5. bölüm · Altın Diş

🦷5. Bölüm🦷

Öykü Ö.

Uyandığımda etraf karanlıktı dağılmış bir halde kalkıp telefona baktığımda ise saat 21.00'du.

Nasıl denk getirdim ama? Bu işte övünmek gibi olmasın başarılıyımdır.

Neyse konu bu değildi konu camış gibi uyumuş olmamdı.

Odadan çıktığımda ise ev kapkaranlıktı.

Ev Neden kapkaranlıktı? Uyumuş olamazlardı değil mi?

Salona doğru ilerlediğimde halim perişandı acaba ben uyumamışımda bana kamyon çarpmış olabilir miydi? çünkü o kadar kötü bir vaziyetteydim.

Elimi ışığı açmak için duvarda gezdirdiğimde sonunda ışığı açabildim. "Süpriz!" Korkuyla yerimden sıçradım.

"Bismillahirahmanirrahim!"

Toplu bir kalabalık bağırdığında benimde bağırmam kaçınılmazdı tabii.

Aferin masal hep böyle ol yakışmıyor sana ananı falan imanlı kal.

"Ya napıyorsunuz burda!"

Kabile mi bu karşımdaki.

"Hangi kavimden göçtünüzse hemen geri dönün bu saatte elin insanlarına barınak olamam."

Bir dakika ya, kim olduklarını anlamam da baya kısa sürdü dimi, benim jeton kaç köşeliydi pardon?

"Ohoo bunun ayılması çok sürer bozulmuş bu." Nisa'ya ters bir bakış attım.

"Çok sallamasa mıydım ben bunu balkondan aşağı?"

Abimin söylediği şeyden dolayı kabileden baya kişi "Ne?" Diye sormuştu ama o "Ne?" Diye soranların arasında sadece bir kişi dikkatimi çekmişti.

Mağara duvarının burada ne işi vardı?!

Normalde bu zamana kadar onu hep tişörtle görmüştüm ama şuan siyah bir gömlekle ayakta dikiliyordu.

"Ya hepiniz ne diye evimde toparlandınız başka yer mi yoktu?"

Kafama yeni dank eden şeyden dolayı mutlu olmuştum.

"Yaaaa benim doğum günüm! E hani şarkısız doğmuş günümü olur?" Dedim sonda ellerimi çırparak.

Bir dakika benim üzerimde pijama vardı! Lanet olsun insan söylemesede bu akşam bir farklılık yapta elbise giy yat derdi!

Ya da aklı olan boyle bir sey demezdi heralde.

Evime göç eden kabile ordusu ise benim halime alışmış olacakki beni dinleyerek şarkı söyleyip alkışlamaya başladılar.

Bense heyecanla mumun önüne gitmiştim. Bu sefer dileğim ise şuydu;

Allah'ım nolur bu arabamın yanına bir de Mercedes benz G63 eklensin amin. Mumları üfledigimde alkışlar biraz daha artmıştı. Herkese göz gezdirdiğimde gerçektende herkes buradaydı.

Hatta Eren'in eski sevgiliside?!

Elinde pastayı tutan biricik annemdi. Bugün resmen 3. Pastamdı bu.

Herkes bana sarılmaya başladığında aklımda bir yerde Ozan'ın neden burada olduğunu düşünüyordum. Sena'ya sıkı sıkı sarıldım. Sena'dan sonra sıra Eren'e gelmişti.

"Eren senin ex değil mi o?" Fısıldayarak söylediğm Eren'i güldürmüştü.

"Evet o."

Nasıl yani niye bu kadar rahat? yoksa?!

Hayır bunu ne Eren, ne de ben kaldırabilirdim.

"Eren! O hatayı yaptım deme."

Çapkınca sırıtarak bana baktı ve tekrardan konuşmaya başladı.

"Kızım Bir Eren Sert atasözü derki geçmişe bakanın geleceği olmaz o geride kaldı ben yenilere bakıyorum."

Bu zamana kadar kaç kişiyle takıldı acaba? Neyse e yenisini ben bulacaktım.

"E o zaman burada ne işi var?"

Eren benden ayrıldı ve sırıttı.

"Salak Tuğçe çağırmış klinikten, neyse asıl mesele senin avukat arkadaşın Derin, beni tanıştırman lazım gerçi ben biraz konuştum da uzun sürmedi sen uyanınca."

Eren'in hızına yetişebilene aşk olsundu. Sıradakiler ise babam ve Ozan'dı.

