¿...ARAF...? kitap kapağı

3. bölüm / 6

¿...ARAF...?

3

Vaveyla Yazarı: Büşra Kılıç

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 3

Bağırdı. Baba bağırdı. El kaldırmadı. Vurmadı. Ama baba bağırdı. Anne de bağırdı. Anne de baba da hep bağırır zaten. Önceden küçük bedenlere inen eller, odunlar, maşalar, terlikler... ele o an ne geçerse öfkeyi silmek için orada olurdu hep. "Sana vurmaktan ellerim acıdı, sen dayak yemekten usanmadın.." derlerdi. "Allah belanızı versin..." derlerdi. "Ölsem de kurtulsanız... hayattan bezdirdiniz beni... çık git odanda ağla bagırma yanımda!..." derlerdi. Belki de hep bela okuduklarındandır, şimdi biraz zorlanıyorum hayatta.

Çok anlamazdım. Yani, biraz yemek yedim, biraz haylazlık ettim, biraz ses yaptım diye böyle muamele görmeye anlam veremezdim. Şimdi çocuklarla iyi geçinmemi isterler benden. Beceremem. Sevmem çocukları. Aslında belki şu "içimdeki çocuk" denen şeyi sevmiyorumdur. Ses yapsalar kızarım. Sanki ben kızmasam, hiçbir yerden gelen bir yetişkin kızacakmış gibi...

Çocuklarla büyümedim. Bilmem. Çocuklarla büyümedim dediysem de, belli bir zaman dilimi içersinde demek istedim. Konuşmayı çok beceremem. Sosyal etkileşimler zor gelir. Üzerinde düşününce, kimse otobüse elini uzatan benim bunu ilk kez yaptığımı bilmeyecek, kimse bana gülmeyecek, kimse bini yargılamayacak. Biliyorum. Ama yapamıyorum. Elim kalkmıyor. Yemin ederim hareket ettiremiyorum bedenimi. Zor geliyor. Niyesini bilmiyorum bile.

Misafirleri severim. Ama yanlarında durmayı sevmem. Akrabaları severim. Ama ortamları sevmem. Severim, ama içlerine karışmak zor gelir yapamam. Orda olmayı severim. Ama konuşmayı sevmem. Kendi kendime konuşmayı severim. İnsanlarla konuşmayı sevmem. Kafamdaki, benim ses tonuma sahip ama bana ait olmayan seslerin benimle konuşmasını sevmem. Kendimle konuşmayı severim.

Kız kısmı, süpürge demekmiş. Temizlik yaparsak bizi severlermiş. Sofrayı biz kurarız. Misafir gelince hoş beş eder, mutfağa çekiliriz. Misafir gider, sofrayı toplarız. Ev büyükleri uyumadan uyuyamayız. Belki iş vardır diye sanırım. Tarlaya biz gideriz. İneği biz güderiz. Yemeği biz ederiz. Erkek çocuk oynar. Öğrenir. Gezer. Sosyalleşir. Temizlemez. Temiz tutmaz da. Onun kirlenme ve kirletme hakkı vardır. Temizliği kıza ait ne de olsa. Sofra kurmaz. Sofraya oturur. Yer. Kalkar. Misafirle oturur. Laf yapabilir. Erken uyuyabilir. Yorulmuştur. Tarlaya bakmaz, belki yük taşımaya yardım eder. İnek gütmez. Yemek yer.

Ne kadar doğru bilmiyorum. Çok yanlış hissettiriyor. Ama ne kadar oran var emin değilim. Sanırım böyle olmamalıydı...

Ben de oynasam ne olurdu? Üstümü kirletsem yine de temizlerdim. Misafirle oturup ben de konuşamam mıydı? Yemeği erkekle hazırlasak yenmez miydi? İş yapmayanı Allah da sevmezmiş kul da sevmezmiş. Erkek veya kız olması sonucu değiştiriyor sanırım.

Hak veriyorum. Diyorlar ki erkek de dışarda iş yapıyor. Ama hak veremiyorum. Ev işi küçümseniyor. Zor değil. Gerçekten zor değil. Ama kötü hissettiriyor. Zaten ev süpürmek eğlenceli de olsa, inşaat işini hep daha eğlenceli bulmuşumdur. Harç üzerine yapışır, kirlenmen sorun olmaz, ayarlar, ölçer, süpürür, taşı döşersin. Düzeltir, ayarlar, devam edersin. Akşam olur. Harç kurur. Ve kıyafetten toz toz sökersin. Eğlencelidir.

