15. bölüm · ARGEO KRALLIĞI 1

ETRAS SWOLE

𝐌𝐰𝐞𝐫𝐨 🖤

BÖLÜM 15
KAWEN

Tanrıya binlerce kez şükürler olsun ki, doğru yolu bulmama yardımcı oldu.
Zena ile aramızda geçen dakikaların ardından, onu ne kadar özlediğimi anladım. Neyse ki Zena bu dünyada tanıdığım en anlayışlı insandı. Ona bir bir, Thomas’ın beni nasıl manipüle ettiğini anlattım. Pişmanlığımı kelimelere dökerken zorlansam da, tahmin ettiğim gibi Zena beni anladı. ‘’Tekrar sevdiğim adama geri dön.’’ Dedi bana. Gözyaşlarımın akmasına engel olamadığımda yüzündeki minicik tebessümünden, affettiğini anladım. İyi ki onun gibi bir kadına aşık olmuşum, dedim kendime. Ona sarıldığımda saçlarının kokusunu, sanki onu bir daha göremeyecekmişim gibi içime çektim. Hayır Kawen, o senin. Onu seviyorsun, o da seni seviyor. Onunla uyanacaksın, onunla uyuyacaksın dedi zihnimdeki ses. Haklı olmasına o kadar sevindim ki anlatamam. Kral, kraliçe, Susage, Lyra ve Aloric yanımızda tekrar belirdiğinde ben hala Zena’ma sarılıyordum. Göz ucuyla Aloric’ e baktım. Destek vermek için gülümsüyordu.
Bende öyle yaptıktan sonra Zena’ya biraz daha yalnız kalıp kalamayacağımızı sordum. Karnına bakmamaya çalışıyordum ama elimde değildi. Zena, arkasını dönüp kız kardeşine baktı. Ardından yine bana döndüğünde kapının arkasında kimsecikler yoktu. ‘’Peki Kawen, ben seni terk ettikten sonra neden beni aramaya çalışmadın?’’ dedi kafasını yana yatırarak. Yeşil gözleri parıldıyordu. Ona Halen’i öldürdüğümü söylemesem mi diye düşündüm ama dürüst olmak istiyordum. Zena’nın ellerini ellerimin arasına aldım. ‘’Aradım.’’ Dedim kısık bir sesle. Şaşırmış gibi görününce derinlere indim. ‘’Sizaras.’’ Dediğimde irkildiğini bana hissettirmemeye çalıştı. ‘’O, seni tutsak tuttuğunu söyledi. İstediklerini yaparsam eğer, seni serbest bırakacağını, yeniden kavuşacağımızı söyledi. Özür dilerim.’’ Bu kelimeyi bugün kaç gün söylemiştim, haırlamıyorum. Devam etmemi istiyordu. ‘’ sen beni terk etmeden önce ise, Thomas bana emirleri yerine getirirsem bizi bu çöplük kasabadan kurtarıp Werasd’a veya Assne’ye götüreceğini söylemişti. Emirleri yerine getirirken, seni…’’ doğru kelimeyi bulmak için biraz durdum. ‘’seni kırdığımı farketmedim.’’ Dedim sakince. Başıyla onayladı. ‘’bana sadık olacakmısın? Sevdiklerime, arkadaşlarıma-‘’ dediğinde sözünü kestim. Parmaklarımı dudaklarına götürdüm. ‘’And içiyorum Zena. Eğer yeminimden dönersem tanrılar yüz farklı şekilde canımı alsın.’’ Dedim kararlılıkla. Bu sözleri söyleyince bir anlığına depoya gittim. Depoda bunları söylediğimde Lyra ‘’eğer onlardan önce ben almazsam.’’ Demişti. Ondan ve Susage’den hala çekindiğim gerçeği apaçık ortada olsa da Aloric’i seviyordum. Zena ellerimi sıkınca yeniden onu gördüm. ‘’Etras Swole. Kawen?’’ dedi bana bakarak. Etras swole. Argeo dilindeki anlamını bilmediğim nadir kelimelerden biri olmalıydı. Şapşal şapşal ona bakınca içten bir kahkaha attı. ‘’Etras swole. Sana güvenebilir miyim demek, benim aptalım.’’ Dedi inci gibi dişlerini göstererek. Tekrar ellerini sıktım. ‘’Etras swole, Zena.’’ Dedim içten bir gerçeklikle. Hemen ardından da kapının arkasından bir oflama duyduk. Aynı anda oraya bakınca Lyra ve Aloric oradaydı, bize odaklanmışlardı. ‘’Çok uzadı canım. Etras swole ama Kawen için aynısını söyleyemeyeceğim.’’ Dedi Lyra, yaslandığı kapıdan ayrılıp bize doğru gelerek. Aloric onun her adımı dikkatle izliyordu. Lyra’nın suya hükmedebildiğini, boğazıma doladığı o kütle sayesinde öğrenmiştim. Aloric’in ise ateşe hükmedebildiğini on iki adamı tek seferde yaktığında…
Lyra Zena’nın yanına gelip yavaşça karnında elini gezdirdi. Zena bundan hoşlanmış olacak ki gözlerinin içi gülerek kız kardeşine baktı. İyi, dedim. Bende yaparım.
Zena’nın gülümsemesi daha çok yayılırken Aloric bana yaklaştı ve yanımda durdu. Isısını hissedebiliyordum.
Zena, ‘’Hatırlıyorum da, annem sana hamileyken bende bacak kadar boyumla annemin yanında yatar, onun karnını okşardım.’’ Dedi. Ardından kardeşinin yanağında ellerini gezdirdi. Lyra ve Aloric ‘’Anne’’ kelimesi geçince ürperdiler ve aynı anda aynı şeyi düşünürmüş gibi birbirlerine baktılar. Neyse ki Zena fark etmemişti. Konuyu dağıtmak için bana döndü. ‘’bu bebeği kabul ediyor musun?’’ dedi yüksek sesle. Kollarını önünde birleştirdiğinde bende aynısını yaptım. Hiç düşünmeden ‘’evet.’’ Dedim. Zena kızarsa da mutlu olduğunu yüzünden okuyabiliyordum. Çok geçmeden Lyra tekrar konuştu. ‘’Peki and içer misin?’’ dedi tereddütle. Başta bende kararsız kalsam da Zena beni yarı yolda bırakmazdı.
Aklıma yine depo gelince ürpermemek için gözlerimi kıstım. ‘’And içerim. Eğer yeminimden geri dönersem tanrılar yüz farklı şekilde canımı alsın.’’ Dedim kararlılıkla, sesimin titremesine izin vermeden. Lyra hırıltıyla ‘’Onlardan önce ben almazsam.’’ Dediğinde Zena elini Lyra’nın ağzına götürdü. ‘’Şşş.’’ Dedi öfkelice. Dejavu içimden girip dışımdan çıkınca mide bulantıma engel olmak için elimi ağzıma götürdüm. Aloric anlamış olsa da Zena olanlara anlam veremedi. ‘’Lyra!’’ dedi Aloric yanımdan, pekte nazik olmayan bir ses tonuyla. Lyra omuz silkmekle yetindi. Benden hoşlanmadığını biliyordum ama tiksinecek derecede sevmemesi, garipti. Aslında haklıydı. Kim onu öldürmek için kurulan örgütün yöneticisini sever ki? Örgüt deyince Aloric’e anlatacak çok şeyimin olduğunu hatırladım. Anlaşılan bu gece uyku yoktu. Zena yanıma geldiğinde Kral –Sooza mıydı neydi- içeri girdi. ‘’Evet millet. Saat geç oldu. Haydi yataklara.’’ Anlaşılan şakacı bir kişiliğe sahipti. Lyra yüksek sesle ‘’Zena, kapını kilitlemeyi unutma hayatım.’’ Dedi sesindeki iğnelemeyi fark etmemi umarak. Umrumda değildi. Zena ile uyanacaktım. Kokusunu içime çekip uyuyacaktım. Lyra, Aloric’i tutarak Sooza’nın yanından geçerken ‘’Tekrar teşekkürler efendim.’’ Dedi Lyra. Ardından koridorun sonundaki odaya girdiler. Ardından kapıyı sertçe kapadılar. Susage ortalıkta görünmüyordu. Clara da öyle. Sooza ve ben başbaşa kalınca salona sessizlik çöktü. Bana yaklaştığında kahverengi saçlarının arasındaki beyazlar dikkatimi çekti. Bu adamı tanımıyordum. Awera kralı Sooza birkaç adım ötemde durup elini omzuma koydu. ‘’Evlat.’’ Dedi gözlerime bakarak. ‘’Evet, efendim.’’ Dedim yutkunarak. Dolunay ışığında parlayan turuncu gömleği onu olduğundan genç gösteriyordu. ‘’Bak, Aloric’e, Zena’ya, Susage’e veya Lyra’ya zarar vermeye kalkışacağını ummuyorum ama, onlara zarar vermeyeceğinden de emin olamıyorum. Etras swole?’’ dedi. Anlamam için argeo dilini kullanmıştı. ‘’Etras swole efendim. Lütfen karım- yani Zena’yı görebilir miyim?’’ saray çok karışıktı ve bulmam sabahı bulabilirdi. Gülümsemekle yetindi. Kış soğuğu yüzünden titredim.
Sooza, Zena’nın kaldığı odayı söyleyip söylememek arasındaki ince çizgideydi. En sonunda ‘’Sağ koridor, üçüncü oda.’’ Dedi kısık sesle. Teşekkür ettim ve koşar adımlarla üçüncü odanın kapısının önünde durdum kapıyı iki kere tıklattıktan sonra ‘’Gel.’’ Dedi içeriden nazik bir ses.
Kapının kolunu çevirdim ve yatakta oturur vaziyette Zena’yı gördüm. Beni gördüğüne şaşırmış gibiydi. Ama aldanmadım. Yatağının üzerinde, siyah geceliğinin altındaydı. Yatağının yanına gittim. Dolunay yavaş yavaş kaybolurken içeride sadece ayın ve yıldızların, bir de benim gözümde Zena’nın ışıltısı vardı. ‘’Neden geldin Kawen?’’ diye sordu bir hışımda. Yatağına oturduğumda hem şaşkın hem mutluydu. Gün yavaş yavaş ağarken bile yeşil gözlerinin parlaklığını görebiliyordum. ‘’Seni özledim.’’ Dedim ağır ağır.
Karnı, o beni terk ederken küçücüktü. Şimdi içindeki bebek büyümüştü. İçinde yeşeren bir umut. O bebeğin benden olmaması her defasında canımı yaksada, o Zena’nın bebeğiydi. Onu kabullenmeliydim. ‘’Tamam.’’ Dedi Zena, yatakta yana kayıp bana yer açarak. Yanına yattığımda bana yaslandı. Kokusunu doya doya içime çektim. Ben dediğimi yapardım. Zena kalbimin sesini dinlerken bende saçlarındaki buklelerle oynuyordum. Kafasını bana çevirdi. Gözlerime baktı. Beni görmek istiyordu. ‘’ben salağın tekiyim.’’ Dedim beynimde dönüp duran düşünceleri dile getirerek. Gözlerimi her kırpıştırdığımda o buz mavisi gözlerle karşılaşmaktan bıkmıştım. Yani Sizaras’ın gözleriyle. ‘’Ah, Kawen!’’ dedi Zena, yanımdan doğrulup. Kızar gözlerle bakıyordu. ‘’Bak.’’ Dedi ellerimi tutup. Hayatımda gördüğüm en anlayışlı insana geri dönüyordu. İlk tanıdığım haline. Ben de ona söz vermiştim. İlk tanıdığı halime dönmek için. Kafamı dağıtmak için başımı iki yana salladım. Soğuk teni tenime değdikçe açılıyordum.