Babamın eli ise Ozan'ın sırtında ve sanki onu benimle tanıştıracakmış gibi duruyordu.

"Doğum günün kutlu olsun güzel kızım." Babamla sarılırken gözüm Ozan'ın üzerindeydi.

Bakışlarımla noluyor? Diye sorsamda becerememiştim galiba çünkü Ozan'da mimik oynamıyorum.

"Teşekkür ederim babacım."

Babam Ozan'ı gösterip bana döndügünde kalp atışlarım hızlandı.

Abim tanımasaydı bari.

"Tanıştırayım,Ozan benim ortaklarımdan."

Bir kaç saniye bakışlarımı Ozan'da gezdirdikten sonra bakışlarım babam ile ozan arasında mekik dokuyordu.

"Mafya yani?"

Ne kadarda açık sözlü bir birey!

Babam beni uyarırcasına öksürdüğünde Ozan'ın yüzünde buna zıt bir gülümseme vardı.

"Tanıştığıma memnun oldum."

Sanki yeni tanıştık.

Gülümsemesine karşılık verdiğimde bana uzattığı elini sıktım.

"Doğum günün kutlu olsun."

Uzattığı minik kutuya bakıyordum.

İkinci bir hediye mi?

Bunu ona burda soramazdım çünkü babam önceden tanıştığımızı anlardı.

"Aa niye zahmet ettiniz mağ- Ozan bey hiç gerek yoktu."

Elindeki kutuyu eline alıp açtığımda kutudaki şey gülümsememe sebep oldu. Bir fular almıştı ve gerçekten çok güzeldi. Mavi renkte ve üzerinde beyaz çiçekler olan bir fulardı.

"Ne tesadüf Masal'da fular takmayı çok sever."

Babamın söylediği şey az daha kahkaha atmama yol açacaktı.

"Aa öyle mi?" Sesindeki imayı ve 32 dişini görmezden gelerek gülümsedim.

Babam annemin onu çağırmasıyla bizi terk etmişti. Ve biz Ozan ile başbaşa kalmıştık.

"Kaç yaşına girdin sen şimdi?"

"24 oldum."

Öyle mi der gibi dudağını büzdü.

"Ufakmışsın daha." Güldüm.

"Sen dedesin ya çünkü."

İkimizinde o anda aklına aynı şey gelmişti.

Ethem dede..

İkimizde gülmüş bulunduk.

"Dedeyim zaten? Neyse hadi bana müsaade."

"Öyle." Gülümsedim ve onunla birlikte kapıya doğru ilerlemeye başladım.

Kapının önüne geldiğimizde Durdu ve bana döndü.

"Tekrardan doğum günün kutlu olsun,dişçi kız."

"Tekrardan teşekkür ederim mağara duvarı."

Ve sonra bir şey oldu. Asla beklemediğim ve Allah bilir kaç gün beynimde gezecek o şey.

Ozan uzandı ve yanağımdan öptü.

Ben ise mal gibi kalmıştım! Bu gerilme erkek nefretimden miydi? Yoksa heyecandan mı?

Bu soru ve bu konuyu bir daha asla düşünmemeliydim.

Kapıdan çıkarken Durdu ve güldü.

"Pijama çok yakışmış bu arada."

Ben ise karşılık olarak ağızımı bile açamamış ve elimi eyvallah anlamında sağ göğüsümün üstüne koymuştum..

Baya baya elimi sağ göğüsümün üzerine koydum! Neyim ben memati mi?!

Kurtlar vadisine falan acilen ara vermeliydim.

Ozan ise bu yaptığım anlamsız şeye bir kaç saniye odaklanmış ve bu halime gülüp gitmişti.

Stres yönetme kursu var mıydı ki?

Yoksa da açılmalıydı,sonuçta bu dünyada bu kadar salak benden başka biride vardır heralde?

Ayrıca Bu adam niye hep hortlak gibi koyu renk giyiniyordu? Hoş bir hortlak olamayacak kadar yakışıklıydı ama konu bu asla değildi.

🦷

Şuan tam olarak sabah sorgulamamı yaşıyorum. Evet benim her cuma yaptığım mağlum bir sabah sorgulamam vardı.

Yerde öylece uzanmış tavanı izlerken düşündüğüm tek şey ise Ozan'dı.

Harbiden bu adam niye benim kafamda takılıyordu?

