4. bölüm · Altın Diş

🦷4. Bölüm🦷

Öykü Ö.

Çok şükür ki mesai bitmişti.
Şuan ise arabada giderken Kenan Doğulu'nun 'kandırdım' adlı şarkısını dinliyor ve eşlik ediyordum.

"İçim içimden taşar oldu, hatunumu buldum ben." Dediğimde ise sağa dönmüştüm.
"Ulan be millet sevdiğine şarkı yazıyo bizim sevenimiz bile yok."
Yalandan bir efkarla otobüs şoförüne dönüşüp direksiyonu ağırdan çevirmiştim.

Erkeklerin canı cehennemeydi.
Tabii iyi olanlar hariç, nadirde olsa vardır heralde? inancımızı kaybetmemeliydik.

Şarkı bittiğinde ise en sevdiğim şarkı olan Berk Baysal'ın 'yaralarını ben sarayım' adlı şarkısını açtım fakat 1 dakika sonra evin önündeydim.
Ama şarkının bitmesine daha 2 dakika 58 saniye vardı tabii bu benim için bir engel miydi? Asla.
Evet o 2 dakika 58 saniye boyunca arabada oturmuş ve şarkıyı dinlemiştim.

Eve girdiğimde ise evde kimse yoktu.
Ama lili ve mali vardı ve ikiside beni kapıda karşılamıştı.

"Annemm! siz beni mi karşılıyorsunuzz? götünü yediklerim."

Eve girdiğimde ilk işim üzerimi değiştirmek olmuştu pijamalarımı giydiğimde ise Tuvalete gitmiştim.
"Pijama kadar iyi bir şey yok vallahi." ellerimi yıkadıktan sonra ise lili ve mali'ye yem doldurmuş ve onlarla oynamıştım. Geldiğimden bu yana 2 saat geçmişti yemek yapmaya karar verdiğimde ise mutfağa giriş yapmıştım.
🦷

Saat 01.00'di ve ben hala uyuyamamıştım. yemek yaptıktan sonra kızlarda eve gelmişti ve yemekten sonra sohbet etmiş ve çekirdek çitlemiştik.
E çay çekirdeğin yanında olmazsa olmazdı sonuçta. Tabii ben biraz fazla kaçırmış olabilirdim çünkü tam 6 bardak çay içmiştim.
Neymiş zamanında yediğin hurmalar şimdi tırmalarmış.
Bu ne haklı bir şarkı sözüdür ya.

1 Hafta sonra...

Bugün benim doğum günümdü.
Yani insanlık bugünü oturup kutlamalıydı bence ama tek bir sorun vardı.
Kızlar bile kutlamamıştı.
Ama bu çok normaldi biri polis biri hemşire olan iki kızdan bir de doğum günümü hatırlamasını bekleyemezdim çok sık nöbete kalıyorlardı ve bazen günlük hayat dediğimiz şey onlarda olmuyordu.
Telefonum çalmaya başladığında arayan kişi annemdi.
"Alo anne?"
"Masalım napıyorsun bakalım?" "Oturuyorum Lale sultan birazdan kliniğe gideceğim sen napıyorsun?"
"Bende kahvaltı hazırlıyorumda bak ben sana ne diyeceğim."
Bazen basıp annelerin yanına gidesim geliyordu.
"Ne diyeceksin Lale sultan?"
"Biraz sonra sana kargo gelecek onu al yemek gönderdim. Merak etme soğuk çantada bir şey olmamıştır."
Annem bana hep böyle Bursa'dan yemek gönderirdi.
"Tamam annem ben şimdi kapatayım akşama ararım seni olur mu?"
"Olur güzel kızım hadi ye bak o yemeğide yemediğini anlarsam sırf dövmeye gelirim Balıkesir'e"
"E geleceksen yemeyeyim ben o zaman?" Ben gülerken annem yine tehdit savurmaya başlamıştı.
"Dayak yiyince görürüm ben seni."
"Kapatıyorum anne hadi öptüm."
"İyi hadi bende öptüm bay bay! Dur babanında selamı var."
"Aleykümselam." Sondaki a'yı uzatarak hadi artık sinyali gönderip telefonu kapatmıştım ve tam o sırada zil çalmıştı.
Ayağı kalktım ve kapıya ilerledim.
Bu arada vay anasını beni doğuran bile doğum günümü mü unutmuştu?

Ulan hadi diyelim çocuğunun doğuşunu unuttun insan onca acı çektiği günü unutur mu be kadın!

Muhtemelen annemin gönderdiği yemekler gelmişti.
Kapıyı açtığımda ise şoka uğramıştım. "Anne?"
Annemler yani babam, annem ve ablam karşımda duruyorlardı ve ablamın elinde pasta vardı tabii üzerindede mum.
"İyi ki doğdun masal!"
Üçünün aynı anda söylediği şey gözümün dolmasına sebep olmuştu.

