. O zamanlar genç olduğu kadar yakışıklıydı da. Gözleri yüzümde gezindikçe gülümsemesi büyüyordu. ‘’Minik kral, Argeo demeyi ne zaman öğreneceksin?’’ diye sorduğunda beni yere bırakmak için eğilmişti lakin omuzlarına sıkıca tutunmuştum.
‘’Diyorum işte, Arogo! Hem beni indirme Osail amca,’’ dediğimde soran gözlerle bana bakarken her an kahkaha atacak gibi duruyordu. ‘’O nedenmiş?’’ diye sormuştu.
‘’Çünkü ben de büyüyünce bu kadar uzun olacağım, değil mi Osail amca? Ne de olsa ben Oageo’nun kralıyım!’’ diyerek el çırpışım gözlerimin önüne geldiğinde başımı yere eğerek gülümsedim. Daha ülkemin adını bile doğru düzgün söyleyemezken kralı olacağımı söylüyordum.
Osail onaylar gibi bir ses çıkartmıştı. ‘’Tabii, sen Argeo’nun kralısın.’’ İri burnunu minik burnuma sürttüğünde bronz gözlerim dikkatle ona bakmıştı. ‘’Hemen indir beni ve git bunu kadınlara yap!’’ diye cırlamıştım. Genelde Sooza, beni gittiği her yere götürürdü ve her götürdüğü yerde bu hareketleri yapan kadın ve erkekleri görürdüm. Osail kızarırken hemen beni yere indirmişti. Gülünç bir anıydı. Aklım hala karmakarışıktı.
O, bize, daha doğrusu Sooza’ya nasıl ihanet ederdi? Aklım almıyordu. Sooza ile kral olmadan önce tanışmışlardı. Ya Sizaras? O Osail’e nasıl ulaşmıştı?
Belki de şuan bile bir adamı beni gözetliyor olabilirdi. Örgütünün organları sandığımdan da geniş olmalıydı. Neyse ki o sadece strateji yapmayı biliyordu, savaşmayı değil. Ben savaşçı olarak eğitilirken o annesiyle oyun oynuyordu.
Argeo’da herşey yolunda giderse eğer, burayı unutabilirdim. Hatta, hatta belki de buranın yönetimi Susage’e kalır. Kim bilir? Clara ondan epey hoşlanmış gibi görünüyordu. Herkesten ve herşeyden çok bunu isterdim ama bunu kesinlikle zaman gösterecekti. Kawen, gitmeden önce yaptığımız konuşmaya göre bu gece bizi ziyaret edecekti. Ve büyük ihtimalle bugün Assne’ye geri dönecektik. Theron’un barındığı bir saray ne kadar güvenli olabilir bilemiyordum ama orası benim evimdi. Benim büyüdüğüm yerdi. Kawen’e hala güvenememek içimi kemiriyordu. Halkım, babamdan çok benim tahta geçmemi istiyorlardı. Halkıma güvenmekten başka seçeneğim yoktu.
Odada biraz daha takıldıktan sonra ana salona girdiğimde ikindi güneşi gözlerimi kısmama neden oluyordu. Keşke tek derdim bu olsaydı. Salonda Susage, Zena ve Clara oturuyordu. Ben gelince aldırmadılar bile. ‘’Lyra ve Sooza nerede?’’ diye sordum ortaya, Susage’in yanına otururken. Benim sorumu Clara cevapladı. ‘’Taht odasındalar tatlım. Birazdan gelirler.’’ Dedi geçiştirerek. Tekrardan Susage’e döndüğünde Zena gözlerini bana dikmişti.