Dün onu babam mı zorla getirmişti, yoksa kendisi mi gelmek istemişti? Ayrıca neden ikinci bir hediye aldı? Ve neden birinci bir hediye de aldı? Niye zırt pırt benim karşıma çıkıyor?

Bunların hiç birinin cevabını bilmiyordum ama bi ara öğrenecektim. Akşam herkesi uğurladıktan sonra uyumuştum.

Ha bir de dün akşamdan beri Eren tarafından darlanıyordum.

Çünkü Derin'in ona pas vermemesi benim başıma patlamıştı ve mecburen Derin ile konuşacağımı söylemiştim.

Aniden yerinde yattığım odanın kapısı açıldığında bakışlarım kapıya yöneldi.

"Deli derken şaka yapmıyordum."

Abimin neden yerde yattığımı sorgulayan bakışlarını önemsedim ve konuşmaya başladım.

"Ben deliysem senin durumun çok vahim ağa beyim."

"Aman bir lafında altında kal salak, neyse ben acıktım hadi kal bana kahvaltı hazırla." Şaka mı bu?

"Oldu paşam başka bir isteğiniz var mı? kuş sütünüzü sürahide mi servis edeyim yoksa direkt bardağınıza mı döküp masaya mı koyayım?" Düşünür gibi yaptığında çıldırmama ramak kalmıştı.

"Normalde bardakta ve altın tozlu tercih ederim ama sen nasıl istiyorsan öyle yap hadi."

"Abi! Niye ben hazırlıyorum git kendin hazırla, ayrıca illa biri hazırlayacaksaneden o ben oluyorum?"

"Yağmur'un kapısı kitliydi ayrıca sen ev sahibi değil misin?"

Göz devirdim.

"Kapı orda,elin kolunda kapımı açarkenki gördüğüm şekilde baya sağlıklı,eh ben burada kendi kahvaltını kendin hazırlaman için bir sorun göremedim ne dersin?"

Abimse avucunu sıkarak yukarı kaldırdı ve kafam kadar olan kaslarını gösterdi.

"Bu kollar yemek yapmak için kullanılmamalı be roman."

Benimkiler kullanılmalı ama değil mi?

"Bir adam varmış ismi ro'ymuş, neyse sonra bir adam daha gelmiş demişki senin adın ne o da demişki ro man. Hani ro adamım anlamında."

Esprimin açıklamasını da eklemeyi unutmamıştım.

Peki bu esprim karşılığında abim ne yapmıştı? İlk önce gözlerini sonra kapıyı kapatıp sessizce odadan çıktı.

Mizah seviyesinin yerlerde olması benim suçum değildi.

Saat 07.18'di yani gitmeme daha vardı. Bu yüzden pijamalarımla odamdan çıktım ve mutfağa gittim neden mi? Kahvaltı hazırlanacaktım.

Abime değil herkese, sonuçta kırk yılda bir geliyorlardı onda da benim hazırlamam gerekiyordu.

Abim mutfağın kapısına geldiğinde napıyorsun dercesine bir bakış attı. "Kahvaltı hazırlıyorum."

Yüzündeki şaşkınlığın gitmesi 1 dakika sürmüştü bense patatesleri yıkıyordum.

"Kızım Bi diz çökmediğim kalmıştı az önce ben gidince mi karar verdin yapmaya?"

Sana hazırlıyorum sanki.

"Sana değil ki ev halkına hazırlıyorum." Kınayan bakışlarını üzerimde biraz oyaladıktan sonra ilk önce tıhlamaha başladı.

"Yazıklar olsun ben ev halkından değil miyim? Ayrıca sana mı kaldım? zaten ben yemek sipariş ettim."

Yemek mi sipariş ettin?

"Ya kahvaltı hazırlıyorum ya niye sipariş ediyorsun?"

Emek var burda emek.

"Kendime söyledim ayrıca merak etme onu yedikten sonra senin hazırladıklarındanda yerim. Hiç para harcamadan yemek almak çok iyiymiş bu arada."

Ayı ya cidden ayı.

Para harcamadan mi dedi o?!

"Nasıl yani Zeynom beleş mi verdiler?"

Ekran suremi azaltmalıydım.

"Hee beleş verdiler."

Abimde azaltmalıydı.

Ulan düşündüğüm şeyi yaptıysa var ya.

"Abi yapmadım de lütfen."

"Yapmadım derdim, ama yaptım."