Ve şaka gibi ama benim kötülerin dostu ama aynı zamanda kötülerin de düşmanı olan,elaleme korku salan babam bana doğum günü şarkısı söylüyordu.
Ve ve ve unutmamışlardı!
"Ya hayır masal! Kes şunu" bunu söyleyen her zamanki gibi cadaloz ablamdı. Babam ise ağlamama kızmıştı çünkü doğduğumuzdan beri ablam ya da ben ağladığımda buna katlanamazdı.

Abimi ise ağlatırdı.
Tabii 15 yaşından sonra ağlamamaya başlamıştı, erkek oldu zaar.

Annem kumral kısa saçlı ve kahverengi gözlü bir kadındı, yaşını gerçekten hiç göstermiyordu 55 yaşındaydı ama dışarıdan baksanız 45 derdiniz.
Babam ise ondan 3 yaş büyük mavi gözlü bıçkın bir delikanlıydı.
Tabii gri saçlı bir delikanlı.
Gözlerinin mavisi ise muhtemelen denize aşık olma sebebimdi.
Normalde gerçekten çok sert biriydi ama bize karşı hiç öyle olmamıştı bana bir kere bile bağırdığını şu zamana kadar hiç hatırlamıyordum.
Ve ablamınsa maşallahı vardı. Güzellik bakımından taştı ama salaktı biraz işte.

Kendisiyle pek iyi anlaşırdıkta.

ha bu arada küçük bir detay benim ablam bir tık mafyaydı.
Evet,Babam şu zamana kadar hep abimi benden sonra işin başına geç diye köşeye sıkıştırmıştı ama abim polis olmaya karar vermişti. Daha sonra ise hedefte ben vardım neden mi? Çünkü küçüklükten beri birazcıcık kavga çıkaran,hafif cazgır,vuran bazende kıran,sinirimi bozana tüküren falan biriydim.

Yani kısaca problemlisin diyecek olursanız demeyin çünkü demeyin işte ne diyeceksiniz?melek gibi bir şeyim neticede.

Bu yüzden Babamın sonraki hedefi ben olmuştum ama bende diş hekimliğine kaptırmış giderken hiç ummadığı kızı başa geçmeyi kabul etmişti.
Yani başa dediğim Babam zaten hala baştaydı ama onu hazırlıyor gibi düşünün.

Ablam biraz daha sakin bir kızdı tabii her zaman değil beni kaç kere dövmüştü ucube.

Soğukkanlı ve cesaretliydi yani gerekli yerlerde desek daha doğru olabilir tabii.

Geçsinler diye kenarı çekildim.
"Alp nereye gidiyorsun?"
Babam anneme döndüğünde ne olduğunu anlamaya çalıştı.
"Nereye gidiyorum?"
Annem ise ilk babamın ayakkabılarına baktı sonra ise mavi gözlerine.
Annem eve ayakkabıyla kimseyi almazdı.
Her gün eve hizmetli geliyor olsa da Bursa'daki evimizdede ayakkabısını çıkarmayanları eve almazdı.
Babam hala anlamaz bakışlarla anneme bakınca devreye ben girmek zorunda kalmıştım.
"Baba annem diyor ki aykkabılarını diyor çıkart diyor."
Babam ise Bunalmış bir tavırla konuştu. "Burda da mı?"
Eh ne kadar yeraltında insanları korkudan titretsende demekki neymiş tek bir hareketin hanımının sözüne bakıyormuş. Annem hala ciddi bir şekilde bakınca Babam pes etti ve ayakkabılarını çıkarttı.
Biz ise sırıtarak onları izliyorduk. Aniden aklıma gelenle onlara döndüm.
"Abim olacak o herif gelmedi mi?"
"Onun işi var be kızım kafası estiğinde nasıl gelsin koskoca komiser."

Allah Allah?

"Esra'yı görmeye geliyor ama."
Sevdiceği çağrırsa gelmez mi? Annemin konuşmasına izin vermeden araya Babam girmişti.
"Aynısını dedim, bak kimin kızı,kimin kızları o hıyarı hastanede karıştırmış olma ihtimalimiz var mı?"
Bu söylediği şeyden dolayı Annem hariç hepimiz gülmüştük.
Oğluna da toz kondurmayacak ya.
"Yalnız siz geldiniz eyvallahta benim işim var bugün evde yalnız kalacaksınız."

Tam olarka çok önemli bir noktaya değinmiştim.
"Yok ben evde oturmam zaten benimde bir kaç ortağımla konuşmam gerekiyor." Masanın üzerinde kasenin içinde bulunan çikolataların birini ağızıma attım. "Balıkesirde ortağımız mı var bizim baba?"

