¿...ARAF...? kitap kapağı

1. bölüm / 6

¿...ARAF...?

1

Vaveyla Yazarı: Büşra Kılıç

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 1

Yolun sonu. Sonun yolu. Sol. Yon. Hahahah~

Düşünüyordum. Düşünüyordum da... kendime ne zaman özgürce düşünme izni verdim? Hatırlayamıyorum. Yazmak. Hızla akıp geçen mantıklı ve mantıksız karmaşık ve düzenli, öyle ya da böyle pek çok düşünce topluluğu içersinden sadece elinin hızının yettiğini çekip almak ve yazıya dökmek eylemi. Ama en azından o düşünceler arasında hepsinin zayıf insan zihninden aktıktan sonra bir hiçe dönüşmesinden iyidir herhalde. En azından birkaç tanesi kendisine yer edinebilmiş gibi.

Düşünceler çok olunca yazıya dökülenler de konudan konuya sapıyor ister istemez. Düzeltmek istemiyorum. İyi veya kötü düşünceleri yazıya dökmek herneyse de birileriyle paylaşmak? Saçma bir şekilde düşünülmesi yasaklanmış eylemlerin arasında. İnsanların düşüncelerini kötü etkilemek istemem. Bu dünyadan birisi geçti diyebilirler. Ama cümlenin sonunda iyi tarefta anılmak istiyorum. Neden mi iyi taraf? Üzerine çok düşünmedim ama düşünmeme çok da gerek yok sanırım.

Öfkeyi hissettim. Öyle çok fazla hisler üzerinde de durmam. Ama hissettim elbette. İnsan olmak bunu gerektirir. Öfkenin sonunda pişmanlık vardı. Eylemlerin sorumluluğu ağırdır. İsteyerek, veya istemeyerek yapılmış olması sonucu değiştirmez. Elbette niyetler önemlidir ama sen dışında kimse asıl niyetini bilemez. Sen bile bilemezsin bazen. Konu saptı yine.

Öfkeyi hissettim. Sonunda pişmanlık vardı. Hazzı duydum. Sonrasında utanç geldi. Olması normal şeyleri olmaması gereken yollarla elde ettim. Hak edilen şeylere hak edilmeyen yollarla sahip oldum. Çocukken çaldım. Büyüyünce yanlış olduğunu anladım. Yaş aldıkça pişman oldum. Heyecanı hissettim. Abartılısı miğde bulandırıcı. Her türlü olumsuz duygu, insanı yapış yapış bir bataklığa sürükleyen bir başka olumsuz duyguyu peşinde sürüklüyor. Her türlü kötü ve iğrenç eylem, verdiği kısa süreli hazzın intikamını uzun süreli vicdan azabı ile kişiye ödetiyor. Aynısı olumlular için de geçerli. Zincirlere birbirlerine bağlılar.

İyilik iyiliği, kötülük de kötülüğü devamlı kılıyor.

Mutluluğu hissettim. Kahkahalar yerine nezaketle gülümsedim. Bir yere kadar iyi. Ama sonra başı biraz fazla eğdik, yanlış oldu. Nezaket, zayıflık değildir. Geç fark ettim. Adil olan da nazik olmalıdır. Kendini savunurken iyi yoldan gitmek önemli. Çünkü kendini kötü yolla savununca zincirin ilk halkası parmağına dolanıyor.

İyilik timsali değilim. Ders vermek için yazmıyorum. Ne için yazmaya başladığımı bile unuttum. Oysa ki ilk başta yazarken kafam ne de doluydu. Bir dakika düşünmeme izin vereyim.

...

Yollar diyordum sanırım. İyilik ve kötülük ancak birbirleri ile mümkündür. Ama yan yana var olamazlar. Aynı anda hem iyi hem kötü olamazsın. Kötülük yaparken sonrasındaki pişmanlığı düşünüp vazgeçebilirsin. Kesin konuşuyorum, kusuruma bakma sen. Kendimi ikna etmek değil amacım, sadece anlamaya çalışıyorum. Ne diyordum? Heh, iyilik ve kötülük.

Pişmanlık iyi bir şey mi kötü bir şey mi bilmiyorum. Ama iyi bir şey amacıyla yapılan bir şey kötü bir sonuç doğurunca da pişman oluyor bazen insan. Hiç bir şey, hiç bir yerde, hiç bir zamanda, hiç bir kişide ve diğer hiç bir koşul altında, asla kendisi ile aynı kalmıyor. Bir an. An denen zaman birimi geçmiş belirtir derler. Çünkü şimdiki zamanda bulunamayacak kadar kısadır. İşte her minik şey de sadece bir anlık. O kadarcık. Bir an var ve sonra yok. Değişim öylesine hızlı ve öylesine minik, aynı zamanda öylesine hayati.

