6. bölüm / 6
¿...ARAF...?6
Bölümler 6Şu an: 6
- 1 11.466 kelime
- 2 2746 kelime
- 3 31.241 kelime
- 4 4801 kelime
- 5 551 kelime
- 6 61.196 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sesler.... ve görsel illüzyorlar. İlüzyon diye mi yazılıyordu acaba? Herneyse....
Zihnimde birçok ses var. Ama pek çok insanınkinde de vardır muhtemelen. İç sesler... mantıklı seçim yapmayı, muhakemeyi ve pek çok şeyi destekleyip karşılaştırma ve ayrımla mantıklı ve doğru düşünceler oluşturma yolunda önemli olan sesler. Ama bazen hiç de öyle olmuyor...
Çok doktora gitme alışkanlığım yoktur ama zihinsel bir sorunla doktora gitmek ne kadar güvenli ki zaten? İnsanın kafasının içindekileri sadece kendisi tam olarak bilebildiği için pek çok açıdan doğru tanı için kişi yeterince bilgi veremeyebilir. Danışman, yalnızca danışanının kendisine gösterdiği, gösterebildiği kadarını görebilir. Gerçi kişinin kendisi bile kendi kafasındakilere bazen anlam veremeyebilir, kendisini yeterince iyi anlayamayabilir. Böyle bir durumda... herneyse. Niye buraya girdim ki? Ne diyordum...? Sesler. Eh... zannımca herkese hayatının bazı bölümünde eşlik eden o sesler işte.
Benimkiler de oldukça çeşitli ve aynı zamanda sade. Yani sesler kendi kafamdaysa bana ait olmalılar... değil mi? Öyle olmalıysa bile neden bazı zamanlarda yabancı hissettirdiklerini bilmiyorum...
Doğru ve yanlış arasında ayrım yaparken bir zamanlar bana yardımcı olup muhakeme yeteneği geliştirmeme yardım eden o seslerin üslpları, son zamanlarda hiç hoşma gitmiyor. Hayır... belki de söyledikleri hoşma gitmiyordur. İnsanın işine gelmeyen şeyi beğenmeme gibi bir huyu var sanırım...
Geçen gün bir telefon görüşmesi için dışardaydım ve bahçede iki kişi daha oturuyordu. Yani sadece iki kişi yoktu ama o an dikkatimi iki kişi çekti. Birisi telefonda birisiyle görüşme yaparken içli içli ağlayıp hüznü iliklerime kadar bana hissettiriyordu kafasının içini göremesem de. Diğeri de heyecanla şakıyıp neşeyle kahkaha atarak içime ferah bir huzur yayılmasına sebep oluyordu. Eh... ama ikisi de yan yana duran banklarda oturuyor olunca ne yapacağımı bilemedim... hayat herkese bireysel akıyor işte.... ölüyor gibi hissettiğinizde de dünya aynı hızda dönüyor, uçuyor gibi hissettiğiniz de de. Yani sizin dünyanız başınıza yıkıldığında bu aslında sadece sizin içinizde olan bişey. Veya dünyanız genişlediğinde de öyle. Dışardaki çevrede zaman aynı hızda akmaya devam ediyor. Kimsenin umrunda değil ne hissettiğiniz. Kaba olmak istemem. Amacım o da değil. Sadece bazen aklımdan geçenleri tam olarak doğru kelimelerle ifade edemediğim için... hayır bazen değil sıklıkla, yine aynı sıklıkla yanlış anlaşılmam çok normalleşti. O yüzden konuşmamayı tercih ediyorum... ama biraz geveze bir insanımdır. Hem açıkçası kelimeleri de severim... çoğunlukla.
Ne diyordum? Hah kimsenin umrunda değil demişim. Yani demek istediğim, kısmen, sırf mutlu olduğunuz için rüzgar ılık ılık esip içinizi ferahlatmaz veya üzgünsünüz diye yer sallanmaz, siz öyle hissetseniz bile. Ama bazen neşe, insana yağmuru sevdirir. Ki bu dediğimden anlaşılmasın ki yağmur normalde sevilmez, aksine güneşli havalardansa yağmuru tercih ederim. Gerçi sıcağa soğuktan daha dayanıklı sayılırım ama neye uyumlu olduğum neyi sevdiğimi belirler mi ki?
Ne diyorum ben Allah aşkına... ne yazacaktım en başta? Kafamdaki sesler çok yoğun olunca elime klavyeyi alayım dedim. Ama malum... insan zihni, fiziğinden hızlı çalışır. Çok... çok daha hızlı. Dolayısıyla eğer planlanmış bir olay örgüsü üzerine bir yazı için kalemimi elime almamışsam, yazarken konular daima dallanıp budaklanıyor ve kafamdan geçen yüz düşünceden birini alıp cümleye aktarmaya çalışıyorum. Eh... o sürede hala zihnim çalışmaya devam ettiğinden haliyle arkada o bir cümleyi yazarken akıp giden birkaç yüz düşünceye hiç değinemiyorum. Sanırım sebebi bu ki eğer tasarlanmış bir olay veya zaman çizgisi üzerinden yazmak için kalemimi elime almamışsam, genelde yazdıklarım çarpık ve saçma oluyor. Bak yine başladı bizim mesai....
Şu sesler yok mu şu sesler? Kimisi beni övüp göğsümü kabartıyor. Bunu fark eden bir diğeri beni yerip omuzlarımı düşünüyor. Bir başkası bunun yüzünden pişman olup yüzümü düşürüyor. Bir diğeri buna karşılık kendime daha nazik olmamı hatırlatıp tebessüm yeşertiyor. Bir öteki sadece vicdanımı rahat tutmak adına kendimi temize çektiğimi söyleyip midemi bulandırıyor... diğer bir tanesi onu destekliyor ama kelimeleri daha nazik seçiyor. Araya birisi girip kabaca onu düzelterek hayatın sertliğine vurgu yapıyor. Küçük bir tını çıkıp susmalarını istiyor. Bir diğeri bağırıp zaten hep sustuklarını iddia ediyor. Küçük olan yükselip susmadıklarını, çok konuştukları için görmezden gelindiklerini haykırıyor!