‘’Susage, burayı sevdiğini umuyorum.’’ Dedi Clara gülümseyerek. Susage olumlu anlamda kafasını salladıktan sonra ‘’Evet Clara. Buraya bayıldım ama sebebi sarayın lükslüğü, güzelliği ve ya zenginliği değil. Sebebi buradaki…’’ doğru kelimeyi bulmak için duraksadı. ‘’Buradaki güzel insanlar. Wassa’da herkes somurtur, hakaretler savururdu. Ama burası, yani buradaki insanlar hep gülüyor.’’ Dedi düşünceli gözlerle. Sonra bana döndü. ‘’Sizce de öyle değil mi Majesteleri?’’ diye sordu merakla. ‘’Lütfen bana Aloric de. Ve haklısın. Buranın halkı, istedikleri gibi yönetildikleri için mutlu. Ama Argeo’daki saltanat ve babamın başına buyrukluğu yüzünden insanlar ona olan saygısını gitgide yitiriyor.’’ Dedim bakışlarımı yere indirerek. Zena sertçe nefes aldıktan sonra,
‘’Ve adaletsizliği sevgili prens. Babanız ve soyunuz adeletsizlik konusunda kimseyle yarışamaz. Kainattaki en adaletsiz ülkede doğmak gerçekten zor.’’ Dedi kararlılıkla. Her ne kadar istemesemde haklı olduğunun farkındaydım. Babam ve soyu, Zennacoda’lar adaletsizdi. Ama onların adaletsiz olması benimde öyle olacağım anlamına gelmiyordu. Dilimin ucuna binlerce laf gelse de yalnızca ‘’Bunu düzelteceğim.’’ Diyebildim. Ana salon sessizleştiğinde ‘’Tıpkı Lyra gibi düşünüyorsun. O da adalet için kasabadan kaçtı. Adalete şükürler olsun ki, eğer o olmasaydı şuan çok ayrı yerlerde olurduk.’’ Dedim sakince. Hepsi bana baktığında odanın ısısından dolayı olduğunu düşündüm. Ki öyleydi. Susage bir bana bir Clara’ya bakıyordu. O da bu akşam gideceğimizi biliyordu ve sormak istiyordu ama çekiniyordu. ‘’Susage.’’ Dedim ona dönerek. Bana baktığında yorgun, bitkin ama bir nebze mutlu gözlerini gördüm.
‘’Seni zorlamayacağım Susage. Seçim senin. Burada kalmak istiyorsan dilediğince kalabilirsin. Gelmek istersen onur duyarım. Ve bil ki Argeo’da işimiz bitse de bitmese de istediğin zaman tekrar buraya gelebilirsin. Sınırdan sorun yaşamadan geçebilirsin.’’ Dediğimde gözleri yaşardı. Önce şaşırdı, sonra da ‘’Majest- Aloric, sana bir kere sarılabilir miyim?’’ diye sordu. Gülümsedim ve ellerimi iki yana açtım. Hemen yaklaştı ve sıkıca sarıldı. Susage’in omzunun üstünden Clara’ya baktığımda onun da gergin omuzlarının ve çenesinin rahatladığını gördüm. İkiside bunu merak ediyor ama çekiniyordu. Neyse ki bunu da açığa kavuşturmuştum.
Clara,çalışan kızlardan birine işaret verdiğinde çay servisi başladı. Sıcacık çay boğazımdan aşağıya inerken sakinleşiyor, rahatlıyordum. Derken kapıda Lyra, ardında da Sooza belirdi. Clara çayı tabağına bıraktı ve yutkundu. Sıcak çay boğazını yaksa da belli etmedi. ‘’Hoşgeldiniz.’’ Dedi ikisine. Sooza karısını sevse de şuan gözleri karaydı. Ana salondaki çalışanlara göz gezdirirken Lyra yanıma geldi.
‘’tüm çalışanlar toplanacak ve hepsi aranacak. Awera’ya özel bir içecek varmış, Eraso’ydu galiba.’’ Dediğinde sözünü kestim. Zihnimi yokladım. Eraso. Ahh! Hatırladım.
‘’İçenin doğruyu söylemek zorunda olduğu o iksir.’’ Dedim zorla yutkunarak. Başını evet anlamında sallayan Lyra tekrar konuşmaya başladı.
‘’Herkese ondan içirilecek. İçlerinden elbet casus olanları çıkacak. Onlar konuşturulacak ama bu iksir gizliymiş Aloric. Sadece üst rütbeli subaylar ve kral arasında bir iksirmiş. Yani yapılışı bile gizli tutuluyormuş ve kimse bunu bilmiyormuş. Sen biliyor muydun?’’ dedi yemyeşil gözlerini gözlerime dikerek. ‘’Evet. Sooza ben onu sensiz son ziyaretimde bahsetmişti. Eraso’dan yani.’’ Dedim Sooza çalışanları yanına çağırırken. Bu iksirden yanımıza da alıp Kawen’e içirmek gibi bir şey geçti gözümün önünden. Bu fikri Lyra’ya ana salondan çıkmadan önce söylediğimde ‘’Zekice Aloric. Beynine hayranım.’’ Dedi ve işaret parmağıyla kafama dokunmak için parmak uçlarına çıktı. Buna gülümsemekle yetindim çünkü kafamda bir şeyler dönmeye başlamıştı.