Çalarken iyi olduğunu iddia edebilir misin? Ben edebilirim. Hırsızlığın kötü olduğunu ne kadar söylerlerse söylesinler, kendim, bizzat ben onun pişmanlığını hissetmeden önce bunun kötü olduğuna inanmıyordum. Kelimeler mi? Söyleyen kişi, söylenen şekil, üslup, zaman, mekan, durum ve hal üzre şekil değiştirirler.

Ama bir kez hissettikten sonra çalmak zordur. Sadece kıskandığım için aldığımda buna çalmak demezdim bile. İşte kendimle çeliştim. Çalmak kötüdür dedim. Ama ondan önce çalarken kötülük ettiğimi söylemezdim de dedim. Söylemediğim zaman diliminde yaptığım şey çalmak bile değildi ki...

Çocuktum diyeceğim, ama amaç kendimi haklı göstermek çabası değildir. Çaldım. Yani aldım. (Arkadaş kelimesi de bir tuhaf kelimedir ama şimdi onu kullanacağım.) Arkadaşımda vardı ve bende yoktu, kıskandım, üzüldüm, anlam veremedim, ondan rica ettim ve vermedi, sinirlendim, kinlendim, plan yaptım ve kimse yokken aldım.

Kimse yoktu. Tek bir göz bile beni izlemiyordu. Kimse bilmiyordu....

Çalmak kötüdür adlı pek çok şey dinledim. Anlam veremedim ve dayak yedim. Kendi fikrimi belli ettim ve susturuldum. Kötüdür deniyorsa kötüdür. Anlaman gerekmiyor. Mantıksız ve insanı tedirgin eden şeyler soramazsın. Hangi insan? O da tartışmalı. Anlamıyorsan bile, anlamak üzre soru sormaya hakkın yoktur. Anlamalısın..

Ne iğrenç bir işkence....

Öğrenmek. Kelimeler daha etkili kullanılsa belki vicdandan önce mantık bana yardım edebilirdi. Titremeler, akmayan yaşlar, kuruyup kavrulan, karıncalanan ve bilinmeyene karşı duyulan korku dolu tiskintiden önce Kelimeler yardımcı olabilirdi. Ama dayak çözüm olarak görüldü.

Daha çok kinlendim. Yakalandım. Aldığım şeyi yerine bıraktım. Minik bir silgi. Sonra para aldım. Bahaneler hazırdı. Yine benzer hisler ve bahaneler. Ama içeri sızan ufak bir pişmanlıkla beraber. Hayır, çaldığım için pişmanlık duymuyordum, sadece sonrasında yiyecek olduğum dayak yüzünden huzursuzdum. Daha çok aldım. Sonra, çok da doğru olmasa da daha düzgün üsluplara denk geldim. Hayır, insanlarla konuşmadım. Sadece okudum. Denk geldim. Paranın kazanılışındaki zorluklar veya başka şeyler hakkında... düşünülerek, zaman harcanarak, yanlışlıkları düzeltilip, kötü kelimeleri giderilerek, suçlamayan, sadece anlatan, zaman harcanan yazılar okudum. Yazılar kelimelerden oluşur ama seslerden daha iyidir. Yazını düzeltebilirsin ama kelimeler ağzından bir kez çıkınca geri alamazsın.

Sonra anladım. Çalmak denen şeyin neden kötü olduğunu. Sonra öğrendim. İçimi kemiren o kuru hissin neden şimdi yakalanmak değil de aldığım eşyanın sahibine yönelik solgun bir hisse döndüğünü. İtiraf edemem. Hala o kadar yürekli değilim. Ama imkanım olursa beş katıyla, on katıyla, geç kalmazsam yüz katıyla geri ödeyebilirim. Gocunmam bile. Maddiyat gözüme o kadar da değerli gelmiyor artık.

İyilik ve kötülük demiştik. Konu yine saptı. Sadece... bazen kötü eylemlerin ardındaki sebepler de masum olabilir. Kendimi temize çıkartmaya çalışmıyorum. Buna iznim bile yok. Denemeyi düşündüğüm anda kudurup tüm sesleri yutan iğrenç bir ses tamamen haksız olduğumu haykırıyor zaten. Çok karmaşık, ama o sesi hep daha zayıf ama mantıklı sesler susturuyor sonra. Oralara şimdi girmeyeyim, sadece kendimi temize çekmeye çalışmadığımı söyleyeyim dedim.

Ama kararım, değişene kadar aynı kalacak. Her eylem kötü niyetle yapılmaz. Kötü sonuçlar her zaman iğrenç niyetler barındırmaz. Şimdi üsluba dikkat etmeyi öğrensem bile bunu uygulamak zor.