...bir anlık sessizlik belki geliyor belki gelmiyor ki hemen ardından artık hangisinin ne dediğini anlayamadığım bir gürültüde boğuluyorum...
Yorucu oluyor.... ben de kaçıyorum kendi kafamdan. Ama kendi kafandan ne kadar kaçabilirsin ki? Gerçekten hiçbir anlamı olmayıp sadece zaman tüketmek üzre tasarlanmış onlarca şeye yönelerek hayatımı harcayıp mahvediyorum. Ne herhangi bir konuda yetkinim ne de olmayı denedim. Mükemmeliyetçi olduğumu savunup ilk denemede yapamadığım işten beni uzaklaştıran bir ses var. Ve ona, mükemmeliyetçiliğin sadece tembelliğime giydirilmiş bir kılıf olduğunu söyleyen bir başka ses. Suçu sürekli çevresel etkenlere atan bir ses var. Bir de her şeyin son seçimde bende bittiğini savunup üzerime gelen bir ses. Çok fazla ses ve çok fazla söz var. Bazen hepsini yakalayamıyorum bile... sonuç olarak. Ne düşündüğümü veya ne istediğimi bile bilmediğim, boşa geçmiş bir ömrün sızısını duymama rağmen o hayatı dolu hale getiremeyi bile denemediğim, sürekli bir şeyleri bilmeme rağmen bir şeyleri asla düzeltemediğimi iddia ettiğim ama aslen belki de düzeltmeyi kendim seçmediğim bir saçma yaşantıda bulunuyorum. Ölüp gittiğimde sanırım arkamda ne bir faydalı iş, ne de beni iyi hatırlayan insanlar kalacak. Bazen depresif hissediyorum... ve çoğu zaman o histen silkinip kurtulmak bile istemiyor gibiyim. İnsan beyni karmaşık ve ilgi çekici benim için. Ama bir o kadar da basit aslında. Kalem ısırdığınızda gerilen yüz kaslarınız sebebiyle mutlu olduğunuzu düşünen aynı basit beyin, aynı zamanda iki farklı kişiliği kendi içinde bulurdurup farklı zamanlarda farklı kişilikler içersindeyken görme yetinizi kaybetmenize veya kazanmanıza sebep olan o aynı kıvrımlı ve karmaşık organ. Çoğu fiziksel hastalığın zihinsel temelli olduğu söylenir. Doğruluk payı var gibi.
Yine de... bilmiyorum. Sanırım bu boş ve işe yaramaz yaşam biçiminden yoruldum ama o bataklıktan çıkmak için çaba bile harcamazken nasıl çıkabileceğime dair bir fikrim yok. Sanki birilerinin beni ordan çıkartmasını istiyor gibiyim. Şu her şeyden dış etkenlerin sorumlu olduğunu savunan ses gibi... bir de her şeyi benim yerime diğerlerinin yapmasını isteyen bir ses var kafamda. İnsanları sevmek istiyorum ki insanları severim. Ama kendi anlaşılmaz, karmaşık ve kabul görmeyen yollarımla severim. Doğal olarak genelde insanlar onlara değer verdiğimi fark etmez bile. Bazen kafamın çok farklı çalıştığını hissediyorum. Bu öyle farklı olduğu için özel olduğunu düşünüp önemli hissetmek gibi bişey değil... daha ziyade farklı olduğu için boğucu hissettiren... ne? Yine ne yazacağımı unuttum. Yani önemli hissetmek için farklı olduğumu savunmuyorum. Aksine biraz normal olsam iyi olur gibiydi. Amaaan... ne diyordum ben? Heh sevmek diyormuşum...
Tıpkı tüm suçu dış etkenlere atıp insanları suçlayan o ses gibi, bir başka ses de her şeyi benim için diğerlerinin yapmasını istiyor. Beni sevsinler... ama benim sevgi anlayışımla, anlayabileceğim şekilde, bana mantıklı gelen yolla esvsinler gibi. Bu da zor tabii... bazen kendi yollarımı ben bile anlayamıyorum ne de olsa. Ama hepsi bu değil! Elbette kendi yollarıyla beni sevseler de bunu anlamaya çalışırım. Ne de olsa bazen duyguları tam olaram anlamlandıramasam da ne anlama geldiklerini biliyorum. Biraz çelişkili görünüyor, değil mi? Öyle değil. Sadece yine doğru kelimeleri seçemedim...
Burda bahsettiğim şey sadece sevgi değil. O sadece ilk akla gelip en kolay anlaşılan gibi göründüğü için onu söyledim. Gerçi sevgi ve aşk kavramları her insan için farklı anlamlar taşıdığından belki de insanlık tarihinin en çözümsüz ve komplike, karmaşık kavramları ama... niyeyse en basitleri de onlar gibi görünüyor.
Herneyse... yine yazmaya başlama sebebimi tam olarak yazabildiğim söylenemez. Ama şimdi biraz işim var ve hazırlanmam lazım. Şimdilik gidiyorum. Belki yine gelirim...
Hızlı yazdığım için oluşan küçük yazım hatalarını düzeltirken fark ettim ki gerçekten de bir cümle yazarken sonrasında eklemeyi düşündüğüm cümleyi yazmadan başka bir cümleyle konuyu akıtmışım. Gerçekten de elim zihnime yetişemiyor gibi....
Bölüm etkileşimi