Ablamın sorduğu soruyu bende merak ediyordum ama bu normaldi onun işine olan hakimiyeti normal değildi ama.

"Var kızım. Halil yüksek var, Tahir demir var, ozan karadağ var. Daha çok var sayamadığım."

Benim ise ozan karadağ kısmında şanterim atmış ve öksürmeye başlamıştım.

Ölüyorum lan galiba!

Babam ve annem fena panik olmuştu.
Ablamda pek sakindi, ikinci bir Habil kabil vakası yaşamak istemezdim açıkcası.
"Boğuluyo kız yağmur su getir." Annem alnımı sıvazladığında nefes alabilmeyi başarmıştım.
Ablamda su getirince artık eski halime geri dönmüştüm.
"Ay Bi gittim geldim vallahi."
"Noldu kızım sana Bi anda?"
Babama döndüğümde annem araya girmişti.
"Kuru denizde boğuluyorsun resmen masal."

Ulan boğulsak bile azar işitiyoruz.

"Anne siz benim doğum günüm için mi geldiniz yoksa beni azarlamaya mı?"
Asıl konu ozan ile babamın ortak çıkmasıydı.

Eee Ozan bunu biliyordu o zaman? ulan ozan seni kuru denizde ben boğmazsam benimde adım masal değil.

"Neyse aile fertlerim behlül giyinip kaçar bu aralar işi çok ekmeseydim bugün sizin için gitmezdim."

Sormazlar mı şimdi adama niye ektin diye? Gerizekalı kendi başına iş açmaktan başka bir şey yaptığın yok.

babama peşpeşe kaçırıldım desem tepkisi ne olurdu acaba?
"Bir dakika neden ektin işini bakayım sen?"

Aha işte! Neyse sen halledersin kızım.

Nah halledersin kızım.

"Ya benim araba baba yıkamaydı, lastikti,cam suyuydu bitmiyoki derdi kaç gündür onunla uğraşıyorum."

Mantıklı sallamıştım bence?

"Dert ettiğin bu olsun kızım alırım ben sana araba."

Bunu beklemiyordum yalan ayağına yeni araba geliyordu lan?

Ama hayır ben peugeot mu alnımın akıyla kendim almıştım ve ondan vazgeçemezdim.
"Yok be baba o benim ilk göz ağrım neyse hadi ben gidiyorum."
Odama gittiğimde kapıyı kapattım ve derin bir nefes aldım.

Şaka gibi ya herif babamla ortak çıktı.

Üzerimi giyindikten sonra ise odamdan çıktım giymek için siyah uzunkollu bir bluz ve siyah İspanyol paça bir kot pantolon tercih etmiştim saçlarımı ise salık bırakmış ve beyaz bir fuları taç olarak kullanmıştım.
"Anne ben gidiyorum ama sen lili ve mali'nin yemlerini koyarsın dimi?"
Salona geçip babamı öptüğümde annem cevap verdi.
"Koyarım masal ama kızım bahçesiz evde köpek olmuyor ya."
Sahiplenirkende bu muhabbet aramızda geçmişti.
"Severken öyle demiyorsun ama anne." Haklıydım.
Annemden ise cevap gelmemişti çünkü haklı olduğumu biliyordu.
"Hadi ben gittim cadaloz ablam nerde?" Ayakkabılarımı giyerken bir yandan ise annemin cevabını bekliyordum. "Arkadaşlarıyla buluşmaya gitti o."
Bizim bu balıkesir'de ne çok tanıdığımız varmışta benim haberim yokmuş.
"Ha bu arada baba periveş teyzenin selamı var."
edim ve demez olaydım bilerek imayla söylemiştim ama amacım ortalığı karıştırmak değil eğlenmekti.

Yani ortalığı karıştırmaktı.

Annem öfkeyle babama baktığında babam iyi halt ettin der gibi bana bakıyordu. Ellerimi teslim olur gibi iki yanıma kaldırdığımda omuz silktim.
"Valla beni ilgilendirmez ben Allah'ın selamını ilettim."
Çantamı alıp olay yerinden kendimi attığımda içeride olacaklar beni korkutuyordu.
Annem babamı döver miydi? Yok ya en fazla terlik atardı heralde?

Arabaya bindiğimde ilk işim şarkı açmak olmuştu.

Sinrili olduğum aklıma gelince daha da sinirlenmiştim.