‘’Kawen. İnsanlar hata yapabilir canım. Lütfen kendine böyle söylemeyi bırak. Sen sırf benim, bizim için Thomas’la iş birliği yaptın. Thomas’ın söylediği saçma sapan şeyleri yaptın evet, bu konuda azda olsa suçun var. Ama iyiliğimiz için yaptın. Sonra gözün döndü, farkında olmadan yanlış yola saptın. Bende saptım.’’ Dedi ellerimi bırakmadan karnını işaret ederek. ‘’Ama, biz insanız. Her insan biraz kusurludur. Kusursuz insan yoktur, Kawen. İnan bana. En mutlu maskelerin altında bile en üzgün gözler, en üzgün kalpler yatar. Ben, beni sevdiğini bildiğim için seni affettim. Evet, yaptığın şey gönlümü kırdı ama onarmaya çalıştığın sürece, çabaladığın sürece, hatanı telafi etmeye çalıştığın sürece, seni anlamaya çalışacağım. Sonuçta hatanı telafi etmeye çalışmak, benim için hatanı anlayıp ikinci kez yapmayacağın anlamına geliyor, biliyorsun.’’ Diye açıkladı uzun uzun. Gözlerine odaklandım. ‘’biliyor musun?’’ dedim hüzünlüce. Kafasını yana yatırdı. ‘’iyi ki senin gibi anlayışlı bir kadına tutulmuşum.’’ Dedim gülümseyerek. O da gülümsedi ve bana sıkıca sarıldı. ‘’Feera arte.’’ Dedi bana. Muhtemelen Argeo dilinde bilmediğim nadir kelimelerden başka birisiydi. ‘’o da neymiş öyle?’’ diye sordum şaşırarak. Gülümsemesini kalbimde hissedince içim ısındı. ‘’Seni özledim, demek Kawen. Bunun anlamını nasıl bilmezsin? Ah, özür dilerim. Bu söz öbeği genelde kasabamızda kullanılırdı.’’ Dedi. Güzelmiş anlamında kafamı salladığımda Zena’nın bir şey söylemek için ağzını açtığını ama sonrasında vazgeçip kapadığını gördüm. ‘’Ne oldu hayatım?’’ dedim usulca. ‘’Kawen. Halen’den haberin var mı?’’ diye sordu çekinerek. Adı geçtiğinde sıcak tenim buz kesti. Eminim ten rengimde öyle. Zena yüzüme baktı, duygu değişimimi fark etmiş olacak ki, onunda yüz ifadesi değişmişti. Ani gelen bu soru beni derinden sarsmıştı. İlk defa birini öldürdüğüm için vicdan azabı çekiyordum. ‘’Hayır Kawen, bu kadar zalim olamazsın.’’ Dedi yaslandığı göğsümden çekilip. Zalim. Hayır, seni yeni kazandım Zena. Seni kaybedemem. Sana dürüst olacağım. Seni seveceğim. Tekrar ayrılmayacağız. Bana bunu tekrar yaşatmayacaksın.