Saraydaki tüm çalışanlar tek tek kapıdan inip kocaman, betondan oluşan bir yere iniyorlarken onları izledim. Tüm çalışanlar dışarı çıktığında bu çalışanların ortalama bir ordunun üçte biri olabileceğini düşündüm. Hepsi bembeyaz giyinmişti. Lyra yanımda kıpırdanıp duruyordu. Zena ise kardeşinin yanında değil de Clara’nın yanında duruyordu.
‘’Kes şunu.’’ Dedim homurdanarak. Kafasını sertçe bana çevirdi. ‘’Duyamadım.’’ Dedi göğsümde bağlı olan kolumu sıkarak.
‘’Şu hareketine son verir misin? Dikkatim dağılıyor.’’ Dedim sabırla. Başını tekrar çalışanlara çevirdikten sonra ‘’Peki.’’ Dedi sakince. Ardından Sooza, tüm çalışanların onu görebileceği bir platformun üzerine çıktı. Konuşmak için boğazını temizledi. Ardından, batan ikindi güneşinin ardından konuşmaya başladı.
‘’Aramızdan bir hain ayrıldı.’’ Diye söze girdi. Onu daha önce bu kadar soğuk görmemiştim.
‘’Sağ kolumu bilmeyen yoktur. Osail. O, o bir hainmiş. Alori- yani Argeo Prensi’ne bir komplo kurdu. Dolayısıyla bana da. İhanet etti. İhanetin affı yoktur, der atalarımız.’’ Kısa sessizliğin ardından fısıldaşmalar yükseldi. Sooza, çalışanlarla göz göze gelmemek için büyük çaba harcıyordu. ‘’Ya siz?’’ dedi neredeyse kükreyerek. Lyra yanımda nasıl tepkisiz kaldı bilmiyordum çünkü ben bile sıçramıştım. Sarayda yaşayan herkes, ağızları fermuarlanmış gibi sustular. ‘’Sizde mi ihanet edeceksiniz? Söyleyin. Çekinmeyin. Sonuçta öğreneceğim.’’ Dedi Clara’nın elinden Eraso’yu alarak. Çalışanlar korku dolu gözlerle ona baktı. Anlamlandıramıyorlardı. Sooza, yanımdaki Lyra’ya eliyle işaret verince Lyra koşar adımlarla platforma çıktı. ‘’Muhtemelen,’’ dedi boğazını temizleyerek. ‘’Muhtemelen beni tanımıyorsunuz. Ben,’’ dedi Lyra, doğru kelimeyi bulmak istermiş gibi duraksadı. ‘’Ben Lyra Valeria Darry. Argeo Prens’i Aloric Cerea Zennacoda’nın sevgilisiyim.’’ Dedi kararlılıkla. Benle göz göze gelmemek için tüm çabayı sarf ediyordu. Toplum içinde olmasaydık söylediklerine gülebilirdim bile. Ona daha sonra sorabilirdim. Sevgili mi dedi o? Benim neden haberim yok? Sessizliğin bozulmadığını gören Lyra devam etti.
‘’Az önce kralınızında dediği gibi, ihanetin affı yoktur. Ben o sözü, ihanet eden ihanete uğrar olarak değiştiriyorum.’’ Dedi soğukkanlılıkla. Tüm çalışanlara baktı.
‘’bize ihanet edenlerin sonları; ya yanmak, ya da boğulmak oldu.’’ Dedi elindeki şişedeki Eraso’yu göstererek. Eraso’nun yapımında suyun kullanıldığını biliyordum. Şişenin ardından herkesin görebileceği şekilde Eraso’ya şekiller verdi. ‘’Suyu yönetebiliyorum.’’ Dedi. Ama sesi sanki az önce dediklerinin kanıtıydı. Bana baktı. Gelmemi istediğini anladığımda platforma çıktım. Ellerimden büyükçe ateşler çıkarttım. ‘’O da ateşi.’’ Argeo'da deşifre olmadığım sürece bir sorun olacağını sanmıyordum. Gücümü bilmelerinde bir sorun olmazdı çünkü onlar Awera'da yaşıyorlardı. Neredeyse kükreyerek söylemişti kelimelerini. ‘’Bu yüzden bize ihanet edenlerin sonu; ya yanmak yada boğulmak oldu.’’ Çalışanlar korkuyla bize bakıyordu. Lyra, Sooza’ya baktı ve onay aldı. Ne hakkında olduğunu bilmiyordum bile.