Kazık kadar adama bak ya küçücük kız kardeşinin parasını harcıyor.

"Abi! var ya gerçekten saksafon kafalısın sana yemek memek yok sen dur ben Bursa' ya hele bir geleyim senin bütün paranı yiyeceğim."

Abimse sırıtıyordu.

"Yani övünmek gibi olmasında bu pek umrumda olmaz güzelim, zengin bir adamımda ben."

Ellerini dalgalı saçlarından geçirirken söylediği şey ayağına tekme atmama sebep olmuştu çok şükür her şeye sinirlenen abim buna sinirlenmemişti.

"O zaman niye benim paramı harcıyorsun?"

"E sende zenginsin? zengin zenginin ekmeğini yermiş diye bir söz vardır bilir misin? bilmezsin çünkü ben uydurdum."

O gülen yüzü ne kadar güzel olsa da bende sadece Bi tane çarpma isteği oluşturuyordu.

"Ya havle vela kuvvete illahil alemin!"

"Onu bunu boşver de şeyi soracağım sana, dün babamın yanındaki çocuk kimdi ya? çok tanıdık geldi bana."

Hass...

"Babamın ortağıymış davet etmiş öyle laf arası,belki daha önce denk gelmişsinizdir."

Yalan deyincede sen be kızım. Adım profesyonel yalancıya çıkacak yakında..

"Yani olabilir."

Kapı çaldı ve abim uçarcasına

Kapıyı açmaya gitti. Görende altın kemer sipariş etti de onu almaya gidiyor sanardı.

"Yavaş yavaş." Mutfağa geri geldiginde elinde kebap paketi vardı.

Bırakıyorum abi! kebap varken kahvaltı mı hazırlayacağım?

"Bende yiyeceğim umarım fazla söylemiştirsin yoksa seninkine çökmek zorunda kalırım."

E sonuçta ne demişler yiyenin malını yerler.

"Bakma öyle, abimin yemeği benim yemeğimdir diye bir söz vardır bilir misin? Bilmezsin çünkü ben uydurdum."

"Özgün ol biraz, özgün ayrıca isteyeceğini bildigim için fazla söyledim ev halkına da söyledim nasıl olsa kardeşimin kartı."

Az önce sadece kendime söyledim desede her bir şey sipariş vereceğinde yemeyeceğimizi söylesekte bizede alırdı. Eğer gerçekten yemezsekte hepsini oturur kendi yerdi.

Benim abim harbi ayıydı!

Allah'ın cezası.

"Affedersin ama bok ye abi."

Ben bunları söylerken o benim önüme bir dürüm koymuş ve kendi porsiyonunu açıyordu. Yalan yok benim dürüm sevdigimi bildiği için bana dürüm söylemesi hoşuma gitmişti ama benim paramla almış olması bütün büyüyü bok ediyordu.

"Affederim tabii niye affetmiyeyim canım kardeşim ha bu arada kesene bereket."

Ben yeni ısırmışken abim porsiyonu yarılamıştı.

"Yavaş ye ayı kıtlıktan mı çıktın?"

Öküz gibi yemesinin başka bir açıklaması olamazdı. Ayranımı çalkalarken Kapı açıldığında abiminde benim de gözleri oraya çevrilmişti. Açan kişi ise ablamdı.

"Oooo ziyafet, bana da var dimi dingiller?"

"Düzgün konuş mal."

Böyle de naziktirim, hemen uyarırım.

"Dingil sensin süs topu."

Ablamsa bize aldırış etmemiş ve poşetten kendine bir dürüm alıp yemeye başlamıştı.

"Hani sen diyetteydin?"

Bana ters bir bakış attı.

"Sanane? Bugün ne? Cuma. Yani pazartesi başlıyorum karışmayın bana!"

Sanki anasına sövmüştüm!

Abim bana uyarı dolu bakışlar attı ve konuyu değiştirmek için başka bir noktaya değindi,

"Sen niye kapını kitliyorsun?"

"Çünkü Biliyordum sabahın köründe geleceğini susak kafalı."

"Kapıyı kırardım ama dua et annem kızıyor."

"Oğlum sen niye sabaha karşı şafak operasyonu yapacak gibi geziyorsun lan?"

"Yemek yapan bir hanımım yok ne yapayım? ölüyorum açlıktan."

Kapı tekrar açıldığında bu sefer üçümüzünde bakışları kapıya çevrilmişti.

"Ooo, Ee? Hani bana?"