‘’Zena.’’ Dedim yanaklarından aşağıya süzülen yaşları silerek. ‘’bunu bana Sizaras yaptırdı. Eğer yapmazsam seni öldür-…’’ sözümü tamamlamadım. Tamamlayamadım. Güçlü Kawen, her gün gözünü kırpmadan adam öldüren Kawen, iki sözcüğü söylemeye, bir araya getirmeye cesaret edemedi. Zena nefes almak için yanımdan kalkarak penceresine doğru ilerledi. Camı açtı ve derin derin nefesler aldı. Ben ne haklıydım ne de haksız. Yalancı birinin sözünü dinlersen bu olur Kawen. Elinde ne para kalır ne de sevdiğin kadın. Gözlerim yanmaya başladığında kalbimde küt küt atıyordu. Onu tekrar kaybetmeyi mi yoksa ölmeyi mi seçersin diye sorsalar ölmeyi yeğlerdim. Zaman adeta durmuştu. İki seçeneğin arasındaki dengesiz, her an kopabilecek olan ipte yürüyordum. Zafere ulaştığımı sanarken kaybettiğimi anlamıştım. Hayır Kawen, hayır! Sen henüz hiçbir şey kaybetmedin. Doğrulup Zena’ya yöneldim. ‘’Zena, lütfen bana bakar mısın?’’ dedim nazikçe. Yavaşça, akan gözyaşlarına aldırmadan bana döndü. Burnundan soluyordu. ‘’Herşeyini kaybetmişsin Kawen.’’ Dedi hırlarcasına. Doğan güneş sayesinde gözlerinin altındaki koyu halkaları gördüm. ‘’Hayır, herşeyim karşımda Zena. Eğer sen beni terk edersen herşeyimi kaybederim.’’ Duygularını yatıştırmak için çabalıyordu ama yaptığım şeyi sindiremiyordu. Derken, kapı çalındı. Tenim bir ölününkinden farksız oldu. Kapı hafif aralandığında tanıdık sarı saçlar ve yeşil gözler –Lyra- arkasında da Aloric duruyordu.
‘’Zena?’’ diyerek kapıdan içeri girdi Lyra. Hemen arkasından da Aloric. Etrafta su veya sıvı var mı diye bakınmadan edemedim ki, yatağın yanındaki küçük masada kocaman bir sürahi gördüm.
Lanet olsun.
Lyra, beni görünce gözlerini fal taşı gibi açtı. Aloric ise her ihtimale karşı kapıda bekliyordu. Lyra, biraz sonra tekrar bana baktığında gözleri öfkeden kırılıyordu. Yanıma gelirken sürahideki su titreşti.
‘’Ona ne yaptın?’’ diye sordu tıslayarak.
‘’Ben-, şey… Ben bir şey-‘’ dediğimde su fışkırarak boğazıma dolandı. Yine o duyguyu hissettim.
Zena tereddütlüydü ama o konuşmadan beni öldüremezdi. Ben suyun etkisiyle duvara yapışırken Zena konuştu.
‘’Halen’i öldürmüş.’’ Dedi zar zor. Lyra bunu biliyordu. Bu yüzden şaşırmadı. Bunu gören Zena ‘’biliyor muydun?’’ dedi garip bir duygusuzlukla. Lyra gerçeği söyleyip söylememek arasında kaldıktan sonra kafasını evet anlamında salladı. Su gitgide sıkılaşıyordu. Aloric ise beni bu durumdan çekip çıkartmak ister gibi bakıyordu ama müdahale etmiyordu. Zena arkasını dönüp kapıya doğru yöneldi. ‘’Zena, yemin ederim ki senin için-‘’ dediğimde uzaklaşan Zena arkasına bile bakmazken Lyra, ‘’Kes sesini.’’ Diye haykırdı. Ardından yüzümün morarmaya başladığını hissettim. Lyra suyu ne gevşetiyordu ne de sıkıyordu. Aloric yanına geldi ve elini omzuna koydu. ‘’yeterli mi Lyra?’’ dedi uyarır gibi. Lyra ona ters ters baksa da anladı ve yüzüme yaklaştı. Bana her zaman anlayışla bakan tanıdık gözler vardı. Ama bu gözlerde sadece öfke, nefret ve tiksinti vardı. ‘’Sana son uyarım Kawen. Bir daha hata yaparsan eğer o adına yeminler ettiğin tanrılardan önce yüz farklı şekilde canını ben alacağım. Umarım bu uyarımı ciddiye alırsın. Aloric hatrına seni son kez bağışlıyorum. Onun ayaklarına kapanman gereken konular var çünkü o olmasaydı bu saraydan elli kere cesedin çıkmıştı.’’ Dedikten sonra suyu serbest bıraktı. Her yerim sırılsıklam olsa da Lyra aldırmadan odadan çıktı. Aloric hemen ardından giderken destekleyici bir şekilde baktı. Ardından oda gitti. Beni düşüncelerimle baş başa bıraktılar.