‘’Sonunuzun böyle olmasını istemiyorsanız, Eraso’yu içmeden önce konuşursanız, cezanız yarı yarıya azalır.’’ Dedi sertçe. Kalabalığın duyması için avaz avaz bağırıyordu. Aradan bir dakika geçti, belki de geçmedi ve bir adam el kaldırdı. Ön sıralardaydı, bu yüzden kolayca seçiliyordu. Tanımıyordum. Lyra adama beklemesini işaret ettikten sonra tekrar kafasını kaldırdı. ‘’Hala konuşmak istemiyorsanız, size Osail’e yaptıklarımızı anlatayım.’’ Dedi soğukça. Muhafızlara işaret verdiğinde iki muhafız, Osail’in cansız bedenini sürükleyerek gözler önüne serdi. ‘’Onu ben öldürdüm. Hemde boğarak. İnanın bana, bir dakikamı bile almadı.’’ Biraz sonra aynı muhafızlara tekrar işaret verdiğinde bedeni yere bıraktılar. Lyra bana bakıyordu. ‘’Hayır, benden bunu isteme.’’ Dedim ne istediğini anlayarak. Cesedi yakmamı istiyordu. Gözlerini cesede çevirdi. ‘’O seni öldürmek için elinden geleni ardına koymazken sen neden ona acıyorsun?’’ dedi fısıltıyla. Gözlerimi yere indirdim ve haklı olduğunu kendime yedirdim. Hiçbir şey söylemeden, bir ateş yarattım ve ona fırlattım. Osail yanarken gözler benim üzerimdeydi. ‘’Şimdi,’’ dedi az önceki adama. Gelmesini işaret etti. Adam titreyerek yanımıza geldiğinde Osail’den geriye sadece küller kalmıştı. ‘’Ben Sizaras’ın örgütündeki bir piyonum.’’ Dediğinde adam çoktan platforma çıkmıştı.
Kel kafası, kocaman bakan siyah gözleri vardı. Benden kısaydı. Adam konuşmaya devam etmeye çekiniyordu ve şuanda benim bir yılda döktüğüm kadar ter döktüğüne kesinlikle emindim. ‘’Adım Spac.’’ Dediğinde kaskatı kesildim. Kawen’in bahsettiği, örgüt lideri olarak gördüğü o Spac’mi? Lyra’ya bundan bahsettiğim için oda benimle aynı hisleri paylaşıyordu. Sooza kafası karışmış bir şekilde bize bakarken kıdemli üsteğmenler, yeteri kadar Eraso’yu çalışanlara veriyordu. ‘’Örgütün lideriyim. Sizaras beni buraya casus olarak gönderdi. Osail’in başarısızlığını ona iletemedim. Efendim, beni bağış-‘’ dediğinde önüne geçtim. ‘’Bana bak Hain!’’ dedim kendime engel olamadan. Spac, kireç gibi olurken yüzüne tükürme isteğimi güçlükle bastırdım. ‘’Bana herşeyi şimdi, şu anda detaylıca anlatıyorsun! Ama önce şu Çocuk Kral’ın yerini söyle!’’ dedim kükreyerek. Neredeyse burnunun dibindeydim. ‘’D-Değersiz Kasaba’da.’’ Dediğinde duraksadım. Lyra donuk bir yüzle bizi izlerken hemen arkasındaki Argeo Muhafızına işaret yaptı. ‘’Derhal Değersiz Kasaba’ya giriyorsunuz. O asiyi bulmadan buraya dönerseniz eğer kafanızı Ölü Nehir’e atarım!’’ dedi bir hışımla.
Bu durumlarda fazla soğukkanlı ve mantıklıydı. Muhafız ‘’Emredersiniz.’’ Dediğinde Sooza birkaç askere onlara eşlik etmesi için işaret verdiğinde ben hala Spac’in dibindeydim. Fiziği, bu işlerle haşır neşir olduğunu belli ediyordu. ‘’Konuş!’’ dediğimde çevremdeki sesleri duyamıyordum. ‘’Si-Sizaras Kawen’ın öldüğünü düşündüğünde beni örgütün başına geçirdi. Hepimizi topladığında öfkeliydi, hem de fazlasıyla. Annabel ile beraber, Değersiz Kasaba’da barınıyorlar. Kral Theron, iki oğlununda ortada olmamasına bir hayli kızgın Prens. Sizaras beni çağırdığında ekibimden birkaç kişi ile onun yanına gittik. Bana planımızı söyledi. Sizi bir şekilde Lasenia’ya çekip orada gafil avlamamızı emretti.’’ Dediğinde soluk almak için duraksarken benim sinirden gözlerim koyulaşmıştı. ‘’Kawen haklıymış.’’ Dedi Lyra fısıltıyla. O esnada Eraso’yu içmeyi reddedenler üzerinde durduğumuz büyük platforma çıkıyorlardı.