Yer süpürmekte ne var? İki fırt atacaksın. Yemek yapmak da eğlenceli. Misafirlere çay demlemek, içtiklerinde tebessümlerini izlemek... ama bu başka bişey. Erkek de çocuk ben de çocuğum. O halde niye o oturuyor? Beraber yapıp beraber oturamaz mıyız? Niye sadece ben? Niye sadece o?

Denedim. Bağırmadım. Alttan aldım. Güzellikle davrandım. Tamam dedim. Kalabalık aile ne de olsa. Ortayı buldum. Hır gür kavga dövüş, ve beş dakika sonra yine neşe dağıtan ben. Olmadı. Ağırlık koydum. Bastırdım. Kardeşleri kontrol altına aldım. Odaya girdiğimde kaçtılar. Yine olmadı. Sustum. Bişey demedim. Yine olmadı. Gülmeye başlamışım. Kalbim pır pır ederken, ki bu iyi bir his gibi gözükse de çok gerici bir histir aslen, gözlerim dolarken, boğazım ağırırken gülüyormuşum. Farkında olmadan oldu. Susmak da işe yaramıyormuş. Sesimi yükseltmek istedim. Bağırmak. Çığlık atmak... onun da faydası olmaz muhtemelen.

Tamam demedim. Bişey yapmak istemiyorum dedim. Yine olmadı. Nankör oldum. Ben kirletmediysem toplamam dedim. Yine olmadı. Ben sizin pisliğinizi toplardım, denmeye başlandı. O zaman hiç kirlenmesine diye temiz olmayı öğrettim. Aslen çok basittir. Aldığın eşyalı kullandıktan sonra yerine koyarsın. Kullanımlık eşya değilse, çöpü varsa, çöpünü çöpe atarsın. Yatak veya kanepe gibi bişeyse, kalkınca biraz düzenlersin. Ve BUM! Temiz olmak sadece budur. Öğretemedim. Yok dediler. Ne de olsa yapmayacağını söylese de yapan birileri, kadınlar, var. Temiz olmaya ne gerek var? Kirlettiler. Topladık. Öğrettik. Dinlemediler. Suçlu yine biz olduk. Yoruldum.

Yoruldum. Gerçekten birazcık Yoruldum. Konu sadece temizlik gibi duruyor, değil mi? Aslında öyle değil. Her zaman bir ayrımcılık yapanlar var. Erkekle kadın arasında, yetişkinle çocuk arasında, uzunla kısa arasında, şişmanla zayıf arasında, önemsiz yüzlerce, binlerce, sonsuz sayıda şey arasında ayrımcılık var. Konu temizlik gibi duruyor değil mi? Konu insanlar. Bazen çok yorucu oluyor.

Uzak kalamazsın. Yakın olamazsın. Bir kişi değil, birçok kişi olduğundan, hepsini aynı anda memnun edemezsin. Gece veya gündüz, için bunaldığında tek başına çıkıp gezemezsin. Çünkü zayıfsın.

Kabul ettim. Kadınlar fiziken erkeklere göre zayıf. Kabullük bişey yok aslında, bu oldukça açık. Galiba bu yüzden mental olarak güçlüler. Fiziksel olarak güçlü olan erkekler, metal olarak güçlü olan kadınlara karşı. İyi bir vs gibi, değil mi? Fizikten zarar görme oranı aynı olsa, kadınlar daha dayanıksız. Mental olarak da erkekler. Anlatamadım ne demek istediğimi. Kelimeleri açık kullanacağım.

Tacize veya tecavüze uğrayanların çoğunluğu kadınlardır çünkü fiziksel olarak korumaları erkeklere kıyasla azdır. Bunun üzerinden gelmek için, mental olarak erkeklere üstün gelirler.