İlk eylem. Kelimeler. Şimdi karşımda bir çocuk bir şeyi çalarken yakalasa nasıl bir üslup kullanacağımı bilemem. Ama beynim ilk olarak beni onun bedenine sürükler. Huyu olmuş haylazın. İlk yaptığım şey gözlerimi kaçırmak olurdu muhtemelen, çünkü onun yerinde ben olsam utanırdım. Görmemiş olmalarını dilerdim. Eskiden mi öyle yapardım yoksa şimdi mi öyle yaparım bilemem. Ama bağırmalarını da istemezdim. Yaygara kopartıp üzerime gözler dikmelerini...veya fiziksel güçle bastırmalarını...veya zihinsel bir çöküntüye sebep olmalarını...psikolojik ezikliğe sebep olmalarını istemezdim. Belki de birisine önümde çalarken denk gelsem ilk ben oradan kaçardım. Yardım etsem kötü hissedermiş gibi, konuşmayı denesem ezilecekmiş gibi, yanına gitsem kaçınacakmış gibi... İlk ben kaçardım sanırım. Sorumluluk zor iş. Onun, benim hayal veya gerçek olduğumu ayırt edemeyeceği bir hızla yok olmak isterdim. Sonra bu da zihne eziyet ettirir diye, gerçek olduğumdan emin olacağı kadar uzun kalmak isterdim. Ama yüz ifadeleri önemli elbet. Belki de sadece tebessüm ederdim. Ama bu da cesaretlendirmek olarak anılabilir, kaş çatardım....

Kafam patlayacak gibi. Milyonlarca düşünce, ama yazmaya elim hız yetiremiyor. En iyisi sorumluluktan kaçınmak da değil elbet. Faydalı olmak isterim, ama bunu yapamayacaksam, yapabileceğimin en iyisi zarar vermekten kaçınmaktır.

O halde sanırım ilk başta öyle bir manzarayla karşılaşmak istemezdim. Oldu da karşılaştım? Onu o zaman düşünürüm. Sadece bir an içinde kafamdan geçecek olan milyonlarca düşünce arasından birini seçip birkaç saniyeye sığdırmam gerekecek. Ve o zaman diliminde olacak olanlar muhtemelen ben düşünemeden gerçekleşecek. O ana kadar olmuş olan şeylerin hepsinin şekillendirdiği ben o anda ben daha düşünemeden her şeyi halledecek. O zaman umuyorum ki böyle bir şey yaşayacağım bir zaman dilimi olacaksa bile o anda böyle bir şeye hazır olurum.

Çocuklar masumdur. Çocuk diyorsam aklınıza büyük bir şey gelmesin. Rahme düşen ilk hücreden bahsediyorum. O andan itibaren artık masumlukları, sadece dış dünyaya göre şekillenir. Şimdi kendimi haklı çıkartabileceğim yaşları geçeli çok oluyor. Ama çaldığım zamanlar, ben kendimden sorumlu değildim. Evet. Benim suçumun başkalarına ait olduğu zamanlar da vardı.

Arkama inen darbeler başıma inen okşamalardan çoksa, okşamaları düşünmeye ayıracağım vakit de elbette darbeleri düşünmeye ayıracağım vakitten az olur. Şu anda düşünebiliyorum. Şu anda suçlarımın cezası veya iyiliklerimin ödülleri bana ait. Ama bir zamanlar, düşünceler dağılıp gitmekten önce sadece olanı değerlendirmeye yönelikken, o zamanlarda mantık yoktu. Kişilik o dönemlerde oturdu ve sonrasında yaşananlar, ancak ondan sonra kişiliğe göre şekillenen eylemlerden oluştu. Buna rağmen hala istediğim sonuçlara gidecek yollardan geçememe sebebim, tam da o zamanlar oturan kişilikten kaynaklanmaktadır.

Şimdi ben, önceleri her şeyin yasak olduğu zamanlardan gelen bir kişi, düşünemez, yorum yapamaz, öğrenemez, merak edemez ve hislerini gösteremez birisi, şimdi ben bunların içine birden atılırsam öylece kalmam kaçınılmaz olur elbette.

Durup da önceleri susturdukları kişinin konuşmasını isteyen de aynı kişilerdir ya buna şaşarım. Küçükken susmamız, büyüyünce konuşmamız mı gerekiyor? Ama önemli olan tüm zamanlar boyu bunun tam tersi olmuştu... zaten tam tersi olmalı...

Çocuk dediğin yarı delidir. Deli deliyi görünce sopasını saklarmış. Delidir ne yapsa yeridir.

Yarı deliydik. Tam deliler tarafından bastırıldık. Sonra da bu karmaşa içinde iyice manyaklaşıp son durumda canavarlara dönüştük. Ben, ruhum, meleklerim, şeytanlarım, nefsim ve kalan her şeyim. Bilmiyorum... deli olmak o kadar da kötü değil ama şimdiki halimle bir çocuğun karşısına çıkmaktan korkuyorum. Çünkü bana baktıklarında gözlerinde gördüğüm korku, benim bir zamanlar birilerine bakarken gözlerimde beliren korkudan çok daha büyük....

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

20okunma 4beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.