‘’Bunların kaçı sizden?’’ dedim benden beklenmeyecek bir sakinlikte. Tüm reddedenler platformdaydı. Toplasan 20 kişi yoklardı. ‘’Hepsi.’’ Dedi tereddütle. ‘’Hepsi demek?’’ dedi Lyra. Yanımdan ayrılıp hepsinin tam ortasında durduğunda dişlerinin arasından ‘’hepinizin canını yüz farklı şekilde alacağım.’’ Dediğinde gülmeden edemedim. Son zamanlarda bu cümle ağzından düşmüyordu. Kendimi toparlayıp haine döndüm. ‘’gözlerime bak adi.’’ Dedim hırlarcasına. Bana döndüğünde sertçe yutkundu. ‘’Bana bilmediğim şeyler söyle. Derhal!’’ dediğimde gözlerindeki korkudan zevk alıyordum. Sarayın giriş bölümünden gelen tanıdık sesle kafamı kaldırıp oraya baktım. Gördüğüm tanıdık bedenle yutkundum. Gözleri gülüyordu tanıdık bedenin. Hayal sandım ama gerçekti.
Kawen oradaydı! ‘’Kawen!’’ dedim bağırarak. Beni gördüğünde yüzündeki sırıtış daha da genişledi. Üstü başı kan içindeydi. Buraya doğru yürürken yanında bir adam daha belirdi. heybetli, kahve saçlıydı ama başını kaldırmadığı için tanıyamıyordum. ‘’Sevgili Prensim, doğum gününüz ne zamandı?’’ diye sordu gitgide yaklaşıyorken. Saçma bulsamda yanıtladım. ‘’16 Kasım.’’ Dediğimde kahkaha patlattı. ‘’Bugün kaç kasım Prensim?’’ dedi bu seferde. Bilmediğim için omuz silktim. ‘’14 Kasım bugün. Doğum günü hediyenizi erken versem sorun olurmu?’’ dedi tam karşımdayken.
Yanındaki adamı gösterdi. Lyra yanıma gelip omzuma dokununca kulağıma fısıldadı. ‘’O Sizaras.’’ Sertçe yutkunurken Lyra, Kawen’in yanına geçti. ‘’Sana güvenmediğim için üzgünüm. Ve teşekkürler. Cidden’’ dedi Kawen’e tebessüm ederken. Ben hala şoktayken ikisi pis pis sırıtıyordu. Sooza bana destek olmak için yanıma geldiğinde, Lyra tam Sizaras’ın karşısına geçti ve durdu. ‘’Sizaras’cım?’’ dedi cilveyle. Sizaras başını yerden kaldırmayınca parmaklarını Sizaras’ın çenesine sabitleyip başını yukarı kaldırdı. Evet, o Sizaras’tı. İnanmam güçtü. Nasıl olurdu? Lyra ona bakarken o bana bakıyordu. ‘’Bana bak adi herif!’’ dedi Lyra. Sizaras’ın donuk mavileri Lyra’nın zümrütü kıskandıran gözleriyle buluşunca yutkunmuştu. ‘’Sizaras, benim bir sözüm vardır’’, dedi sesini yükselterek. ‘’İhanet eden ihanete uğrar.’’ Ah! Tanrım, bu kız nasıl bu kadar soğukkanlı? Sooza hemen yanımdayken benim bile zor duyacağım bir sesle konuştu,
‘’Bu kızı sevdim, ülkenin kraliçesi ünvanını hakediyor.’’ Dediğinde kızarmadan edemedim. ‘’Teşekkürler Sooza.’’ Dedi Lyra, yüzünde bir gram mimik oynatmadan. Beni her seferinde afallatmayı beceriyordu.