Şimdi oldu gibi. Denge işte. Aman. En başta ne diyordum? Ah... baba ve anne bağırdı dedim. Niye dediğimi unuttum. Ama ne var, biliyor musun? Çok ağlayasım geldi bağırdıklarında. Yetişkinim. Ama çocuk gibi ağlayasım geldi. Yetişkin kelimesi de bir tuhaf aslında. Çok göreceli. Gerçi her kelimenin görecesi var kendine göre. Çocuk gibi, derken de öyle. Çocuk gibi olan ne? Ağlak veletler olmaları mı? Hayır. Duygularını gösterebilecek kadar cesur olmaları mı? Belki. Bilmiyorum. Ama anlayamadım. Onu da yazayım. Buraya gelip bişeyler yazmak için parmaklarımı klavyede gezdiriyorum. Ama zihnime yetişemiyorlar. Konular birbirine karışıp yolunu şaşıyor. Dağılıyorlar. Tek bir şeye odaklı kalmak zor. Hatırlamakta da zorlanıyorum. Çay demlemem gerekiyor. Haber alıyorum. Ayağa kalkıyorum. Ve unutuyorum. Tekrar oturuyorum. Niye yazıyorum? Bilmiyorum.

Sosyal olmak ister miydim? İstemezmişim gibi geliyor. Ama sanırım isterdim. Neyi isteyip neyi istemeyeceğim bile pek çok şeyme alakalı. İsteyebilir miyim? Hayal kurabilir miyim? Sonunda korku varsa, çok da istemem. Aşağılama, değersizlik hissi filan. İstemem.

Sanırım daha önceden de demiştim. Eğer bir şey hakkında fayda sağlayamayacaksam, yapabileceğimin en iyisi, zarara da sebep olmamaktır. Aynısı diğer insanlar için de geçerli. Ama onlar bilmiyorlar. Bu yüzden onlardan uzak kalacağım ve sorumluluk alacağım. Onlar bana zarar vermesin diye, ben uzakta duracağım. Yine beni suçlayıp asosyal, korkak, gereksiz, değersiz veya bu gibi bişeyler olduğumu söyleyeceklerse, sessizce başımla onaylayacağım. Ve uzak köşeme geri döneceğim.

Biraz yoruldum. Bu yüzden insanlardan uzak duracağım. Olur da yeterince dinlenebilirsem, belki biraz cesaretimi toparlayabilirsem, o zaman belki yine yanlarına dönerim. Yine karmaşaya bulanırsak, geri çekileceğim. Yine. Laf anlatmak zor. Herkes dinlemez. İyi insanlar vardır. Ama bir iyi insan varsa, dokuz kötü insan da onla birlikte gelir. Doğanın kanunu bu. İyilik ve kötülük... her şey zıttıyla vardır filan. Ama nedense kötülük daha çok. İyilik daha güçlü olduğundan sanırım, kötülük sayılar konusunda üstün. Yeni bir denge daha. Neyse. Önemli değil.

Ne zaman biteceğini bilmiyorum. Yine de sanırım yapabileceğim tek şey beklemek. İyi bir hal ve durum içersinde olmak ve beklemek. İyi olmak ve iyi gelmek. Düşüncelerimi kendime saklayacağım. Hayat felsefemin ne olduğunu bilmiyorum. Elbette var. Henüz emin değilim sadece. Sanırım tek bir felsefem yok. Uzun oldu. Çok yazdım. Mantıksızlaşıyor konular. Yazacağım şeyi yazamadım bile. En iyisi gideyim. Kafamı toparlayamıyorum. Bu günlük bu kadar yeterli.

Beni güzelce ağırlayıp nazikçe misafir eden dünyaya teşekkür ediyorum. Ve misafir ettiği diğer insanların kötü davranışları adına, bir şey ifade etmese bile, özür diliyorum.

(Bölüme ilk kez sonradan ekleme yapacağım... normalde yazdığım şeye sonradan dokunmam, en azından böyle bir yazıda. Ama bölüme baba bağırdı ile başlamışım... gerçi devamında ne yazdığımı şu an okumayacagım ve açıkçası unuttum. Sadece belirtmek istedim ki aslen babamı severim. Sadece... bazen sevdiğiniz insanlar da sevmediğiniz şeyler yapabilir çünkü onların da kendi hayatları ve içinde boğuldukları zihinleri var gibi... Neyse hepsi bu kadardı.)

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.