Babam geldiğinde hepimiz gülmeye başlamıştık.

Poşetten kendine bir porsiyon aldıktan sonra geçip masaya oturmuştu.

"Sana yasak değil miydi?"

Konuşmamla beraber bütün bakışlar bana dönmüştü.

"Bana kimse bir şey yasaklayamaz ayrıca bir kereden bir şey olmaz."

Böyle demesine aldanmayın annemi görünce kuzuya dönüyordu.

"Ayrıca biz görmedik, duymadık,bilmiyoruz."
Bunu diyen ise abimdi.

"Evet baba yakalanırsan bizi satma."

Ablamın cümlesi biter bitmez gelen sesle beraber kapıya döndük,bu sefer basılmıştık.

"Yazıklar olsun! Görende kahvaltı hazırlamıyoruz sanacak. Siz yiyin kebapları, yiyin! Midenizi yakınca da dersiniz anne soda, anne ayran diye. Yok size hiç bir şey! Alp! Doktor yasaklamadı mı sana ağır şeyleri? Aynen sen böyle devam et."

Ben evden tüysem iyi olacaktı çünkü annemin çenesi akşama kadar susmazdı.

"Oldu o zaman ben giyineyimde kliniğe geçeyim."

Daha erkendi ama kaçmamın tek yolu buydu,gerçi pek erkende değildi.

Kebabımı elime aldım ve ayağı kalktım.

"Git kızım, git. Ama sakın o kebabı elinden bırakma olur mu?"

Kafamı sallayıp odama girdim.

Giymek için siyah uzun paça kot pantalon ve beyaz uzunkollu bir bluz seçtim. Saçımı alttan bağladığımda ise aklıma gelenle masamın önüne ilerledim. Yeni fularımı takmaya karar verdiğimde tokamın etrafına bağlamıs ve iki yandan sarkmasına sebep olmuştum.

"Saat mi taksam? Takayım takayım."

Saati elime aldım. Tek elimle takmaya çalışmak ise beni deli ediyordu.

"Aaaaa! Yeter be alt tarafı kayıştan geçeceksin ne saçma bir çubuksun!"

kapı açıldığında çatık kaşlarım hala yerinde öylece duruyordu.

"Kızım saatle mi konuşuyorsun sen?" Babamın sorduğu soruyla bir kahkaha attım.

Gülümsediğinde yanıma yaklaştı ve saati eline aldı. Bense onu gülümseyerek izliyordum.

"Seninle gurur duyduğumu söylemiş miydim?" Yalandan düşünür gibi yaptığımda gülmüştü.

"Eh şuralarda bir yerlerde olacaktı tam hatırlayamadım ama."

Tabii ki de söylemişti ve hatırlıyordum ama neden Bi kere daha duymayayım ki?

"Şaklaban, seninle gurur duyuyorum kızım. Buraya taşınırken bile benden tek kuruş almadın, sırf ileride evini kendi paranla alabilmek için 5 yaşından beri para biriktirdin sen.."

Bu arada saati koluma takmıştı.

Hoş para biriktirmem bir şey yüzünden bir kaç yıl aksamıştı ama..

"Şuanda olduğun gibi ileride daha başarılı bir kadın, çok iyi bir eş, çok iyi bir anne olacaksın Allah'ın izniyle. Farkındayım konfor olarak size iyi bir hayat yaşatabilsemde güvenlik olarak yaşatamadım.

Ama gerçekten çok üzgünüm kızım bende istemezdim bu işlere girmek ama hayat işte.

Kendim girdiğim yetmiyomuş gibi ablanıda soktum bu işe, ama her şeyin bir sebebi var istemeseydi zaten hayatta zorlamazdım." Bir süre duraksadı.

"Kabul ettim isteğini Halbuki hiç istemiyordum ama eğer bana bir şey olursa sizi yaşatmazlardı.

Bu yüzden namımın devam etmesi gerekiyor ve ablan bunu başaracak."

Kafamı salladığımda ikimizde çok duygulanmıştık. Neden şuan bunları anlatıyordu bilmiyordum ama sorgulamayacaktım da.

Bu işler sonunda başımıza bir şeyler gelecekti, bu belliydi ama inşallah en kötüsü gelmezdi..

🦷

Bölümü beğendiniz mi?

İleride olaylar olaylar ama bunun için bu bölümlerin okunması gerekk.

Destek verirseniz çok hayra geçer be.