‘’Bu itin icabına ben bakmak istiyorum. Ve bu itin itlerini de.’’ Dediğinde buradaki herkesi süzerken birinde bakışları donmuştu. Yüzü kireç gibi solarken buna sebep olanı görmesem bile öldürme iç güdüm devreye girmişti. Baktığı yöne kafamı çevirdiğimde bir erkek çocuğuna bakıyordu. En fazla 19 gösteren çocuk yerinde kaskatı kesilirken Sizaras kime baktığını farkettiğinde sırıttı. ‘’sırıtan ağzındaki dişlerin hepsini yerinden sökerim senin!’’ dedim köpürerek. Lyra tepkisizliğini hala koruyordu. Onun için zaman durmuş gibi görünüyordu. ‘’Neden böyle davranıyor?’’ diye sordum Sizaras’a dönerek. Kızıla kaçan kumral saçlı çocuğun gözleri benim gözlerimi andırıyordu. Sizaras yüzüne tekrar gülüşünü kondurdu. Dudağı patlamıştı ve ayakta zor durar bir hali vardı ama sırıtıyordu. ‘’Cevap ver!’’ dedim bağırarak. ‘’Korkma Prens. Sadece erkek kardeşi.’’ Dediğinde gözlerim Lyra’yı bulmuştu. Sooza nefesini tutmuştu ve ben, olanları idrak edemiyordum. Nasıl yani? Lyra’nın bir erkek kardeşi var, ama sorun şu ki erkek kardeşi onu öldürmek isteyen bir örgütün üyesi. Bu nasıl bir trajediydi? ‘’ahh! Şaka yapma it herif. Kim kardeşine böyle bir şeyi yapar?’’ dediğimde Lyra yutkundu. İstemeye istemeye kardeşinin yanına gitti. Elindeki Eraso şişesini muhafızlardan birine uzattı. ‘’Jale?’’ dedi soğukkanlılıkla. Jale dediği çocuk kaskatı olurken korku dolu gözlerle ablasına bakıyordu. Lyra yumruğunu Jale’in çenesine geçirdiğinde sinirden titriyordu. ‘’Şeref yoksunu adi! Kadın düşmanı pislik herif! Annemi nasıl öldürdün sen? Nasıl vicdanın sızlamadı? Neden?’’ dedikten sonra delicesine gülerken herkes soluksuz bir şekilde onları izliyordu.
‘’Sevgili kardeşim, suya hükmedebiliyorum!’’ dedi ve muhafızın elindeki şişe paramparça oldu. Eraso, Lyra’nın hükmünde şekilden şekile giriyordu. Jale tek kelime edemezken ben şişeyi nasıl parçaladığını merak ediyordum. Güçlüydü. Hem de tahminimden daha çok. ‘’Seni yüz farklı şekilde öldürüp cehenneme gönderebilirim. Buna gücüm var aşağılık!’’ dedi ve bu sefer de göğüs kafesine yumruk attı. ‘’Ehh, yeter be seni fahişe!’’ dedi Jale. Benim damarlarım belirginleşmişken Lyra hala sakin kalmak için kendini zorluyordu. Jale ablasına yumruk atmak için elini hazırlarken Lyra onun boğazına suyu doladı. Jale dizlerinin üzerine düşerken Lyra onun önünde eğildi. ‘’Demek fahişe ha?’’ dedi son derece sakin bir şekilde. Kesinlikle fırtına öncesi sessizlikti bu. Fahişe kelimesine benim bile damarlarım kabarırken o çok sakindi.