Bu benim canım antilop arkadaşım Alp güneş'in kızındanda başka türlüsü beklenmez derken ne diye babamla ortak olduğunu söylememişti?

kliniğe vardığımda arabayı park etmek için otoparka girdim.
Sonra ise yürüyerek otoparktan geriye çıktım Bu artık alıştığım bir durumdu çünkü her gün bunu yapıyordum.
Sebebi ise yukarı çıkmak için bir merdiven olmamasıydı.
Çünkü asansöre binmiyordum ama yanımda güvendiğim bir insan varsa ve asansör güven veriyorsa kendimi zorlayarak biniyordum ama kliniğe geldiğimde genelde yalnız oluyordum ve gün içinde kendimi korkutmaya gerek duymuyordum.
Kendi odama gitmeden önce aklıma Eren geldi ve yönümü Eren'in odasına çevirdim.
Aslında odalarımız o kadarda uzak değildi.
Benim odam baş köşedeydi diğerleri ise yanyana diziliydi zaten çoğu doktorun odası cam duvardı.
Kapısını tıklatmadan içeriye girdim çünkü bu saatte randevusu yoktu.

Yani belki biraz öküz gibi girmişte olabilirim.

Odaya girmiştim ama odada Eren yoktu fakat başka biri vardı bir kadın.
Ne o eren sert'in hızlı günlerinde miydik?

"Ay pardon Eren nerede biliyor musunuz?"

Kız gıcık mı duruyordu sanki biraz? Neyse artık insanları yargılamama kararı almıştım ve 4. Gününden pes edemezdim.
Kız baştan aşağı beni süzdüğünde yüzünü buruşturdu.
"Sana kimse görgü kurallarını öğretmedi mi? Ayrıca sanane Eren'den, pardon da sen kimsin?"
İnsanları yargılama masal. Kavga da çıkartma masal.

"Kapısını çalmadan girebildiğime göre senden daha önemli biriyim sanki?"
Ağzını açtığında sinirlenmişti ama ben konuşmasına izin vermeden lafıma devam ettim.
"Neyse ben gidiyorum, burdan bana ekmek çıkmaz." Dedim ve kapıyı kapatıp çıktım. Allah aşkına Eren niye odasına böylelerini alıyordu madem sevgili
yapıcaksın düzgün biri olsun dimi?
Etrafıma bakındım ama Eren'i göremeyince pes edip odama gittim.

Aklıma gelen şey ise gülmeme sebep olmuştu.
Hastaları çağırmak için olan mikrafonu açıp dudaklarıma yaklaştırdığımda konuşmaya başladım.
"Sayın Eren Sert, sayın Eren Sert Masal Güneş'in odasına bekleniyorsunuz. Nerdesin uşak?"
Bunu duyan herkesin güldüğüne emindim eren ise canımı okuyacaktı çünkü ordaki uşak lafını etmemeliydim.
Odamın kapısı ışık hızıyla öküz gibi açıldığında irkilmiştim.
Bu kadar çabuk dememiştim ya
"Masal! Uşak nedir Allah aşkına? Bütün itibarımı yok ettin."
Normalde sinirlenmezdi bunun sebebini çok iyi biliyordum odasındaki kıza rezil olduğunu düşünüyordu salak.
"Öf biraz eğlenelim dedik alırsın öcünü sonra."
Ya bugün benim doğum günüm! Hatırlamıyorsanız da kötü davranmayın bari hayırsızlar.
"Ya yeni biriyle tanıştım ve o odamda"
He çok hayırlı biri bir de.
"Anladık onu ayrıca o kız mı gerçekten?" Eren şaşırmıştı.
"Nasıl tanıştınız mı? Ve sonra yine de bunu yaptın öyle mi?" Aslında o kadarda sinirli değildi yani sinirliydi ama bağırmıyordu ayrıca alınmış gibi de durmuyordu.
"Evet tanıştık kendisiyle. bana görgü bilmediğimi, kim olduğumu sandığımı ve senden banane olduğunu söyledi." Bunu duymak eren'i sinirlendirmişti.
Hiç bir zaman benimle birinin böyle konuşmasına izin vermemişti ve vermezdi.
Tabii ben de vermezdim.
Ayrıca sevgili arıyorsa ben bulurdum ona buna ne gerek vardı?
Eren Sinirle odadan çıktığında peşinden gitmedim çünkü bu onun özeliydi.

Tabii benim ispiklediğimi saymazsak özel hayata çok saygılı biri olduğum söylenebilirdi.

Önlüğümü giydikten sonra ise koltuğuma oturdum ama kapının tekrardan sertçe açılması yeniden irkilmeme sebep olmuştu.
"Eren! Bir daha irkilirsem burayı yıkarım giriyorsanda korkutmadan gir!"
Bu sefer öfkeli görünmüyordu tam tersi karşımda sırıtıyordu.
"Hallettim meseleyi de artık bana birini ayarlamak zorundasın bunu bil."
He işte dediğime gel.
"Tamam o iş bende, sana dünyanın en iyi kızını bulacağım Tabii benden sonraki en iyi kızı."
Saçımı son derece cool geriye attığımda ise gülüşü büyümüştü.
"Sen niye beni arıyordun? neyse sonra konuşuruz onu,ilk önce yapmam gereken bir şey var."
ıslık öttürdüğünde ne yapmaya çalıştığını anlamamıştım.