‘’İhanet eden ihanete uğrar sevgili kardeşim.’’ Dedikten hemen sonra şahdamarına attığı yumruk sayesinde kırılan boyun kemiğinin sesini ben bile duymuştum. Hangi ara böyle güçlü yumruk atmayı öğrendiğini bilmiyordum. ‘’Anneme, bana, Zena’ya, Argeo’daki tüm kadınlara yapılan adaletsizliğin bedelini hepinize göstereceğim! Kadınları bir yatak süsü, bir fahişe gibi görmenizin hesabını soracağım herkese! Kadınları objeleştiren herkesin beyin kıvrımlarını kendi ellerimle söküp atacağım!’’ dedi hiddetle. Adalet konusunda çok hassastı. ‘’Kadınlar.’’ Diyerek devam etti. Bahçedeki kadınlara bakıyordu. Hepsine resmen bakışlarıyla cesaret veriyordu. ‘’Şu saçma sapan ön yargılarınızı kaldırın. Kadın kadının yurdudur. Zalimleri susturacağım. Söz veriyorun hepinize,o eksik hücreliler önümüzde diz çökecek. Söyleyin bana, bu zamana kadar bir kere insan yerine koyuldunuz mu?’’ diye sordu. Kadınlar başlarını olumsuz anlamda salladıktan sonra Lyra devam etti. Sesinden otorite akıyordu. ‘’İşte bunu bir devrimle değiştireceğim.’’ Dedi omuz silerek. ‘’Bizlerin güçlü olduğunu anlayacaklar. ‘’ Kadınların aşağılanmasına göz yummayan birisiydi. Zena bu sözler üzerine gözyaşlarını silerek Jale’in yanına gitti. ‘’sen,’’ dedi kardeşine. ‘’hiçbir zaman bize saygı göstermedin. Babana o kadar düşkündün ki çevrene kördün Jale.’’ Dediğinde Jale’in gözleri dolmuştu fakat hemen kendini toparladı. Lyra’ya döndüğünde sinirini ondan çıkarmak ister gibiydi.‘’Adi Fahişe! Bu adama her ne yaşattıysan artık, seni yanında tutuyor!’’ dediğinde Lyra onun üzerine öyle bir atladı ki…
Ben öfkeden zangır zangır titrerken Lyra kardeşini yumrukluyordu. ‘’Eksik hücrelerini yok edeceğim senin, fahişeymiş!’’ dedi sinirle. Jale yere kan tükürürken gözleri mosmordu. ‘’Seni, babanı, kadınlara böyle davranan tüm erkekleri dünya üzerinden silerkende fahişe dersin seni budala!’’ dedikten hemen sonra suyla yaptığı kelepçeyle Jale’i yere sabitledi. Hemen sonra bir muhafızın elinden Eraso aldı. Küçücük bir şişedeydi. Yerde kıvranan kardeşine zorla içirdikten sonra yanında diz çöktü.
‘’Annemi neden öldürdün!’’ dedi bağırarak. O da titriyordu. Kawen,Zena daha fazla etkilenmesin diye onu saraya sokmuştu.
‘’O da bir fahişeydi, tıpkı senin gibi. Ama sana zarar vermek için onu öldürdüm. Babam söyledi. Böylece sen zarar görecektin.’’ Dedi kan kusmaya başlamadan hemen önce. ‘’Vicdansız köpekler!’’ dedi Lyra sinirle, kardeşinin kan kusmasına önem vermeden boynuna tekrar yumruk attığında. ‘’O nerede?’’ diye sordu umursamaz bir sesle. Babasından bahsediyordu. Jale kan kusmaktan baygın düşerken son sözleri ‘’Lasenia…’’ oldu. Hemen sonra gözleri kısıldı ve hareketsizce yerde yattı. O, ölmüştü.‘’O da örgütte.’’ Dedi Sizaras, umursamayan bir tavırla. Lyra bir hışımla ayağa kalktı ve ‘’demek o da örgütte,’’ dedikten sonra Sizaras’ın bacağına bir tekme atarak diz üstü düşmesine sebep oldu. ‘’2. Veliahd, karşımda diz mi çöküyor?’’ dedi sinsice. Ne yapmaya çalıştığını ya da kafasında ne tür tilkiler döndüğünü bilmiyordum. ‘’Seni yüz farklı şekilde öldürmeyeceğim Sizaras, ama seni öldürmekten beter edeceğim. Ne yaşayacaksın ne de öleceksin. Ölmek için yalvaracaksın.’’ Dedi kararlı bir şekilde. Bir Awera muhafızına seslendi. ‘’bu 23 kişiyi alın ve zindana tıkın. Güvenlik korumasını en üst seviyeye çıkartın ve oraya kimsenin girmesine izin vermeyin. Üzerlerini arayın ve onlara ben gelene kadar çeşitli işkenceler uygulayın. Ölmesinler.’’ Dedi burnunu çekerek. Üzerindeki kalın, bordo elbise uçuşurken Elinin tersiyle kan sıçrayan yüzünü sildikten sonra Sooza’ya döndü.
‘’Teşekkür ederim Sooza.’’ Dedi mahcup bir şekilde. Ardından saraya doğru yürümek yerine sarayın yanındaki şelaleye doğru yön aldı. Peşinden gitmek için acele etmedim. Sizaras’ın sağ göğsüne yumruğumu geçirdikten sonra ‘’Kızın dediklerini yapın, Lasenia’ya doğru yola çıkan ekiplere söyleyin, oradaki kimseyi öldürmesinler. Hepsini tutsak alın. Ve bu arada, Kawen’e iletin, o Sizaras yerine emir versin. Hepsi Lasenia’nın bir bölgesinde toplansın ki işleri kolay olsun.’’ Alnımdaki teri silerek şelaleye yürümeye başladım. Lyra bir taşın üzerinde oturuyordu. Benim geldiğimden habersizdi. Kendi kendine konuştuğunu görünce sessizce onu dinlemeye başladım.