Ayrıca şu özellik sadece seçilmiş kişilerde mi vardı acaba?

Az önce kapattığı Kapı tekrardan açıldığında kalbimde bir sızı hissettim.
Eren'i çok seviyordum!
Bakışlarım Eren'e döndüğünde sırıtarak bana bakıyordu bense direk boynuna atlamıştım.
"Eren! Ciddi olamazsın!"
Eren'de sarılmama karşılık verdi ve 3 numaralı bakışını atıp bir elini saçlarının içinden geçirdi.
"Eh benim gibi bir arkadaşın olduğu için gurur duymalısın ana kraliçe, ayrıca bu yaptığımdan sonra gerçekten bana dünyanın en iyi kızını bulman gerekiyor." Kahkaha atıp bir elimi yumruk yapıp omzuna vurduğumda yalandan acımış gibi yaptı acımamıştı çünkü sadece dokundurmuştum.
İçeriye gelen çocuklara baktığımda hepsinin kafasında parti şapkası vardı ve Hale elinde çikolatalı bir pasta tutuyordu. Üzerinde ise kocaman bir mum vardı.
"Eee bana şapka yok mu?" Eren uzanıp Yusuf'un şapkasını aldığında yusuf sinirlenmişti. Eren ise onu takmayıp sapkayı benim kafama koymuştu.
"Sen git başka al yusufçuk." Hepimiz gülerken yusuf öldürücü bakışlarını Eren de gezdiriyordu.
"Hadi üfle artık şunu ve dilek dile." Esra'nın sözü üzerine gözümü kapattım ve ne dileyeceğimi düşündüm.
-güneş gözlüğü koleksiyonum çok fazla olsun- evet en büyük dileğim şuanlık buydu.
Çok fazla takmasamda güneş gözlüklerine hayrandım.
Ve cidden koleksiyon oluşturuyordum.
Gözlerimi açıp mumu üflediğimde bir alkıs tufanı koptu.
"E hadi? iyi ki doğdum been." Dedigimde herkes gülerek şarkıyı devam ettirdi bense ellerimi çarparak onlara ritim tutuyordum.
🦷
Saat 6'ydı ve benim başka hastam yoktu. bu yüzden giyinmiş ve Eren'in odasına doğru yönelmiştim. Genelde klinikten çıkmadan önce hep Eren'in odasına uğrardım ve yine öyle olmuştu.
"Eren ben çıkıyorum." Kapıyı hafif aralayıp başımı içeriye sokmuştum.
Eren ise kahve içiyordu daha doğrusu ziftte denilebilirdi.
"Tamamdır, benim bir hastam daha var maalesef."
beni ilgilendirmez bakışımı attıktan sonra tekrar konuşmaya başladım.
"Yazık be sana ayrıca afiyet olsun ziftin."
"Sağol sağol hadi şimdi git." Dilimi çıkartıp Kapıyı kapattığımda Eren'in ayrı benim ayrı sıkıntıları olduğunu düşünüyordum.

"Kızlar haberiniz olsun annem ve babam geldi eve gidince şaşırmayın ha bir de küçük bir detay ucube ablamda geldi."
mesajı attım ve telefonumu direksiyonun yanında olan telefon tutacağına yerleştirdim. Eve gidiyordum normalde sahile falan giderdim ama annemler benim için gelmişken sahile gidecek halim yoktu.

Yolda giderken arkadan gelen bir araba önüme kırdığında artık bu arabayı tanıyordum.

Bu adam yolda düz gitmeyi bilmez mi Allah aşkına?

Beynini patlatmıyayım diyorum yok illa patalatasım geliyor!
Arabadan inip kapıyı sertçe çarptığımda ozanda arabasından indi. Kapısını kapattığında ise pişman olmuş gibi arabasına baktı. "Sert mi oldu ya biraz?" Durdu ve arabanın yanına eğilip kontrol etmeye başladı.
"Ozan! Ya hani biz arkadaştık? normalde insanlar arkadaşlarını araba kapısına bağlayıp çarpa çarpa öldürmek istemez çünkü." Ozan bana doğru yaklaştığında bende ona doğru yaklaştım. Aramızda şuan 3 adımlık bir mesafe vardı. "Gerçekten inanılmaz bir hayal gücün var ya da psikopatlık desek daha doğru gibi?"

Gerçekten şuan konu bu muydu?

"Ozan napıyorsun?" Gülümsediğinde kan beynime sıçrıyordu.
"İyiyim dişçi kız sen ne yapıyorsun?"
Yok ben bu adamı bu gidişle vururdum. "Ozan! Yok arkadaş markadaş değiliz biz." Yalandan dudaklarını büzdü.
"Kalbimi kırıyorsun dişçi kız ben sırf senin için gelmişken,her istediğin zaman gelecekken ayıp ediyorsun."