‘’Adım fahişeye çıktı anne. Bana fahişe diyorlar. Oğlun, senin öz oğlun diyor anne. Onu öldürdüm. Umarım orada sana zorluk çıkartmaz.’’ Dedikten sonra sertçe yutkundu. ‘’Anne.’’ Dedi titrek bir sesle. Elini gökyüzüne uzatmıştı anne derken. İçim acırken ‘’Aloric’i seviyorum anne. Ama ben onu severken bana fahişe muamelesi yapıyorlar.’’ Dediğinde dayanamayıp yanına gittim. Yanında taşa oturmak yerine oturduğu yerden onu kaldırdım. Sımsıkı sarılırken ağlıyordu. Annesinin ölümünden sonra İlk defa onu böyle gördüğüm için afallamıştım.
‘’Söz veriyorum Lyra, sana benim yanımdayken kimse o dediğin şeyin muamelesini yapamaz.’’ Dedim. Bana sıkıca sarılırken başını kaldırdı. Çenesi omzuma sürtündüğünde ‘’Teşekkür ederim.’’ Dedi kibarca. Az önce kardeşini öldürmemiş, zindan emri vermemiş gibiydi. ‘’Ne demek ufaklık.’’ Dedim saçlarını karıştırarak. ‘’Ufaklık mı?’’ dedi ayağını sertçe yere vurarak. Şelale hararetlenince ‘’Yoo, kim ufaklık?’’ dedim gülerek. Zümrütü kıskandıracak gözleri kısıldığında büyülenmiş gibi ona bakıyor olmalıyım ki ‘’Neden öyle bakıyorsun?’’ dedi vurgu yaparak. ‘’Hiiiç.’’ Dedim harfleri uzatarak. Kafamı kaldırıp batan güneşe baktım. Derin bir iç çekerek ‘’Yarın Yeşil Güneş var.’’ Dedim sinsice. Merakla güneşe döndüğünde, ‘’Bir soru soracağım, zıt gücü olmayanlara ne oluyor? Mesela ateş ve su, tamam. Yeşertici ve soldurucu, bu da tamam. Ya zihin okuma?’’ dedi meraklı gözlerle. Başımı ona çevirdiğimde sorusunu yanıtlamadan önce ellerimi yüzüme götürüp ovuşturdum. ‘’onlara bir şey olmuyor. Zıt gücü olmayanlar o gün içerisinde güçlerini kullanamıyorlar.’’ Dedim kayalıkların üzerine otururken.
‘’Hmm, suya hükmetmek nasıl bir his biliyor musun?’’ diye sorduğunda kafamı olumsuz anlamda salladım. Geveze bir kadın olduğu için konuşmadan duramıyordu! ‘’Ruhun bütünleşiyor, güvende hissediyorsun, yaşamak için bir nedenin varmış gibi. Düşman görünce hissettiğin şey korku olmuyor, aksine gücünü kullanacağın için heyecanlanıyorsun. Jale’i öldürürken, yani ölmesine sebep olurken suyu kullanmadım. Aslında kullandım evet ama ölümüne sebep olan darbe yumruğumdu. Suyla ölüm onun için acılı olurdu. Boğulmak, yanmaktan sonraki en acı ölüm bana göre. Bana fahişe diyen birine kıyamadım işte.’’ Dedikten sonra sustu. Aklı Jale’deydi. ‘’Ee ne var bunda?’’ dediğimde kaşlarını çatarak bana döndü. ‘’Su için hissettiklerini diyorum. Onları bende hissediyorum.’’ Diye küçük bir açıklama yaptım. Kafasını batan güneşe çevirdiğinde derin bir nefes aldı. ‘’Ateş için mi?’’ diye sordu.
‘’Hayır.’’
‘’Ya ne için?’’
‘’Senin için Deesa’m. Benim için de sen yanımdayken ruhum huzurlu oluyor, güvende hissediyorum. yaşamak için bir nedensin sen bana. Hatta tek nedenimsin.’’ Dediğimde yanaklarının kızarmasını zevkle izledim. O gerçekten yaşamak için tek nedenimdi.