Hadi ya.

"İstemedim ama,Ayrıca benim için gelmedin önüme kırdın."
Elleri niye arkadaydı onun?
"Olur bazen öyle şeyler benim gelmek pardon önüne kırmak için çok geçerli bir sebebim var ama." Üzerindeki siyah paltoyu düzeltiginde kahverengi gözlerini bana çevirdi ve yavaşça elini arkasından çekti. Elindeki neydi onun? küçük ve siyah bir kutu.
"Ne o bana evlenme teklifi mi edeceksin?gerçi Bi yüzük için büyük bir kutu." Dalga geçerek söylediğim şeye sırıttı.
"Neden olmasın? Ama yok onu bu şekilde yapmayacağım."
Onu bu şekilde yapmayacağım derken?
"Ne?"
Gülüşü kahkahaya dönüştüğünde gerçekten de güzel görünüyordu. Artık iki de bir gülen,gülümseyen bir adamdı ama bunu yaparken bile ağırbaşlıydı.
"Al hadi." Kutuyu bana uzattığında elime aldım.
"Ne bu?"
"Hediye."

Doğum günümü biliyor olamazdı heralde?

"Neden bana hediye aldın?"
"İçimden geldi, bakmayacak mısın?" Elimdeki kutuya baktım ve kutunun kapağını açtım.
Ne?bunu nerden bilip alabilirdi ki?
"Sen nerden biliyorsun güneş gözlüğü takıntımı?"

Bu resmen benim sıradaki almak istediğim güneş gözlüğüydü.

"Güle güle kullan." Ben hala şaşkınlıkla ona bakarken o ise göz kırptı ve arabasına bindi.
kabul etmeli miydim? Ama çok güzel bir şeydi bu. Aynı fiyatta ona bir şey alsam sıkıntı kalmazdı.

Çünkü bu bir kader o gözlüğün sahibi benmişim yapacak bir şey yoktu.

Bir de şöyle küçük bir detay var bu adam bana niye böyle pahalı bir hediye almıştı? Çünkü bu gözlük biraz pahalıydı. Yaklaşık 99.999 Tlcik kadar.

🦷
Şuan saat 19.00'ydi yani normalde mesai saatimin bittiği saatti.
Ama ben evde yatıyordum.
Ablam arkadaşlarıyla buluşmaya gitmiş,babam ortaklarının yanına gitmiş, annemse camları siliyordu.
Harbiden annem niye camları siliyordu? "Anne Allah aşkına niye her yerde iş yapma peşindesin Neriman teyze haftada iki geliyor zaten."
Annemse elinin tersiyle çattığı alnını sildi. "O iyi yapmıyodur pek, baksana iz var her yerde, ayrıca masal cama elini koyma diye kaç kere söyleyeceğim? ki zaten dışını temizlemiyeceğim."

Ani bir kararla duşa girmeye karar vermiştim.

"Anne ben duşa gireceğim haberin olsun ve sakın camların dışını silmeye kalkma lütfen."
Telefonumu alıp ilerlediğimde annem konuşmaya başlamıştı.
"Tamam dedim ya hadi git gir sen."

...

25 dakika sonra ıslak saçlarımı kurutuyordum. Saçlarım ne çok uzundu ne de çok kısaydı ama acayip gürdü ve bu yüzden 1 saat kolum havada durmak zorunda kalıyordum. En son olarak ise perçemlerimi şekillendirdikten sonra odama girmiştim.
Kapı çaldığında ise kapıya bakmak için koşmaya başlamıştım ki yanımdaki dolaba omuz atmış bulundum sızlanmam ise azmimden hiç bir şey kaybettirmemişti.
"Kızım ya koşmasana evin içerisinde."
"Kim o?"
Kameraya baksana masal?
Kameraya baktığımda ise gördüğüm tek şey çiçekti.
Kargocu olabilir miydi?Olabilirdi ama niye biri bana çiçek göndersin ki?
Otomata bastığımda kapıyı açtım. Gelen kişi ise boynuna atlamama sebep olmuştu.
"Aaaa abi! e gelmiyordun hani sen?" Konuşurken uçuyordum çünkü abim bana sarılmış ve beni etrafında Bir tür döndürmüştü. Ondan ayrıldığımda ise kaşlarım çatılmıştı.
"Niye gelmedin lan hıyar?bu saatte mi geldi aklına doğduğum? ben saat sabah iki de doğdum iki de!"
Bu cesaret sanırım arkamda duran annemden geliyordu.
Bu arada abim bugün biraz fazla mı yakışıklıydı? genelde maymuna benzerdi.
Şaka şaka genelde bugünde olduğu gibi siyah gömlek ve siyah pantalon giyerdi ama giydiklerininde hakkını verirdi.

Salağın evinde aynı kıyafetlerden zibilyon tane vardı ya da belki farklılardı ama renkleri hep aynıydı.

Buradan gençlik başında duman olan,24-27 yaşları arasındaki güzel,çıtır kızlara sesleniyorum aday var!
Durun biraz abimi tanıtayım siyah saçlı ve gözleri de saçları kadar koyu renkte olan bir şahsiyet.
Kol kasları baya fazla hemde beni tek koluyla kaldırabilecek kadar.

Tabii bu hiç iyi bir şey değil çünkü kaslarını kötüye kullanarak beni oraya buraya fırlatmayı tercih ediyordu su aygırı.

Eee ne diyorsunuz? Şaka şaka abimin başı bağlı oğlum.

Farkında mısın bilmiyorum ama gücünden bahsettiğin adama hıyar dedin sen az önce masal.
"Masal! Kaç benden ciddiyim."
Bana doğru adım attığında ise içeriye koşup kapıyı yüzüne kapatmıştım.
Yani kısaca ölüm fermanımı imzalamıştım.

Senin beynine sokayım masal!

"Anne koru beni lütfen." Annem ellerini beni ilgilendirmez anlamına gelir biçiminde kaldırdığında ise yediğim boku tam anlamıyla algılamıştım.
"Vatan haini ilan edildin anne." Annem salona geçtiğinde ben ne yapmam gerektiğini düşünüyordum.
Düşünürken yaptığım tek şey ise salonun kapısının eşiğine yaslanıp öküzün trene baktığı gibi evin kapısına bakmaktı.
"Masal aç şunu!"
ateşkes imzala masal.
"Bana bir şey yapmayacağına söz verirsen açarım."
Ama yine de iyi ilerliyor sayılırdım sanki? "Öyle bir şey olmayacak aç şunu." Piskopatça sırıtarak bunları söylediğini anlayabiliyordum çünkü sesinde o eğlenme ifadesi vardı.
"İyi benden günah gitti."
Neden? Napacak bu? Tam ağzımı açacakken olan şey yüzünden sıçramıştım.

MANYAK. Kapıyı kırmıştı!

Annem salondan hızla yanıma geldiğinde ise çıldırmıştı.
"Kaan! Napıyorsun oğlum sen?!"

Ben o kapıyı ne kadara taktırdım haberi var mıydı?!

"Hak etti anne,ayrıca senin bana kızmaya hiç hakkın yok içeriye geçmek yerine kapıyı açsaydın ya."
Yani evet suçu annemle bölüşebilirdik. annemse milli savunmayı yapmıştı. "Cevap verme anneye! Masal sende birini çağır şu kapıyı taksınlar, kaan gir içeri ayakkabılarını çıkart!"
Benimse aklımda tek bir şey vardı.

Neredeydi benim mavi şakayıklarım?

"Abicim çiçeklerim nerede ayıptır sorması?"
Abimse bana ölümcül bakışlar atıyordu. öfke o bal rengi gözlerine hiç yakışmamıştı.
Ya da ben durumu kurtarmaya çalışıyordum.
"Evet masal ayıp sorması kapıyı kırdıktırdıktan sonra bana çiçek mi diyorsun?"
Yeter be sakin sakin sorduk aldığımız cevaba bak.
"Bağırma bana ben mi kırdırttırdım sen kendine kırdıktırdın."

Bu ne biçim bir kelime anasını satayım.

Abimse Öfkeli bir nefes aldıktan sonra annemin durumuna baktığı kapıdan çıktı ve 1 dakika sonra elinde mavi güzeller güzeli şakayıkla içeriye girdi.
En sevdiğim çiçek mavi şakayıktı ve bu yüzden abim ve babam her bana çiçek aldıklarında mavi şakayık alıyorlardı.
"Ya abi ya niye zahmet ettinn."
Diye tekrardan boynuna atladığımda abim şoka girmişti. Tamam belki biraz olaydan sıyrılmaya çalışıyor olabilirdim. "Dengesizsin masal sen haziranda doğmadığına emin misin?"

Hiçte bile ben gayet dengeliyim de haziran ne alakaydı?

"Neden?" Mavi şakayıklarıma sarılırken sorduğum sorunun cevabını bekliyordum. "İkizler burcu olanlar dengesiz olur ya hani." Dediğinde ise kaşlarım havalanmıştı.

Vay vay vay benim abim burçları nereden biliyordu?

Çiçeğimi kenarı bıraktım ve iki avucumu açıp abimin etrafında yavaş yavaş dönmeye başladım.
"Kaan bey'e gel! kınayı yakmışlar gelinee hazırlanmış geliyor bizim evee."

Kaşınıyordum ve abim kaşımaya dünden razıydı.

Eh Esra'dan öğrenmiş belliydi.
Annemse hala bize sövüyor ve kapının yanında çömelmiş bir şekilde duruyordu. "Masal! Kes şunu!"
Hiç bir şey demeden çiçeklerimi aldım ve vazoya koymaya gittim.
Su dolu vazoda o kadar güzel görünüyorlardı ki.
"Çığlık atacağım şimdi çok güzelleer."
Ve geldi bir ses kendini bilmiş abimden. "Ben aldım tabii güzel olacaklar."
Biraz görümcelik yapabilirdim.
"Esra ya da almamışsındır umarım benim ya doğum günü kızı ne bileyim gelmişken alayım falan demedin dimi?"

Bunu sırf sinir olsun diye sormuştum sonuçta alsın canım banane?

"Yoo aldım zaten çok görüşemiyoruz sana mı sorucam susak kafalı?"
Susak mı kafalı? Eşsiz hakaret odacığımda gezdikten sonra ona cevap verecek bir hakaret bulmuştum.
"Esra'nın babasına gidip senden bahsedersem sorarsın bana saksafon kafalı."
Bu cümlemden sonra yaşamak için odama koştum ve kapıyı kitledim.
"Sakın bunu da kırayım deme!"
Bizim ev genelde böyle olurdu tabii taşınınca yalnızlıkla baş başa kalmıştım ama birleşince yine her şey aynı oluyordu.
Hele 3 ümüz bir aradaysam o evde durulması pek imkanlı değildi.
"Tamam hadi aç ben senin için geldim sohbet edelim biraz."
Abimden gelen beklenmedik teklif mutlu olmama sebep olmuştu.
"Valla mı?,tamam." Kapıyı açtığımda ise gerçeklerle yüzleşmiştim.
O sinsi bakışı her şeyi açılıklıyordu.
Uzanıp beni omzuna aldığında ağzımdan küçük bir çığlık koptu beni bacaklarımdan tutmuş ve kafamın aşağı sarkmasına sebep olmuştu.

"Bıraksana beni manyak herif nereye götürüyorsun!"
Sakince ilerlerken cevap verdi.
"Çok konuşma cimcime görürsün birazdan."
Balkona mı götürüyor o beni? Balkona çıktığımızda bittiğimi anlamıştım.
Abim artık beni kucağında bebek tutarmışçasına yatırıp tutuyordu.
"Atayım mı seni?" Kötü insanlar her yerdeydi.
"Abi indirsene beni!"
Yüzünde hay hay dermişçesine bir ifade oluşturmuştu.
"Tabii hemen ama farklı bir yere indireceğim,aşağı."
Kahkaha attığında gülüşü tam olarak kötülükten zevk alan adam gülüşüydü. "Salak mısın oğlum sen bıraksana beni." Bu arada 5. Katta oturduğumu söylemiş miydim? Ve evet her gün merdivenden 5 kat çıkıp iniyorum.

Sorun şuan o mu sence? Bir daha inip çıkabilecek mısın o beş katı mesele o.

"Özür dile abinden seni bırakayım." Hayatta dilemem.
"Yoo neden dileyecek mişim?"
Beni dışarı doğru uzattığında büyük bir çığlık attım.
"Kaan! Napıyosun oğlum ay delirticeksiniz siz beni. Kaan indir kardeşini oğlum ne biçim bir polissin sen ya!"
Kurtarıcı meleğim.
Abimse annemi hiç dinlemiyordu.

Kurtaramadı meleğim.

beni biraz daha uzattığında bu sefer annemde korkudan bağırmıştı. Düşmeyeceğimi biliyordu ama görmeye bile dayanamazdı.
"Tamam! Özür dilerim hayvan özür dilerim!"
Abim yüzünde ha şöyle der gibi bir sırıtmayla beni içeriye çekti.
Babama söyleyeyimde görsün o.
"Ne sırıtıyon 32 diş hayvan!"

Bi beyaz ışığı gördüm gelmiştim.

"Hayvan mayvan deme lan!" Balkondan Sinirle çıkarken arkamı döndüm ve konuşmaya başladım.
"Sen gör senin bir çocuğun olsun onu balkondan aşağı sallandırmazsam benimde adım masal değil!"
Önüme dönüp devam ederken arkadan gelen sinir bozucu sesini duymamazlıktan geldim.
"Hele Bi dene sen o sefer elimden kaymıyormusun." Odama geçtiğimde rahat bir nefes vermiştim.
Uyumak benim için şuan yapılabilinecek en iyi eylem olduğu için yatağıma uzandım.

Mağlum evde tek bir akıllı yoktu.

Bölümle ilgili fikirlerinizi belirtirseniz çok mesut olurum inşallah beğenmişsinizdirr.

Bir de bölüm yayınlama günleri salı ve cuma olsun mu?